Hukuk Makaleleri

Yurt Dışından Gelen Sağlık Turizmi Hastasının Türkiye’de Malpraktis Davası Açması

Türkiye; estetik cerrahi, saç ekimi, diş implantı, obezite cerrahisi, göz ameliyatları, tüp bebek ve diğer özel sağlık hizmetleri bakımından dünyanın önemli sağlık turizmi merkezlerinden biridir. İngiltere, Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika, İskandinav ülkeleri ve Orta Doğu’dan çok sayıda hasta tedavi amacıyla Türkiye’ye gelmektedir.

Ancak tedavinin beklenen sonucu vermemesi, tıbbi uygulama hatası yapılması veya ciddi bir komplikasyonun yanlış yönetilmesi hâlinde yabancı hastalar açısından önemli bir soru ortaya çıkar:

Yurt dışında yaşayan bir hasta Türkiye’deki doktor veya hastaneye karşı malpraktis davası açabilir mi?

Kural olarak evet.

Hastanın yabancı ülke vatandaşı olması veya Türkiye’de ikamet etmemesi, Türkiye’de gerçekleştirilen hatalı sağlık hizmeti nedeniyle Türk mahkemelerinde tazminat davası açmasına engel değildir.

Özellikle tedavinin Türkiye’de gerçekleştirilmesi ve davalı doktor, klinik veya hastanenin Türkiye’de bulunması hâlinde uyuşmazlığın Türk mahkemelerinde görülmesi mümkün olabilir.

Ancak sağlık turizmi davalarında klasik malpraktis dosyalarına ek olarak;

  • milletlerarası yetki,
  • uygulanacak hukuk,
  • yabancı hastanın vekâletnamesi,
  • tercüme ve apostil işlemleri,
  • yabancı ülkede yapılan düzeltme tedavilerinin ispatı,
  • aracı kuruluşun sorumluluğu,
  • yabancı davacıdan teminat istenip istenmeyeceği

gibi konular da önem kazanmaktadır.

Bu nedenle sağlık turizmi malpraktis davalarının hem sağlık hukuku hem de milletlerarası özel hukuk bakımından birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Sağlık Turizmi Hastası Kimdir?

26 Nisan 2025 tarihli Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik, sağlık turizmi sistemini yeniden düzenlemiştir.

Yönetmeliğe göre uluslararası sağlık turizmi; sağlık amacıyla yurt dışından Türkiye’ye geçici süreyle gelen, Türk vatandaşı olmayan veya Türk vatandaşı olmakla birlikte yurt dışında ikamet eden kişilerin Türkiye’de aldığı sağlık hizmetlerini kapsamaktadır.

Örneğin;

  • İngiltere’den burun estetiği için İstanbul’a gelen kişi,
  • Almanya’dan diş implantı yaptırmak için Antalya’ya gelen hasta,
  • Fransa’dan saç ekimi için Türkiye’ye gelen kişi,
  • Hollanda’dan mide küçültme ameliyatı için gelen hasta,
  • yurt dışında yaşayan Türk vatandaşının Türkiye’de planlı estetik operasyon yaptırması

sağlık turizmi kapsamında değerlendirilebilir.

Dolayısıyla hastanın Türk vatandaşı olmaması şart değildir. Yurt dışında ikamet eden Türk vatandaşları da sağlık turizmi mevzuatının kapsamına girebilir.

Yabancı Hasta Türkiye’de Malpraktis Davası Açabilir mi?

Evet.

Türkiye’de gerçekleştirilen tıbbi müdahale nedeniyle zarar gören yabancı hasta, şartları bulunuyorsa Türkiye’de doktor, özel hastane veya diğer sorumlular aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açabilir.

5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 40. maddesine göre Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi, kural olarak Türk hukukundaki yer itibarıyla yetki kurallarına göre belirlenir.

Dolayısıyla örneğin;

İngiltere’de yaşayan bir hasta İstanbul’daki özel hastanede ameliyat edilmişse,

hastanın İngiltere’de yaşıyor olması tek başına Türk mahkemelerinin yetkisini ortadan kaldırmaz.

Hastanenin Türkiye’de bulunması ve tıbbi müdahalenin Türkiye’de gerçekleştirilmesi, Türk mahkemelerinde dava açılması bakımından güçlü bağlantı noktalarıdır.

Ancak hangi Türk mahkemesinin yer itibarıyla yetkili olduğu; davalının yerleşim yeri, tedavinin gerçekleştirildiği yer, sözleşmenin niteliği ve talebin hukuki sebebine göre ayrıca belirlenmelidir.

Yabancı Hastaya Türk Hukuku mu Uygulanır?

Sağlık turizmi uyuşmazlıklarında bu soru özellikle önemlidir.

MÖHUK’un 24. maddesine göre sözleşmeden doğan borç ilişkileri öncelikle tarafların seçtiği hukuka tabidir. Hukuk seçimi bulunmuyorsa sözleşmeyle en sıkı ilişkili hukuk belirlenir. Mesleki faaliyet kapsamında kurulan sözleşmelerde karakteristik edimi gerçekleştiren tarafın işyerinin bulunduğu ülke hukuku önemli bağlantı noktalarından biridir.

Türkiye’de bulunan hastane veya doktor tarafından Türkiye’de gerçekleştirilen sağlık hizmetlerinde bu bağlantılar çoğu durumda Türk hukukunu güçlü şekilde işaret eder.

Ancak sözleşmede yabancı hukuk seçimi bulunması hâlinde durum ayrıca incelenmelidir.

Ayrıca MÖHUK’un tüketici sözleşmelerine ilişkin 26. maddesinde önemli bir istisna bulunmaktadır. Tüketiciye hizmetin mutad meskeninin bulunduğu ülkeden başka bir ülkede sunulmasının zorunlu olduğu sözleşmeler, maddenin özel tüketici hukuku rejiminin dışında bırakılmıştır. Sağlık turizmi sözleşmelerinde hasta özellikle Türkiye’ye gelerek hizmet aldığından, uygulanacak hukukun her olayda basitçe “hastanın yaşadığı ülkenin tüketici hukuku” olduğu söylenemez.

