ÖNCE MALLARI KAÇIRIP SONRA KONKORDATO İSTEMEK MÜMKÜN MÜ?
ÖNCE MALLARI KAÇIRIP SONRA KONKORDATO İSTEMEK MÜMKÜN MÜ?
Konkordato Öncesinde Şirket Malvarlığını Kaçıran Yönetici ve Ortakların Hukuki ve Cezai Sorumluluğu
Bir şirketin mali durumu bozulduğunda konkordato talep etmesi tek başına hukuka aykırı değildir.
Aksine konkordato, borçlarını vadesinde ödeyemeyen veya ödeyememe tehlikesi altında bulunan borçluların mali yapılarını yeniden düzenleyerek faaliyetlerine devam edebilmelerine imkân veren kanuni bir kurumdur.
Ancak uygulamada çok daha problemli bir senaryo ile karşılaşılabilir:
Şirket yöneticileri şirketin ekonomik olarak kötüye gittiğini fark eder.
Ardından;
- şirket araçları yakınlarına devredilir,
- taşınmazlar başka şirketlere satılır,
- makineler grup şirketine geçirilir,
- şirketin banka hesapları boşaltılır,
- stoklar başka depolara taşınır,
- gerçek olmayan borçlar oluşturulur,
- ilişkili şirketlere yüksek tutarlı ödemeler yapılır,
- şirketin tahsil ettiği paralar başka şirketlere aktarılır,
ve bütün bunlardan kısa bir süre sonra şirket konkordato talebinde bulunur.
Bu durumda alacaklıların sorması gereken soru şudur:
“Şirket gerçekten ekonomik kriz nedeniyle mi konkordato istedi, yoksa önce malvarlığını kaçırıp sonra konkordato korumasından yararlanmaya mı çalışıyor?”
Türk hukukunda konkordato, borçluya alacaklılarından mal kaçırabilmesi için verilen bir koruma değildir.
Aksine malvarlığının bilinçli şekilde azaltılması;
konkordatonun reddine, şirketin iflasına, tasarrufların iptaline, şirket yöneticilerinin şahsi tazminat sorumluluğuna ve hatta cezai sorumluluğa
kadar uzanan ciddi sonuçlar doğurabilir.
1. Konkordato Şirketin Geçmişte Yaptığı İşlemleri Temize Çıkarır mı?
Hayır.
Bir şirkete konkordato mühleti verilmesi, şirketin konkordato başvurusundan önce yaptığı tüm işlemlerin hukuka uygun olduğu anlamına gelmez.
Örneğin şirket konkordatodan altı ay önce 30 milyon TL değerindeki bir taşınmazını şirket yöneticisinin kardeşine 5 milyon TL’ye devrettiyse;
“Şirket artık konkordatoda olduğu için bu satışa dokunulamaz.”
denilemez.
İşlemin;
- gerçek bir satış olup olmadığı,
- piyasa değerine uygun olup olmadığı,
- ödeme yapılıp yapılmadığı,
- alıcının şirket yöneticisiyle ilişkisi,
- devir tarihinde şirketin mali durumu,
- devir sonucunda alacaklıların zarar görüp görmediği
ayrıca incelenebilir.
İİK m.277 ve devamında düzenlenen tasarrufun iptali davalarının temel amacı da borçlunun haciz veya iflastan önce yaptığı ve alacaklıların tahsil kabiliyetini azaltan belirli işlemlerin alacaklıya karşı sonuçsuz bırakılmasıdır.
Yargıtay da tasarrufun iptali davalarının amacını, borçlunun malvarlığını azaltmaya yönelik işlemleri nedeniyle alacaklıya söz konusu mal üzerinde cebri icra imkânı sağlamak olarak açıklamaktadır.
2. Konkordato Öncesinde Hangi İşlemler “Mal Kaçırma” Şüphesi Doğurabilir?
Her satış veya ödeme mal kaçırma değildir.
Şirket mali sıkıntı içerisindeyken dahi ticari faaliyetini sürdürebilir, mal satabilir ve borçlarını ödeyebilir.
