Borçlunun Şirketini Eşine veya Yakınına Devretmesi Hâlinde Tasarrufun İptali Davası
Borçlunun hakkında icra takibi başlamadan hemen önce veya borcun ödenmesinin gündeme geldiği dönemde şirket hisselerini eşine, çocuğuna, kardeşine ya da başka bir yakınına devretmesi uygulamada sık karşılaşılan mal kaçırma iddialarından biridir.
Özellikle borçlu kişi;
- şirket hisselerini eşine devrediyor,
- şirket müdürlüğünden ayrılıp yerine eşini veya kardeşini getiriyor,
- resmî kayıtlarda şirketle ilişkisini kesmiş görünmesine rağmen işletmeyi fiilen yönetmeye devam ediyor,
- devir karşılığında gerçek bir satış bedeli almıyor,
- şirketin ekonomik değerine kıyasla son derece düşük bir bedel gösteriyor
ve bu işlemlerden sonra kendi adına haczedilebilir önemli bir malvarlığı kalmıyorsa alacaklı açısından tasarrufun iptali davası gündeme gelebilir.
Tasarrufun iptali davasının temel amacı, borçlunun alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla yaptığı belirli devirleri alacaklı bakımından etkisiz hâle getirerek alacağın tahsil edilebilmesini sağlamaktır.
Ancak burada önemli bir ayrım yapılmalıdır:
Borçlunun şirket hisselerini eşine devretmesi ile borçlu şirketin kendi malvarlığını borçlunun eşine veya yakınına devretmesi aynı hukuki işlem değildir.
Hangi malvarlığının kime ait olduğu doğru tespit edilmeden tasarrufun iptali davasının sağlıklı şekilde kurulması mümkün değildir.
Borçlunun Şirketini Eşine Devretmesi Ne Anlama Gelir?
Halk arasında “şirketi eşine devretti” ifadesi kullanılmakla birlikte hukuken çoğu zaman devredilen şey şirketin kendisi değil şirket paylarıdır.
Örneğin Ahmet’in bir limited şirkette yüzde 100 pay sahibi olduğunu düşünelim.
Ahmet’in kişisel olarak 5 milyon TL borcu bulunuyor ve alacaklılarının icra takibine başlayacağını öğrenmesi üzerine şirketteki bütün paylarını eşine devrediyor.
Bu durumda şirketin sahip olduğu araç, fabrika veya banka hesabı Ahmet’in kişisel malvarlığı değildir. Bunlar şirket tüzel kişiliğine aittir.
Ahmet’in malvarlığında bulunan değer, kural olarak şirket payıdır.
Dolayısıyla tasarrufun iptali davasında öncelikle borçlunun şirket paylarını eşine veya yakınına yaptığı devrin incelenmesi gerekir.
Buna karşılık borçlu doğrudan şirketin kendisiyse ve şirket kendi taşınmazını, aracını veya makinesini şirket ortağının eşine devretmişse dava konusu bu kez şirket payı değil, doğrudan ilgili malın devridir.
Bu ayrım davalıların belirlenmesi, dava konusu ve talep sonucu bakımından son derece önemlidir.
Tasarrufun İptali Davası Nedir?
Tasarrufun iptali davası, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 277 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.
Davayla borçlunun yaptığı hukuki işlemin bütün kişiler bakımından ortadan kaldırılması amaçlanmaz.
Tasarruf esasen geçerli olmaya devam eder; ancak dava kabul edilirse işlem davacı alacaklı bakımından etkisiz hâle gelir.
Anayasa Mahkemesi de tasarrufun iptali davasının sonucunu açıklarken, dava kabul edildiğinde alacaklının tasarrufa konu mal üzerinde cebri icra yoluyla hakkını elde etme yetkisi kazanacağını; taşınmazlarda tapu kaydının yeniden borçlu adına geçirilmesine gerek olmadan haciz ve satış talep edilebileceğini belirtmektedir.
Dolayısıyla tasarrufun iptali davası bir çeşit “malın geri verilmesi” davası değildir.
Amaç, mal kaçırma işleminin alacağın tahsilini engellemesini önlemektir.
Şirket Hisselerinin Eşe Devri Tasarrufun İptaline Konu Olabilir mi?
Evet.
Borçlunun sahip olduğu limited veya anonim şirket payları ekonomik değeri bulunan malvarlığı unsurlarıdır.
Borçlu bu paylarını alacaklılarından kaçırmak amacıyla eşine veya başka bir yakınına devrederse, şartları oluştuğu takdirde pay devrinin tasarrufun iptali davasına konu edilmesi mümkündür.
Örneğin borçlunun:
- şirketin yüzde 80 hissesine sahip olması,
- şirketin önemli malvarlığı ve cirosunun bulunması,
- borcun doğmasından sonra payların eşe geçirilmesi,
- devir karşılığında herhangi bir gerçek ödemenin bulunmaması,
- borçlunun devirden sonra şirketi fiilen yönetmeye devam etmesi
gibi olgular birlikte değerlendirildiğinde, işlemin gerçek bir ticari devirden ziyade alacaklıların cebri icra imkânlarını ortadan kaldırmak amacıyla yapıldığı ileri sürülebilir.
2025 Sonunda Tasarrufun İptali Kurallarında Önemli Değişiklik Yapıldı
Tasarrufun iptali davalarında yakın akrabaya yapılan devirler bakımından son derece önemli bir mevzuat değişikliği yapılmıştır.
