Hukuk Makaleleri

Yabancı Velayet Kararlarının Türkiye’de Tanınması: Tanıma, Tenfiz ve 1996 Lahey Sözleşmesi

Uluslararası evliliklerin ve farklı ülkelerde yaşayan ailelerin artmasıyla birlikte yabancı mahkemeler tarafından verilen velayet kararlarının Türkiye’de geçerli olup olmadığı önemli bir hukuki sorun hâline gelmiştir.

Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika, İngiltere, İsviçre, Amerika Birleşik Devletleri veya başka bir ülkede boşanan eşler hakkında yabancı mahkeme yalnızca boşanmaya değil, ortak çocuğun velayetine ve diğer ebeveynle kişisel ilişki kurulmasına da karar vermiş olabilir.

Ancak yabancı boşanma kararının Türkiye’de nüfus kütüğüne işlenmesi, yabancı mahkemenin verdiği velayet kararının da otomatik olarak nüfus tescili yoluyla uygulanabilir hâle geldiği anlamına gelmez.

Nitekim yabancı boşanma kararlarının nüfusa tesciline ilişkin Yönetmelik, velayet ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hükümlerin nüfus tescil komisyonu kararından etkilenmeyeceğini açıkça düzenlemektedir. Bu hükümler bakımından ayrıca tanıma veya tenfiz yoluna başvurulabilir.

Bununla birlikte yabancı velayet kararlarında yalnızca 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’a bakılması da her zaman yeterli değildir. Türkiye’nin taraf olduğu 19 Ekim 1996 tarihli Velayet Sorumluluğu ve Çocukların Korunması Hakkında Tedbirler Yönünden Yetki, Uygulanacak Hukuk, Tanıma, Tenfiz ve İşbirliğine Dair Lahey Sözleşmesi, birçok ülkeyle olan velayet uyuşmazlıklarında özel ve son derece önemli bir sistem kurmaktadır. Sözleşme Türkiye bakımından 1 Şubat 2017 tarihinde yürürlüğe girmiştir. (HCCH)

Bu nedenle yabancı velayet kararlarında ilk olarak şu soru sorulmalıdır:

Kararı veren ülke ile Türkiye arasında 1996 Lahey Çocuk Koruma Sözleşmesi uygulanıyor mu?

Bu sorunun cevabı, yabancı velayet kararının Türkiye’de nasıl tanınacağını ve nasıl uygulanacağını doğrudan değiştirebilir.

Yabancı Velayet Kararı Türkiye’de Otomatik Olarak Geçerli midir?

Bu soruya bütün ülkeler için tek bir cevap vermek mümkün değildir.

Yabancı velayet kararının Türkiye’deki hukuki etkisi;

  • kararın verildiği ülkeye,
  • Türkiye ile o ülke arasındaki milletlerarası sözleşmelere,
  • kararın tarihine,
  • çocuğun mutad meskenine,
  • kararın tanınmasının mı yoksa fiilen uygulanmasının mı istendiğine

göre değişebilir.

Eğer karar, Türkiye ile birlikte 1996 Lahey Çocuk Koruma Sözleşmesi’ne taraf olan başka bir devlette ve Sözleşmenin zaman bakımından uygulanabildiği dönemde verilmişse özel bir sistem devreye girer.

1996 Lahey Sözleşmesi’nin 23. maddesine göre bir taraf devlette alınan çocuk koruma tedbirleri, diğer taraf devletlerde kanun gereği tanınır. Velayetin verilmesi, kaldırılması veya sınırlandırılması ile çocuğun nerede yaşayacağı ve kişisel ilişki hakkı da Sözleşmenin kapsadığı koruma tedbirleri arasındadır. (HCCH)

Ancak bir kararın hukuken tanınması ile kararın Türkiye’de zorla uygulanması aynı şey değildir.

Bu nedenle “tanıma” ve “tenfiz” kavramlarının birbirinden ayrılması gerekir.

Yabancı Velayet Kararının Tanınması ile Tenfizi Arasındaki Fark Nedir?

Velayet kararlarında bu ayrım son derece önemlidir.

Tanıma nedir?

Tanıma, yabancı makamın verdiği kararın Türkiye’de hukuki sonuçlarının kabul edilmesidir.

Örneğin Alman mahkemesi;

“Ortak çocuğun velayeti anneye aittir.”

şeklinde karar vermiş olabilir.

Annenin Türkiye’de bir resmî işlem sırasında bu velayet sıfatına dayanması gerekiyorsa yabancı kararın Türkiye’de hukuki olarak kabul edilmesi gündeme gelir.

Tenfiz nedir?

Tenfiz ise yabancı kararın Türkiye’de fiilen ve gerektiğinde cebren uygulanmasını sağlar.

Örneğin yabancı karar;

“Çocuk annenin yanında yaşayacaktır.”

veya

“Baba her ayın belirli hafta sonunda çocukla kişisel ilişki kuracaktır.”

şeklinde düzenleme içerebilir.

Karşı taraf karara uymuyorsa ve kararın Türkiye’de zorla yerine getirilmesi gerekiyorsa yalnızca kararın tanınması yeterli olmayabilir.