Ancak bazı işlemler ciddi şekilde araştırılmalıdır.
Örneğin;
Şirket taşınmazının ortağın yakınına devredilmesi
Şirketin 50 milyon TL değerindeki fabrikasının yönetim kurulu üyesinin kardeşine düşük bedelle devredilmesi.
Şirket araçlarının yöneticilere geçirilmesi
Şirketin konkordato başvurusundan hemen önce araç filosunu şirket ortaklarının veya yakınlarının üzerine devretmesi.
Stokların başka şirkete taşınması
Şirketin satışa hazır milyonlarca liralık ürününü yöneticiye ait başka bir şirketin deposuna aktarması.
Gerçek olmayan borç oluşturulması
Şirketin gerçekte borcu olmadığı ilişkili bir şirkete yüksek tutarlı borçluymuş gibi muhasebe kaydı oluşturması.
İlişkili şirkete para aktarılması
Konkordato başvurusundan hemen önce şirket banka hesabındaki nakdin ortakların kontrolündeki başka şirketlere gönderilmesi.
Şirket faaliyetinin başka şirkete geçirilmesi
Müşteriler, çalışanlar, makineler, marka ve gelir getiren sözleşmeler yeni kurulan başka şirkete aktarılırken eski şirkette yalnızca borçların bırakılması.
Bu işlemlerden biri dahi tek başına kesin olarak mal kaçırıldığını göstermez.
Ancak işlemler bir bütün hâlinde incelendiğinde şirketin alacaklıların erişebileceği malvarlığını sistematik şekilde azalttığı ortaya çıkabilir.
3. Konkordatodan Önce Yapılan Devirler Tasarrufun İptali Davasına Konu Olabilir mi?
Şartları oluşmuşsa evet.
İİK m.277 ve devamındaki tasarrufun iptali sistemi, alacaklıların borçlunun mal kaçırmaya yönelik belirli tasarruflarına karşı korunmasını amaçlamaktadır.
Burada önemli olan nokta şudur:
Tasarrufun iptali kararı çoğu zaman malın tapusunun veya mülkiyetinin tekrar borçlu adına geçirilmesi anlamına gelmez.
Alacaklı, işlem kendisine karşı etkisiz hâle getirildiğinde ilgili mal üzerinde haciz ve satış işlemlerine devam etme hakkı elde edebilir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi de tasarrufun iptali davasının ayni değil şahsi nitelikte olduğunu; amaçlanan sonucun, alacaklıya devredilmiş mal üzerinden cebri icra imkânı sağlanması olduğunu açıkça belirtmektedir.
4. Mal Çok Düşük Bedelle Satılmışsa Ne Olur?
Bu en klasik senaryolardan biridir.
Örneğin;
piyasa değeri 20 milyon TL olan bir taşınmazın konkordato başvurusundan kısa süre önce 3 milyon TL’ye satıldığı düşünülsün.
Bu durumda satış bedeli ile gerçek değer arasındaki ciddi fark, tasarrufun iptali bakımından önemli bir gösterge olabilir.
İİK m.278, borçlunun kendi verdiği şeyin değerine göre çok düşük bir karşılık kabul ettiği belirli işlemleri bağışlama hükmünde tasarruflar kapsamında değerlendirmektedir.
Yargıtay uygulamasında da satış bedeli ile gerçek değer arasında önemli fark bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiği vurgulanmaktadır.
Dolayısıyla;
“Tapuda satış gösterdik, artık sorun yok.”
yaklaşımı doğru değildir.
Mahkeme işlemin ekonomik gerçekliğini inceleyebilir.
5. Mal Yönetici veya Ortağın Yakınına Devredilmişse Durum Değişir mi?
Evet.
Özellikle;
- eş,
- çocuk,
- kardeş,
- kayınbirader,
- yakın akraba,
- uzun yıllardır birlikte çalışan kişi,
- aynı grup içerisindeki şirket
gibi bağlantılar işlemin gerçek mahiyetinin araştırılmasına neden olabilir.