24 Aralık 2025 tarihli 7571 sayılı Kanun ile İcra ve İflas Kanunu’nun 278. maddesi tamamen değiştirilmiş ve yeni düzenleme 25 Aralık 2025 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Güncel İİK m.278’e göre, alışılmış hediyeler dışında geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğindeki haciz tutanağının düzenlenmesi veya iflasın açılmasından önceki bir yıl içerisinde yapılan bütün bağışlamalar ve karşılıksız tasarruflar iptale tabidir.
Daha da önemlisi, Kanun yakın kişiler arasında yapılan tasarruflar için özel bir düzenleme getirmiştir.
Gerçek değerine uygun bir karşılıkla yapıldığı ispatlanmadıkça;
altsoy ve üstsoy, üçüncü derece dâhil kan hısımları, son bir yıl içerisinde evlilik birliği sona ermiş olsa dahi eş, üçüncü derece dâhil kayın hısımları, evlat edinen ile evlatlık ve ortak konutta yaşayan kişiler arasında yapılan tasarruflar bağışlama sayılmaktadır.
Bu düzenleme eşe ve yakın akrabaya yapılan devirlerde ispat açısından oldukça önemlidir.
Eşe Yapılan Her Devir Otomatik Olarak İptal Edilir mi?
Hayır.
Güncel İİK m.278 bakımından bu konuda önemli bir nüans bulunmaktadır.
Kanun artık eşler arasındaki her ivazlı işlemi mutlak biçimde bağış kabul etmemektedir.
Bunun yerine:
Gerçek değerine uygun bir karşılık ödendiği ispatlanmadıkça tasarruf bağışlama sayılmaktadır.
Örneğin borçlunun 10 milyon TL gerçek değeri bulunan şirket hisselerini eşine 10 milyon TL bedelle devrettiğini ve eşin bu bedeli gerçekten banka üzerinden ödediğini varsayalım.
Bu durumda salt eşler arasında devir yapılmış olması nedeniyle İİK m.278 kapsamında otomatik iptal sonucu çıkarılması doğru olmayacaktır.
Ancak bunun gerçekten piyasa değerine uygun, ekonomik gerçekliği bulunan bir satış olduğunun ispatlanması gerekir.
Buna karşılık;
10 milyon TL değerindeki paylar 500.000 TL’ye devredilmiş,
ödeme banka kayıtlarında bulunmuyor,
devirden sonra borçlu şirketi yönetmeye devam ediyor
ve eşin bu satın almayı finanse edecek ekonomik gücü bulunmuyorsa mal kaçırma iddiası önemli ölçüde güçlenebilir.
Eşin Satış Bedelini Gerçekten Ödemesi Neden Önemlidir?
Tasarrufun iptali davalarında yalnızca sözleşmede veya ticaret sicili kayıtlarında yazan bedel belirleyici değildir.
Mahkeme gerçek ekonomik ilişkiyi araştırabilir.
Örneğin şirket paylarının devrine ilişkin sözleşmede:
“Paylar 5.000.000 TL karşılığında devredilmiştir.”
yazabilir.
Ancak banka hesaplarında borçluya herhangi bir ödeme yapılmamış olabilir.
Bu durumda şu belgeler önem kazanır:
- banka dekontları,
- şirket pay devir sözleşmesi,
- noter belgeleri,
- ticari defter kayıtları,
- borçlunun banka hesapları,
- eşin ödeme gücünü gösteren kayıtlar,
- satış bedelinin kaynağı.
Para önce eşe borçlu tarafından gönderilmiş, ardından aynı para “şirket satış bedeli” adıyla borçluya geri dönmüşse bu para hareketi de işlemin gerçekliği bakımından incelenebilir.
Dolayısıyla kâğıt üzerinde satış yapılmış olması gerçek satış bulunduğunu tek başına ispatlamaz.
Eşe Devirde Şirketin Gerçek Değeri Nasıl Belirlenir?
Şirket payının değerinin belirlenmesi taşınmaz satışına göre daha karmaşık olabilir.
Şirketin yalnızca sermaye miktarına bakılması çoğu zaman yeterli değildir.
Örneğin ticaret sicilinde sermayesi 1 milyon TL görünen bir şirket;
50 milyon TL değerinde taşınmaza,
yüksek stok miktarına,
güçlü müşteri portföyüne,
önemli marka değerine
ve yüksek yıllık kâra sahip olabilir.
Bu nedenle şirket paylarının gerçek değerinin belirlenmesinde;
- şirketin bilançosu,
- aktifleri ve borçları,
- taşınmazları,
- araçları,
- makineleri,
- stokları,
- banka hesapları,
- cirosu,
- kârlılığı,
- marka ve diğer gayrimaddi değerleri
incelenebilir.
Dava sırasında bilirkişi incelemesi yapılarak devir tarihindeki gerçek şirket/pay değeri belirlenebilir.
Şirket Hissesi Bedelsiz Olarak Eşe Devredilmişse Ne Olur?
Bedelsiz pay devri, tasarrufun iptali açısından çok daha güçlü bir risk oluşturur.
Güncel İİK m.278’e göre belirli dönemde yapılan bağışlamalar ve karşılıksız tasarruflar iptale tabidir. Ayrıca eşler ve Kanunda belirtilen diğer yakın kişiler arasında yapılan tasarruflar gerçek değerine uygun biçimde karşılıklı olduğu ispatlanmadıkça bağışlama sayılmaktadır.
Örneğin borçlu:
“Şirketi artık eşime bırakıyorum.”
diyerek yüzde 100 şirket payını hiçbir bedel almadan eşine geçiriyorsa ve bu işlem Kanundaki zaman şartları içerisinde gerçekleşmişse İİK m.278 kapsamında önemli bir iptal sebebi gündeme gelecektir.