1996 Lahey Sözleşmesi’nin 26. maddesi de bu ayrımı kabul eder. Başka bir taraf devlette alınmış ve orada icra edilebilir olan çocuk koruma tedbirlerinin, Türkiye’de uygulanması gerekiyorsa talep üzerine icra edilebilir olduğunun ilan edilmesi veya icra amacıyla tescili gerekir. Sözleşme bunun basit ve hızlı bir usulle yapılmasını öngörür. (HCCH)

Kısaca:

Tanıma = yabancı velayet kararının Türkiye’de hukuken kabul edilmesi

Tenfiz = velayet veya kişisel ilişki kararının Türkiye’de fiilen uygulanabilmesi

şeklinde açıklanabilir.

Boşanma Kararının Nüfusa İşlenmesi Velayeti de Geçerli Hâle Getirir mi?

Hayır.

Bu husus yabancı boşanma dosyalarında özellikle önemlidir.

Örneğin Alman mahkemesi aynı kararda:

“Tarafların boşanmalarına ve ortak çocuğun velayetinin anneye verilmesine”

karar vermiş olsun.

Taraflar bu boşanma kararını 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu kapsamında Türkiye’de doğrudan aile kütüğüne tescil ettirmiş olabilir.

Bu işlem tarafların Türkiye’deki medeni hâlini değiştirir.

Ancak Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün Yönetmeliğine göre komisyon tarafından verilen tescil kararı;

  • velayet,
  • iştirak nafakası,
  • çocukla kişisel ilişki,
  • mal rejimi,
  • tazminat

gibi hükümlerin Türkiye’de uygulanması bakımından sonuç doğurmaz. Bu hükümler için ayrıca tanıma veya tenfiz talep edilebilir.

Dolayısıyla:

“Yabancı boşanma kararını nüfusa işlettim, velayet kararı da artık otomatik olarak Türkiye’de uygulanır.”

şeklindeki yaklaşım doğru değildir.

1996 Lahey Çocuk Koruma Sözleşmesi Nedir?

Sözleşmenin tam adı:

Velayet Sorumluluğu ve Çocukların Korunması Hakkında Tedbirler Yönünden Yetki, Uygulanacak Hukuk, Tanıma, Tenfiz ve İşbirliğine Dair 19 Ekim 1996 Tarihli Lahey Sözleşmesi

dir.

Sözleşmenin amaçlarından biri, farklı ülkelerde bulunan çocuklarla ilgili;

  • hangi devlet makamlarının yetkili olduğunu,
  • hangi hukukun uygulanacağını,
  • velayet sorumluluğunun hangi hukuka tabi olduğunu,
  • bir ülkede alınan çocuk koruma tedbirlerinin diğer ülkelerde nasıl tanınacağını ve uygulanacağını,
  • devlet makamlarının nasıl iş birliği yapacağını

belirlemektir. (HCCH)

Türkiye, Sözleşmeyi 7 Ekim 2016 tarihinde onaylamış ve Sözleşme Türkiye bakımından 1 Şubat 2017 tarihinde yürürlüğe girmiştir. (HCCH)

Sözleşme doğumdan çocuğun 18 yaşına ulaşmasına kadar uygulanır. (HCCH)

1996 Lahey Sözleşmesi Hangi Velayet Konularını Kapsar?

Sözleşme yalnızca klasik anlamdaki “velayet” kararlarını kapsamaz.

Sözleşmenin 3. maddesi kapsamında özellikle;

  • velayet sorumluluğunun verilmesi,
  • velayetin kullanılması,
  • velayetin kaldırılması veya sınırlandırılması,
  • çocuğun nerede yaşayacağının belirlenmesi,
  • çocukla kişisel ilişki kurulması,
  • vesayet,
  • çocuğun temsil edilmesi,
  • bazı çocuk koruma tedbirleri

gibi konular bulunmaktadır. (HCCH)

Bu nedenle yabancı mahkeme kararında doğrudan “custody” veya “velayet” kelimesi bulunmasa dahi çocuk üzerindeki ebeveyn yetkisini veya çocuğun yerleşim yerini belirleyen hükümler Sözleşmenin kapsamına girebilir.

Çocuk Nafakası da 1996 Lahey Sözleşmesi Kapsamında mı?

Hayır.

Bu önemli bir ayrımdır.

1996 Lahey Sözleşmesi’nin 4. maddesi nafaka yükümlülüklerini açıkça kapsam dışında bırakmaktadır. (HCCH)

Dolayısıyla yabancı mahkeme aynı kararda:

velayet anneye,

babayla kişisel ilişki kurulmasına

ve

babanın aylık 1.500 euro çocuk nafakası ödemesine

karar vermiş olabilir.

Velayet ve kişisel ilişki bakımından 1996 Lahey Çocuk Koruma Sözleşmesi uygulanabilirken, nafaka bakımından 2007 Lahey Nafaka Sözleşmesi veya MÖHUK hükümleri ayrıca değerlendirilmelidir.

Yabancı aile hukuku kararının bütün maddelerinin tek bir uluslararası sözleşmeye tabi olduğu varsayılmamalıdır.

Mutad Mesken Neden Bu Kadar Önemlidir?