Yargıtay’ın tasarrufun iptali kararlarında akrabalık ve tarafların birbirlerinin mali durumunu bilme ihtimali sıklıkla değerlendirilmiştir.
Örneğin Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2013/18012 E., 2015/4286 K. sayılı kararında taşınmazın kayınbiradere devri ve satış bedeli ile gerçek değer arasındaki ciddi fark iptal değerlendirmesinde dikkate alınmıştır.
Ancak sadece akrabalık bulunması her olayda otomatik olarak muvazaa anlamına gelmez.
İşlemin tarihi, bedeli, ödemenin gerçekliği ve tarafların ekonomik ilişkisi birlikte araştırılmalıdır.
6. İİK m.280 Neden Konkordato Öncesi Mal Kaçırmada Çok Önemlidir?
İİK m.280, özellikle alacaklılara zarar verme amacı taşıyan işlemler bakımından son derece önemlidir.
Yargıtay’ın yerleşik açıklamasına göre malvarlığı borçlarını karşılamayan borçlunun alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı işlemler; karşı tarafın borçlunun mali durumunu ve zarar verme kastını bildiği veya bilmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu durumlarda iptale konu olabilir.
Örneğin;
şirketin ekonomik olarak çökmek üzere olduğunu bilen genel müdürün kardeşine şirket fabrikasının devredilmesi ile,
şirketle hiçbir bağlantısı bulunmayan üçüncü kişiye piyasa fiyatından gerçek bir satış yapılması
aynı şekilde değerlendirilmeyecektir.
7. Tasarrufun İptali Davasında Beş Yıllık Süre Var mı?
Evet.
İİK m.284 uyarınca tasarrufun iptali hakkı, iptale konu tasarrufun gerçekleştirildiği tarihten itibaren beş yıl geçmesiyle düşer.
Ancak İİK m.278, 279 ve 280 kapsamında ayrıca farklı dönem ve koşullar bulunduğundan;
“Devir beş yıldan eski değil, kesin iptal edilir.”
şeklinde bir değerlendirme yapılamaz.
İptal sebebi ve diğer dava şartları somut olay bakımından ayrı ayrı incelenmelidir.
8. Konkordato Başvurusundan Önce Mal Kaçırmak Ayrıca Suç Oluşturabilir mi?
Evet.
Ve burada konkordato bakımından son derece önemli, özel bir ceza hükmü bulunmaktadır.
İİK m.331 doğrudan alacaklısını zarara sokmak amacıyla malvarlığını eksilten borçluyu düzenlemektedir.
Kanuna göre borçlu;
- mallarını mülkünden çıkarırsa,
- malları telef ederse,
- değerini azaltırsa,
- gizlerse,
- muvazaalı şekilde üçüncü kişilere geçirirse,
- gerçekte bulunmayan borçlar ikrar ederek malvarlığını yapay biçimde azaltırsa
ve diğer kanuni şartlar gerçekleşirse ceza sorumluluğu gündeme gelebilir.
Üstelik kanun konkordato bakımından özel olarak şunu düzenlemektedir:
Konkordato mühleti talebinden önceki iki yıl içerisinde veya konkordato mühleti talebinden sonra bu fiillerin gerçekleştirilmesi de İİK m.331 kapsamında olabilir.
Bu hüküm konkordato öncesinde gerçekleştirilen mal kaçırma işlemleri bakımından son derece önemlidir.
9. İİK m.331 Kapsamında Ceza Ne Kadardır?
İİK m.331’in ilk fıkrasında düzenlenen şartların gerçekleşmesi hâlinde;
altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezası
öngörülmektedir.
Bu suç alacaklının şikâyetine bağlıdır.
Dolayısıyla alacaklının sadece konkordato dosyasına dilekçe vermesi ile ceza soruşturmasının otomatik olarak başlayacağı düşünülmemelidir.
İİK kapsamında ilgili ceza yolunun ayrıca işletilmesi gerekir.