Kardeşe Yapılan Şirket Devri de Aynı Şekilde Değerlendirilir mi?
Güncel düzenleme üçüncü derece dâhil kan hısımlarını kapsamaktadır.
Dolayısıyla;
- kardeş,
- amca,
- dayı,
- hala,
- teyze,
- yeğen
gibi Kanundaki derece sınırı içerisinde kalan yakınlarla yapılan işlemler de İİK m.278 bakımından özel değerlendirmeye tabidir.
Bu kişilere yapılan devirlerde tasarrufun gerçek değerine uygun karşılıkla gerçekleştirildiğinin ispatlanması önem kazanır.
Bunun yanında yakınlık ilişkisi, İİK m.280 kapsamında borçlunun mali durumunun ve alacaklıya zarar verme kastının üçüncü kişi tarafından bilinip bilinmediğinin değerlendirilmesinde de önem taşımaktadır.
Boşanmış Eşe Devir Yapılması Tasarrufun İptalini Engeller mi?
Her durumda hayır.
Güncel İİK m.278 bu konuda özellikle dikkat çekici bir düzenleme getirmiştir.
Kanun, tasarruf tarihinden önceki son bir yıl içerisinde evlilik birliği sona ermiş olan eşleri de özel düzenleme kapsamında saymaktadır.
Dolayısıyla borçlu eşlerin önce boşanması, ardından şirket hisselerinin eski eşe geçirilmesi işlemi otomatik olarak tasarrufun iptali riskini ortadan kaldırmaz.
Özellikle;
boşanmanın hemen ardından devir yapılması,
tarafların birlikte yaşamaya devam etmesi,
şirketin borçlu tarafından yönetilmeye devam edilmesi,
gerçek bir satış bedelinin bulunmaması
gibi hususlar birlikte değerlendirilebilir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2024 tarihli bir kararında da anlaşmalı boşanma protokolü gereğince yapılan taşınmaz devri incelenmiş; tarafların boşanmalarına rağmen müşterek yaşamlarının devam ettiğine ilişkin emareler ve işlemin yapısı dikkate alınarak tasarrufun iptali yönünde değerlendirme yapılmıştır.
“Şirketi Eşime Gerçekten Sattım” Savunması Nasıl Değerlendirilir?
Bu savunma mümkündür.
Ancak satışın gerçekliğinin somut belgelerle ortaya konulması gerekir.
Özellikle şu sorular cevaplandırılır:
Şirketin gerçek değeri neydi?
Sözleşmedeki satış bedeli neydi?
Satış bedeli gerçekten ödendi mi?
Ödeme hangi kaynaktan yapıldı?
Eşin bu bedeli ödeyebilecek ekonomik gücü var mıydı?
Devirden sonra şirketi gerçekte kim yönetti?
Kâr paylarını kim aldı?
Şirket hesaplarında kim tasarrufta bulundu?
Örneğin şirket payları eşe devredilmiş ancak borçlu;
şirket banka hesaplarını kullanmaya,
müşterilerle görüşmeye,
çalışanlara talimat vermeye,
şirket adına sözleşme yapmaya
devam ediyorsa resmî devir ile fiilî durum arasındaki fark mahkeme açısından önemli bir emare oluşturabilir.
İİK m.280 Kapsamında Alacaklıya Zarar Verme Kastı
Tasarrufun iptali davasında yalnızca İİK m.278 değil, İİK m.280 de son derece önemlidir.
İİK m.280’e göre malvarlığı borçlarını karşılamayan bir borçlunun alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı işlemler; borçlunun mali durumunun ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hâllerde iptal edilebilir.
Bunun için ayrıca işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içerisinde borçlu hakkında haciz veya iflas yoluyla takipte bulunulmuş olması gerekir.
Bu hüküm eş ve yakın akraba devirlerinde özellikle önemlidir.
Eşin Borçlunun Mali Durumunu Bilmediğini Söylemesi Yeterli midir?
Kural olarak yalnızca böyle bir savunma yeterli değildir.
İİK m.280’de yakın hısımlar bakımından ayrıca özel bir karine bulunmaktadır.
Maddeye göre işlemin karşı tarafı borçlunun;
eşi,
alt veya üstsoyu,
üçüncü dereceye kadar kan veya kayın hısımları,
evlat edineni veya evlatlığı
ise borçlunun mali durumunu ve alacaklılara zarar verme kastını bildiği varsayılmaktadır.
Dolayısıyla eşe veya yakın akrabaya yapılan mal kaçırma niteliğindeki devirlerde üçüncü kişinin:
“Borçlardan haberim yoktu.”
savunmasının kabul edilmesi otomatik değildir.
Ancak tasarrufun iptali davalarında her zaman işlemin tarihi ve ilgili maddeye ilişkin yasal şartlar ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Borç Doğduktan Sonra Şirketin Eşe Devredilmesi Neden Önemlidir?
Tasarrufun iptali davalarında borcun doğum tarihi kritik öneme sahiptir.
Yargıtay uygulamasında klasik İİK m.277 ve devamı hükümlerine dayanan tasarrufun iptali davalarında, iptali istenen işlemin takip konusu borcun doğumundan sonra gerçekleştirilmiş olması dava ön koşulları arasında değerlendirilmektedir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2024 tarihli kararında da alacağın gerçek olması, icra takibinin kesinleşmesi, tasarrufun borçtan sonra gerçekleşmesi ve aciz belgesi bulunması temel ön koşullar arasında sayılmıştır.