Bu nedenle sağlık turizmi sözleşmesindeki hukuk seçimi hükümleri dava öncesinde mutlaka incelenmelidir.

Malpraktis Haksız Fiil Olarak Değerlendirilirse Hangi Hukuk Uygulanır?

MÖHUK’un 34. maddesine göre haksız fiilden doğan borçlar kural olarak haksız fiilin işlendiği ülke hukukuna tabidir.

Fiilin işlendiği ülke ile zararın meydana geldiği ülke farklıysa zararın meydana geldiği ülke hukuku uygulanabilir. Uyuşmazlığın başka bir ülkeyle daha sıkı ilişkili olması hâlinde ise o ülkenin hukuku gündeme gelebilir.

Örneğin Türkiye’de ameliyat edilen İngiliz hastanın komplikasyonu İngiltere’ye döndükten sonra ağırlaşmış olabilir.

Bu durumda sözleşmesel sorumluluk ile haksız fiil sorumluluğunun ayrı ayrı incelenmesi ve uygulanacak hukukun buna göre belirlenmesi gerekir.

Bu nedenle sağlık turizmi malpraktis davalarında “ameliyat Türkiye’de yapıldı, her durumda yalnızca Türk hukuku uygulanır” şeklinde kategorik bir değerlendirme yapılması doğru değildir.

Bununla birlikte tedavinin, sağlık kuruluşunun, hekimin ve temel tıbbi müdahalenin Türkiye’de bulunması Türk hukukuyla oldukça güçlü bir bağlantı yaratmaktadır.

Sağlık Turizmi Hastasının Tüketici Mahkemesinde Dava Açması Mümkün mü?

Özel hastane veya özel klinikten kişisel amaçla sağlık hizmeti satın alan hasta, Türk hukuku bakımından çoğu durumda tüketici niteliğindedir.

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da tüketici işlemi; tüketici ile ticari veya mesleki amaçla hareket eden sağlayıcı arasında kurulan, vekâlet ve eser sözleşmeleri de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi kapsayacak şekilde tanımlanmıştır. Malpraktis nedeniyle özel hastane ve hekime karşı açılan davalarda tüketici mahkemesinin görevli kabul edildiği yargı kararları bulunmaktadır.

Bu nedenle örneğin İngiliz bir hastanın İstanbul’daki özel hastanede estetik ameliyat yaptırması ve hatalı uygulama nedeniyle zarar görmesi hâlinde uyuşmazlık, şartları bulunuyorsa tüketici hukuku kapsamında değerlendirilebilir.

Ancak görevli mahkeme ile Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi aynı konu değildir.

Öncelikle Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi belirlenmeli; daha sonra Türk yargı sistemi içerisindeki görevli ve yetkili mahkeme tespit edilmelidir.

2026 Yılında Tüketici Hakem Heyeti Sınırı Nedir?

2026 yılında değeri 186.000 TL’nin altında bulunan tüketici uyuşmazlıklarında Tüketici Hakem Heyetine başvuru yapılması gerekir.

186.000 TL ve üzerindeki tüketici uyuşmazlıklarında ise hakem heyetine başvurulamaz; şartları bulunan uyuşmazlıklarda dava şartı arabuluculuk ve ardından Tüketici Mahkemesi yolu gündeme gelir.

Ancak sağlık turizmi malpraktis davalarında;

  • maddi tazminat,
  • gelecekteki tedavi giderleri,
  • kazanç kaybı,
  • manevi tazminat

birlikte talep edilebildiğinden uyuşmazlık değeri çoğu zaman hakem heyeti sınırının üzerinde kalmaktadır.

Özellikle bedensel zarar içeren dosyalarda başvuru yolu talep kalemlerinin niteliğine göre ayrıca değerlendirilmelidir.

Dava Açmadan Önce Arabuluculuk Gerekir mi?

Uyuşmazlık tüketici mahkemesinin görev alanına giriyorsa kural olarak dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulması gerekir.

6502 sayılı Kanun’un 73/A maddesi tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda, kanunda sayılan istisnalar dışında, dava şartı arabuluculuk öngörmektedir.

Yabancı hastanın Türkiye dışında yaşaması arabuluculuk sürecini ortadan kaldırmaz.

Arabuluculuk görüşmeleri vekil aracılığıyla yürütülebileceği için hastanın yalnızca bu işlem amacıyla Türkiye’ye gelmesi çoğu durumda gerekli değildir.

Yabancı Hasta Davayı Açmak İçin Türkiye’ye Gelmek Zorunda mı?

Genellikle hayır.

Yabancı hasta Türkiye’de bir avukata usulüne uygun vekâletname vererek davanın önemli bölümünü vekili aracılığıyla takip edebilir.

Vekâletname;

  • hastanın bulunduğu ülkedeki Türk konsolosluğu aracılığıyla,
  • veya ilgili ülke mevzuatına göre noter önünde düzenlenerek gerekli apostil/tasdik işlemleri tamamlanmak suretiyle

hazırlanabilir.

Yabancı dilde düzenlenen belgelerin Türkiye’de kullanılabilmesi için ayrıca usulüne uygun Türkçe tercümelerinin hazırlanması gerekebilir.

Ancak dava sırasında fiziksel muayene gerekmesi hâlinde hastanın Türkiye’ye gelmesi gerekebilir.

Özellikle;

  • kalıcı iz,
  • sinir hasarı,
  • hareket kaybı,
  • estetik deformasyon,
  • diş veya çene hasarı

gibi durumlarda bilirkişi heyeti hastayı bizzat görmek isteyebilir.

Bu nedenle hastanın Türkiye’ye hiç gelmeden sürecin mutlaka tamamlanabileceği garanti edilemez.

