Şirketi İflasa Bırakıp Malları Yeni Şirkete Taşımak Mümkün mü? İflas Öncesi Malvarlığı Devrinin Hukuki ve Cezai Sonuçları
Şirketi İflasa Bırakıp Malları Yeni Şirkete Taşımak Mümkün mü? İflas Öncesi Malvarlığı Devrinin Hukuki ve Cezai Sonuçları
Bir şirketin ekonomik durumunun bozulması ve sonunda iflas etmesi tek başına hukuka aykırı değildir.
Ticari hayat risk içerir. Şirket yanlış yatırım yapabilir, büyük müşterilerini kaybedebilir, finansman problemi yaşayabilir veya piyasa şartları nedeniyle borçlarını ödeyemez hâle gelebilir.
Ancak çok daha farklı bir senaryo vardır:
Şirketin iflas edeceği anlaşılınca değerli malvarlığının başka bir şirkete aktarılması ve borçların eski şirkette bırakılması.
Örneğin bir şirketin;
- araçları,
- makineleri,
- stokları,
- banka hesaplarındaki paraları,
- markası,
- yazılımı,
- müşteri portföyü,
- ticari işletmesi
kurucuların veya yöneticilerin kontrolündeki yeni bir şirkete aktarılır.
Eski şirkette ise;
- banka borçları,
- tedarikçi borçları,
- vergi borçları,
- işçi alacakları,
- icra takipleri
bırakılır.
Birkaç ay sonra eski şirket iflas eder.
Yeni şirket ise aynı ortaklar, aynı yöneticiler, aynı çalışanlar, aynı makineler ve aynı müşterilerle ticari faaliyetine devam eder.
İlk bakışta;
“Malları iflastan önce sattık, artık eski şirketin malı değiller.”
denilebilir.
Ancak Türk hukukunda durum bu kadar basit değildir.
İflastan önce yapılan malvarlığı transferleri şartları varsa tasarrufun iptali davasına, muvazaa iddiasına, yönetici sorumluluğuna, alacaklıyı zarara uğratmak amacıyla mevcudu eksiltme suçuna ve daha ağır vakalarda hileli iflas suçuna konu olabilir.
Üstelik TCK m.161 bakımından önemli olan nokta şudur:
Mal kaçırma işleminin iflas kararından önce yapılmış olması hileli iflas ihtimalini ortadan kaldırmaz.
Kanun açıkça hileli işlemin iflas kararından önce veya sonra yapılabileceğini düzenlemektedir.
1. İflastan Önce Şirket Mallarının Devredilmesi Otomatik Olarak Geçersiz midir?
Hayır.
Bir şirket ekonomik sıkıntıya girdi diye bütün ticari faaliyetlerini durdurmak zorunda değildir.
Şirket;
- stok satabilir,
- araç satabilir,
- taşınmazını satabilir,
- makinelerini devredebilir,
- bazı iştiraklerini elden çıkarabilir,
- işletmesinin bir bölümünü satabilir.
Hatta bazı durumlarda varlık satışı şirketi kurtarmak için gerekli olabilir.
Örneğin kullanılmayan 20 milyon TL değerindeki taşınmazın piyasa değerinden satılarak banka borçlarının ödenmesi tamamen makul bir ticari karar olabilir.
Sorun malın satılması değil, satışın amacı ve ekonomik gerçekliğidir.
Şu sorular özellikle önemlidir:
Mal gerçek piyasa değerinden mi satıldı?
Satış bedeli gerçekten şirkete ödendi mi?
Para şirket hesabına girdikten sonra nereye gitti?
Devralan şirketle devreden şirket arasında ortaklık veya yönetim bağlantısı var mı?
Devir sırasında şirket borçlarını ödeme gücünü kaybetmiş miydi?
Alacaklıların tahsil imkânı bu işlem nedeniyle ortadan kaldırıldı mı?
Satıştan sonra eski şirket faaliyetini bırakıp yeni şirket aynı faaliyeti sürdürdü mü?
Bunların cevapları işlemin gerçek niteliğini ortaya çıkarabilir.
2. En Tipik Model: “Eski Şirketi Borçlarla Bırak, Yeni Şirketten Devam Et”
Uygulamada şu yapıyla karşılaşılabilir:
Eski şirket
ABC Makine Sanayi A.Ş.