Örneğin;
1 Ocak’ta borç doğmuş,
15 Şubat’ta alacaklı ihtar göndermiş,
1 Mart’ta şirket payları eşe geçirilmiş,
15 Mart’ta borçlu kendi adına bulunan diğer malları da devretmişse,
zamanlama tasarrufun amacı bakımından önemli bir gösterge olabilir.
Buna karşılık şirket paylarının borç ilişkisinden yıllar önce eşe devredilmiş olması durumunda klasik tasarrufun iptali şartları farklı değerlendirilir.
İcra Takibi Başlatılmadan Önce Yapılan Devir İptal Edilebilir mi?
Evet.
Tasarrufun iptali davası yalnızca icra takibi başladıktan sonra yapılan işlemler için söz konusu değildir.
Borçlu, borcun doğmasından sonra ancak henüz icra takibi başlamadan önce alacaklılarından mal kaçırmaya yönelik tasarruflar yapmış olabilir.
Örneğin alacaklı dava açacağını bildirdikten sonra borçlu şirket paylarını eşine devretmiş ve ancak üç ay sonra icra takibi başlamış olabilir.
İşlemin takipten önce yapılmış olması tek başına tasarrufun iptalini engellemez.
Önemli olan borcun doğum tarihi, tasarruf tarihi ve ilgili İİK hükümlerindeki diğer koşullardır.
Tasarrufun İptali Davasının Ön Koşulları Nelerdir?
İİK m.277 ve devamına dayanan tasarrufun iptali davasında Yargıtay uygulamasında özellikle şu koşullar aranmaktadır:
- Alacak gerçek olmalıdır.
- Borçlu hakkında yürütülen icra takibi kesinleşmiş olmalıdır.
- İptali istenen tasarruf takip konusu borcun doğumundan sonra yapılmış olmalıdır.
- Kesin veya geçici aciz belgesi ya da bu nitelikte kabul edilen haciz tutanağı bulunmalıdır.
Bu ön koşullardan sonra somut işlemin İİK m.278, m.279 veya m.280 kapsamındaki iptal sebeplerinden birine girip girmediği incelenir.
Aciz Belgesi Neden Önemlidir?
Tasarrufun iptali davasının mantığı, borçlunun malvarlığının alacağı karşılamadığının ortaya çıkması üzerine daha önce elden çıkardığı malvarlığı unsurlarına ulaşılmasını sağlamaktır.
Bu nedenle İİK m.277, elinde geçici veya kesin aciz belgesi bulunan alacaklıya tasarrufun iptali davası açma yetkisi tanımaktadır.
Haciz sırasında borçlunun haczi kabil mallarının alacağı karşılamadığına ilişkin haciz tutanağı da şartları varsa geçici aciz belgesi niteliğinde kabul edilebilir. Anayasa Mahkemesi de İİK m.105 kapsamında düzenlenen bu tür tutanakla tasarrufun iptali davası açılabileceğini belirtmektedir.
Eşe Devirde Hangi Deliller Önemlidir?
Bu davalarda aile ilişkisi tek başına değerlendirme için yeterli olmamalıdır.
Alacaklı mümkün olduğunca somut ekonomik deliller sunmalıdır.
Özellikle şu hususlar önem taşır:
- şirket pay devir tarihi,
- borcun doğum tarihi,
- icra takibinin başlangıç tarihi,
- şirketin devir tarihindeki gerçek değeri,
- gösterilen satış bedeli,
- banka ödeme kayıtları,
- eşin veya yakının ekonomik gücü,
- devir sonrası şirket müdürlüğü,
- şirketi fiilen yöneten kişi,
- şirket banka hesaplarında yetkililer,
- borçlunun devirden sonra şirkette çalışmaya devam edip etmediği,
- kâr paylarının kim tarafından alındığı,
- şirketten borçluya yapılan para transferleri.
Özellikle dijital banka kayıtları ve ticaret sicili belgeleri işlemin yalnızca şeklen mi yoksa gerçekten mi gerçekleştirildiğinin ortaya çıkarılmasında önemli olabilir.
Ticaret Sicilinde Eş Şirket Ortağı Görünüyorsa Bu Tek Başına Yeterli midir?
Hayır.
Ticaret sicili kaydı hukuken önemlidir ancak uyuşmazlığı tek başına çözmez.
Alacaklı:
“Şirket artık eşinin üzerine, o hâlde kesin mal kaçırma vardır.”
şeklinde bir sonuca doğrudan ulaşamaz.
Aynı şekilde borçlu da:
“Ticaret sicilinde artık eşim ortak, dolayısıyla benim şirketle hiçbir ilgim yok.”
demekle işlemin ekonomik gerçekliğine ilişkin incelemeyi ortadan kaldıramaz.
Mahkeme gerektiğinde fiilî yönetim, para hareketleri ve şirket faaliyetlerini de araştırabilir.
Borçlu Devirden Sonra Şirket Müdürü Olarak Kalmışsa Ne Olur?
Bu durum önemli bir emare olabilir.
Örneğin borçlu bütün hisselerini eşine devretmesine rağmen;
şirket müdürü olarak görevine devam ediyor,
şirket adına bütün sözleşmeleri imzalıyor,
banka hesaplarında tek yetkili olarak kalıyor,
müşteriler tarafından şirketin sahibi olarak bilinmeye devam ediyorsa,
pay devrinin gerçek ekonomik amacı tartışmalı hâle gelebilir.
Ancak yalnızca müdür olarak görevde kalmak da tek başına muvazaa veya mal kaçırmayı kesin şekilde ispatlamaz.
Bütün olgular birlikte değerlendirilmelidir.