Malpraktis Davası Kime Karşı Açılabilir?

Bu sorunun cevabı sağlık hizmetinin nasıl organize edildiğine göre değişir.

Somut olayda;

  • doktor,
  • özel hastane,
  • tıp merkezi,
  • diş kliniği,
  • sağlık şirketi,
  • sağlık turizmi aracı kuruluşu

bakımından ayrı ayrı sorumluluk değerlendirmesi yapılabilir.

Özellikle sağlık turizminde hasta çoğu zaman doktorla doğrudan iletişim kurmamaktadır.

Hasta önce;

Instagram reklamı → sağlık turizmi şirketi → klinik → doktor

şeklinde bir organizasyona dâhil olabilir.

Bu nedenle yalnızca ameliyatı gerçekleştiren hekimin değil, hastaya hizmeti satan ve organize eden şirketlerin de hukuki konumu araştırılmalıdır.

Sağlık Turizmi Aracı Kuruluşu da Sorumlu Olabilir mi?

Evet, ancak aracı kuruluşun sorumluluğu sunduğu hizmetin niteliğine göre belirlenmelidir.

26 Nisan 2025 tarihli Yönetmelik sağlık tesisi ile aracı kuruluşun, sağlık turistinin Türkiye’de bulunduğu süre içerisinde kendilerine ait hizmet türlerinden sorumlu olduğunu düzenlemektedir. Yönetmelikte sağlık hizmeti sonrasında ortaya çıkabilecek tıbbi kötü uygulamaların da sorumluluk sisteminde dikkate alındığı görülmektedir.

Örneğin aracı kuruluş;

  • hastayı yetkisiz sağlık kuruluşuna yönlendirmiş,
  • doktorun uzmanlığı konusunda yanlış bilgi vermiş,
  • tercümeyi yanlış yapmış,
  • sağlık kuruluşunun verdiği risk bilgilerini hastaya aktarmamış,
  • fiyat veya tedavi kapsamı konusunda yanıltıcı açıklama yapmış

olabilir.

Bu durumda aracı kuruluşun kendi fiillerinden doğan sorumluluğu ayrıca değerlendirilebilir.

Ancak aracı şirket bulunması, ameliyatı gerçekleştiren doktor veya sağlık kuruluşunun tıbbi sorumluluğunu otomatik olarak ortadan kaldırmaz.

Sağlık Turizmi Kuruluşunun Yetki Belgesi Olması Zorunlu mu?

Sağlık turizmi alanında faaliyet gösteren sağlık tesislerinin ve aracı kuruluşların Yönetmelikteki yetkilendirme sistemine uygun olması gerekir.

26 Nisan 2025 tarihli yeni Yönetmelik; sağlık tesislerinin ve aracı kuruluşların yetkilendirilmesi, kayıt sistemi, hizmet standartları ve denetimi konusunda yeni kurallar getirmiştir. Sağlık turizmi hastaları HealthTürkiye sistemi içerisinde kayıt ve takip mekanizmasına da dâhil edilmektedir.

Bu nedenle malpraktis davasında şu soruların da araştırılması yararlı olabilir:

  • Hastanenin sağlık turizmi yetki belgesi var mıydı?
  • Aracı kuruluş yetkili miydi?
  • Hasta HealthTürkiye sistemine kaydedildi mi?
  • Müdahale sağlık tesisinin ruhsat kapsamı içerisinde miydi?
  • İşlemi yapan sağlık personeli gerekli mesleki yetkiye sahip miydi?

Yetki veya ruhsat eksikliği tek başına zararın tamamını otomatik olarak ispatlamasa da dosyanın değerlendirilmesinde önemli olabilir.

Komplikasyon ile Malpraktis Arasındaki Fark Nedir?

Sağlık turizmi davalarında hastanelerin en sık kullandığı savunmalardan biri:

“Ortaya çıkan durum tıbbi hata değil, komplikasyondur.”

şeklindedir.

Komplikasyon, tıbbi müdahale doğru şekilde gerçekleştirilmesine rağmen ortaya çıkabilen kabul edilmiş risklerden biridir.

Malpraktis ise hekimin veya sağlık kuruluşunun kabul edilebilir tıbbi standardın altında davranmasıdır.

Örneğin;

  • gerekli tetkiklerin yapılmaması,
  • yanlış cerrahi tekniğin uygulanması,
  • yanlış bölgeye müdahale edilmesi,
  • sterilizasyon kurallarına uyulmaması,
  • yetkisiz personelin işlem yapması,
  • ameliyat sonrası ciddi belirtilerin dikkate alınmaması,
  • hastanın zamanında yeniden ameliyata alınmaması

malpraktis iddiası doğurabilir.

En önemli noktalardan biri şudur:

Başlangıçta kaçınılmaz komplikasyon olarak ortaya çıkan bir durum, daha sonra yanlış yönetilmesi nedeniyle malpraktise dönüşebilir.

Örneğin ameliyat sonrası enfeksiyon belirli ölçüde bilinen bir risk olsa bile, hastanın ciddi enfeksiyon belirtilerinin günlerce görmezden gelinmesi ayrı bir kusur oluşturabilir.

Komplikasyon Sigortası Konusunda 2026 İtibarıyla Durum Nedir?

26 Nisan 2025 tarihli Yönetmelik ilk yayımlandığında sağlık turizmi kapsamında ameliyathane ortamında gerçekleştirilecek cerrahi ve girişimsel işlemler için sağlık tesisi tarafından komplikasyon sigortası yaptırılması zorunluluğu getirilmişti.

Ancak güncel durum bakımından önemli bir gelişme bulunmaktadır.

Danıştay 10. Dairesi, 2025 tarihli Yönetmelikte yer alan komplikasyon sigortası zorunluluğunun yürütmesini durdurmuştur. Ayrıca Yönetmeliğin sağlık tesisleri ve aracı kuruluşların sorumluluğuna ilişkin hükmünde bulunan “komplikasyon” ibaresi bakımından da yürütmenin durdurulmasına ilişkin karar bulunmaktadır.