10. Burada Çok Kısa Bir Şikâyet Süresi Bulunmaktadır
İİK kapsamındaki ceza şikâyetlerinde en kritik konulardan biri süredir.
İİK m.347 uyarınca bu bölümde yer alan fiiller bakımından şikâyet hakkı;
fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl
geçmekle düşmektedir.
Yargıtay uygulamasında bu sürelerin geçirilmesi nedeniyle şikâyet hakkının düşürüldüğü kararlar bulunmaktadır.
Bu nedenle mal kaçırma işleminin öğrenilmesi hâlinde;
“Konkordato sonucunu bekleyelim, sonra şikâyet ederiz.”
yaklaşımı ciddi hak kaybına yol açabilir.
11. Şirket Yöneticisi “Mal Şirketindi, Benim Değildi” Diyerek Ceza Sorumluluğundan Kurtulabilir mi?
Her zaman değil.
Şirket ayrı tüzel kişiliğe sahip olmakla birlikte mal kaçırma kararını fiilen alan gerçek kişilerin cezai sorumluluğu ayrıca değerlendirilir.
İcra ve İflas Kanunu’nda ticaret şirketlerinin müdürleri, temsilcileri ve yöneticileri bakımından özel sorumluluk hükümleri bulunmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu da şirket müdür ve yetkililerinin alacaklıları zarara uğratmaya yönelik eylemlerinin İİK m.331 ve 333/a gibi hükümler kapsamında yaptırımsız kalmadığını belirtmiştir.
Bu nedenle;
“Taşınmaz şirketindi, şahsen benim malım değildi.”
savunması, işlemi gerçekleştiren yöneticinin sorumluluğunu otomatik olarak ortadan kaldırmaz.
12. Ticari İşletme Yöneticisinin Ayrıca İİK m.333/A Sorumluluğu Doğabilir mi?
Somut olayın özelliklerine göre evet.
İİK m.333/A, ticaret şirketlerinde hukuken veya fiilen yönetim yetkisine sahip kişilerin;
alacaklıları zarara uğratma kastıyla şirket borçlarını kısmen veya tamamen ödememeleri
sonucunda alacaklıların zarar görmesini ayrıca suç olarak düzenlemektedir.
Fiilin başka bir suç oluşturmaması şartıyla, alacaklının şikâyeti üzerine;
altı aydan iki yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası
gündeme gelebilir.
Dolayısıyla konkordato öncesi süreç yalnızca şirket tüzel kişiliğinin borçları bakımından değil, şirketi fiilen yöneten kişilerin davranışları bakımından da incelenmelidir.
13. Hileli İflas Suçu da Oluşabilir mi?
Şartları varsa evet; ancak önemli bir ayrım bulunmaktadır.
TCK m.161 uyarınca hileli iflas suçunun oluşması bakımından yalnızca konkordato başvurusunun yapılması yeterli değildir.
Kanun, malvarlığını eksiltmeye yönelik hileli tasarruflardan önce veya sonra iflasa karar verilmiş olmasını aramaktadır.
Hileli iflas kapsamında özellikle;
- alacaklıların teminatı niteliğindeki malların kaçırılması veya gizlenmesi,
- malların değerinin azaltılması,
- mal kaçırma işlemlerinin ortaya çıkmasını önlemek için defter ve belgelerin yok edilmesi veya gizlenmesi,
- gerçekte bulunmayan borçlar yaratılması,
- sahte muhasebe kayıtlarıyla aktifin düşük gösterilmesi
gündeme gelebilir.
TCK m.161’de öngörülen ceza üç yıldan sekiz yıla kadar hapistir.
Dolayısıyla şirket hakkında daha sonra iflas kararı verilmesi hâlinde konkordato öncesinde yapılan işlemler ceza hukuku bakımından çok daha ciddi sonuçlar doğurabilir.
14. Konkordato Sonrasında Mal Kaçırmaya Devam Edilebilir mi?
Hayır.