Şirketin;
- 80 milyon TL banka borcu,
- 30 milyon TL tedarikçi borcu,
- 10 milyon TL vergi ve SGK borcu
bulunmaktadır.
Şirket ekonomik olarak sıkıntıya girer.
Kurucular ardından;
XYZ Makine Sanayi A.Ş.
isimli yeni bir şirket kurar.
ABC şirketinin;
- makineleri,
- stokları,
- müşterileri,
- personeli,
- internet sitesi,
- ticari faaliyetleri
XYZ şirketine geçirilir.
ABC şirketinde ise yalnızca borçlar bırakılır.
Altı ay sonra ABC şirketinin iflasına karar verilir.
Bu tür bir yapıda yalnızca devir sözleşmelerine bakılması yeterli değildir.
İşletmenin ekonomik gerçekliği araştırılmalıdır.
3. Alacaklıların En Önemli Hukuki Silahı: Tasarrufun İptali Davası
İcra ve İflas Kanunu m.277 ve devamında düzenlenen tasarrufun iptali davası, alacaklıları mal kaçırma işlemlerine karşı koruyan en önemli hukuki araçlardan biridir.
İİK m.277’ye göre davanın amacı m.278, 279 ve 280 kapsamındaki tasarrufların alacaklı bakımından etkisiz hâle getirilmesidir.
Bireysel takipte davacı bakımından geçici veya kesin aciz belgesi temel koşullardandır; iflas hâlinde ise iflas idaresinin ve kanunda öngörülen koşullarda alacaklıların dava hakkı bulunmaktadır.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 09.03.2026 tarihli, E.2025/4875, K.2026/1620 sayılı kararında da tasarrufun iptali davasında gerekli aciz belgesinin bulunmaması dava bakımından önemli bir eksiklik kabul edilmiştir.
4. Tasarrufun İptali Davası Satışı Tamamen Yok mu Sayar?
Burada sık yapılan bir kavram hatası bulunmaktadır.
Tasarrufun iptali davası klasik anlamda;
“Satış hiç yapılmamış sayılsın ve mal yeniden borçlu adına tescil edilsin.”
davası değildir.
İİK m.283 uyarınca davayı kazanan alacaklı, tasarrufa konu mal üzerinde cebri icra yoluyla alacağını tahsil etme yetkisi kazanır.
Örneğin borçlu şirket taşınmazını başka şirkete devretmişse ve tasarrufun iptaline karar verilirse, taşınmazın tapusu mutlaka eski şirkete döndürülmeden alacaklı bu taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir.
Bu nedenle davanın ekonomik sonucu son derece güçlüdür:
“Malı başkasına geçirdim, artık haczedilemez.” düşüncesi boşa çıkabilir.
5. Yeni Şirket Malı Başkasına Satmışsa Ne Olur?
Bu da mal kaçırma işlemlerinde sık görülen ikinci aşamadır.
Örneğin;
ABC A.Ş. taşınmazı XYZ A.Ş.’ye,
XYZ A.Ş. de taşınmazı başka bir kişiye satar.
İİK m.283, iptale tabi malın üçüncü kişinin elinden çıkması ihtimalini ayrıca düzenlemektedir.
Şartlarına göre davalı üçüncü kişi, elinden çıkardığı malın değeri oranında ve alacak miktarını aşmamak üzere nakden tazminata mahkûm edilebilir.
Dolayısıyla;
“Ben de malı sattım, konu kapandı.”
savunması her durumda sonuç doğurmaz.
6. Bedelsiz veya Çok Düşük Bedelli Devirler Özellikle Risklidir
İİK m.278, bağışlamaları ve bazı ivazsız veya bağışlama niteliğindeki işlemleri özel olarak düzenlemektedir.
Burada çok önemli bir 2025 kanun değişikliği bulunmaktadır.
7571 sayılı Kanun’la İİK m.278 yeniden düzenlenmiş ve değişiklik 25 Aralık 2025 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Güncel hükme göre geçici veya kesin aciz belgesi yahut aciz belgesi niteliğindeki haciz tutanağının düzenlenmesinden veya iflasın açılmasından önceki bir yıl içerisinde gerçekleştirilen bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar iptale tabidir.
