Hukuk Makaleleri

Uluslararası Boğazlar ve Geçiş Rejimleri: Montrö Boğazlar Sözleşmesi Kapsamında Hukuki Bir İnceleme

Uluslararası Boğazlar ve Geçiş Rejimleri: Montrö Boğazlar Sözleşmesi Kapsamında Hukuki Bir İnceleme

Giriş

Uluslararası boğazlar, dünya deniz ticaretinin devamlılığı, kıyı devletlerinin egemenlik ve güvenliği, savaş gemilerinin hareket serbestisi ve bölgesel güç dengelerinin korunması bakımından uluslararası deniz hukukunun en hassas alanlarından birini oluşturmaktadır. Coğrafi bakımdan iki deniz alanını birbirine bağlayan dar su yolları olan boğazlar, hukuken yalnızca fiziksel nitelikleriyle değil, uluslararası ulaşımda üstlendikleri işlevle de değerlendirilir. Bir boğazın uluslararası seyrüsefer amacıyla kullanılması, kıyı devletinin egemenlik yetkileri ile diğer devletlerin geçiş hakları arasında özel bir denge kurulmasını gerektirir.

İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı’ndan meydana gelen Türk Boğazları, Karadeniz’i Ege Denizi ve Akdeniz üzerinden dünya denizlerine bağlayan tek doğal deniz yoludur. Bu nedenle Türk Boğazlarının hukuki statüsü yalnızca Türkiye’nin ülkesel egemenliğini ilgilendiren bir mesele değildir. Karadeniz’e kıyıdaş devletlerin güvenliği, kıyıdaş olmayan devletlerin Karadeniz’e denizden erişimi, küresel ticaret, enerji taşımacılığı ve askerî güç dengesi doğrudan Boğazlardan geçiş rejimiyle bağlantılıdır.

Türk Boğazlarından geçiş rejimi, 20 Temmuz 1936 tarihinde imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile düzenlenmektedir. Sözleşme, ticaret gemileri bakımından geçiş ve seyrüsefer serbestisini kabul ederken savaş gemileri açısından devletlerin Karadeniz’e kıyıdaş olup olmamasına, barış veya savaş hâlinin bulunmasına ve Türkiye’nin savaştaki konumuna göre değişen ayrıntılı sınırlamalar öngörmektedir. Böylece bir taraftan uluslararası deniz ulaşımının devamlılığı güvence altına alınmış, diğer taraftan Türkiye’nin güvenliği ve Karadeniz’deki bölgesel denge korunmuştur. Dışişleri Bakanlığı da Montrö Sözleşmesi’ni, imzalandığı tarihten bu yana geçerliliğini koruyan ve Türkiye, Karadeniz’e kıyıdaş devletler ile üçüncü devletler arasında uygulanabilir bir çıkar dengesi oluşturan temel belge olarak nitelendirmektedir.

Uluslararası Boğaz Kavramı ve Genel Geçiş Rejimleri

Her coğrafi boğaz, uluslararası hukuk anlamında uluslararası boğaz değildir. Bir su yolunun uluslararası boğaz sayılabilmesi için genel olarak iki açık deniz veya münhasır ekonomik bölge alanını birbirine bağlaması ve uluslararası seyrüsefer amacıyla kullanılması gerekir. Bu tanımda coğrafi unsur ile işlevsel unsur birlikte bulunmalıdır. Boğazın kıyıları tamamen tek bir devlete ait olsa dahi uluslararası deniz ulaşımında kullanılan bir bağlantı yolu olması, özel geçiş rejimlerinin gündeme gelmesine neden olabilir.

Uluslararası boğazlardan geçiş bakımından başlıca üç farklı hukuki rejimden söz edilebilir. Bunlardan ilki, karasularında uygulanan zararsız geçiş rejimidir. Zararsız geçişte yabancı gemilerin geçişi, kıyı devletinin barışına, düzenine ve güvenliğine zarar vermediği sürece korunur. Kıyı devleti, belirli koşullar altında geçişi düzenleyebilir ve bazı hâllerde geçici olarak durdurabilir.