Bu nedenle Ağustos 2026 itibarıyla “her sağlık turizmi hastasının zorunlu komplikasyon sigortası bulunmaktadır” şeklinde hareket edilmemelidir.

Somut dosyada;

  • doktorun mesleki sorumluluk sigortası,
  • hastanenin poliçeleri,
  • ayrıca yaptırılmış komplikasyon veya sağlık turizmi poliçeleri

tek tek araştırılmalıdır.

Aydınlatılmış Onam Yabancı Hastalarda Neden Daha Önemlidir?

Yabancı hastayla iletişim çoğu zaman İngilizce, Almanca, Arapça, Rusça veya başka bir dil üzerinden yürütülmektedir.

Bu nedenle yalnızca Türkçe hazırlanmış bir onam formunun hastaya imzalatılması, özellikle hastanın Türkçe bilmediği durumlarda ciddi tartışmalara yol açabilir.

Aydınlatılmış onamın gerçek anlamda geçerli olabilmesi için hasta;

  • yapılacak işlemi,
  • alternatif yöntemleri,
  • önemli riskleri,
  • komplikasyon ihtimallerini,
  • iyileşme sürecini,
  • ikinci operasyon ihtimalini

anlayabilmelidir.

Sağlık turizmi dosyalarında özellikle;

  • hastanın dilinde hazırlanmış belgeler,
  • tercüman kayıtları,
  • WhatsApp görüşmeleri,
  • işlem öncesi video görüşmeleri,
  • bilgilendirme belgeleri

önemli delil hâline gelebilir.

Hastanın imzasının bulunması tek başına bütün riskler konusunda gerçekten aydınlatıldığını ispatlamayabilir.

Estetik Ameliyatlarda Yabancı Hasta Açısından Durum Farklı mı?

Özellikle estetik ameliyatlar, saç ekimi ve estetik diş tedavilerinde ayrı bir hukuki boyut bulunmaktadır.

Yargıtay, salt estetik amaç taşıyan müdahaleleri birçok kararında eser sözleşmesi kapsamında değerlendirmekte ve yalnızca hekimin tıbbi özenini değil, kararlaştırılan estetik sonucun gerçekleşip gerçekleşmediğini de incelemektedir.

Bu nedenle İngiltere’den Türkiye’ye;

  • burun estetiği,
  • meme estetiği,
  • yüz germe,
  • saç ekimi,
  • estetik diş tedavisi

için gelen hastanın uyuşmazlığında yalnızca “ameliyatta tıbbi hata var mı?” sorusu yeterli olmayabilir.

Ayrıca reklam, teklif ve sözleşmelerle hastaya hangi sonucun vaat edildiği de araştırılabilir.

Yabancı Hasta Ülkesine Döndükten Sonra Zarar Ortaya Çıkarsa Ne Olur?

Bu durum sağlık turizmi dosyalarında çok sık görülmektedir.

Hasta ameliyattan birkaç gün sonra ülkesine dönebilir ve;

  • enfeksiyon,
  • kanama,
  • dikiş açılması,
  • nekroz,
  • implant problemi,
  • emboli,
  • kalıcı sinir hasarı

daha sonra ortaya çıkabilir.

Bu durumda hastanın kendi ülkesindeki sağlık kuruluşuna başvurması önemlidir.

Özellikle;

  • ilk muayene raporu,
  • acil servis kayıtları,
  • fotoğraflar,
  • laboratuvar sonuçları,
  • görüntüleme kayıtları,
  • doktor raporları

saklanmalıdır.

Bu kayıtlar Türkiye’de açılacak davada yabancı dilde delil olarak kullanılabilir; gerektiğinde Türkçe tercümelerinin dosyaya sunulması gerekir.

Yurt Dışındaki Düzeltme Ameliyatının Masrafı Talep Edilebilir mi?

Şartları varsa evet.

Örneğin İngiliz hasta Türkiye’de meme estetiği yaptırmış ve hatalı uygulama nedeniyle İngiltere’de ikinci ameliyat geçirmek zorunda kalmış olabilir.

Bu durumda;

  • ikinci ameliyat bedeli,
  • hastane giderleri,
  • ilaç masrafları,
  • tetkik giderleri,
  • rehabilitasyon giderleri

maddi tazminat kapsamında ileri sürülebilir.

Ancak bu giderlerin;

  1. gerçekten yapıldığının,
  2. ilk müdahaleden kaynaklandığının,
  3. tıbben gerekli olduğunun,
  4. makul olduğunun

ispatlanması gerekir.

Bu nedenle yabancı ülkedeki fatura, doktor raporu ve ödeme belgeleri mutlaka saklanmalıdır.

Uçak ve Otel Masrafları Tazminat Olarak İstenebilir mi?

Şartları varsa mümkündür.

Hasta hatalı ameliyat nedeniyle;

  • tekrar Türkiye’ye gelmiş,
  • başka şehirde tedavi olmuş,
  • yanında refakatçi getirmek zorunda kalmış

olabilir.

Bu durumda zorunlu ve makul;

  • uçak bileti,
  • konaklama,
  • şehir içi ulaşım,
  • refakat giderleri

zarar kalemi olarak ileri sürülebilir.

Ancak harcamaların tıbbi zarar nedeniyle zorunlu olduğunun ispatlanması önemlidir.

Yabancı Ülkedeki Kazanç Kaybı İstenebilir mi?

Evet, ispatlanabiliyorsa talep edilebilir.

Örneğin Londra’da çalışan hasta hatalı ameliyat nedeniyle üç ay çalışamamış olabilir.

Bu durumda;

  • işveren yazıları,
  • maaş bordroları,
  • vergi kayıtları,
  • hastalık raporları,
  • banka kayıtları

ile gelir kaybının ispatlanması mümkündür.