Tasarrufun İptali Davasında İhtiyati Haciz İstenebilir mi?
Evet.
Bu tür uyuşmazlıklarda alacaklının en önemli sorunlarından biri, dava devam ederken eşin veya yakının şirket paylarını başka bir kişiye devretmesidir.
İİK m.281 kapsamında tasarrufun iptali davasında özel bir ihtiyati haciz mekanizması bulunmaktadır.
Mahkeme, alacaklının talebi üzerine iptale tabi tasarrufların konusu olan mallar hakkında ihtiyati haciz kararı verebilir.
Bu nedenle şirket paylarının eşe devredildiği bir dosyada dava açılırken payların üçüncü kişilere yeniden devrinin ve alacağın tahsilinin tehlikeye girmesinin önlenmesi amacıyla uygun geçici hukuki koruma talepleri değerlendirilmelidir.
Özellikle şirketin yüksek değere sahip olduğu durumlarda davanın sonunda karar alınması tek başına yeterli olmayabilir; dava süresince malvarlığının korunması da önemlidir.
Şirket Hisseleri Başka Bir Kişiye Tekrar Devredilirse Ne Olur?
Malvarlığının zincirleme biçimde devredilmesi tasarrufun iptali davalarında sık karşılaşılan bir durumdur.
Örneğin:
borçlu hisselerini eşine,
eş de bir süre sonra arkadaşına,
arkadaş ise başka bir şirkete
devretmiş olabilir.
Sonraki devralan kişilerin iyi veya kötü niyetli olup olmadıkları önem kazanır.
Tasarrufa konu değer artık ilk üçüncü kişinin elinden çıkmışsa İİK m.283 kapsamında, şartlarının bulunması hâlinde malın yerine geçen değer üzerinden nakden tazmin sorumluluğu gündeme gelebilir. Anayasa Mahkemesi de İİK m.283 kapsamında üçüncü kişinin elinden çıkardığı malların değeri oranında ve alacak miktarını aşmamak üzere tazmin sorumluluğunun doğabileceğini belirtmektedir.
Bu nedenle malın tekrar devredilmiş olması her durumda alacaklının hukuki imkânlarını sona erdirmez.
Şirketin Malvarlığının Eşe Devredilmesi Durumu Farklıdır
Borçlunun şahsi borcu bulunuyorsa borçlunun sahip olduğu şirketin malvarlığına doğrudan gidilemeyeceğine dikkat edilmelidir.
Örneğin Ahmet’in şahsi borcu bulunuyor ve Ahmet, ABC Ltd. Şti.’nin yüzde 100 ortağıysa şirketin adına kayıtlı otomobil hukuken Ahmet’in değil, ABC Ltd. Şti.’nin malıdır.
Bu nedenle Ahmet’in şahsi borcu için otomobil üzerinde doğrudan tasarrufun iptali talebi ileri sürmek mümkün olmayabilir.
Ancak Ahmet’in ABC Ltd. Şti.’deki paylarını eşine devretmesi tasarrufun iptali konusu olabilir.
Buna karşılık borçlu doğrudan ABC Ltd. Şti. ise ve şirketin malvarlığı şirket ortağının eşine veya kardeşine devredilmişse şirket tarafından yapılan ilgili mal devri incelenir.
Bu ayrım uygulamada yapılan en önemli hatalardan biridir.
Şirket Payı Devri Muvazaalıysa TBK m.19’a Dayanılabilir mi?
Şartları varsa evet.
Tasarrufun iptali davası ile muvazaa hukuken aynı kurum değildir.
Tasarrufun iptali davasında taraflar arasındaki devir işlemi gerçekte geçerlidir; ancak alacaklı bakımından sonuçsuz bırakılması istenir.
Muvazaada ise görünürde yapılan işlem tarafların gerçek iradesini yansıtmamaktadır.
Örneğin borçlu şirket paylarını eşine sattığını gösteriyor ancak;
gerçekte satış bedeli bulunmuyor,
tarafların amacı şirketi gerçekten devretmek değil,
borçluyu resmî kayıtlarda malvarlıksız göstermek
ise Türk Borçlar Kanunu m.19 kapsamında muvazaa iddiası ayrıca gündeme gelebilir.
Somut olayın koşullarına göre davanın İİK m.277 ve devamına mı, TBK m.19’a mı yoksa hukuki sebeplerin birlikte değerlendirilmesine mi dayandırılacağı stratejik olarak belirlenmelidir.
Tasarrufun İptali ile Muvazaa Davasının En Önemli Farkı Nedir?
Tasarrufun iptali davası kendine özgü dava şartları içermektedir.
Özellikle;
icra takibinin kesinleşmesi,
aciz belgesi,
borcun tasarruftan önce doğması
gibi hususlar önem taşır.
Muvazaa iddiasında ise görünürdeki işlemin gerçekte tarafların ortak iradesini yansıtmadığı ileri sürülür.
Bu nedenle her mal kaçırma dosyasında otomatik olarak aynı dava türünün seçilmesi doğru değildir.
Tasarrufun İptali Davası Ne Kadar Süre İçerisinde Açılmalıdır?
İİK m.284 uyarınca tasarrufun iptali davası açma hakkı, iptale tabi tasarrufun gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl geçmesiyle düşer.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 18 Şubat 2026 tarihli kararında da beş yıllık sürenin geçmesi hâlinde davanın esasına girilmeden hak düşürücü süre nedeniyle reddedilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Bu nedenle şirket paylarının eşe veya yakına ne zaman devredildiğinin erken aşamada tespit edilmesi son derece önemlidir.