İkinci rejim, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nde düzenlenen transit geçiştir. Transit geçiş, açık denizin veya münhasır ekonomik bölgenin bir bölümü ile diğer bir bölümü arasında uluslararası seyrüsefer amacıyla kullanılan boğazlarda gemiler ve hava araçları için kabul edilmiştir. Bu rejim, zararsız geçişe göre daha geniş bir serbesti sağlar. Transit geçiş yalnızca denizden geçişi değil, boğaz üzerindeki hava sahasından uçuşu da kapsar; geçiş kıyı devleti tarafından askıya alınamaz. Bununla birlikte gemiler ve hava araçları geçişlerini gecikmeksizin gerçekleştirmek, kıyı devletine karşı kuvvet kullanma veya kuvvet kullanma tehdidinden kaçınmak, olağan transit faaliyetleri dışındaki eylemlerde bulunmamak ve deniz güvenliği ile çevrenin korunmasına ilişkin uluslararası kurallara uymak zorundadır.

Üçüncü rejim ise geçişin uzun süredir yürürlükte bulunan ve özellikle belirli bir boğaza ilişkin uluslararası sözleşmeyle düzenlendiği özel boğaz rejimidir. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 35’inci maddesinin birinci fıkrasının “c” bendi, geçişi tamamen veya kısmen uzun süredir yürürlükte bulunan özel uluslararası sözleşmelerle düzenlenen boğazların hukukî rejimini saklı tutmaktadır. Bu nedenle Türk Boğazları bakımından genel transit geçiş rejimi değil, özel nitelikteki Montrö Boğazlar Sözleşmesi uygulanır.

Türkiye, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf değildir. Türkiye’nin 2026 yılında Birleşmiş Milletlere sunduğu resmî bir bildirimde de UNCLOS bakımından taraf olmayan devlet statüsünün devam ettiği açıkça belirtilmiştir. Bununla birlikte Montrö rejiminin önceliği yalnızca Türkiye’nin UNCLOS’a taraf olmamasından kaynaklanmaz. UNCLOS’un 35’inci maddesi de özel sözleşmelerle düzenlenen boğazların mevcut statüsünü korumaktadır. Dolayısıyla Türk Boğazları, hem özel antlaşma rejimi hem de uluslararası deniz hukukunun özel rejimleri saklı tutan yaklaşımı nedeniyle Montrö hükümlerine tabidir.

Lozan Boğazlar Rejiminden Montrö Sözleşmesi’ne Geçiş

Türk Boğazlarının statüsü Osmanlı Devleti döneminden itibaren uluslararası siyasetin temel meselelerinden biri olmuştur. Osmanlı Devleti’nin egemenliği altında bulunan Boğazlar, özellikle Karadeniz’e kıyıdaş devletlerin donanmalarının Akdeniz’e çıkması ve Akdeniz devletlerinin donanmalarının Karadeniz’e girmesi bakımından stratejik önem taşımıştır. Kapalılık ilkesi, ikili antlaşmalar, savaş dönemlerindeki geçici rejimler ve büyük devletlerin baskıları, Boğazların hukukî statüsünü tarih boyunca sürekli tartışmalı hâle getirmiştir.

24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Boğazlar Sözleşmesi, geçiş ve seyrüsefer serbestisini kabul etmiş; ancak Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki askerî ve idarî yetkilerini önemli ölçüde sınırlandırmıştır. Boğazlar ile çevresindeki bazı bölgeler askerden arındırılmış ve geçiş rejiminin denetimi uluslararası bir Boğazlar Komisyonuna bırakılmıştır. Bu yapı, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesel egemenliği ve güvenliği bakımından ciddi sakıncalar taşımaktaydı.

1930’lu yıllarda Avrupa’daki güvenlik ortamının bozulması, silahlanmanın hızlanması ve savaş ihtimalinin güçlenmesi üzerine Türkiye, Lozan rejiminin değişen koşullar altında güvenlik ihtiyaçlarını karşılamadığını ileri sürmüştür. Türkiye’nin diplomatik girişimleri sonucunda İsviçre’nin Montrö kentinde bir konferans toplanmış ve 20 Temmuz 1936 tarihinde Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşme, Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nin yerini almış; Boğazlar Komisyonunun yetkilerini Türkiye’ye devretmiş ve Türkiye’nin Boğazlar bölgesini yeniden askerîleştirmesine imkân tanımıştır.