Serbest meslek sahibi veya şirket sahibi kişilerde kazanç kaybının hesaplanması daha kapsamlı bilirkişi incelemesi gerektirebilir.

Manevi Tazminat Talep Edilebilir mi?

Evet.

Hatalı tıbbi uygulama nedeniyle hastada;

  • kalıcı iz,
  • deformasyon,
  • organ veya fonksiyon kaybı,
  • sürekli ağrı,
  • yeni ameliyat ihtiyacı,
  • psikolojik etkilenme

meydana gelmişse manevi tazminat talebi gündeme gelebilir.

Özellikle estetik amacıyla Türkiye’ye gelen hastanın işlem sonucunda önceki durumundan daha kötü bir görüntüyle ülkesine dönmesi manevi zarar değerlendirmesinde önem taşıyabilir.

Manevi tazminatta sabit bir tarife bulunmaz. Mahkeme somut olayın ağırlığına göre uygun miktarı belirler.

Sağlık Turizmi Hastasına Fatura ve İşlem Dökümü Verilmek Zorunda mı?

Sağlık turizmi mevzuatı sağlık hizmetlerinin kayıt ve faturalandırılmasını özel olarak düzenlemektedir.

26 Nisan 2025 tarihli Yönetmelik kapsamında sağlık turizmi hizmetlerinin HealthTürkiye sistemi üzerinden kayıt ve takip edilmesi öngörülmüş, sağlık tesislerinde ayrıca uluslararası sağlık turizmi birimleri kurulmuştur.

Hasta uyuşmazlık doğduğunda özellikle;

  • tedavi sözleşmesini,
  • fiyat teklifini,
  • faturaları,
  • ayrıntılı sağlık hizmeti dökümünü,
  • tıbbi kayıtlarını,
  • epikrizini,
  • ameliyat raporunu,
  • laboratuvar ve görüntüleme sonuçlarını,
  • kullanılan implant veya tıbbi malzeme kayıtlarını

istemelidir.

Eksik kayıtlar malpraktis davasında önemli bir sorun hâline gelebilir.

Sağlık Turizmi Aracı Kuruluşuna Ödenen Para da Geri İstenebilir mi?

Somut olaya göre mümkündür.

Hasta bazen toplam paketi tek bir aracı kuruluştan satın almaktadır.

Örneğin paket içerisinde;

  • ameliyat,
  • otel,
  • transfer,
  • tercüman,
  • kontroller

birlikte sunulmuş olabilir.

Bu durumda ödemenin hangi kısmının sağlık hizmetine, hangi kısmının aracılık hizmetine ilişkin olduğu belirlenmelidir.

Aracı kuruluş kendi hizmetini hiç veya ayıplı şekilde sunmuşsa ücret iadesi ve tazminat sorumluluğu ayrıca gündeme gelebilir.

Ancak tıbbi hatadan kimin sorumlu olduğunun belirlenmesi için hizmetin organizasyon yapısı ve sözleşmeler incelenmelidir.

Sağlık Turizmi Şirketinin “Biz Sadece Aracıyız” Demesi Yeterli mi?

Her zaman değildir.

Şirket kendisini sözleşmede “aracı” olarak tanımlasa bile fiilen;

  • doktoru seçmiş,
  • sağlık hizmetini paket olarak satmış,
  • ödemenin tamamını tahsil etmiş,
  • hastaya tıbbi sonuç konusunda vaatlerde bulunmuş,
  • sağlık tesisi gibi hareket etmiş

olabilir.

Bu nedenle yalnızca sözleşmede kullanılan unvana değil, şirketin gerçekte ne yaptığına bakılmalıdır.

2025 tarihli Yönetmelik de sağlık tesisi ve aracı kuruluşun kendi sunduğu hizmet türlerinden sorumluluğunu esas almaktadır.

Yabancı Hasta Davadan Önce Hangi Belgeleri Toplamalıdır?

Sağlık turizmi malpraktis davasında özellikle şu belgeler mümkün olduğunca erken toplanmalıdır:

  • Türkiye’deki hastane veya klinikle yapılan sözleşme,
  • fiyat teklifi,
  • fatura ve ödeme dekontları,
  • kredi kartı ödemeleri,
  • aracı kuruluş sözleşmesi,
  • doktor ve klinikle WhatsApp görüşmeleri,
  • ameliyat öncesi ve sonrası fotoğraflar,
  • onam ve aydınlatma belgeleri,
  • ameliyat raporu,
  • epikriz,
  • tetkik ve görüntüleme kayıtları,
  • kullanılan implant veya protez bilgileri,
  • Türkiye’deki kontrol kayıtları,
  • ülkesine döndükten sonraki doktor raporları,
  • ikinci ameliyat belgeleri,
  • yabancı hastane faturaları,
  • seyahat ve konaklama belgeleri,
  • kazanç kaybını gösteren belgeler.

Özellikle WhatsApp yazışmaları sağlık turizmi uyuşmazlıklarında çok önemlidir. Çünkü hastaya yapılan birçok vaat resmi sözleşmeden ziyade satış temsilcileriyle yapılan mesajlaşmalarda yer almaktadır.

İkinci Ameliyattan Önce Delil Tespiti Yapılmalı mı?

Mümkünse ciddi biçimde değerlendirilmelidir.

Örneğin hasta Türkiye’de hatalı burun estetiği yaptırmış ancak İngiltere’de hemen revizyon ameliyatı olacaktır.

İkinci ameliyat sonrasında ilk operasyonun meydana getirdiği deformasyon değişebilir.

Bu nedenle sağlık durumu izin veriyorsa ikinci müdahaleden önce;

  • ayrıntılı fotoğraf,
  • video,
  • uzman raporu,
  • görüntüleme kayıtları

alınması önemlidir.