1996 Lahey Sözleşmesi bakımından en önemli kavramlardan biri çocuğun mutad meskenidir.

Sözleşmenin temel kuralına göre çocuğun kişiliğinin veya malvarlığının korunmasına ilişkin tedbirleri almaya öncelikle çocuğun mutad meskeninin bulunduğu devletin makamları yetkilidir. (HCCH)

Mutad mesken yalnızca nüfus kaydı veya vatandaşlık anlamına gelmez.

Çocuğun hayatının fiilî merkezi değerlendirilir.

Örneğin;

  • çocuk nerede sürekli yaşıyor,
  • hangi ülkede okula gidiyor,
  • sosyal ve aile çevresi nerede,
  • yaşam düzeninin devamlılığı nerede,
  • hangi ülkeyle fiilî yaşam bağı daha güçlü

gibi unsurlar önem taşıyabilir.

Bu nedenle:

“Çocuk Türk vatandaşıdır, o hâlde her durumda Türk mahkemesi yetkilidir.”

şeklinde bir sonuç doğru değildir.

Uluslararası velayet uyuşmazlıklarında vatandaşlık önemli olabilir ancak mutad mesken çoğu zaman daha merkezi bir bağlantı noktasıdır.

Çocuk Türkiye’ye Getirilirse Türk Mahkemeleri Otomatik Olarak Yetkili Olur mu?

Her durumda hayır.

Bu konu özellikle uluslararası çocuk kaçırma dosyalarında önemlidir.

Örneğin çocuk yıllardır Almanya’da anne ve babasıyla yaşamaktadır. Alman mahkemesi velayet konusunda karar vermiştir.

Ebeveynlerden biri çocuğu diğer ebeveynin izni olmadan Türkiye’ye getirir ve burada tutar.

Çocuğun fiziksel olarak Türkiye’de bulunması, velayet konusunda önceki devletin yetkisinin otomatik olarak sona erdiği anlamına gelmeyebilir.

1996 Lahey Sözleşmesi’nin 7. maddesi, haksız götürme veya alıkoyma hâllerinde çocuğun önceki mutad meskeni devletinin yetkisinin belirli şartlar gerçekleşinceye kadar devam etmesini düzenlemektedir. (HCCH)

Bu nedenle uluslararası velayet davalarında çocuğun Türkiye’ye getirilmesinden hemen sonra yeni bir velayet davası açılması, tek başına önceki yabancı kararın etkisini ortadan kaldırmaz.

1980 Lahey Çocuk Kaçırma Sözleşmesi ile Velayetin Tanınması Aynı Şey midir?

Hayır.

Bu iki mekanizma sıklıkla birbirine karıştırılmaktadır.

1980 tarihli Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesi, esas olarak çocuğun velayet hakkı ihlal edilerek başka bir ülkeye götürülmesi veya orada alıkonulması hâlinde çocuğun mutad mesken ülkesine süratle dönmesini sağlamaya yönelik bir sistemdir.

1996 Lahey Sözleşmesi ise;

  • yetki,
  • uygulanacak hukuk,
  • velayet sorumluluğu,
  • koruma tedbirlerinin tanınması,
  • tenfiz,
  • devletler arası iş birliği

gibi daha geniş konuları düzenler.

1996 Sözleşmesi açıkça 1980 Çocuk Kaçırma Sözleşmesi’nin uygulanmasını ortadan kaldırmadığını belirtmektedir. (HCCH)

Türkiye’de Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü bünyesindeki Çocuk Hukuku Bürosu hem uluslararası çocuk kaçırma dosyalarında hem de 1996 Sözleşmesi çerçevesindeki çocuk koruma ve velayet işlemlerinde merkezi makam görevleri yürütmektedir. (Adalet Bakanlığı Genel Müdürlüğü)

1996 Lahey Sözleşmesi’ne Göre Yabancı Velayet Kararı Otomatik Tanınır mı?

Sözleşmenin 23. maddesi oldukça önemli bir sistem öngörmektedir.

Bir taraf devlet makamı tarafından alınan çocuk koruma tedbirleri, diğer taraf devletlerde kanun gereği tanınır. (HCCH)

Bu nedenle örneğin Sözleşmenin uygulandığı şartlarda Alman mahkemesinin velayet kararı bakımından her olayda klasik anlamda yeni ve bağımsız bir MÖHUK tanıma davası açılması gerektiğini söylemek doğru değildir.

Ancak uygulamada kişinin;

  • bir Türk makamına kararın tanındığını ispatlaması,
  • kararın tanınmasının karşı tarafça tartışılması,
  • hukuki belirsizliğin giderilmesi

gerekiyorsa Sözleşmenin 24. maddesi uyarınca ilgili kişi, yetkili makamdan kararın tanınmasına veya tanınmamasına ilişkin açık bir karar verilmesini talep edebilir. (HCCH)

Dolayısıyla otomatik tanıma ile tanımanın mahkemece açık biçimde tespit edilmesi birbirinden ayrılmalıdır.

Yabancı Velayet Kararının Türkiye’de Uygulanması İçin Tenfiz Gerekir mi?

Kararın fiilen uygulanması gerekiyorsa evet, icra edilebilirliğin sağlanması gerekir.

1996 Lahey Sözleşmesi m.26 uyarınca taraf devletlerden birinde verilen ve orada icra edilebilir olan koruma tedbirinin diğer devlette uygulanması isteniyorsa, ilgili kişinin başvurusu üzerine kararın icra edilebilir olduğuna karar verilmesi veya icra amacıyla tescil edilmesi gerekir.