Konkordato mühleti verildikten sonra şirket yöneticisinin tasarruf yetkisi zaten önemli ölçüde sınırlandırılmıştır.
İİK m.297 uyarınca borçlu kural olarak komiser gözetiminde faaliyetlerine devam eder.
Ancak mühlet kararından itibaren borçlu, mahkemenin izni olmadan;
- rehin tesis edemez,
- kefil olamaz,
- karşılıksız tasarrufta bulunamaz,
- taşınmazlarını devredemez veya takyit edemez,
- işletmenin faaliyeti için önem taşıyan taşınırları devredemez,
- işletmenin devamlı tesisatını devredemez veya takyit edemez.
Bu kurala aykırı yapılan işlemler hükümsüzdür.
Dolayısıyla konkordato kararı sonrasında malvarlığı üzerinde serbestçe tasarruf edilebildiği düşüncesi yanlıştır.
15. Yönetici Komiserden Gizli İşlem Yaparsa Ne Olur?
Sonuç oldukça ağır olabilir.
İİK m.297 kapsamında mahkeme;
borçlunun belirli işlemleri ancak komiser izniyle yapabileceğine karar verebilir veya gerektiğinde işletmenin yönetimini komisere bırakabilir.
Borçlunun kanuna veya komiserin talimatlarına aykırı davranması hâlinde;
şirketin malları üzerindeki tasarruf yetkisinin kaldırılması
gündeme gelebilir.
Ayrıca mesele İİK m.292 kapsamında konkordato talebinin reddine ve şirketin iflasına kadar ilerleyebilir.
16. Alacaklıları Zarara Uğratma Amacı Tespit Edilirse Konkordato Reddedilebilir mi?
Evet.
İİK m.292 açık bir hüküm içermektedir.
İflasa tabi bir borçlunun;
alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiği anlaşılırsa
komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflasına resen karar verebilir.
Bu nedenle konkordato mahkemesine sunulacak bilgiler son derece önemlidir.
Bir alacaklı;
şirketin makinelerinin taşındığını, stokların başka şirkete aktarıldığını veya şirket hesaplarının boşaltıldığını biliyorsa bu hususun konkordato dosyasına ve konkordato komiserine belgeleriyle birlikte bildirilmesi gerekir.
17. 2026 Tarihli Yargıtay Kararı Bu Konuda Neden Önemli?
Konkordatonun kötüye kullanılması bakımından oldukça dikkat çekici güncel bir karar bulunmaktadır.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2025/4272 E., 2026/304 K. sayılı kararına konu olayda şirketin;
yaklaşık 100 milyon TL değerindeki stoklarını bulunduğu yerden çıkardığı, yüksek ekonomik değere sahip tekstil makinelerinin elektronik aksamlarının söküldüğü ve geriye ekonomik değeri çok düşük malların bırakıldığı tespit edilmiştir.
İlk derece mahkemesi bu davranışları şirketin kötü niyeti bakımından değerlendirmiş ve konkordatonun başarıya ulaşamayacağı gerekçesiyle şirketin iflasına karar vermiştir.
Bu dosya, konkordato sisteminin;
“Önce değerli malları çıkaralım, sonra kalan borçlarla konkordato yapalım.”
mantığıyla kullanılmasının mahkemeler tarafından kabul edilmeyebileceğini açık şekilde göstermektedir.
18. Konkordato Tasdik Edilmişse Artık Hiçbir Şey Yapılamaz mı?
Hayır.
İİK m.308/f son derece önemli bir düzenleme içermektedir.
Kanuna göre;
kötü niyetle sakatlanmış bir konkordatonun tamamen feshi
her alacaklı tarafından konkordatoyu tasdik eden mahkemeden istenebilir.
Örneğin şirket;
malvarlığını alacaklılardan gizleyerek,
sahte bilanço hazırlayarak,
gerçek malvarlığını konkordato komiserinden ve mahkemeden saklayarak
konkordatonun tasdikini sağlamışsa, durumun niteliğine göre konkordatonun tamamen feshi gündeme gelebilir.