Aynı düzenleme, borçlunun kendi verdiği şeyin gerçek değerine kıyasla pek aşağı bir karşılık kabul ettiği sözleşmeleri de şartları gerçekleştiğinde bağışlama niteliğinde değerlendirmektedir.
Örneğin:
Gerçek değeri 40 milyon TL olan fabrika makinesi,
kurucunun başka şirketine 2 milyon TL karşılığında devredilmişse,
işlemin gerçek bedeli ve ekonomik amacı ciddi biçimde incelenir.
7. “Satış Bedeli Yazdık” Demek Yetmez
Uygulamada sözleşmeye bir rakam yazılması devir işlemini otomatik olarak hukuka uygun hâle getirmez.
Örneğin sözleşmede;
“Satış bedeli 20.000.000 TL’dir.”
yazabilir.
Ancak banka kayıtları incelendiğinde;
- hiçbir ödeme yapılmadığı,
- paranın aynı gün geri gönderildiği,
- satış bedelinin kurucunun kişisel hesabından göstermelik şekilde dolaştırıldığı,
- gerçek bir ekonomik karşılık bulunmadığı
ortaya çıkabilir.
Bu nedenle mahkemeler yalnızca sözleşmedeki bedeli değil, işlemin ekonomik gerçekliğini inceler.
8. Piyasa Değerinden Satış Yapılmışsa İşlem Kesinlikle Kurtulur mu?
Hayır.
Bu ayrım son derece önemlidir.
Düşük bedel İİK m.278 bakımından önemli olabilir.
Ancak İİK m.280 çok daha geniş bir düzenlemedir.
Maddeye göre malvarlığı borçlarına yetmeyen borçlunun alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı işlemler, karşı tarafın borçlunun mali durumunu ve zarar verme kastını bildiği veya bilmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hâllerde iptal edilebilir.
Dolayısıyla bazı durumlarda mal piyasa değerinden satılmış olsa dahi;
- para hemen ilişkili kişilere aktarılmış,
- devralan taraf bütün yapıyı biliyor,
- işlem alacaklıların tahsilini engelleyen planın parçası
ise İİK m.280 ayrıca tartışılabilir.
Nitekim yargı uygulamasında tasarrufun gerçek olması veya bedel konusunda doğrudan muvazaa bulunmaması, alacaklıları zarara uğratma kastına ilişkin şartlar mevcutsa tek başına davayı bertaraf etmeyebilmektedir.
9. Beş Yıl Önce Yapılmış Devirler de İncelenebilir mi?
İİK m.280 bakımından özel bir süre düzenlemesi bulunmaktadır.
Malvarlığı borçlarına yetmeyen borçlunun alacaklılara zarar verme kastıyla gerçekleştirdiği işlemler açısından, işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içerisinde borçlu aleyhine haciz veya iflas yoluyla takip yapılmış olması aranır.
Ayrıca İİK m.284 uyarınca tasarrufun iptali davası hakkı, iptale tabi işlemin gerçekleşmesinden itibaren beş yıl geçmesiyle düşmektedir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 18.02.2026 tarihli, E.2025/5659, K.2026/1088 sayılı kararında da beş yıllık sürenin geçirilmesi nedeniyle uyuşmazlığın esasına girilmeden davanın reddedilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Bu nedenle mal kaçırıldığından şüphelenen alacaklının yıllarca beklemesi ciddi hak kaybına yol açabilir.
10. İflastan Bir Yıl Önce Bazı Alacaklıları Özellikle Kayırmak da Sorun Yaratabilir
Şirketler bazen iflastan hemen önce belirli alacaklılara öncelik verebilir.
İİK m.279, borcunu ödeyemeyen bir borçlunun iflasın açılmasından veya kanunda belirtilen diğer hâllerden önceki bir yıllık dönemde yaptığı bazı işlemleri ayrıca iptale tabi tutmaktadır.
Bunlar arasında belirli şartlarla;
- önceden taahhüt edilmemiş teminatların verilmesi,
- para veya olağan ödeme araçları dışında ödeme yapılması,
- vadesi gelmemiş borcun ödenmesi
gibi işlemler bulunmaktadır.
Dolayısıyla şirket yöneticisinin;
“Bu alacaklı bizim tanıdığımız, önce ona malları verelim.”
şeklindeki uygulamaları da ayrıca incelenebilir.