Örneğin pay devri 1 Temmuz 2022 tarihinde yapılmışsa, beş yıllık sürenin hesabı gecikmeden yapılmalıdır.
İİK m.278’deki Bir Yıllık Süre ile Beş Yıllık Süre Aynı Şey midir?
Hayır.
Bu ayrım önemlidir.
Güncel İİK m.278, aciz belgesinin veya bu nitelikteki haciz tutanağının düzenlendiği ya da iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıllık dönem içerisindeki bağışlama ve ivazsız tasarruflar için özel düzenleme getirmektedir.
Buna karşılık İİK m.284, tasarrufun iptali davasının açılması bakımından tasarruf tarihinden başlayan beş yıllık hak düşürücü süreyi düzenler.
Ayrıca İİK m.280 kapsamında alacaklıya zarar verme kastına dayanan işlemler için de ayrı zaman koşulları bulunmaktadır.
Dolayısıyla:
“Devir bir yıldan eskiyse artık dava açılamaz.”
şeklinde bir sonuç doğru değildir.
İİK m.278 uygulanamasa bile somut olayın İİK m.280 veya başka bir hukuki sebep kapsamında değerlendirilmesi mümkün olabilir.
25 Aralık 2025’ten Önceki Devirlerde Hangi Kural Uygulanır?
Bu konu ayrıca değerlendirilmelidir.
Çünkü İİK m.278’in yakın akraba devirlerine ilişkin önceki düzenlemeleri hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından çeşitli iptal kararları verilmiş, ardından madde 24 Aralık 2025 tarihli 7571 sayılı Kanun ile tamamen yeniden düzenlenmiştir. Yeni düzenleme 25 Aralık 2025 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Bu nedenle özellikle 25 Aralık 2025’ten önce gerçekleştirilmiş eş veya akraba devirlerinde, işlemin tarihi ve o tarihte yürürlükte bulunan hükümlerin ayrıca incelenmesi gerekir.
Eski tasarruflara güncel hükmün hiçbir ayrım yapılmadan uygulanacağı varsayımıyla dava kurulması hatalı sonuçlara yol açabilir.
Tasarrufun İptali Davası Sonucunda Şirket Tekrar Borçluya mı Döner?
Her durumda hayır.
Tasarrufun iptali davasının amacı mülkiyeti mutlaka borçluya iade etmek değildir.
Davanın kabulüyle alacaklı, alacağı ve ferileriyle sınırlı şekilde tasarruf konusu malvarlığı üzerinde cebri icra yetkisi kazanır.
Örneğin tasarruf konusu bir taşınmazsa tapu kaydı üçüncü kişinin üzerinde kalabilir; buna rağmen alacaklı mahkeme kararı çerçevesinde haciz ve satış isteyebilir.
Şirket paylarının tasarrufun iptaline konu edildiği davalarda da hükmün nasıl infaz edileceği, payın türü ve şirket yapısı dikkate alınarak değerlendirilmelidir.
Eşe Şirket Devri Nedeniyle Doğrudan Eşin Bütün Mallarına Haciz Konulabilir mi?
Hayır.
Tasarrufun iptali davasının amacı eşin bütün malvarlığını borçlunun borcundan sorumlu hâle getirmek değildir.
Eş sırf borçlunun eşi olduğu için borcun kişisel borçlusu hâline gelmez.
Dava, kural olarak iptale konu edilen tasarruf ve alacak miktarıyla bağlantılı sonuç doğurur.
Bu nedenle:
“Borçlu bütün şirketini eşine devretti, artık eşin bütün banka hesaplarını haczedebiliriz.”
şeklinde genel bir sonuç hukuken doğru değildir.
Somut devir ve İİK m.283’teki sonuçlar çerçevesinde hareket edilmelidir.
Borçlu Şirketini Çocuğuna Devrederse Ne Olur?
Çocuk, borçlunun altsoyudur.
Güncel İİK m.278 kapsamında altsoyla yapılan tasarruflar, gerçek değerine uygun olarak karşılıklı şekilde yapıldığı ispat edilmedikçe bağışlama sayılmaktadır.
Örneğin 20 milyon TL ekonomik değeri bulunan şirketin yüzde 100 payı üniversite öğrencisi olan çocuğa 100.000 TL bedelle devredilmiş ve fiilen herhangi bir ödeme yapılmamışsa bu durum tasarrufun iptali bakımından son derece güçlü bir inceleme konusu oluşturur.
Buna karşılık çocuğun bağımsız ekonomik gücü bulunduğu, uzman değerleme raporuyla belirlenen gerçek bedeli banka üzerinden ödediği ve şirketin yönetimini gerçekten devraldığı ispatlanabiliyorsa durum farklı değerlendirilir.
Borçlunun Kardeşine Şirket Devretmesi Hâlinde Ne Olur?
Kardeş de güncel İİK m.278’de üçüncü derece dâhil kan hısımları kapsamında yer almaktadır.
Gerçek değerine uygun ivazın ispatlanamaması hâlinde işlem bağışlama olarak değerlendirilebilir.
Ayrıca Yargıtay uygulamasında yakın ilişki, üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu ve alacaklıya zarar verme amacını bilip bilmediğinin değerlendirilmesinde önemli bir olgu olarak ele alınmaktadır.
Bu nedenle kardeşe yapılan devirlerde yalnızca akrabalık değil, ödemenin ve ticari işlemin gerçekliği de ayrıntılı olarak incelenmelidir.
Borçlunun Arkadaşına Devretmesi Hâlinde Tasarrufun İptali Mümkün mü?