Sözleşme bu işlem için basit ve hızlı bir prosedür öngörmektedir. (HCCH)

İcra edilebilir hâle gelen karar ise Türkiye’de verilmiş bir karar gibi uygulanır. Bununla birlikte fiilî icra Türkiye hukukuna göre gerçekleştirilir ve çocuğun üstün yararı dikkate alınır. (HCCH)

Türk Mahkemesi Yabancı Velayet Kararını Baştan İnceler mi?

Kural olarak hayır.

1996 Lahey Sözleşmesi’nin 27. maddesi, tanıma ve tenfiz için gerekli sınırlı inceleme dışında yabancı çocuk koruma tedbirinin esasının yeniden incelenemeyeceğini açıkça düzenlemektedir. (HCCH)

Dolayısıyla Türk mahkemesi:

“Yabancı hâkim neden velayeti anneye verdi?”

“Ben olsaydım babaya verirdim.”

şeklinde yabancı velayet davasını sıfırdan tekrar görmez.

Ancak bu durum Türk makamlarının çocuğun üstün yararını tamamen göz ardı edeceği anlamına da gelmez.

Sözleşmedeki tanımama sebepleri ve kararın Türkiye’de uygulanmasına ilişkin kurallar çerçevesinde çocuğun üstün yararı önemini korur.

Yabancı Velayet Kararının Tanınması Hangi Durumlarda Reddedilebilir?

1996 Lahey Sözleşmesi’nin 23/2. maddesi tanımanın reddedilebileceği belirli durumları düzenlemektedir.

Bunlar arasında özellikle;

  • kararı veren makamın Sözleşmenin yetki kurallarına göre yetkili olmaması,
  • acil durumlar dışında, çocuğa dinlenme fırsatı verilmeden karar alınmış ve bunun Türkiye’nin temel usul ilkelerini ihlal etmiş olması,
  • velayet sorumluluğu etkilenen kişinin dinlenmesine imkân verilmemiş olması,
  • tanımanın çocuğun üstün yararı da gözetildiğinde Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması,
  • bazı durumlarda daha sonra verilmiş başka bir koruma tedbiriyle bağdaşmaması

yer almaktadır. (HCCH)

Dolayısıyla yabancı velayet kararının tanınması otomatik bir “evrak onayı” işlemi değildir.

Özellikle çocuğun veya ebeveynlerden birinin yabancı yargılamada dinlenmemesi önemli hâle gelebilir.

Çocuğun Yabancı Davada Dinlenmemiş Olması Tanımaya Engel Olur mu?

Her olayda otomatik olarak değil.

Ancak 1996 Lahey Sözleşmesi, acil durumlar dışında çocuğa dinlenme fırsatı verilmeden koruma tedbiri alınmasını ve bunun talep edilen devletin temel usul ilkelerini ihlal etmesini tanımama sebeplerinden biri olarak kabul etmektedir. (HCCH)

Bu değerlendirmede;

  • çocuğun yaşı,
  • olgunluk düzeyi,
  • yabancı ülkenin yargılama usulü,
  • kararın niteliği

önem taşıyabilir.

Bu nedenle özellikle ergenlik çağındaki çocuklar hakkında verilen yabancı velayet kararlarında, çocuğun yabancı yargılama sırasında dinlenip dinlenmediğinin dosyadan kontrol edilmesi yararlı olabilir.

Diğer Ebeveyn Davadan Hiç Haberdar Edilmediyse Ne Olur?

Bu durum da tanıma ve tenfizde önemlidir.

1996 Sözleşmesine göre, bir kişinin velayet sorumluluğunu etkileyen karar acil durum dışında o kişiye dinlenme fırsatı verilmeden alınmışsa, bu kişi kararın tanınmasına itiraz edebilir. (HCCH)

Benzer şekilde MÖHUK sisteminde de yabancı yargılamada savunma hakkının ihlal edilmesi önemlidir.

Ancak ebeveynin yabancı davadan usulüne uygun biçimde haberdar edildiği hâlde kendi tercihiyle duruşmaya katılmaması ile davadan hiçbir zaman haberdar edilmemesi birbirinden farklıdır.

Ortak Velayet Kararı Türkiye’de Tanınabilir mi?

Yabancı mahkemelerin verdiği ortak velayet kararları da Türkiye’de tanıma uyuşmazlıklarına konu olabilmektedir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2016/18674 E., 2017/13800 K. sayılı kararında yabancı mahkeme tarafından verilen ortak velayet düzenlemesinin sırf ortak velayet olması nedeniyle Türk kamu düzenine açıkça aykırı sayılamayacağı kabul edilmiştir. (Librum Hukuk)

Dolayısıyla:

“Türk hukukunda boşanma sonrasında ortak velayet mümkün değildir, bu nedenle yabancı ortak velayet kararı hiçbir şekilde tanınamaz.”

şeklindeki genel yaklaşım güncel hukuk bakımından doğru değildir.

Ancak her ortak velayet kararı yine somut dosya ve çocuğun üstün yararı çerçevesinde değerlendirilmelidir.