Montrö Sözleşmesi’nin temel başarısı, Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenlik ve güvenlik yetkileri ile uluslararası toplumun geçiş serbestisine ilişkin menfaatlerini bağdaştırmasıdır. Sözleşmenin başlangıç bölümünde, Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı’nın birlikte “Boğazlar” olarak kabul edildiği; geçiş rejiminin Türkiye’nin güvenliği ile Karadeniz’e kıyıdaş devletlerin güvenliği gözetilerek düzenlendiği belirtilmiştir. Sözleşmenin birinci maddesi ise denizden geçiş ve seyrüsefer serbestisi ilkesini tanımakta, ancak bu serbestinin kullanılmasını Sözleşme hükümlerine bağlamaktadır.

Türk Boğazlarının Hukukî Statüsü

Türk Boğazları, Türkiye’nin egemenliği altında bulunan ülkesel sulardır. Boğazların uluslararası seyrüsefere açık olması, bu alanların açık deniz veya uluslararasılaştırılmış deniz alanı hâline geldiği anlamına gelmez. Türkiye, Boğazlarda egemenliğini sürdürmekte; ancak bu egemenlik yetkisini Montrö Sözleşmesi’nden doğan geçiş hakları ve uluslararası yükümlülüklerle bağdaşacak biçimde kullanmaktadır.

Bu yönüyle Türk Boğazlarının rejimi klasik zararsız geçişten de UNCLOS’ta düzenlenen transit geçişten de farklıdır. Ticaret gemilerine tanınan geçiş serbestisi, bazı yönleriyle zararsız geçişten daha geniştir. Örneğin barış döneminde gündüz ve gece, bayrak ve yük ayrımı yapılmaksızın geçiş serbestisi kabul edilmiştir. Buna karşılık savaş gemilerinin geçişi; geminin sınıfına, tonajına, sayısına, bayrak devletinin Karadeniz’e kıyıdaş olup olmamasına ve uluslararası siyasî duruma göre ayrıntılı sınırlamalara tabidir.

Sözleşmenin 24’üncü maddesiyle Lozan döneminde kurulan uluslararası Boğazlar Komisyonunun görevleri Türk Hükûmetine devredilmiştir. Türkiye, yabancı savaş gemilerinin geçişlerini denetlemek, gerekli bildirimleri almak, Sözleşme hükümlerinin uygulanmasına ilişkin istatistikleri tutmak ve taraf devletlere bilgi vermekle görevlendirilmiştir. Böylece Türk Boğazlarının yönetimi uluslararası komisyondan çıkarılarak doğrudan Türkiye’nin yetki ve sorumluluğuna bırakılmıştır.

Barış Zamanında Ticaret Gemilerinin Geçiş Rejimi

Montrö Sözleşmesi’nin ticaret gemilerine ilişkin hükümleri 2 ilâ 7’nci maddeler arasında düzenlenmiştir. Sözleşmenin 2’nci maddesine göre barış zamanında ticaret gemileri, gündüz ve gece, bayrağı ve yükünün niteliği ne olursa olsun Boğazlardan tam geçiş ve seyrüsefer serbestisinden yararlanır. Ticaret gemilerinden, Sözleşmenin birinci ekinde izin verilen hizmet karşılıkları dışında vergi veya harç alınamaz. Gemilerin adı, bayrağı, tonajı, varış yeri ve geldiği liman gibi bilgilerin Türk makamlarına bildirilmesi ise geçiş serbestisine aykırı bir izin sistemi değil, idarî ve teknik bir bildirim yükümlülüğüdür.

Barış zamanında kılavuz kaptan ve römorkör kullanılması kural olarak isteğe bağlıdır. Bu düzenleme, Türkiye’nin seyir güvenliğini sağlama yetkisini bütünüyle ortadan kaldırmaz. Türkiye; can, mal, çevre ve seyir güvenliğini korumak amacıyla trafik ayırım düzenleri kurabilir, gemi trafiğini planlayabilir, tehlikeli durumlarda geçici tedbirler alabilir ve uluslararası denizcilik standartlarına uygun idarî kurallar koyabilir. Ancak bu tedbirlerin, geçiş serbestisini fiilen ortadan kaldıran veya Montrö’de isteğe bağlı bırakılan hizmetleri genel ve mutlak bir şart hâline getiren uygulamalara dönüşmemesi gerekir.

Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni Yönetmeliği ve buna bağlı uygulama düzenlemeleri, Montrö’nün tanıdığı geçiş serbestisi ile Türkiye’nin seyir güvenliğini sağlama yükümlülüğünü birlikte gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır. Güncel uygulama yönergesinde LNG ve LPG taşıyan gemiler, nükleer güçle yürütülen gemiler, tehlikeli yük taşıyan gemiler ve büyük boyutlu gemiler bakımından gündüz geçişi, kılavuz kaptan, römorkör refakati ve tek yönlü trafik gibi ayrıntılı güvenlik tedbirleri öngörülmektedir. Bu düzenlemelerin hukukî meşruiyeti, ayrımcı olmamaları, seyir güvenliği ihtiyacına dayanmaları, ölçülü biçimde uygulanmaları ve Montrö’deki geçiş hakkının özünü ortadan kaldırmamalarıyla bağlantılıdır.

Sözleşmenin 3’üncü maddesi sağlık denetimini düzenlemektedir. Boğazlara giren gemiler, uluslararası sağlık kuralları çerçevesinde Türk makamlarının sağlık denetimine tabidir. Normal şartlarda bu denetimin mümkün olan en hızlı şekilde ve geminin geçişini gereksiz yere geciktirmeden yapılması gerekir. Böylece geçiş serbestisi ile bulaşıcı hastalıkların önlenmesine ilişkin kıyı devleti yetkisi arasında denge kurulmuştur.

Savaş Zamanında Ticaret Gemilerinin Geçişi

Montrö Sözleşmesi, savaş zamanında ticaret gemilerinin geçişini Türkiye’nin savaşa taraf olup olmamasına göre ayırmaktadır. Türkiye’nin savaşan olmadığı bir savaş hâlinde, ticaret gemileri barış dönemindeki koşullara bağlı olarak geçiş ve seyrüsefer serbestisinden yararlanmaya devam eder. Geminin bayrağı veya taşıdığı yük kural olarak bu serbestiyi ortadan kaldırmaz; kılavuzluk ve römorkörcülük de isteğe bağlı kalır. Bu düzenleme, Türkiye’nin tarafsız devlet sıfatıyla uluslararası ticaretin devamlılığını korumasını amaçlamaktadır.

Türkiye’nin savaşan devlet olması hâlinde ise Sözleşmenin 5’inci maddesi uygulanır. Türkiye ile savaş hâlinde olmayan devletlere ait ticaret gemileri, düşmana herhangi bir şekilde yardım etmemeleri şartıyla geçiş serbestisinden yararlanır. Bu gemilerin Boğazlara gündüz girmeleri ve Türk makamlarının göstereceği güzergâhı izlemeleri gerekir. Türkiye, savaşan devlet sıfatıyla düşmana yardım edilmesini önlemek amacıyla kontrol ve denetim tedbirleri uygulayabilir. Bununla birlikte tarafsız ticaret gemilerinin geçiş hakkının bütünüyle ortadan kaldırılması değil, Türkiye’nin savaş güvenliğiyle bağdaşacak şekilde sürdürülmesi esastır.

Türkiye’nin kendisini pek yakın bir savaş tehlikesi tehdidi altında görmesi durumunda Sözleşmenin 6’ncı maddesi devreye girer. Bu durumda barış zamanındaki ticaret gemisi rejimi esas olarak devam etmekle birlikte gemilerin Boğazlara gündüz girmesi, Türk makamlarının göstereceği rotayı izlemesi ve gerekli görülürse ücretsiz olarak kılavuz kaptan alması istenebilir. Böylece henüz fiilî savaş başlamadan önce Türkiye’ye güvenlik tedbirleri alma yetkisi tanınmıştır.

Barış Zamanında Savaş Gemilerinin Geçiş Rejimi

Montrö Sözleşmesi’nin en ayrıntılı ve stratejik hükümleri savaş gemilerine ilişkindir. Sözleşme; savaş gemilerini sınıflarına, tonajlarına ve görevlerine göre ayırmakta, Karadeniz’e kıyıdaş devletler ile kıyıdaş olmayan devletlere farklı haklar tanımaktadır.

Barış zamanında hafif su üstü gemileri, küçük savaş gemileri ve yardımcı gemiler, Sözleşmede belirtilen bildirim ve geçiş koşullarına uymak şartıyla Boğazlardan geçebilir. Daha ağır savaş gemileri bakımından ise kıyıdaşlık statüsü belirleyicidir. Karadeniz’e kıyıdaş devletler, Sözleşmenin genel tonaj sınırlarını aşan ana muharebe gemilerini Boğazlardan geçirebilir; ancak bu gemilerin tek başına ve en fazla iki muhrip refakatinde geçmesi gerekir.