Dolayısıyla konkordatonun tasdik edilmiş olması kötü niyeti tamamen koruma altına almaz.
19. Şirket Yöneticisinin Şahsi Tazminat Sorumluluğu Doğabilir mi?
Evet.
Ceza sorumluluğu dışında yöneticinin hukuki sorumluluğu da ayrıca bulunmaktadır.
TTK m.553 uyarınca;
kurucular, yönetim kurulu üyeleri ve yöneticiler kanundan veya esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ederek;
- şirkete,
- pay sahiplerine,
- şirket alacaklılarına
zarar verirlerse şartları oluştuğu ölçüde sorumlu olabilirler.
Dolayısıyla yönetim kurulu üyesinin;
şirket mallarını yakınlarına aktarması,
şirketin alacaklarını tahsil etmeyerek ilişkili kişilere avantaj sağlaması,
şirketin nakdini kendi şirketine göndermesi
yalnızca şirket işlemi olarak değerlendirilmez.
Şirket yöneticisinin sorumluluğu ayrıca gündeme gelebilir.
Limited şirket müdürleri bakımından da TTK m.644 yoluyla TTK m.553 hükümleri uygulanmaktadır.
20. Yönetici “Genel Kurul Kararı Vardı” Diyerek Sorumluluktan Kurtulabilir mi?
Her zaman değil.
Şirket yöneticilerinin temel yükümlülüklerinden biri şirket menfaatlerini korumaktır.
TTK m.369’a göre anonim şirket yönetim kurulu üyeleri ve yönetimle görevli kişiler;
tedbirli bir yöneticinin özeniyle hareket etmek ve şirket menfaatlerini dürüstlük kuralına uygun biçimde gözetmek zorundadır.
Şirketin bütün malvarlığının ilişkili bir şirkete bedelsiz veya çok düşük bedelle aktarılmasının şirketin zararına olduğu açık ise yalnızca şekli bir şirket kararının bulunması her olayda yöneticinin sorumluluğunu kaldırmayabilir.
21. Şirket Zaten Borca Batıksa Yönetici Ne Yapmak Zorundadır?
Şirketin borca batıklık belirtileri bulunması hâlinde yönetim kurulunun ayrıca TTK m.376 kapsamındaki yükümlülükleri gündeme gelir.
TTK m.376/3’e göre borca batıklık şüphesini uyandıran belirtiler bulunuyorsa yönetim kurulu;
şirket aktiflerini hem işletmenin devamlılığı hem de muhtemel satış değerleri üzerinden değerlendiren bir ara bilanço çıkarmalıdır.
Bu bilanço şirket aktiflerinin alacakları karşılamaya yetmediğini gösteriyorsa, kanunda öngörülen istisnalar dışında durum şirket merkezinin bulunduğu yer Asliye Ticaret Mahkemesine bildirilmelidir.
Dolayısıyla yöneticinin görevi;
şirketin mali krizini fark ettiği anda malları yakınlarına devretmek değil,
şirketin sermayesini ve alacaklıların ortak teminatını koruyacak kanuni tedbirleri almaktır.
22. Şirket Malı Başka Bir Şirkete Devredildiyse O Şirket de Davalı Olabilir mi?
Tasarrufun iptali bakımından şartları oluştuğunda evet.
İİK m.282 kapsamında dava;
borçlu ile hukuki işlem yapan kişilere ve şartları varsa kötü niyetli sonraki kişilere yöneltilebilir.
Yargıtay uygulamasına göre de kötü niyetli üçüncü kişiler hakkında tasarrufun iptali davası açılması mümkündür.
Örneğin şirket taşınmazını önce yöneticinin kardeşine;
kardeşi de kısa süre sonra aynı taşınmazı yöneticinin diğer şirketine devretmiş olabilir.
Bu devir zincirinin tamamı incelenmelidir.
23. Mal Artık Başka Bir Kişiye Satıldıysa Para İstenebilir mi?
Bazı durumlarda evet.