1996 Lahey Sözleşmesi Her Yabancı Ülke İçin Geçerli midir?

Hayır.

Sözleşme yalnızca gerekli uluslararası bağlantının bulunduğu taraf devletler bakımından uygulanır.

HCCH’nin güncel statü tablosuna göre Türkiye’nin yanı sıra Almanya, Fransa, Hollanda, İsviçre ve Birleşik Krallık gibi birçok ülke 1996 Sözleşmesine taraftır. Buna karşılık Amerika Birleşik Devletleri mevcut statü tablosunda Sözleşmeyi imzalamış olmakla birlikte henüz onaylamış taraf devlet olarak görünmemektedir. (HCCH)

Bu nedenle:

Almanya velayet kararı

ile

ABD velayet kararı

Türkiye’de aynı hukuki mekanizmaya tabi olmayabilir.

Her dosyada HCCH’nin güncel taraf devletler tablosu kontrol edilmelidir.

Sözleşmeye Taraf Olmayan Ülkeden Gelen Velayet Kararı Nasıl Tanınır?

1996 Lahey Sözleşmesi’nin uygulanmadığı yabancı devlet kararlarında Türk milletlerarası özel hukuk kuralları devreye girer.

MÖHUK m.50’ye göre yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin verilmiş ve ilgili devlet hukukuna göre kesinleşmiş kararların Türkiye’de icrası için Türk mahkemesinden tenfiz kararı alınması gerekir. (LEXPERA)

Tanıma bakımından ise MÖHUK m.58 uygulanır.

Bu nedenle Sözleşme dışındaki yabancı velayet kararlarında özellikle;

  • kararın yabancı ülkede kesinleşmiş olması,
  • Türk kamu düzenine açık aykırılık bulunmaması,
  • savunma hakkının korunmuş olması,
  • MÖHUK’taki diğer tanıma ve tenfiz şartlarının bulunması

değerlendirilir.

Velayet kararlarının ileride şartların değişmesi hâlinde değiştirilebilir olması, somut yabancı kararın kendi hukukunda usulen kesinleşmiş olması gereğini ortadan kaldırmaz.

Velayet Kararının Tanınmasında Karşılıklılık Şartı Var mı?

Burada tanıma ve tenfiz ayrımı tekrar önem kazanmaktadır.

MÖHUK kapsamında yabancı kararın tanınmasında, tenfiz için düzenlenen karşılıklılık şartı uygulanmaz.

Buna karşılık yabancı kararın Türkiye’de cebren uygulanmasının gerektiği klasik MÖHUK tenfiz dosyalarında karşılıklılık konusu gündeme gelebilir.

1996 Lahey Sözleşmesinin uygulandığı dosyalarda ise tanıma-tenfiz sistemi doğrudan Sözleşmenin hükümlerine göre değerlendirilir.

Bu nedenle yabancı velayet dosyasında:

“Türkiye ile o ülke arasında karşılıklılık var mı?”

sorusu sorulmadan önce;

“1996 Lahey Sözleşmesi bu dosyada uygulanıyor mu?”

sorusu cevaplandırılmalıdır.

Yabancı Velayet Kararının Tanınması İçin Hangi Mahkeme Görevlidir?

Aile hukukuna ilişkin yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizinde Türkiye’de aile mahkemeleri görevlidir.

4787 sayılı Kanun, aile hukukuna ilişkin yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizini aile mahkemelerinin görev alanında düzenlemektedir. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde görevlendirilen asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla bu uyuşmazlıklara bakabilir. (LEXPERA)

Bununla birlikte 1996 Lahey Sözleşmesinin uygulandığı dosyalarda Sözleşmenin özel tanıma, tenfiz ve merkezi makam mekanizmalarının ayrıca dikkate alınması gerekir.

Türkiye’de Merkezi Makam Hangisidir?

1996 Lahey Çocuk Koruma Sözleşmesi bakımından Türkiye’nin merkezi makamı Adalet Bakanlığıdır.

Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü bünyesindeki Çocuk Hukuku Bürosu, Sözleşme kapsamında çocukların korunmasına yönelik tedbirlerin alınması, yabancı koruma tedbirlerinin tanınması ve tenfizi ile uluslararası iş birliğine ilişkin talepleri değerlendirmekte ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile koordinasyon içerisinde merkezi makam görevini yürütmektedir. (Adalet Bakanlığı Genel Müdürlüğü)

Bu mekanizma özellikle;

  • çocuğun başka ülkede bulunması,
  • yabancı makamlarla bilgi paylaşılması,
  • çocuğun yerinin araştırılması,
  • kişisel ilişkinin sağlanması,
  • yabancı koruma tedbirinin uygulanması

gibi sınır aşan dosyalarda önem taşıyabilir.

Yabancı Velayet Kararında Apostil Gerekir mi?

Bu sorunun cevabı kullanılan hukuki mekanizmaya göre değişebilir.

1996 Lahey Sözleşmesi açısından önemli bir kolaylık bulunmaktadır.

Sözleşmenin 43. maddesine göre Sözleşme kapsamında gönderilen veya teslim edilen belgeler legalizasyon veya benzeri bir formaliteden muaftır. (HCCH)

Dolayısıyla 1996 Sözleşmesinin merkezi makam ve Sözleşme mekanizması içerisinde kullanılan belgelerde klasik apostil/legalizasyon sürecinin her zaman aranacağı söylenemez.