Denizaltılar bakımından yalnızca Karadeniz’e kıyıdaş devletlere istisnai geçiş hakkı tanınmıştır. Bu devletler, Karadeniz dışında inşa ettirdikleri veya satın aldıkları denizaltıları üslerine götürmek ya da Karadeniz dışındaki tersanelerde onarım yaptırmak amacıyla Boğazlardan geçirebilir. Türkiye’ye önceden ayrıntılı bilgi verilmesi, denizaltıların gündüz, su üstünden ve tek başına geçmesi zorunludur. Kıyıdaş olmayan devletlere ait denizaltılar için benzer bir geçiş hakkı bulunmamaktadır.

Uçak gemilerinin geçişi ise kabul edilmemiştir. Dışişleri Bakanlığının Montrö uygulamasına ilişkin resmî açıklamasında, Karadeniz’e kıyıdaş olup olmadığına bakılmaksızın uçak gemilerinin Türk Boğazlarından geçemeyeceği belirtilmektedir. Bununla birlikte çağdaş askerî gemilerin sınıflandırılmasında, bir geminin uçak gemisi mi, ana muharebe gemisi mi, kruvazör mü veya başka bir sınıfa mı dâhil olduğu teknik özellikleri ve asli kullanım amacı dikkate alınarak değerlendirilmelidir.

Savaş gemilerinin geçişinden önce Türkiye’ye diplomatik yollardan bildirim yapılması gerekir. Sözleşmenin 13’üncü maddesinde normal bildirim süresi sekiz gün olarak düzenlenmiş, Karadeniz’e kıyıdaş olmayan devletler için bu sürenin on beş güne çıkarılması arzu edilmiştir. Yerleşik uygulamada kıyıdaş devletler için sekiz, kıyıdaş olmayan devletler için on beş günlük bildirim süresi esas alınmaktadır. Bildirimde gemilerin adı, tipi, sayısı, gideceği yer, geçiş tarihi ve gerektiğinde dönüş tarihi yer almalıdır.

Boğazlardan aynı anda geçebilecek yabancı savaş gemilerinin toplam tonajı 15.000 tonu ve toplam sayısı dokuz gemiyi aşamaz. Geçiş sırasında savaş gemilerinin üzerlerinde bulunan hava araçlarını kullanmaları yasaktır ve zarar veya deniz tehlikesi dışında Boğazlarda geçiş için gerekli süreden fazla kalamazlar.

Karadeniz’de Kıyıdaş Olmayan Devletlere Uygulanan Sınırlamalar

Montrö Sözleşmesi, Karadeniz’in askerî dengesini korumak amacıyla kıyıdaş olmayan devletlerin bu denizde bulundurabileceği savaş gemilerinin toplam tonajını ve kalış süresini sınırlamıştır. Sözleşmenin 18’inci maddesinde temel toplam tonaj sınırı 30.000 ton olarak belirlenmiştir. Karadeniz’deki en güçlü kıyıdaş donanmanın tonajının belirli ölçüde artması hâlinde bu sınır 45.000 tona kadar çıkabilir. Güncel resmî uygulama açıklamasında kıyıdaş olmayan devletlerin Karadeniz’de bulundurabileceği toplam savaş gemisi tonajı 45.000 ton; tek bir kıyıdaş olmayan devletin bulundurabileceği tonaj ise 30.000 ton olarak ifade edilmektedir.

Bir kıyıdaş olmayan devletin Karadeniz’de bulundurabileceği tonaj, kıyıdaş olmayan bütün devletler için geçerli toplam sınırın üçte ikisini aşamaz. Ayrıca kıyıdaş olmayan devletlere ait savaş gemileri, amaçları ne olursa olsun Karadeniz’de yirmi bir günden fazla kalamaz. Bu sınırlama, Karadeniz dışındaki büyük deniz güçlerinin bölgede sürekli ve sınırsız askerî varlık oluşturmasını önlemektedir.

Bu hükümlerden hareketle Montrö rejiminin Karadeniz’e kıyıdaş devletlere üstünlük tanıdığı söylenebilir. Kıyıdaş devletler kendi donanmalarını Karadeniz’de sürekli bulundurabilir ve bazı büyük savaş gemileri ile denizaltılarını belirli koşullarla Boğazlardan geçirebilir. Kıyıdaş olmayan devletlerin varlığı ise tonaj, gemi türü ve süre bakımından sınırlandırılmıştır. Bu sistem, Karadeniz’in tamamen kapalı bir deniz hâline gelmesini önlediği gibi bölge dışı devletlerin sınırsız askerî yığınak yapmasına da engel olmaktadır.