Tasarrufa konu mal üçüncü kişinin elinden çıkmışsa İİK m.283 kapsamında üçüncü kişinin belirli şartlarla nakden tazmin sorumluluğu gündeme gelebilir.
Yargıtay uygulaması, tasarruf konusu malın elden çıkarılması hâlinde üçüncü kişinin mal yerine geçen değer ölçüsünde, alacak miktarıyla sınırlı olarak nakdi tazmine mahkûm edilebileceğini kabul etmektedir.
Dolayısıyla;
“Taşınmazı hemen başkasına sattık, artık dava konusu olamaz.”
yaklaşımı her durumda doğru değildir.
24. Konkordatodaki Şirketten Alacağı Olan Kişi İlk Olarak Ne Yapmalıdır?
Alacaklı açısından süreç sistematik yürütülmelidir.
Öncelikle şirketin son birkaç yıllık malvarlığı hareketleri araştırılmalıdır.
Özellikle;
1. Ticaret sicili kayıtları incelenmelidir.
Yeni şirket kurulmuş mu? Yönetici veya ortaklar başka şirketlere geçmiş mi?
2. Taşınmaz hareketleri araştırılmalıdır.
Şirket taşınmazları konkordato öncesinde devredilmiş mi?
3. Araç kayıtları incelenmelidir.
Araç filosu yakın tarihte elden çıkarılmış mı?
4. Şirket bilançosu karşılaştırılmalıdır.
Bir yıl önce 100 milyon TL stok görünürken konkordato projesinde neden 10 milyon TL kalmış?
5. İlişkili taraf ödemeleri araştırılmalıdır.
Yöneticilere, ortaklara veya grup şirketlerine yüksek tutarlı transferler yapılmış mı?
6. Konkordato komiserine bildirim yapılmalıdır.
Şüpheli işlemler belgeleriyle birlikte konkordato dosyasına sunulmalıdır.
7. Tasarrufun iptali şartları incelenmelidir.
Alacağın ve dava şartlarının durumuna göre İİK m.277 ve devamı değerlendirilmelidir.
8. Ceza şikâyeti süreleri derhâl hesaplanmalıdır.
Özellikle İİK m.347’deki kısa süreler nedeniyle beklenmemelidir.
25. En Önemli Deliller Nelerdir?
Konkordato öncesi mal kaçırma iddiasında özellikle şu deliller önem taşır:
- ticaret sicili kayıtları,
- tapu kayıtları,
- araç sicili kayıtları,
- banka hesap hareketleri,
- şirket yevmiye ve kebir kayıtları,
- bilanço ve gelir tabloları,
- BA/BS ve diğer vergi kayıtları,
- e-fatura ve e-arşiv kayıtları,
- stok kayıtları,
- depo giriş-çıkış belgeleri,
- satış faturaları,
- ilişkili şirket faturaları,
- yönetim kurulu kararları,
- genel kurul kararları,
- şirketler arasındaki cari hesaplar,
- konkordato projesi,
- bağımsız denetim raporları,
- konkordato komiser raporları.
Özellikle yıllar arasındaki bilanço değişimleri çok önemli olabilir.
Örneğin;
2025 bilançosunda 80 milyon TL stok
bulunurken,
2026 konkordato başvurusunda 5 milyon TL stok
görünüyorsa aradaki 75 milyon TL’lik azalmanın ekonomik sebebi araştırılmalıdır.
26. Sadece Konkordato Başvurusu Yapılması Mal Kaçırıldığını Gösterir mi?
Hayır.
Bu ayrım özellikle önemlidir.
Ekonomik şartlar nedeniyle gerçekten ödeme güçlüğüne düşmüş bir şirketin konkordato talep etmesi tamamen hukuka uygun olabilir.
Hatta konkordatonun temel amacı ekonomik olarak yaşama ihtimali bulunan şirketin iflastan kurtarılmasıdır.
Dolayısıyla alacaklının;
“Borçlu konkordato istedi, kesin mal kaçırıyor.”
şeklinde hareket etmesi doğru değildir.