Ancak MÖHUK kapsamında bağımsız bir Türk mahkemesi başvurusu yapılıyor veya Sözleşme dışındaki bir karar kullanılıyorsa belgenin resmî niteliğinin ispatı için apostil veya başka tasdik işlemleri gerekebilir.

Bu nedenle:

“Yabancı velayet kararlarında apostil her durumda zorunludur.”

veya

“Hiçbir zaman apostil gerekmez.”

şeklindeki iki genel ifade de doğru değildir.

Hangi hukuki yolun kullanıldığı öncelikle belirlenmelidir.

Türkçe Tercüme Gerekir mi?

Yabancı velayet kararının Türkiye’de kullanılmasında kural olarak kararın anlaşılabilir ve usulüne uygun tercümesinin hazırlanması gerekir.

1996 Lahey Sözleşmesi’nin merkezi makamlar arasındaki iletişim bakımından ayrıca dil ve tercüme kuralları bulunmaktadır. Sözleşme, merkezi makama veya başka makama gönderilecek iletişimin kural olarak talep edilen devletin resmî diline yapılmasını veya gerekli tercümenin eklenmesini öngörmektedir. (HCCH)

MÖHUK kapsamında açılan tanıma-tenfiz davalarında ise yabancı karar ve kesinleşme belgesinin usulüne uygun Türkçe tercümelerinin hazırlanması önem taşır.

Çocukla Kişisel İlişki Kararları da Tanınabilir mi?

Evet.

1996 Lahey Sözleşmesi yalnızca velayetin kime ait olduğu konusunu düzenlemez.

Sözleşme açıkça access rights, yani çocukla kişisel ilişki ve çocuğun sınırlı süre için başka yere götürülebilmesine ilişkin hakları da kapsamaktadır. (HCCH)

Örneğin Fransız mahkemesi:

“Çocuk anneyle yaşayacak; baba her ayın birinci ve üçüncü hafta sonunda çocukla kişisel ilişki kuracaktır.”

şeklinde karar vermiş olabilir.

Baba Türkiye’de yaşıyor veya çocuk daha sonra Türkiye’ye gelmişse bu kişisel ilişki düzenlemesinin Türkiye’de tanınması ve uygulanması gündeme gelebilir.

Sözleşme merkezi makamlarının kişisel ilişkinin etkili biçimde kullanılmasını kolaylaştırmak amacıyla birbirlerinden yardım istemesine de imkân tanımaktadır. (HCCH)

Yabancı Velayet Kararı Daha Sonra Değiştirilebilir mi?

Evet.

Velayet kararlarının özelliği, çocuğun şartları değiştikçe ileride yeniden değerlendirilebilmesidir.

1996 Lahey Sözleşmesi kapsamında alınan koruma tedbirleri, yetkili makam tarafından değiştirilene, yenisiyle değiştirilene veya sona erdirilene kadar kural olarak yürürlüklerini korur. (HCCH)

Örneğin Almanya’da velayet anneye verilmiş olabilir.

Daha sonra çocuk uzun süre hukuka uygun biçimde Türkiye’de yaşamaya başlamış ve mutad meskeni Türkiye’ye geçmiş olabilir.

Bu aşamada geleceğe yönelik yeni velayet tedbirleri bakımından yetki meselesi değişebilir.

Bu nedenle:

“Bir yabancı velayet kararı tanındıysa ömür boyu hiçbir şekilde değiştirilemez.”

şeklindeki yaklaşım doğru değildir.

Yabancı Velayet Kararının Tanınması ile Yeni Velayet Davası Aynı Anda Açılabilir mi?

Bu mesele somut olayın şartlarına göre dikkatle değerlendirilmelidir.

Yabancı kararın tanınması geçmişte verilmiş bir kararın Türkiye’deki hukuki etkisiyle ilgilidir.

Yeni velayet davası ise mevcut koşullar itibarıyla çocuğun velayetinin nasıl düzenleneceğiyle ilgilidir.

Özellikle;

  • çocuğun mutad meskeninin değişmesi,
  • yabancı kararın verilmesinden sonra uzun zaman geçmesi,
  • çocuğun yaşam koşullarının önemli ölçüde değişmesi,
  • çocuğun güvenliğiyle ilgili yeni gelişmeler

hâlinde mevcut yetki kuralları çerçevesinde yeni koruma tedbirleri gündeme gelebilir.

Ancak bir ebeveynin çocuğu hukuka aykırı biçimde Türkiye’ye getirerek önceki yabancı velayet kararını etkisiz hâle getirmeye çalışması farklı değerlendirilir.

Bu nedenle tanıma, tenfiz, uluslararası çocuk kaçırma ve yeni velayet davası birbirinden ayrılmalıdır.

1980 Lüksemburg Velayet Sözleşmesi de Uygulanabilir mi?

Türkiye ayrıca Çocukların Velayetine İlişkin Kararların Tanınması ve Tenfizi ile Çocukların Velayetinin Yeniden Tesisine İlişkin 1980 tarihli Avrupa Sözleşmesi’ne taraftır.