Türkiye’nin Tarafsız Olduğu Savaş Hâlinde Savaş Gemileri

Türkiye’nin savaşan olmadığı bir savaş durumunda Sözleşmenin 19’uncu maddesi uygulanır. Bu dönemde savaşan olmayan devletlere ait savaş gemileri, barış zamanında geçerli olan 10 ilâ 18’inci madde hükümleri çerçevesinde geçiş yapabilir. Buna karşılık savaşan devletlere ait savaş gemilerinin Boğazlardan geçmesi kural olarak yasaktır.

Bu yasağın önemli bir istisnası, üssünden ayrı düşmüş savaş gemilerinin kendi üslerine dönmesidir. Savaşan bir devlete ait gemi, savaş başlamadan önce Boğazlardan geçmiş ve bu nedenle bağlı bulunduğu üsten ayrı kalmışsa, kendi üssüne dönmek amacıyla Boğazlardan geçebilir. Ancak bu geçişin amacı yalnızca üsse dönmektir; savaş operasyonuna katılmak, kuvvet takviyesi yapmak veya başka bir bölgeye intikal etmek için kullanılamaz. Savaşan devletlere ait gemiler Boğazlarda el koyma, arama, kontrol veya başka bir düşmanca eylem gerçekleştiremez.

Rusya ile Ukrayna arasında 2022 yılında başlayan savaş, 19’uncu maddenin çağdaş uygulamasının önemli bir örneğidir. Türkiye, çatışmayı savaş olarak nitelendirmiş ve Montrö Sözleşmesi’nin 19’uncu maddesini uygulayarak Boğazları savaşan tarafların savaş gemilerine kapatmıştır. Türkiye ayrıca NATO üyeleri dâhil savaşın tarafı olmayan devletlere de Karadeniz’deki gerilimi artırmamak amacıyla Boğazlardan savaş gemisi geçirmemeleri yönünde telkinde bulunmuştur. Dışişleri Bakanlığı, bu uygulamanın Karadeniz’in daha geniş bir askerî çatışma alanına dönüşmesini önlemeyi amaçladığını açıklamıştır.

Türkiye’nin Savaşan Olması veya Yakın Savaş Tehdidi Altında Bulunması

Türkiye’nin savaşan devlet olması durumunda Sözleşmenin 20’nci maddesi uygulanır. Bu hâlde barış zamanında savaş gemilerinin geçişini düzenleyen 10 ilâ 18’inci maddeler uygulanmaz ve savaş gemilerinin Boğazlardan geçişi tamamen Türk Hükûmetinin takdirine bırakılır. Türkiye, güvenlik ve savaş ihtiyaçlarına göre Boğazları savaş gemilerine kapatabilir, belirli devletlerin gemilerine geçiş izni verebilir veya geçişi özel şartlara bağlayabilir.

Sözleşmenin 21’inci maddesi ise Türkiye’nin henüz fiilen savaşan olmadığı, ancak kendisini pek yakın bir savaş tehlikesi tehdidi karşısında gördüğü durumu düzenlemektedir. Türkiye böyle bir tehdit değerlendirmesi yaptığında 20’nci madde hükümlerini uygulayabilir ve savaş gemilerinin geçişini kendi takdirine tabi kılabilir. Daha önce Boğazlardan geçmiş ve üslerinden ayrı kalmış savaş gemilerinin üslerine dönme hakkı bulunmakla birlikte Türkiye, tehdidin kaynağı olan devlete ait gemiler bakımından bu hakkı da reddedebilir.

21’inci maddede Türkiye’nin aldığı tedbirleri taraf devletlere ve dönemin Milletler Cemiyeti Genel Sekreterine bildirmesi öngörülmüştür. Milletler Cemiyeti mekanizmasının günümüzde işlevsel olmaması, maddenin esasını oluşturan Türkiye’nin yakın savaş tehdidini değerlendirme ve güvenlik tedbiri alma yetkisini ortadan kaldırmaz. Ancak bu yetkinin iyi niyet, ölçülülük ve Sözleşmenin güvenlik amacı çerçevesinde kullanılması gerekir.