Evet.
Tasarrufun iptali davası yalnızca yakın akrabalara yapılan devirler için açılmaz.
İİK m.280 kapsamında üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu ve zarar verme kastını bildiği veya bilmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu ispatlanabiliyorsa arkadaş, iş ortağı veya başka bir üçüncü kişiye yapılan işlem de iptale konu olabilir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2024 tarihli kararında, borçluyla üçüncü kişinin işyeri komşuluğu ve arkadaşlığı gibi somut ilişkiler değerlendirilmiş ve üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu ve alacaklıya zarar verme kastını bilebilecek kişilerden olduğu kabul edilmiştir.
Dolayısıyla yakın hısımlık alacaklı açısından önemli bir karine yaratabilse de akrabalık bulunmaması davanın açılamayacağı anlamına gelmez.
Borçlunun Şirketini Eşine Devretmesinde En Güçlü Mal Kaçırma Emareleri Nelerdir?
Somut olayın tamamı değerlendirilmekle birlikte özellikle şu olgular dikkat çekicidir:
- Şirket devrinin borcun doğumundan hemen sonra yapılması.
- Devrin icra takibi veya dava tehdidinden kısa süre önce gerçekleşmesi.
- Şirket hisselerinin eşe, çocuğa veya kardeşe devredilmesi.
- Devir bedelinin şirketin gerçek değerinin çok altında olması.
- Satış bedelinin banka üzerinden ödenmemesi.
- Devralan kişinin söz konusu bedeli karşılayabilecek ekonomik gücünün bulunmaması.
- Borçlunun devir sonrasında şirketi fiilen yönetmeye devam etmesi.
- Şirketin gelirlerinin fiilen borçlu tarafından kullanılmaya devam edilmesi.
- Devir sonrasında borçlunun adına haczedilebilir malvarlığı kalmaması.
- Aynı dönemde taşınmaz, araç ve banka varlıklarının da yakınlara devredilmesi.
Tek başına bu unsurlardan biri her durumda tasarrufun iptalini sağlamaz. Ancak birden fazla emarenin bir arada bulunması mal kaçırma iddiasını önemli ölçüde güçlendirebilir.
Alacaklı Şirket Devrini Nasıl Öğrenebilir?
Şirket pay ve yönetim yapısındaki değişiklikler bakımından öncelikle;
- Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi,
- MERSİS kayıtları,
- ticaret sicili dosyası,
- şirket ana sözleşmesi değişiklikleri,
- pay devir ve genel kurul belgeleri
incelenebilir.
Limited şirket ve anonim şirketlerde pay devrinin hukuki ve sicil boyutu birbirinden farklı olabileceğinden şirket türünün ayrıca belirlenmesi gerekir.
Davada gerekirse ilgili ticaret sicili müdürlüğüne müzekkere yazılarak şirketin tarihsel ortaklık ve yönetim kayıtları celbedilebilir.
Şirketin gerçek ekonomik değerinin belirlenebilmesi için vergi ve muhasebe kayıtları ile ticari defterlerin incelenmesi de talep edilebilir.
Tasarrufun İptali Davasında Hangi Mahkeme Görevlidir?
Tasarrufun iptali davalarında görev ve yetki belirlenirken tarafların sıfatı ve uyuşmazlığın hukuki niteliği ayrıca değerlendirilmelidir.
İİK m.277 ve devamına dayanan tasarrufun iptali davası, alacağın asıl kaynağından farklı ve kendine özgü bir dava niteliğindedir.
Bu nedenle “şirket hissesi devredildiği için mutlaka ticaret mahkemesi görevlidir” şeklinde otomatik bir sonuca ulaşılmamalıdır.
Somut davada görev ve yetki, davanın hukuki dayanağı ve güncel yargı uygulaması dikkate alınarak belirlenmelidir.
Tasarrufun İptali Davasında Arabuluculuk Zorunlu mudur?
Klasik İİK m.277 ve devamına dayanan tasarrufun iptali davasının amacı doğrudan belirli bir para alacağının tahsilini hüküm altına almak değil, borçlunun tasarrufunun alacaklı bakımından etkisizliğini sağlamaktır.
Bu nedenle dava şartı arabuluculuğun uygulanıp uygulanmayacağı, davanın talep sonucu ve hukuki niteliğine göre değerlendirilmelidir.
Özellikle tasarrufa konu mal üçüncü kişinin elinden çıkmış ve İİK m.283 kapsamında nakden tazmin talebi ileri sürülecekse dava öncesi usul stratejisi ayrıca incelenmelidir.
Borçlunun Şirketini Eşine Devretmesi Hakkında Sık Sorulan Sorular
Borçlu şirket hisselerini eşine devrederse alacaklı iptal ettirebilir mi?
Şartları oluşmuşsa evet. Özellikle devir borcun doğumundan sonra yapılmış, alacaklıyı zarara uğratmış ve tasarruf İİK m.278 veya m.280 kapsamındaki iptal sebeplerinden birini oluşturuyorsa tasarrufun iptali talep edilebilir.
Eşe yapılan bütün devirler bağış sayılır mı?
Güncel İİK m.278’e göre eşler arasında yapılan tasarruflar gerçek değerine uygun şekilde ivazlı olduğu ispatlanmadıkça bağışlama sayılır. Bu düzenleme 25 Aralık 2025 itibarıyla yürürlüktedir.
Borçlu boşandıktan sonra şirketi eski eşine devrederse ne olur?
Güncel İİK m.278, tasarruftan önceki son bir yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olan eşi de kapsamaktadır. Bu nedenle yakın zamanda boşanılmış olması özel düzenlemenin uygulanmasını kendiliğinden engellemez.