Sözleşme Türkiye bakımından 1 Haziran 2000 tarihinde yürürlüğe girmiştir. (Portal)

Bu nedenle özellikle Avrupa Konseyi sözleşmesine taraf ülkelerden gelen bazı velayet kararlarında 1980 Lüksemburg Sözleşmesi de gündeme gelebilir.

1996 Lahey Sözleşmesi, 1980 Çocuk Kaçırma Sözleşmesi, Lüksemburg Sözleşmesi ve MÖHUK arasında hangi düzenlemenin somut dosyada uygulanacağı;

kararın verildiği ülke, karar tarihi, çocuğun yaşı, uyuşmazlığın niteliği ve taraf devletlerin sözleşme statülerine

göre belirlenmelidir.

Yabancı Velayet Kararının Tanınmasında En Sık Yapılan Hatalar

Uygulamada özellikle şu hatalarla karşılaşılmaktadır:

Boşanmanın nüfusa tescil edilmesini velayetin de tescili sanmak

Yabancı boşanmanın nüfusa işlenmesi, velayet ve kişisel ilişki hükümleri bakımından sonuç doğurmaz.

Her yabancı karar için doğrudan MÖHUK tanıma davası açmak

Öncelikle 1996 Lahey Sözleşmesinin uygulanıp uygulanmadığı kontrol edilmelidir.

Çocuğun vatandaşlığını tek yetki kriteri kabul etmek

1996 Sözleşmesinde çocuğun mutad meskeni temel yetki bağlantısıdır. (HCCH)

Çocuğun Türkiye’ye getirilmesiyle önceki devletin yetkisinin bittiğini düşünmek

Haksız götürme veya alıkoyma hâllerinde önceki mutad mesken devletinin yetkisi devam edebilir. (HCCH)

Tanıma ile tenfizi karıştırmak

Bir velayet kararının hukuken kabul edilmesi ile fiilen uygulanması aynı şey değildir.

Yabancı davadaki tebligat ve dinlenme belgelerini önemsememek

Ebeveynin veya bazı durumlarda çocuğun dinlenmemiş olması tanımaya engel oluşturabilir.

1996 Sözleşmesinin çocuk nafakasını da kapsadığını düşünmek

Nafaka yükümlülükleri 1996 Sözleşmesinin kapsamı dışındadır. (HCCH)

Her dosyada apostil gerektiğini düşünmek

1996 Sözleşmesi kapsamında iletilen belgeler legalizasyon formalitesinden muaftır. (HCCH)

Yabancı Velayet Kararının Türkiye’de Tanınması İçin Pratik Yol Haritası

Yabancı velayet dosyalarında şu sıra izlenebilir:

1. Kararın hangi ülkede verildiği tespit edilir.

2. Çocuğun mevcut ve karar tarihindeki mutad meskeni belirlenir.

3. Kararı veren ülkenin 1996 Lahey Çocuk Koruma Sözleşmesine taraf olup olmadığı kontrol edilir.

4. Sözleşmenin karar tarihi bakımından uygulanabilir olup olmadığı incelenir.

5. Kararın gerçekten velayet, kişisel ilişki veya başka bir çocuk koruma tedbiri içerip içermediği belirlenir.

6. Amaç yalnızca kararın Türkiye’de hukuken kabulü mü, yoksa fiilen uygulanması mı olduğu belirlenir.

7. 1996 Sözleşmesi uygulanıyorsa m.23-28 kapsamındaki tanıma ve icra sistemi değerlendirilir.

8. Sözleşme uygulanmıyorsa MÖHUK kapsamında tanıma veya tenfiz şartları incelenir.

9. Yabancı yargılamada diğer ebeveyne ve gerektiğinde çocuğa dinlenme fırsatı verilip verilmediği kontrol edilir.

10. Çocuğun hukuka aykırı şekilde başka ülkeye götürülmesi söz konusuysa 1980 Lahey Çocuk Kaçırma Sözleşmesi ayrıca değerlendirilir.

11. Nafaka hükmü varsa bu bölüm ayrı bir uluslararası nafaka dosyası olarak incelenir.

Bu yöntem, yanlış hukuki yola başvurulmasını ve özellikle uluslararası velayet uyuşmazlıklarında zaman kaybını önleyebilir.

Örnek 1: Alman Mahkemesi Çocuğun Velayetini Anneye Verdi

Türk vatandaşı anne ve baba Almanya’da boşanmıştır.

Çocuğun velayeti Alman mahkemesince anneye verilmiştir.

Anne daha sonra çocukla Türkiye’ye gelmiştir ve Türkiye’de velayet sıfatını kullanması gerekmektedir.

Türkiye ile Almanya 1996 Lahey Sözleşmesine taraftır. Bu nedenle karar tarihi ve diğer şartlar uygunsa öncelikle Sözleşmenin tanıma ve tenfiz sistemi değerlendirilmelidir. Almanya ve Türkiye’nin Sözleşmeye taraf olduğu HCCH güncel statü tablosunda görülmektedir. (HCCH)

Örnek 2: Yabancı Boşanma Nüfusa İşlendi Ancak Velayet İşlenmedi

Fransız mahkemesi tarafların boşanmasına ve çocuğun velayetinin anneye verilmesine karar vermiştir.

Boşanma Türkiye’de nüfus müdürlüğü aracılığıyla aile kütüğüne tescil edilmiştir.