Sivil Hava Araçlarının Geçişi

Montrö Sözleşmesi yalnızca gemileri değil, belirli ölçüde sivil hava araçlarının Boğazlar bölgesi üzerindeki geçişini de düzenlemektedir. Sözleşmenin 23’üncü maddesine göre Türkiye, Akdeniz ile Karadeniz arasında sivil hava araçlarının geçişini sağlamak amacıyla kullanılabilecek hava yollarını belirler. Arızi uçuşlar için üç gün önceden bildirim, düzenli seferler için ise geçiş tarihlerine ilişkin genel bildirim yapılması gerekir.

Bu hüküm, sivil hava araçlarına deniz geçişinde olduğu gibi doğrudan ve sınırsız bir transit geçiş hakkı tanımamaktadır. Uçuşlar Türk hava mevzuatına, belirlenen rotalara ve Türkiye’nin hava sahası üzerindeki egemenlik yetkisine tabidir. Askerî hava araçları bakımından ise Montrö Sözleşmesi genel bir geçiş serbestisi öngörmemektedir.

Geçiş Serbestisi ile Türkiye’nin Düzenleme Yetkisinin Dengelenmesi

Türk Boğazlarındaki en önemli hukukî tartışmalardan biri, geçiş serbestisinin Türkiye’nin güvenlik, çevre ve trafik düzenleme yetkileriyle nasıl bağdaştırılacağıdır. Montrö, ticaret gemilerine geçiş serbestisi tanırken Türkiye’nin ülkesel egemenliğini sona erdirmemiştir. Türkiye, Boğazlarda deniz kazalarını önleme, çevre kirliliği riskini azaltma, yerel deniz trafiğini düzenleme ve kıyıdaki nüfusu koruma yetkisine sahiptir.

Bununla birlikte ulusal düzenlemeler geçiş serbestisinin özünü ortadan kaldıramaz. Türkiye’nin düzenleme yetkisinin hukuka uygun olabilmesi için tedbirlerin gerçek bir seyir, can, mal veya çevre güvenliği ihtiyacına dayanması; bayrak devletleri arasında ayrımcılık yaratmaması; gerekli ve ölçülü olması; geçişi gereksiz ve süresiz biçimde engellememesi gerekir.

Boğazların coğrafi özellikleri bu değerlendirmede önemlidir. İstanbul Boğazı’nın bazı bölümlerinde daralması, keskin dönüşler, güçlü ve değişken akıntılar, yoğun yerel trafik, tehlikeli yük taşıyan gemiler ve büyük bir nüfusun kıyılarda yaşaması, Türkiye’nin etkili trafik düzenlemeleri yapmasını zorunlu kılmaktadır. Dışişleri Bakanlığı da Türk Boğazlarının belirli bölgelerde oldukça daraldığını, keskin dönüşlere ve güçlü akıntılara sahip olduğunu, olumsuz meteorolojik şartların seyir güvenliğini etkilediğini belirtmektedir.

Dolayısıyla Montrö’nün “geçiş serbestisi” hükmü, gemilerin hiçbir güvenlik kuralına tabi olmaksızın geçebileceği şeklinde yorumlanamaz. Serbesti, güvenli ve düzenli bir geçiş hakkıdır. Türkiye’nin görevi, bir yandan bu hakkı korumak, diğer yandan Boğazları kullanan gemilerin İstanbul, Çanakkale ve Marmara Denizi bakımından yaratabileceği olağanüstü riskleri yönetmektir.

Montrö Sözleşmesi’nin Süresi, Feshi ve Değiştirilmesi

Montrö Sözleşmesi’nin 28’inci maddesinde Sözleşmenin başlangıçta yirmi yıl süreyle yürürlükte kalacağı belirtilmiş, ancak taraflardan biri sürenin bitiminden iki yıl önce fesih bildiriminde bulunmadığı için Sözleşme yürürlükte kalmaya devam etmiştir. Günümüzde taraflardan biri fesih bildirimi yaparsa Sözleşme bildirimin yapılmasından iki yıl sonra sona erebilecek ve tarafların yeni bir sözleşme hazırlamak üzere konferansta bir araya gelmesi gerekecektir.