Mal kaçırma iddiası;
- somut devirler,
- banka hareketleri,
- ticari kayıtlar,
- şirketler arası bağlantılar,
- piyasa değerinin altındaki satışlar
gibi delillerle desteklenmelidir.
SONUÇ: KONKORDATO MAL KAÇIRMANIN KALKANI DEĞİLDİR
Konkordato, ekonomik sıkıntıya düşen şirketlerin faaliyetlerini sürdürebilmeleri ve borçlarını yeniden yapılandırabilmeleri için öngörülmüş hukuki bir korumadır.
Ancak bu koruma;
şirket yöneticisinin önce şirket malvarlığını azaltıp sonra kalan borçları konkordato yoluyla alacaklılara yükleyebilmesi anlamına gelmez.
Konkordato öncesinde;
şirket taşınmazlarının yakınlara devredilmesi,
araçların elden çıkarılması,
stokların başka şirketlere aktarılması,
şirket hesaplarının boşaltılması,
gerçek olmayan borçlar oluşturulması
gibi işlemler tespit edildiğinde birbirinden farklı hukuki mekanizmalar aynı anda gündeme gelebilir.
Şartları oluşmuşsa İİK m.277 ve devamındaki tasarrufun iptali hükümleri kullanılarak kaçırılan malvarlığı üzerinde alacaklının cebri icra yapması sağlanabilir.
İİK m.331 uyarınca konkordato talebinden önceki iki yıl içerisinde alacaklıları zarara uğratmak amacıyla malvarlığını eksilten işlemler cezai sorumluluk doğurabilir.
Şirket yöneticilerinin ayrıca TTK m.553 kapsamında şahsi tazminat sorumluluğu gündeme gelebilir.
Konkordato süreci içerisinde mal kaçırmaya devam edilmesi veya şirketin alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiğinin anlaşılması hâlinde ise İİK m.292 kapsamında konkordato talebi reddedilerek şirketin iflasına karar verilmesi dahi mümkündür.
Konkordato tasdik edildikten sonra kötü niyet ortaya çıkarsa İİK m.308/f kapsamında konkordatonun tamamen feshi talep edilebilir.
Şirket hakkında daha sonra iflas kararı verilmesi ve TCK m.161’de öngörülen hileli işlemlerin gerçekleşmesi hâlinde ise hileli iflas suçu ayrıca gündeme gelebilir.
Bu nedenle alacaklı açısından yapılması gereken en önemli işlem yalnızca konkordato toplantısına katılarak alacağını bildirmek değildir.
Asıl araştırılması gereken:
“Şirketin malvarlığı konkordato başvurusundan önce neredeydi ve bugün nerede?”
sorusudur.
Bu sorunun cevabı bazen konkordato dosyasının tamamından daha önemli olabilir.
Temel Hukuki Dayanaklar
- İİK m.277-283: Tasarrufun iptali davaları
- İİK m.284: Tasarrufun iptalinde beş yıllık hak düşürücü süre
- İİK m.292: Alacaklıları zarara uğratma amacı hâlinde mühletin kaldırılması ve iflas
- İİK m.297: Konkordato mühletinde borçlunun tasarruf yetkisinin sınırlandırılması
- İİK m.308/f: Kötü niyetle sakatlanmış konkordatonun tamamen feshi
- İİK m.331: Alacaklıyı zarara uğratmak amacıyla malvarlığını eksiltme suçu
- İİK m.333/A: Ticari işletmede yöneticinin cezai sorumluluğu
- İİK m.347: İcra ve İflas Kanunu kapsamındaki suçlarda şikâyet süresi
- TCK m.161: Hileli iflas
- TTK m.369: Yönetim kurulu üyelerinin özen ve bağlılık yükümlülüğü
- TTK m.376: Sermaye kaybı ve borca batıklık hâlinde yönetim kurulunun yükümlülükleri
- TTK m.553: Yönetici ve yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğu
- TTK m.644: TTK m.553 hükümlerinin limited şirket yöneticilerine uygulanması