Anne, bu işlem sonucunda velayet kararının da Türkiye’de tenfiz edildiğini düşünmektedir.

Ancak idari tescil komisyonunun kararı yabancı ilamdaki velayet hükmü bakımından sonuç doğurmaz.

Velayetin Türkiye’deki hukuki etkisi ayrıca değerlendirilmelidir.

Örnek 3: Çocuk Almanya’dan Türkiye’ye İzin Alınmadan Getirildi

Çocuk yıllardır Almanya’da yaşamaktadır.

Velayet ortak kullanılmaktadır.

Anne çocuğu tatil amacıyla Türkiye’ye getirdikten sonra Almanya’ya geri götürmemiştir.

Bu durumda yalnızca Türkiye’de yeni bir velayet davası açılmasıyla mesele çözülemez.

Çocuğun haksız alıkonulması bakımından 1980 Lahey Çocuk Kaçırma Sözleşmesi, yetki ve koruma tedbirleri açısından ise 1996 Lahey Sözleşmesi birlikte önem kazanabilir. (Adalet Bakanlığı Genel Müdürlüğü)

Örnek 4: ABD’de Velayet Kararı Verildi

ABD eyalet mahkemesi çocukların velayetini babaya vermiştir.

Çocuklar daha sonra Türkiye’de bulunmaktadır.

HCCH’nin güncel 1996 Sözleşmesi statü tablosunda ABD Sözleşmeyi imzalamış ancak onaylamış taraf devlet olarak görünmemektedir. (HCCH)

Bu nedenle Alman veya Fransız kararında olduğu gibi doğrudan 1996 Sözleşmesine dayanılacağı varsayılmamalı; MÖHUK ve varsa diğer uygulanabilir uluslararası düzenlemeler ayrıca incelenmelidir.

Örnek 5: Yabancı Mahkeme Ortak Velayete Karar Verdi

İsveç mahkemesi anne ve babanın boşanmasından sonra ortak velayetin devamına karar vermiştir.

Taraflardan biri yabancı ortak velayet kararının Türk kamu düzenine aykırı olduğunu ileri sürmektedir.

Yargıtay, yabancı mahkemece verilen ortak velayet kararının sırf ortak velayet düzenlemesi içerdiği için Türk kamu düzenine açıkça aykırı kabul edilemeyeceği yönünde karar vermiştir. (Librum Hukuk)

Bu nedenle kamu düzeni değerlendirmesi soyut değil, somut dosya üzerinden yapılmalıdır.

Sonuç: Yabancı Velayet Kararı Türkiye’de Nasıl Tanınır?

Yabancı bir mahkemenin verdiği velayet kararı, yabancı boşanmanın Türkiye’de nüfus kütüğüne işlenmesiyle kendiliğinden uygulanabilir hâle gelmez.

Nüfus tesciline ilişkin düzenleme açıkça, velayet ve çocukla kişisel ilişki hükümlerinin idari boşanma tescilinden etkilenmediğini belirtmektedir.

Ancak yabancı velayet kararlarında doğrudan ve yalnızca MÖHUK’a göre hareket etmek de her durumda doğru değildir.

Öncelikle 1996 Lahey Çocuk Koruma Sözleşmesi’nin uygulanıp uygulanmadığı belirlenmelidir.

Türkiye bakımından 1 Şubat 2017’den beri yürürlükte olan bu Sözleşme; velayet, çocuğun yerleşim yeri, kişisel ilişki ve diğer çocuk koruma tedbirleri konusunda kapsamlı bir uluslararası tanıma ve tenfiz sistemi kurmaktadır. (HCCH)

Sözleşmenin uygulandığı hâllerde bir taraf devlette alınan koruma tedbirleri kural olarak diğer taraf devletlerde kanun gereği tanınır. Bununla birlikte kararın Türkiye’de fiilen uygulanması gerekiyorsa icra edilebilirlik veya tescil prosedürü gündeme gelir. Türk makamları yabancı velayet uyuşmazlığını baştan görmez; tanımanın reddi ancak Sözleşmede sınırlı olarak belirtilen sebepler çerçevesinde söz konusu olabilir. (HCCH)

Sözleşmenin uygulanmadığı ülkelerden gelen kararlar bakımından ise MÖHUK kapsamında tanıma ve tenfiz şartları değerlendirilmelidir.

Bu nedenle yabancı velayet kararının Türkiye’de tanınmasına ilişkin her dosyada şu sorular öncelikle cevaplandırılmalıdır:

Kararı hangi ülke verdi?

Çocuğun mutad meskeni nerede?

Kararı veren ülke 1996 Lahey Sözleşmesine taraf mı?

Karar Sözleşmenin yürürlüğe girdiği dönemde mi verildi?

Kararın yalnızca tanınması mı yoksa Türkiye’de fiilen uygulanması mı isteniyor?

Diğer ebeveyn yabancı davada usulüne uygun şekilde dinlendi mi?

Çocuğun görüşünün alınması gereken bir durumda çocuk dinlendi mi?

Çocuk başka ülkeye hukuka aykırı şekilde götürüldü veya orada alıkonuldu mu?

Kararda nafaka veya başka mali hükümler de var mı?

 

Leave a Reply

Call Now Button