11. Mallar Kurucunun Yeni Şirketine Aktarılmışsa Durum Daha mı Şüphelidir?
Çoğu zaman evet; fakat hukuki değerlendirme yine delillere dayanmalıdır.
Örneğin:
Eski şirketin %90 ortağı ve müdürü Ahmet,
iflastan üç ay önce yeni bir şirket kuruyor.
Yeni şirketin de %100 ortağı Ahmet.
Eski şirketin;
- bütün makineleri,
- stokları,
- çalışanları,
- müşterileri
yeni şirkete aktarılıyor.
Eski şirkette ise yalnızca borçlar bırakılıyor.
Bu bağlantılar, devralan şirketin eski şirketin mali durumundan ve işlemin amacından haberdar olup olmadığının değerlendirilmesinde önemli olabilir.
Ancak “iki şirket arasında herhangi bir bağlantı var” demek tek başına her dosyada yeterli değildir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 17.02.2026 tarihli, E.2025/4821, K.2026/981 sayılı kararında, İİK m.280 bakımından üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu ve zarar verme kastını bildiğini gösterecek somut açık emareler aranmış; aynı köy nüfusuna kayıtlı olmak ve tekil bir ticari ilişki yeterli kabul edilmemiştir.
Dolayısıyla ilişkili şirket dosyalarında bağlantı mümkün olduğunca somutlaştırılmalıdır.
12. Hangi Deliller İki Şirket Arasındaki Bağlantıyı Gösterebilir?
Özellikle şu olgular birlikte önem kazanabilir:
Aynı ortaklar
Eski ve yeni şirketlerin pay sahiplerinin aynı kişiler olması.
Aynı yöneticiler
Her iki şirketi aynı müdür veya yönetim kurulu üyelerinin yönetmesi.
Aynı adres
Yeni şirketin eski şirketin işyerinden faaliyet göstermeye devam etmesi.
Aynı çalışanlar
İflastan hemen önce bütün çalışanların yeni şirkete geçirilmesi.
Aynı müşteriler
Eski müşterilere;
“Bundan sonra faturayı yeni şirkete kesin.”
denilmesi.
Aynı makineler ve stoklar
Şirket mallarının yeni şirkette kullanılmaya başlanması.
Aynı marka veya internet sitesi
Eski şirketin ticari kimliğinin yeni şirket üzerinden sürdürülmesi.
Para hareketleri
Satış bedeli olarak gösterilen paranın gerçekte ödenmemiş veya geri gönderilmiş olması.
Tek tek bakıldığında açıklanabilir görünen işlemler, birlikte değerlendirildiğinde şirketin ekonomik bütünlüğünün yeni şirkete taşındığını gösterebilir.
13. Ticari İşletmenin Neredeyse Tamamı Devredilmişse İİK m.280 Daha da Önemlidir
İİK m.280 özellikle ticari işletmenin veya işyerindeki ticari emtianın tamamının ya da önemli bölümünün devrini ayrıca düzenlemektedir.
Kanunda belirlenen şartlar kapsamında ticari işletmenin veya önemli miktardaki ticari emtianın devralınması hâlinde, borçlunun alacaklılara zarar verme kastı ve devralanın bunu bilmesi bakımından özel bir düzenleme bulunmaktadır. Bu karinenin çürütülmesi için kanunda alacaklılara önceden bildirim veya ilan gibi şartlar öngörülmüştür.
Bu hüküm özellikle;
“eski şirketi boşaltıp işletmeyi yeni şirkete taşıma”
vakalarında son derece önemlidir.
14. Ticari İşletme Gerçekten Aktif ve Pasifiyle Devredilmişse Yeni Şirket Eski Borçlardan da Sorumlu Olabilir
Her varlık aktarımı sadece mal kaçırma değildir.
Bazen hukuken gerçek bir işletme devri bulunmaktadır.
Türk Borçlar Kanunu m.202’ye göre bir malvarlığını veya işletmeyi aktif ve pasifleriyle birlikte devralan kişi, gerekli bildirim veya ilan tarihinden itibaren işletmenin borçlarından alacaklılara karşı sorumlu olabilir.
Önceki borçlu da kanunda öngörülen şartlarla iki yıl süreyle devralanla birlikte müteselsilen sorumlu kalmaktadır.