Bununla birlikte Sözleşmenin birinci maddesinde kabul edilen geçiş ve seyrüsefer serbestisi ilkesi, 28’inci madde uyarınca süresizdir. Bu nedenle Montrö’nün sona erdirilmesi, Boğazların otomatik olarak tamamen kapatılması sonucunu doğurmaz. Ancak savaş gemilerinin sınıfları, tonaj sınırları, kıyıdaş devletlere tanınan ayrıcalıklar ve Türkiye’nin savaş hâlindeki yetkileri gibi ayrıntılı rejimin nasıl devam edeceği belirsiz hâle gelir.

Sözleşmenin 29’uncu maddesi her beş yıllık dönemin sonunda değişiklik teklifinde bulunulmasına imkân vermektedir. 14’üncü ve 18’inci maddelerin değiştirilmesi için teklif sahibi devlete en az bir taraf devletin; diğer maddelerin değiştirilmesi için ise en az iki taraf devletin destek vermesi gerekir. Diplomatik görüşmelerle anlaşma sağlanamazsa konferans toplanabilir. Kural olarak değişiklikler oybirliği gerektirirken 14’üncü ve 18’inci maddelere ilişkin değişiklikler için, Türkiye’yi ve Karadeniz’e kıyıdaş taraf devletlerin gerekli çoğunluğunu içeren dörtte üç çoğunluk yeterlidir.

Bu hükümler, Montrö’nün tek taraflı bir idarî işlemle ortadan kaldırılabilecek bir metin olmadığını göstermektedir. Sözleşmenin değiştirilmesi veya sona erdirilmesi, uluslararası antlaşmalar hukukuna ve Sözleşmenin kendi usullerine uygun şekilde gerçekleştirilmelidir.

Sonuç

Uluslararası boğazlar hukuku, kıyı devletinin egemenliği ile uluslararası toplumun ulaşım serbestisi arasında hassas bir denge kurmaktadır. Zararsız geçiş ve transit geçiş, genel uluslararası deniz hukukunun temel rejimleri olmakla birlikte bazı boğazlar tarihsel ve özel sözleşmelerle oluşturulmuş farklı rejimlere tabidir. Türk Boğazları, bu özel rejimlerin en önemli örneklerinden biridir.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi, ticaret gemilerinin geçiş ve seyrüsefer serbestisini korurken savaş gemilerini ayrıntılı sınırlamalara tabi tutmaktadır. Sözleşme, Karadeniz’e kıyıdaş devletlerin güvenlik menfaatlerini gözetmekte; kıyıdaş olmayan devletlerin Karadeniz’de bulundurabileceği askerî gücü tonaj ve süre bakımından sınırlamakta; Türkiye’ye savaş, yakın savaş tehdidi ve tarafsızlık durumlarında farklı yetkiler tanımaktadır.

Sözleşmenin en önemli özelliği, tek taraflı bir güç üstünlüğü kurmak yerine çok yönlü bir denge oluşturmasıdır. Türkiye Boğazlar üzerindeki egemenlik ve denetim yetkisini yeniden kazanmış; ticaret devletleri uluslararası ulaşım serbestisini korumuş; Karadeniz’e kıyıdaş devletler ise bölge dışı donanmaların sınırsız askerî varlığına karşı güvence elde etmiştir.

Günümüzde gemi teknolojilerinin gelişmesi, savaş gemisi sınıflarının değişmesi, insansız deniz araçlarının ortaya çıkması, enerji taşımacılığının artması ve bölgesel savaşların yoğunlaşması Montrö hükümlerinin yorumlanmasını daha karmaşık hâle getirmektedir. Ancak teknolojik ve siyasî değişimlere rağmen Sözleşmenin temel ilkeleri güncelliğini korumaktadır. Özellikle 2022 yılından itibaren 19’uncu maddenin uygulanması, Montrö’nün yalnızca tarihî bir metin değil, Karadeniz’de çatışmanın sınırlandırılmasına doğrudan katkı sağlayan etkin bir güvenlik düzenlemesi olduğunu göstermiştir.

Bu nedenle Montrö Sözleşmesi, yalnızca Boğazlardan gemi geçişini düzenleyen teknik bir deniz hukuku sözleşmesi olarak görülmemelidir. Sözleşme aynı zamanda Türkiye’nin ülkesel egemenliğinin, Karadeniz’in bölgesel güvenliğinin, uluslararası deniz ticaretinin ve savaş zamanında tarafsızlığın korunmasına hizmet eden kapsamlı bir uluslararası hukuk düzenidir.

 

Leave a Reply

Call Now Button