Hasta hâlen Türkiye’deyse şartları bulunduğunda mahkemeden delil tespiti talep edilmesi de değerlendirilebilir.

Ancak acil sağlık ihtiyacı varsa delil toplamak uğruna gerekli tedavi geciktirilmemelidir.

Bilirkişi İncelemesi Nasıl Yapılır?

Malpraktis davalarında en önemli aşamalardan biri bilirkişi incelemesidir.

Bilirkişinin özellikle;

  • ameliyat için tıbbi endikasyon bulunup bulunmadığını,
  • hastanın müdahaleye uygun olup olmadığını,
  • gerekli tetkiklerin yapılıp yapılmadığını,
  • uygulanan yöntemin tıbbi standartlara uygunluğunu,
  • komplikasyonun öngörülebilir olup olmadığını,
  • hastanın yeterince aydınlatılıp aydınlatılmadığını,
  • komplikasyonun doğru yönetilip yönetilmediğini,
  • kalıcı zararın ilk müdahaleyle bağlantısını,
  • gelecekteki tedavi ihtiyacını

değerlendirmesi gerekir.

Yabancı hastanın kendi ülkesinden getirdiği uzman raporları da dosyaya sunulabilir. Ancak Türk mahkemesi gerekli görürse kendi bilirkişi veya uzman heyetinden ayrıca rapor alacaktır.

Hasta Türkiye’ye Dönemiyorsa Bilirkişi Raporu Nasıl Alınır?

Bu konu uygulamada önemlidir.

Birçok yabancı hasta tedaviden sonra kendi ülkesine dönmekte ve Türkiye’ye yeniden gelmek istememektedir.

Dosya yalnızca tıbbi belgeler üzerinden değerlendirilebiliyorsa bilirkişi incelemesi hastanın fiziksel olarak Türkiye’de bulunmasına gerek olmaksızın gerçekleştirilebilir.

Ancak;

  • yüz deformasyonu,
  • hareket kaybı,
  • sinir hasarı,
  • kalıcı yara izi

gibi fiziksel muayene gerektiren durumlarda bilirkişi hastanın bizzat muayenesini isteyebilir.

Bu nedenle dava stratejisi oluşturulurken hastanın tekrar Türkiye’ye gelip gelemeyeceği de dikkate alınmalıdır.

Yabancı Hasta Türkiye’de Dava Açarken Teminat Yatırmak Zorunda mı?

Bazı yabancı hastalar açısından evet; ancak önemli muafiyetler bulunmaktadır.

MÖHUK’un 48. maddesine göre Türk mahkemelerinde dava açan yabancı gerçek veya tüzel kişilerden, yargılama giderleri ve karşı tarafın muhtemel zararlarını karşılamak üzere mahkemece teminat istenebilir. Bununla birlikte karşılıklılık bulunan hâllerde yabancı davacı teminattan muaf tutulur.

Adalet Bakanlığı da karşılıklılığın;

  • uluslararası anlaşmayla,
  • kanuni düzenlemeyle,
  • fiilî uygulamayla

sağlanabileceğini belirtmektedir. Türkiye’nin taraf olduğu 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi de birçok ülke vatandaşı bakımından teminat muafiyeti sağlayabilmektedir.

Bu nedenle yabancı hastanın vatandaşlığı dava açılmadan önce kontrol edilmelidir.

Örneğin Alman, Fransız, İtalyan veya Hollandalı bir hasta bakımından uygulanabilecek milletlerarası anlaşmalar ile başka bir ülke vatandaşı bakımından uygulanacak sistem aynı olmayabilir.

Yabancı Hasta Kendi Ülkesinde Dava Açarsa Ne Olur?

Bu da ayrı bir ihtimaldir.

Hastanın bulunduğu ülkenin milletlerarası yetki kuralları, sözleşmenin içeriği ve sağlık kuruluşunun o ülkeye yönelik faaliyetleri şartları sağlıyorsa yabancı ülkede dava açılması mümkün olabilir.

Ancak yabancı mahkemeden alınan kararın Türkiye’deki hastane veya doktorun malvarlığı üzerinde icra edilmesi gerekiyorsa kararın Türkiye’de tanınması ve tenfizi gündeme gelebilir.

MÖHUK’un 50. maddesine göre yabancı hukuk mahkemelerinden verilen ve ilgili ülkede kesinleşmiş kararların Türkiye’de icra edilebilmesi için Türk mahkemesinden tenfiz kararı alınması gerekir.

Bu nedenle doğrudan Türkiye’de dava açmak ile hastanın kendi ülkesinde dava açması arasında tahsil kabiliyeti açısından da değerlendirme yapılmalıdır.

Sağlık Turizmi Sözleşmesindeki “Sadece Yabancı Mahkemeler Yetkilidir” Maddesi Geçerli mi?

Her durumda otomatik olarak geçerli olduğu söylenemez.

MÖHUK’un 47. maddesi yabancılık unsuru bulunan borç ilişkilerinde tarafların belirli şartlarla yabancı bir devlet mahkemesini yetkili kılabilmesine imkân tanımaktadır. Ancak yetki anlaşmasının geçerliliği ve somut uyuşmazlık üzerindeki etkisi ayrıca değerlendirilmelidir.

Özellikle;

  • sözleşmenin tüketici işlemi niteliği,
  • yetki şartının nasıl kabul edildiği,
  • Türk mahkemesinin milletlerarası yetkisinin hangi hükme dayandığı

önem taşır.

Bu nedenle klinik sözleşmesinde:

“Bütün uyuşmazlıklarda yalnızca X ülke mahkemeleri yetkilidir.”

yazması, yabancı hastanın Türkiye’de hiçbir şekilde dava açamayacağı anlamına kendiliğinden gelmez.

Kamu Hastanesinde Yapılan Hatalı Tedavide Aynı Mahkemeye mi Başvurulur?

Hayır.