Dolayısıyla ekonomik olay gerçekten;
“şirketin bütün işletmesini yeni şirket devraldı”
şeklindeyse TBK m.202 açısından yeni şirketin borç sorumluluğunun da ayrıca incelenmesi gerekir.
15. Muvazaalı Satış Varsa TBK m.19 da Gündeme Gelebilir
Bazen gerçekte satış dahi yoktur.
Örneğin:
Şirketin taşınmazı kâğıt üzerinde yeni şirkete satılır.
Ancak;
- satış bedeli hiç ödenmez,
- taşınmaz eski şirket tarafından kullanılmaya devam edilir,
- tarafların gerçek amacı mülkiyeti ekonomik olarak devretmek değil yalnızca hacizden kaçırmaktır.
Bu durumda muvazaa iddiası gündeme gelebilir.
TBK m.19 uyarınca sözleşmenin hukuki niteliği belirlenirken tarafların kullandıkları ifadelerden ziyade gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.
Tasarrufun iptali ile muvazaa aynı hukuki kurum değildir.
Tasarrufun iptali davasında esasen geçerli bir işlem belirli alacaklı bakımından cebri icraya engel olmaktan çıkarılır.
Muvazaada ise görünürdeki işlemin gerçek bir hukuki iradeyi yansıtıp yansıtmadığı tartışılır.
Bu nedenle somut olaya göre dava sebebinin doğru kurulması önemlidir.
16. Şirket Yönetim Kurulu veya Müdürleri Kişisel Olarak Tazminat Ödeyebilir mi?
Evet.
Malvarlığının şirket aleyhine devredilmesi yalnızca üçüncü şirkete yönelik dava doğurmayabilir.
TTK m.553 uyarınca kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları kanundan veya esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ederek zarar verdikleri takdirde şirkete, pay sahiplerine ve belirli şartlarla alacaklılara karşı sorumlulukları gündeme gelebilir.
Örneğin yöneticiler;
100 milyon TL değerindeki şirket varlığını 10 milyon TL’ye kendi şirketlerine devretmişlerse
şirketin uğradığı zarar açısından TTK m.553 kapsamında kişisel sorumluluk tartışılabilir.
17. Şirket İflas Ettikten Sonra Yöneticiye Karşı Kim Dava Açabilir?
TTK m.556 bu durumu özel olarak düzenlemektedir.
Zarara uğrayan şirketin iflası hâlinde, şirkete ödenecek tazminatı isteme hakkı şirket alacaklılarına da tanınmıştır.
Ancak bu talepler kural olarak öncelikle iflas idaresi tarafından ileri sürülür.
İflas idaresinin davayı açmaması hâlinde kanunda belirtilen şartlarla pay sahibi veya şirket alacaklısı davayı açabilir.
Dolayısıyla iflas kararı;
“Artık yöneticilere karşı hiçbir şey yapılamaz.”
anlamına gelmez.
Tam tersine, şirketin iflasından önce malvarlığının yöneticiler tarafından azaltılmış olması, yönetici sorumluluğu açısından ayrıca araştırılabilir.
18. Borca Batık Şirketin Yöneticisi Ne Yapmak Zorundadır?
Anonim şirket bakımından TTK m.376 özellikle önemlidir.
Şirketin borca batık olduğuna ilişkin belirtiler varsa yönetim kurulunun şirket aktiflerini;
- işletmenin devamlılığı esasına göre,
- muhtemel satış fiyatları üzerinden
değerlendiren ara bilanço hazırlaması gerekir.
Bu bilanço aktiflerin şirket alacaklarını karşılamadığını gösteriyorsa, kanundaki istisna saklı olmak üzere yönetim kurulunun durumu şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildirmesi ve şirketin iflasını istemesi gerekir.
Dolayısıyla yöneticinin borca batıklığı bilmesine rağmen;
mahkemeye bildirim yapmak yerine şirket varlıklarını başka şirkete taşımaya başlaması
hukuki sorumluluğun ağırlığını artırabilecek önemli bir olgudur.
19. İflas Açıldıktan Sonra Mallar Devredilirse Durum Daha da Nettir
Buraya kadar anlattığımız esas konu iflastan önce yapılan işlemlerdir.
İflasın açılmasından sonraki durum ise farklıdır.
