Hâkim Hangi Konularda Bilirkişiye Başvuramaz? 12. Yargı Paketi Sonrası Yeni Dönem
Bilirkişilik, mahkemenin veya soruşturma makamının çözümü özel ya da teknik bilgi gerektiren konularda uzman görüşünden yararlanmasını sağlayan önemli bir yargılama kurumudur. Tıbbi malpraktis davasında yapılan müdahalenin tıp biliminin gereklerine uygun olup olmadığının incelenmesi, bir binadaki ayıbın teknik nedeninin belirlenmesi, karmaşık şirket hesaplarının analiz edilmesi, dijital materyallerin incelenmesi veya bir imzanın kişiye ait olup olmadığının araştırılması gibi konularda hâkimden her alanda teknik uzmanlığa sahip olması beklenemez.
Bununla birlikte bilirkişilik kurumunun çok önemli bir sınırı bulunmaktadır: Bilirkişi hâkimin yerine geçerek hukuki değerlendirme yapamaz.
Bir uyuşmazlıkta hangi kanun hükmünün uygulanacağına, sözleşmenin hukuken nasıl yorumlanacağına, zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğine, bir tarafın hukuken sorumlu olup olmadığına veya ceza davasında fiilin hangi suçu oluşturduğuna karar verme görevi bilirkişiye değil, hâkime aittir.
Bu ilke Türk hukukunda yeni değildir. 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu açıkça, genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözülebilecek konularda bilirkişiye başvurulamayacağını düzenlemektedir. Aynı Kanun bilirkişinin hukuki nitelendirme ve değerlendirme yapamayacağını da kabul etmektedir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda da aynı yaklaşım bulunmaktadır. HMK m.266 uyarınca bilirkişiye ancak çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgi gerektiren hâllerde başvurulabilir. HMK m.279 kapsamında bilirkişi, hâkim tarafından yapılması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz. Ayrıca hâkim, bilirkişi görüşüyle bağlı değildir; raporu diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.
Kamuoyunda 12. Yargı Paketi olarak bilinen 7589 sayılı Kanun ise bu eski ilkeye yeni ve oldukça önemli bir sonuç bağlamıştır.
7589 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 63. maddesine yeni bir disiplin fiili eklenmiş ve “mesleğin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurmak” hâkim ve savcılar bakımından disiplin hukuku kapsamında değerlendirilmiştir. Düzenleme 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Dolayısıyla 12. Yargı Paketi sonrasında “Hâkim hangi konularda bilirkişiye başvuramaz?” sorusu yalnız usul hukuku açısından değil, hâkim ve savcının disiplin sorumluluğu açısından da önem kazanmıştır.
Hâkim Bilirkişiye Hangi Durumlarda Başvurabilir?
Bilirkişiye başvurulabilmesinin temel şartı, uyuşmazlığın çözümü için özel veya teknik bilgiye ihtiyaç bulunmasıdır.
Buradaki “özel veya teknik bilgi”, hukukçudan normal olarak beklenmeyen ve başka bir bilim, sanat, meslek ya da uzmanlık alanına ilişkin bilgidir.
Örneğin hâkim bir binanın statik sisteminin deprem yönetmeliğine teknik açıdan uygun olup olmadığını kendisi hesaplamak zorunda değildir. Bu konu inşaat mühendisliği bilgisi gerektirir.
Bir kişinin kalıcı maluliyetinin tıbben hangi düzeyde olduğu hâkimin mesleki hukuk bilgisiyle belirlenemez. Tıbbi uzman değerlendirmesi gerekir.
Bir bilgisayarın sabit diskinden silinen verilerin kurtarılması veya log kayıtlarının teknik analizi bilişim uzmanlığı gerektirir.
Bir belgedeki imzanın kişiye ait olup olmadığının kriminal yöntemlerle belirlenmesi özel uzmanlık gerektirebilir.
Bir şirketin binlerce muhasebe kaydı arasındaki mali hareketlerin teknik olarak sınıflandırılması veya belirli matematiksel hesapların yapılması da uzmanlık gerektirebilir.
Ceza yargılamasında da CMK m.63, çözümü uzmanlık, özel veya teknik bilgi gerektiren hâllerde bilirkişinin görüşünün alınabileceğini; buna karşılık genel bilgi veya hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözülebilecek konular için bilirkişiye başvurulamayacağını düzenlemektedir.
Bu nedenle 12. Yargı Paketi ile bilirkişilik kurumu kaldırılmış değildir.
Yeni düzenleme:
“Hâkim bundan sonra bilirkişiye başvuramaz.”
anlamına gelmez.
Doğru ifade şudur:
Hâkim teknik konuda bilirkişiye başvurabilir; hukuki konuda karar verme görevini bilirkişiye devredemez.
Hukuki Konu Nedir?
Uygulamadaki temel sorun, hangi meselenin “hukuki”, hangisinin “teknik” olduğunun belirlenmesidir.
Bir mesele esas itibarıyla kanunun yorumlanması, hukuk normlarının uygulanması veya somut olaya hukuki sonuç bağlanmasıyla ilgiliyse bunun hâkim tarafından çözülmesi gerekir.
Örneğin sözleşmenin geçerli olup olmadığı hukuki meseledir.
Zamanaşımının hangi tarihte başladığı ve hangi zamanaşımı süresinin uygulanacağı hukuki meseledir.
Mahkemenin görevli veya yetkili olup olmadığı hukuki meseledir.
Bir dava şartının mevcut olup olmadığı hukuki meseledir.
Tarafın aktif veya pasif husumet ehliyetine ilişkin değerlendirme hukuki meseledir.