Yukarıdaki tüketici hukuku açıklamaları esas olarak özel hastane, özel klinik ve özel doktorlarla yaşanan uyuşmazlıklar bakımından geçerlidir.

Sağlık turizmi hizmeti kamu hastanesi veya kamu üniversitesi bünyesinde verilmişse hizmet kusurundan kaynaklanan sorumluluk bakımından idari yargı hükümleri gündeme gelebilir.

Bu durumda;

  • davalı taraf,
  • dava öncesi idari başvuru,
  • görevli mahkeme,
  • dava açma süresi

özel sağlık kuruluşlarına karşı açılan davalardan farklıdır.

Bu nedenle sağlık turizmi hastasının öncelikle tedaviyi gerçekleştiren sağlık tesisinin hukuki statüsünü belirlemesi gerekir.

Yabancı Hastanın Doktor Hakkında Ceza Şikâyeti Yapması Mümkün mü?

Evet.

Tıbbi müdahale sonucunda bedensel zarar meydana gelmiş ve hekimin kusurlu davranışı bulunduğuna ilişkin ciddi şüphe varsa ceza hukuku bakımından da başvuru yapılabilir.

Örneğin;

  • yetkisiz kişinin cerrahi işlem gerçekleştirmesi,
  • ciddi tıbbi ihmal,
  • yanlış bölgeye müdahale,
  • gereken acil tedavinin bilinçli şekilde geciktirilmesi

ceza soruşturmasına konu olabilir.

Ancak her komplikasyon veya her başarısız ameliyat suç değildir.

Ceza soruşturması ile maddi-manevi tazminat davası birbirinden ayrı hukuki süreçlerdir.

Sağlık Bakanlığına Şikâyet Edilebilir mi?

Evet.

2025 tarihli sağlık turizmi Yönetmeliği sağlık tesisleri ve aracı kuruluşların denetlenmesini ve mevzuata aykırılıklar hâlinde idari yaptırım uygulanmasını öngörmektedir.

Bu nedenle;

  • yetkisiz sağlık turizmi faaliyeti,
  • yanlış kayıt,
  • mevzuata aykırı aracılık,
  • hasta haklarının ihlali,
  • ruhsat dışı faaliyet,
  • yetkisiz personel

gibi konularda Sağlık Bakanlığı veya ilgili İl Sağlık Müdürlüğü nezdindeki şikâyet yolları değerlendirilebilir.

Ancak Sağlık Bakanlığına yapılan şikâyet, hastanın maddi ve manevi tazminatını kendiliğinden sağlamaz.

Tazminat için ayrıca özel hukuk veya olayın niteliğine göre idari yargı süreci gerekir.

Sağlık Turizmi Malpraktis Davasında Ne Kadar Tazminat İstenebilir?

Her dosya birbirinden farklıdır.

Yabancı hasta somut olayın özelliklerine göre;

  • Türkiye’de ödediği ilk tedavi bedelini,
  • kendi ülkesindeki düzeltme ameliyatı giderlerini,
  • doktor ve hastane masraflarını,
  • ilaç ve rehabilitasyon giderlerini,
  • gelecekte yapılacak tedavi giderlerini,
  • seyahat ve konaklama giderlerini,
  • çalışma ve kazanç kaybını,
  • kalıcı iş gücü kaybından kaynaklanan zararları

maddi tazminat kapsamında talep edebilir.

Ayrıca vücut bütünlüğünün ve kişilik haklarının zarar görmesi nedeniyle manevi tazminat talep edilmesi de mümkündür.

Örneğin 5.000 euroya yapılan estetik ameliyat sonrasında hasta 30.000 euro tutarında revizyon ameliyatı geçirmek zorunda kalmışsa talep yalnızca Türkiye’de ödenen 5.000 euroyla sınırlı değildir.

Zararın tamamı değerlendirilmelidir.

Tazminat Euro, Sterlin veya Dolar Üzerinden Talep Edilebilir mi?

Sağlık turizmi işlemlerinde ödemeler sıklıkla;

  • euro,
  • İngiliz sterlini,
  • ABD doları

üzerinden yapılmaktadır.

Bu nedenle ödemenin hangi para birimiyle gerçekleştirildiği ve yabancı ülkedeki zararların hangi para biriminde oluştuğu dava hazırlanırken önemlidir.

Yabancı para üzerinden talep ileri sürülüp sürülemeyeceği, borcun niteliği, ödemenin para birimi ve Türk Borçlar Kanunu’ndaki yabancı para borçlarına ilişkin hükümler çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir.

Fatura ve banka dekontlarının orijinal para biriminin saklanması bu nedenle önemlidir.

Sağlık Turizmi Hastası İçin En Önemli İlk Adım Nedir?

Hasta zarar gördüğünde ilk tepki çoğu zaman kliniğe WhatsApp üzerinden:

“Bunu düzeltin veya paramı geri verin.”

şeklinde mesaj göndermektir.

Ancak ciddi malpraktis iddiasında ilk aşamada delillerin korunması daha önemlidir.

Özellikle şu zincir oluşturulmalıdır:

Tedavi öncesindeki durum → hastaya verilen vaat → gerçekleştirilen işlem → tedavi sonrası ortaya çıkan zarar → yabancı ülkedeki düzeltme tedavisi

Bu zincir belgelerle ortaya konulabilirse davanın ispat gücü önemli ölçüde artar.

Sağlık Turizmi Malpraktis Davalarında En Sık Yapılan Hata Nedir?

En sık yapılan hatalardan biri, hasta ülkesine döndükten sonra ilk tedavinin bütün sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde hemen ikinci bir ameliyat yaptırması ve önceki durumun yeterince belgelenmemesidir.

Bir diğer hata ise yalnızca hastanın kişisel beyanına dayanılmasıdır.

Malpraktis davasında;

  • fotoğraflar,
  • tıbbi kayıtlar,
  • görüntüleme sonuçları,
  • fatura ve banka ödemeleri,
  • yabancı hastane kayıtları,
  • uzman hekim raporları

objektif delil oluşturur.