İİK m.191 açıkça;
borçlunun iflas açıldıktan sonra iflas masasına ait mallar üzerindeki tasarruflarının alacaklılara karşı hükümsüz olduğunu
düzenlemektedir.
Dolayısıyla;
İflastan önce yapılan devir
Tasarrufun iptali, muvazaa ve diğer hükümler bakımından incelenir.
İflastan sonra yapılan devir
İİK m.191 doğrudan önem kazanır.
Bu iki hukuki durum birbirinden ayrılmalıdır.
20. Malvarlığını Kaçırmak Hileli İflas Suçu Olabilir mi?
Evet.
En ciddi hukuki risklerden biri budur.
TCK m.161 uyarınca malvarlığını eksiltmeye yönelik hileli tasarruflarda bulunan kişinin, bu tasarruflardan önce veya sonra iflasına karar verilmiş olması hâlinde hileli iflas suçundan cezalandırılması mümkündür.
Kanundaki ceza üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasıdır.
Bu nedenle;
“Malları iflas kararından altı ay önce devrettik, hileli iflas olmaz.”
şeklindeki düşünce hukuken doğru değildir.
İflas kararı daha sonra verilmiş olsa dahi önceki hileli işlemler TCK m.161 bakımından incelenebilir.
21. Hangi İşlemler Hileli İflas Kapsamına Girebilir?
TCK m.161 bazı davranışları açıkça saymaktadır.
Bunlar arasında;
Malların kaçırılması veya gizlenmesi
Alacaklıların teminatı niteliğindeki şirket varlıklarının başka kişilere veya şirketlere geçirilmesi.
Malların değerinin düşürülmesi
Malvarlığının bilinçli şekilde değer kaybetmesine neden olunması.
Ticari defter ve belgelerin yok edilmesi veya gizlenmesi
Malvarlığı transferlerinin tespit edilmesini engellemek amacıyla muhasebe kayıtlarının ortadan kaldırılması.
Sahte borç yaratılması
Gerçekte borç bulunmadığı hâlde şirket sanki başka kişilere borçluymuş gibi sözleşme, senet veya kayıt düzenlenmesi.
Aktifin düşük gösterilmesi
Gerçeğe aykırı muhasebe kayıtları veya sahte bilanço ile şirket malvarlığının olduğundan az gösterilmesi.
kanunda hileli iflas bakımından açıkça düzenlenen davranışlar arasındadır.
22. Yargıtay Mal Kaçırma İddialarında Ne Arıyor?
Ceza soruşturmalarında sadece;
“Şirket battı.”
tespiti yeterli değildir.
Şirket kayıtlarının ve malvarlığı hareketlerinin araştırılması gerekir.
Yargıtay 2. Ceza Dairesinin hileli iflasa ilişkin kararlarında;
- şirket kayıtlarının,
- vergi beyannamelerinin,
- icra dosyalarının,
- malların akıbetinin
araştırılması ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği vurgulanmaktadır.
Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 30.10.2024 tarihli, E.2023/5546, K.2024/12524 sayılı kararına ilişkin yayımlanan özette de şirketlerin içinin boşaltılması ve muvazaalı şirket devirleri iddialarının yalnızca “ticari ihtilaf” denilerek geçiştirilemeyeceği; şirketlerin mali yapısı ve malvarlığı devirlerinin araştırılması gerektiği belirtilmektedir.
23. İflas Kararı Henüz Yoksa Ceza Sorumluluğu Hiç mi Doğmaz?
Hayır.
TCK m.161 kapsamındaki hileli iflas için iflas kararı özel önem taşır.
Ancak İcra ve İflas Kanunu m.331’de ayrıca;
“Alacaklısını zarara sokmak kastıyla mevcudunu eksiltme”
suçu düzenlenmiştir.
İİK m.331’e göre borçlunun belirli süreler içerisinde alacaklısını zarara sokmak amacıyla;
- mallarını mülkiyetinden çıkarması,
- mallarını yok etmesi,
- değerini düşürmesi,
- gizlemesi,
- muvazaalı şekilde başka kişiye geçirmesi,
- gerçekte olmayan borçlar oluşturması
ve kanundaki diğer şartların gerçekleşmesi hâlinde ceza sorumluluğu doğabilir.
Kanunda altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezası öngörülmektedir ve suç alacaklının şikâyetine bağlıdır.
Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 18.02.2026 tarihli, E.2021/23774, K.2026/1759 sayılı kararına ilişkin güncel kayıtta da eylemin somut özelliklerine göre nitelikli dolandırıcılıktan ziyade İİK m.331 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
24. Şirket Borçluysa Ceza Kime Verilir?
Şirket bir tüzel kişidir.
Ceza sorumluluğu bakımından işlemi gerçekleştiren gerçek kişilerin belirlenmesi gerekir.
İİK m.345’e göre İcra ve İflas Kanunu’nda düzenlenen suç bir tüzel kişinin idare veya işlemleri sırasında işlenmişse; müdür, temsilci, vekil, tasfiye memuru veya yönetim kurulu üyeleri arasından fiili gerçekleştiren kişi hakkında ceza uygulanabilir.
Dolayısıyla şirket müdürünün;
“Malları şirket sattı, ben satmadım.”
savunması tek başına yeterli değildir.
İşlemi kimin kararlaştırdığı ve gerçekleştirdiği araştırılır.
25. Alacaklı Hangi Delilleri Toplamalıdır?
Bu tür dosyalarda davayı kazandıran şey çoğu zaman tek bir belge değil, işlemler zinciridir.
Özellikle şu deliller önemlidir:
Ticaret sicili kayıtları
Eski ve yeni şirketlerin;
- ortakları,
- yöneticileri,
- adresleri,
- kuruluş ve sermaye bilgileri
karşılaştırılmalıdır.
Tapu kayıtları
Taşınmazların ne zaman ve hangi bedelle devredildiği araştırılmalıdır.
Araç kayıtları
Şirket araçlarının iflastan önce başka kişilere geçirilip geçirilmediği tespit edilmelidir.
Banka hesap hareketleri
Satış bedelinin gerçekten ödenip ödenmediği ve şirket hesabına giren paranın nereye aktarıldığı incelenmelidir.
Ticari defter ve faturalar
Eski ve yeni şirket arasındaki işlemlerin gerçek olup olmadığı araştırılmalıdır.
Vergi kayıtları
Şirketin gerçek ticari faaliyetinin hangi tarihte sona erdiği ve yeni şirketin ne zaman faaliyete başladığı görülebilir.
Personel hareketleri
Çalışanların topluca yeni şirkete geçirilmesi ekonomik devamlılığın göstergesi olabilir.
Müşteri ve tedarikçi yazışmaları
“Bundan sonra yeni şirketimiz üzerinden devam ediyoruz.”
şeklindeki mesajlar son derece önemli olabilir.
Dijital deliller
Web sitesi, sosyal medya hesapları, e-posta alan adları ve internet arşivleri dahi iki şirket arasındaki ekonomik devamlılığı ortaya koyabilir.
26. Alacaklı Ne Yapmalıdır?
Mal kaçırma şüphesi varsa yalnızca klasik icra takibiyle yetinilmemelidir.
Dosyanın durumuna göre;
1. İcra takibinin başlatılması,
2. Şirket varlıklarının UYAP ve ilgili siciller üzerinden araştırılması,
3. İhtiyati haciz şartlarının incelenmesi,
4. Devredilen malların ve devralan kişilerin belirlenmesi,
5. Tasarrufun iptali davasının değerlendirilmesi,
6. Muvazaa bulunuyorsa TBK m.19 hükümlerinin değerlendirilmesi,
7. İflas hâlinde iflas masasına alacağın kaydettirilmesi,
8. Yöneticilerin TTK m.553 ve devamı kapsamındaki sorumluluğunun incelenmesi,
9. İİK m.331 bakımından şikâyet şartlarının değerlendirilmesi,
10. Somut olayda TCK m.161 anlamında hileli iflas şüphesi varsa Cumhuriyet Başsavcılığına başvurulması
gündeme gelebilir.
Burada hangi hukuki yolun kullanılacağı, işlemin zamanına ve eldeki delillere göre belirlenmelidir.
Sonuç: İflas Etmek Hukuka Aykırı Değildir; Şirketi İflastan Önce Boşaltmak Çok Farklıdır
Bir şirket ticari faaliyetinin başarısız olması nedeniyle iflas edebilir.
Bu durum tek başına şirket yöneticisinin veya ortağının hukuki ya da cezai sorumluluğunu doğurmaz.