Şirket gerçek bedelle eşe satılmışsa yine iptal edilir mi?
Her durumda hayır. Gerçek piyasa değerine uygun bedelin gerçekten ödendiği ispatlanabiliyorsa İİK m.278’deki yakın kişilere ilişkin bağışlama karinesinin aksinin ispatlanması mümkün olabilir. Ancak İİK m.280 kapsamında ayrıca zarar verme kastı bulunduğu ileri sürülüyorsa o şartlar da ayrıca incelenir.
Şirketi devralan eş borçlardan sorumlu olur mu?
Sırf eş olduğu ve hisseleri devraldığı için borçlunun kişisel borcunun tamamından otomatik olarak sorumlu olmaz. Tasarrufun iptali davasının sonuçları dava konusu tasarruf ve alacakla bağlantılıdır.
Borçlu hisseleri eşine devrettikten sonra şirketi yönetmeye devam ediyorsa önemli midir?
Evet. Bu durum, gerçek bir ekonomik devir bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde önemli bir emare olabilir. Ancak tek başına kesin muvazaa veya mal kaçırma ispatı değildir.
Şirket payları kardeşe devredilirse tasarrufun iptali davası açılabilir mi?
Evet. Güncel İİK m.278 üçüncü dereceye kadar kan hısımlarını kapsamaktadır. Gerçek değerine uygun bir karşılık ödendiği ispatlanmadıkça işlem bağışlama sayılabilir.
Şirket devri beş yıldan daha eskiyse tasarrufun iptali davası açılabilir mi?
İİK m.284’e göre tasarrufun iptali davası hakkı tasarruf tarihinden itibaren beş yıl geçmekle düşer. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2026 yılında verdiği bir kararda da beş yıllık sürenin geçmesi hâlinde davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Tasarrufun iptali davası açılırken şirket hisselerine tedbir veya haciz konulabilir mi?
Somut olayın şartlarına göre İİK m.281 kapsamında ihtiyati haciz başta olmak üzere geçici hukuki koruma talepleri değerlendirilebilir. Özellikle payların yeniden üçüncü kişilere devredilme ihtimali bulunuyorsa dava açılırken bu husus önem kazanır.
Sonuç
Borçlunun şirket hisselerini eşine, çocuğuna, kardeşine veya başka bir yakınına devretmesi borcu ortadan kaldırmaz ve şartları oluşmuşsa tasarrufun iptali davasına konu olabilir.
Özellikle 25 Aralık 2025 tarihinde yürürlüğe giren yeni İİK m.278 düzenlemesi yakınlara yapılan malvarlığı devirleri bakımından önemli bir değişiklik getirmiştir.
Güncel düzenlemeye göre altsoy ve üstsoy, üçüncü derece dâhil kan hısımları, yakın zamanda boşanılmış eş, mevcut eş, üçüncü derece dâhil kayın hısımları, evlat edinen ile evlatlık ve ortak konutta yaşayan kişiler arasında yapılan işlemler, gerçek değerine uygun biçimde ivazlı oldukları ispatlanmadıkça bağışlama sayılmaktadır.
Bu nedenle borçlunun milyonlarca lira değerindeki şirket payını eşine son derece düşük bir bedelle devretmesi, satış bedelinin gerçekte ödenmemesi ve borçlunun şirketi fiilen yönetmeye devam etmesi hâlinde alacaklı açısından güçlü bir tasarrufun iptali iddiası ortaya çıkabilir.
Ancak yakın akrabaya yapılan her şirket devrinin kendiliğinden muvazaalı veya mal kaçırma amaçlı olduğu kabul edilmemelidir. Devralan kişi şirketin gerçek değerine uygun bedeli gerçekten ödemiş ve ekonomik anlamda gerçek bir devir gerçekleşmiş olabilir.
Bu nedenle tasarrufun iptali davasında esas inceleme;
borcun ne zaman doğduğu, şirket paylarının ne zaman devredildiği, şirketin gerçek değeri, gösterilen satış bedeli, bu bedelin gerçekten ödenip ödenmediği, taraflar arasındaki yakınlık ve borçlunun devir sonrasındaki fiilî davranışları üzerinden yapılmalıdır.
Ayrıca İİK m.280 kapsamında borçlunun alacaklıya zarar verme kastı ve işlemin karşı tarafının bu durumu bilip bilmediği de bağımsız olarak değerlendirilmelidir. Yakın hısımlar bakımından Kanunda borçlunun mali durumunun bilindiğine ilişkin özel karine bulunduğundan eş ve akrabalara yapılan işlemler bu açıdan da yüksek risk taşımaktadır.
Alacaklı bakımından en önemli hususlardan biri de gecikmemektir. Tasarrufun iptali davasında İİK m.284 uyarınca tasarruf tarihinden itibaren beş yıllık hak düşürücü süre bulunmaktadır. Şirket paylarının eş tarafından başka bir kişiye yeniden devredilmesi ihtimali de sürecin daha karmaşık hâle gelmesine yol açabilir.
Bu nedenle borçlunun şirketini eşine veya yakınına devrettiğinden şüphelenilen dosyalarda ticaret sicili kayıtları, pay devir belgeleri, şirketin mali tabloları, banka hareketleri ve taraflar arasındaki para transferleri mümkün olduğunca erken aşamada incelenmeli; gerekli şartların bulunması hâlinde tasarrufun iptali davasıyla birlikte ihtiyati haciz ve diğer geçici hukuki koruma yöntemleri de değerlendirilmelidir.