Sağlık turizmi davalarında deliller iki veya daha fazla ülkede bulunduğu için dosyanın en baştan buna göre hazırlanması gerekir.

Yurt Dışından Gelen Hastanın Türkiye’de Malpraktis Davasında İzleyebileceği Yol

Uygulamada süreç genel olarak şu şekilde ilerleyebilir:

1. Türkiye’deki sağlık hizmetinin bütün kayıtları alınır.

Hasta dosyası, ameliyat raporu, epikriz, onam belgeleri ve görüntüleme kayıtları talep edilir.

2. Yabancı ülkedeki tıbbi belgeler toplanır.

Düzeltme tedavisi, acil müdahale ve kalıcı hasar raporları saklanır.

3. Doktor, hastane ve aracı kuruluş arasındaki hukuki ilişki belirlenir.

Sözleşmeler, faturalar ve ödemeler incelenir.

4. Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi ve uygulanacak hukuk değerlendirilir.

MÖHUK hükümleri dikkate alınır.

5. Maddi zarar hesaplanır.

Yabancı ülkede yapılan ve gelecekte yapılması gereken tedavi giderleri dâhil edilir.

6. Yabancı davacı bakımından teminat muafiyeti kontrol edilir.

Vatandaşlık ülkesi ile Türkiye arasındaki anlaşmalar ve karşılıklılık araştırılır.

7. Gerekliyse dava şartı arabuluculuk süreci yürütülür.

8. Sorumlu kişi ve kuruluşlara karşı tazminat davası açılır.

Sonuç

Yurt dışından sağlık hizmeti almak amacıyla Türkiye’ye gelen bir hastanın, Türkiye’de gerçekleştirilen hatalı tıbbi müdahale nedeniyle Türk mahkemelerinde malpraktis ve tazminat davası açması mümkündür.

Hastanın Türkiye’de ikamet etmemesi veya Türk vatandaşı olmaması bu hakkı ortadan kaldırmaz.

5718 sayılı MÖHUK uyarınca Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi öncelikle iç hukuktaki yer itibarıyla yetki kurallarına göre belirlenir. Türkiye’de bulunan hastane veya doktor tarafından Türkiye’de gerçekleştirilen müdahaleler bakımından Türk mahkemeleriyle güçlü bir bağlantı bulunmaktadır.

Bununla birlikte sağlık turizmi davalarında uygulanacak hukuk ayrıca incelenmelidir. Sözleşmede hukuk seçimi bulunup bulunmadığı, sorumluluğun sözleşmeye mi yoksa haksız fiile mi dayandırıldığı ve MÖHUK’un sağlık hizmetinin başka ülkede sunulmasını gerektiren tüketici sözleşmelerine ilişkin istisnası birlikte değerlendirilmelidir.

Özel hastane ve özel kliniklerle kişisel amaçla kurulan sağlık hizmeti ilişkileri Türk hukuku bakımından çoğu durumda tüketici işlemi niteliğinde olabilir. Bu durumda somut olayın özelliklerine göre Tüketici Mahkemesi ve dava şartı arabuluculuk hükümleri gündeme gelebilir.

Sağlık turizmi dosyalarında yalnızca doktorun ameliyat sırasındaki davranışı araştırılmamalıdır. Hastanın hangi reklamla Türkiye’ye getirildiği, kendisine hangi sonucun vaat edildiği, aracı kuruluşun ne yaptığı, aydınlatmanın hangi dilde gerçekleştirildiği, komplikasyonun nasıl yönetildiği ve ülkesine döndükten sonraki tedavilerin ilk müdahaleyle bağlantısı birlikte incelenmelidir.

26 Nisan 2025 tarihli Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik de sağlık turizmi faaliyetlerinin yetkili sağlık tesisleri ve aracı kuruluşlar üzerinden yürütülmesini, kayıt ve denetim mekanizmalarını ayrıntılı şekilde düzenlemektedir.

Ağustos 2026 itibarıyla ayrıca önemli bir mevzuat gelişmesi bulunmaktadır: Yönetmelikte başlangıçta öngörülen zorunlu komplikasyon sigortası hükmünün yürütmesi Danıştay tarafından durdurulmuştur. Bu nedenle somut dosyada mevcut sigortaların ayrıca araştırılması gerekir; hastanın otomatik olarak zorunlu komplikasyon poliçesinden ödeme alabileceği varsayılmamalıdır.

Yabancı hasta açısından bir diğer özel konu da MÖHUK’un 48. maddesindeki teminat düzenlemesidir. Türk mahkemesinde dava açan yabancıdan bazı durumlarda teminat istenebilmekle birlikte, karşılıklılık veya Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası sözleşmeler nedeniyle birçok ülke vatandaşı bu yükümlülükten muaf olabilir.

Sonuç olarak sağlık turizmi malpraktis davalarında en önemli nokta, hasta ülkesine döndükten sonra yalnızca kötü sonucu göstermek değil, Türkiye’de gerçekleştirilen ilk müdahale ile ortaya çıkan zarar arasındaki bağlantıyı tıbbi ve hukuki delillerle kurabilmektir. Bu nedenle hasta dosyası, ameliyat öncesi ve sonrası fotoğraflar, onam belgeleri, WhatsApp yazışmaları, yabancı ülkedeki doktor raporları, revizyon ameliyatı faturaları, uçak ve konaklama giderleri ile kazanç kaybını gösteren belgelerin erken aşamada toplanması, sağlık turizmi nedeniyle açılacak malpraktis ve tazminat davalarının en kritik aşamalarından biridir.

Yeni yazılardan haberdar olun

Hukuk alanındaki yeni yazılarımızı e-posta ile alın. Dilediğiniz zaman tek tıkla ayrılabilirsiniz.

Call Now Button

Çerez tercihleri