Ancak şirketin borçlarını ödeyemeyeceği anlaşılmasına rağmen;
değerli malvarlığının ilişkili bir şirkete aktarılması, malların değerinin çok altında satılması, satış bedelinin gerçekte ödenmemesi, bütün müşterilerin ve çalışanların yeni şirkete taşınması ve eski şirketin yalnızca borçlardan oluşan bir kabuk hâline getirilmesi
çok farklı hukuki sonuçlara yol açabilir.
Alacaklılar açısından en önemli hukuki araçlardan biri İİK m.277 ve devamındaki tasarrufun iptali davasıdır.
Üstelik dava kabul edildiğinde malın mutlaka yeniden borçlu şirket adına tescili gerekmez; İİK m.283 uyarınca alacaklı, mal üzerinde cebri icra yoluyla tahsil yetkisi kazanabilir.
Özellikle alacaklıları zarara uğratmak amacıyla gerçekleştirilen işlemlerde İİK m.280, muvazaalı işlemlerde TBK m.19, yöneticilerin şirketi zarara uğratması hâlinde TTK m.553 ve devamı hükümleri gündeme gelebilir.
Ceza hukuku bakımından ise durum daha ciddi olabilir.
İİK m.331, alacaklıyı zarara uğratmak amacıyla malvarlığını eksiltmeyi özel olarak cezalandırmaktadır.
Şirket hakkında iflas kararı verilmişse TCK m.161 ayrıca devreye girebilir.
Ve kanunun en önemli noktası şudur:
Malvarlığının iflas kararından önce kaçırılmış olması hileli iflas suçunun oluşmasına engel değildir.
TCK m.161, malvarlığını eksiltmeye yönelik hileli tasarrufun iflas kararından önce veya sonra gerçekleştirilmiş olabileceğini açıkça düzenlemektedir.
Bu nedenle bir şirket iflas ettiğinde yalnızca;
“Şirketin üzerinde mal var mı?”
sorusu sorulmamalıdır.
Asıl araştırılması gereken soru şudur:
“Şirketin malları iflastan önce neredeydi ve şimdi kimin üzerinde?”
Bu sorunun cevabı, tahsil edilemez görünen milyonlarca liralık bir ticari alacağın yeniden tahsil edilebilir hâle gelmesini sağlayabilir.
Temel Hukuki Dayanaklar
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m.191 — İflasın açılmasından sonra borçlunun masa malları üzerindeki tasarruflarının alacaklılara karşı hükümsüzlüğü.
İİK m.277 — Tasarrufun iptali davası ve davacı olabilecek kişiler.
İİK m.278 — İvazsız tasarrufların iptali; 7571 sayılı Kanunla 24.12.2025 tarihinde değiştirilen güncel düzenleme.
İİK m.279 — Borç ödemeden aciz durumunda gerçekleştirilen belirli tasarrufların iptali.
İİK m.280 — Alacaklılara zarar verme kastıyla gerçekleştirilen tasarrufların iptali.
İİK m.283 — İptal kararının sonuçları ve üçüncü kişinin nakdi sorumluluğu.
İİK m.284 — Tasarrufun iptali bakımından beş yıllık hak düşürücü süre.
İİK m.331 — Alacaklısını zarara sokmak kastıyla mevcudunu eksiltme suçu.
İİK m.345 — Tüzel kişilerin işlemlerinde fiili gerçekleştiren yöneticilerin ceza sorumluluğu.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.19 — Muvazaalı işlemler.
TBK m.202 — Malvarlığının veya işletmenin aktif ve pasifleriyle devralınması ve borçlardan sorumluluk.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.376 — Sermaye kaybı ve borca batıklık hâlinde yönetim kurulunun yükümlülükleri.
TTK m.553 — Kurucu, yönetici ve yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğu.
TTK m.556 — Şirketin iflası hâlinde yöneticilere karşı sorumluluk taleplerinin ileri sürülmesi.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.161 — Hileli iflas; üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E.2025/4821, K.2026/981, 17.02.2026 — İİK m.280 kapsamında devralanın borçlunun mali durumunu ve zarar verme kastını bildiğine ilişkin somut açık emarelerin aranması.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E.2025/5659, K.2026/1088, 18.02.2026 — Tasarrufun iptalinde İİK m.284’teki beş yıllık hak düşürücü süre.