Bir sözleşme hükmünün Türk Borçlar Kanunu bakımından nasıl yorumlanacağı hukuki meseledir.
Bir işlemin tüketici işlemi olup olmadığına ilişkin nihai nitelendirme hukuki meseledir.
Ceza davasında sanığın eyleminin dolandırıcılık mı yoksa güveni kötüye kullanma mı oluşturduğu hukuki meseledir.
Bir delilin hukuka uygun şekilde elde edilip edilmediğinin değerlendirilmesi hukuki meseledir.
Bir idari işlemin yetki, şekil, sebep, konu veya maksat unsurları bakımından hukuka uygun olup olmadığına ilişkin nihai karar da hâkimin hukuki değerlendirme alanındadır.
Bunların çözümünün bilirkişiye bırakılması, bilirkişinin fiilen mahkemenin yerine geçmesi sonucunu doğurabilir.
Hâkim Sözleşmenin Hukuki Yorumunu Bilirkişiye Sorabilir mi?
Kural olarak hayır.
Bir sözleşmenin içeriğinin teknik yönleri uzman tarafından incelenebilir ancak sözleşmenin hukuki anlamının belirlenmesi hâkime aittir.
Örneğin kat karşılığı inşaat sözleşmesinde bilirkişiden yapının yüzde kaçının tamamlandığının, sözleşmedeki teknik şartnameye uygun imalat yapılıp yapılmadığının veya eksik işlerin giderim maliyetinin hesaplanması istenebilir.
Fakat bilirkişiye:
“Yüklenicinin temerrüde düşüp düşmediğini belirleyin.”
“Davacının sözleşmeden dönme hakkı bulunup bulunmadığını tespit edin.”
“Sözleşmenin feshedilmesinin hukuken haklı olup olmadığını açıklayın.”
şeklinde sorular yöneltilmesi farklıdır.
Bunlar esas itibarıyla Türk Borçlar Kanunu ve ilgili özel hukuk hükümleri uygulanarak mahkemenin çözmesi gereken hukuki konulardır.
Teknik bilirkişi vakıayı belirler; hukuki sonucu hâkim çıkarır.
Hâkim Zamanaşımını Bilirkişiye Bırakabilir mi?
Zamanaşımı uygulaması tipik bir hukuki değerlendirme alanıdır.
Hangi zamanaşımı süresinin uygulanacağı, sürenin hangi tarihte başladığı, zamanaşımını kesen veya durduran hukuki sebebin bulunup bulunmadığı ve zamanaşımı def’inin hukuki sonucu hâkim tarafından değerlendirilmelidir.
Elbette hesaplamanın son derece karmaşık olduğu bazı dosyalarda bilirkişiden belirli tarihler veya matematiksel dönemler bakımından teknik tablo hazırlanması istenebilir.
Ancak:
“Alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramadığını bilirkişi belirlesin.”
şeklindeki genel bir görevlendirme hukuki karar verme yetkisinin bilirkişiye aktarılması riskini taşır.
Özellikle 12. Yargı Paketi sonrasında hâkimlerin bu tür ara kararları hazırlarken bilirkişiye sorulan soruyu çok daha dikkatli belirlemeleri gerekecektir. Çünkü yeni disiplin hükmü doğrudan mesleğin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözülebilecek konularda bilirkişiye başvurulmasını hedeflemektedir.
Hâkim Görev ve Yetki Konusunda Bilirkişi Raporu Alabilir mi?
Mahkemenin görevli olup olmadığının belirlenmesi hukuki bir sorudur.
Örneğin uyuşmazlığın;
iş mahkemesinde mi,
tüketici mahkemesinde mi,
asliye hukuk mahkemesinde mi,
asliye ticaret mahkemesinde mi
görülmesi gerektiğine karar verme görevi bilirkişiye bırakılamaz.
Aynı şekilde yer bakımından yetkinin hangi mahkemeye ait olduğunun hukuki değerlendirmesi de bilirkişinin işi değildir.
Dosyada teknik bazı olgular görev veya yetki değerlendirmesini etkileyebilir. Ancak teknik olgunun tespiti ile bunun hukuki sonucu birbirinden ayrılmalıdır.
Örneğin bir ilişkinin ticari niteliğinin değerlendirilmesinde şirket kayıtları veya ticari faaliyet hakkında teknik bilgi gerekebilir. Bilirkişi kayıtları açıklayabilir fakat uyuşmazlığın sonuçta hangi mahkemenin görev alanına girdiğine mahkeme karar verir.
Hâkim “Davacı Haklı mı?” Diye Bilirkişiye Sorabilir mi?
Hayır.
Bilirkişinin görevi bir tarafın “haklı” veya “haksız” olduğuna karar vermek değildir.
Bilirkişi raporlarında uygulamada zaman zaman;
“davacının talebinde haklı olduğu”,
“davalının kusurlu ve sorumlu olduğu”,
“davanın kabul edilmesi gerektiği”
veya “davacının şu miktara hukuken hak kazandığı”
şeklinde ifadeler görülebilmektedir.
Bilirkişinin teknik hesap veya bilimsel değerlendirme sınırlarını aşarak mahkemenin hüküm alanına giren sonuçlara ulaşması, bilirkişilik mevzuatındaki görev sınırlarıyla bağdaşmaz. Bilirkişi, hâkim tarafından yapılması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz.
Mahkeme de bilirkişi raporundaki böyle bir hukuki değerlendirmeyi doğrudan hüküm yerine koyamaz.
HMK m.282’ye göre hâkim bilirkişi görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Başka bir ifadeyle bilirkişi raporu hâkimi bağlayan bir karar değildir.
İşçilik Alacaklarında Bilirkişi Yasaklandı mı?
Hayır.
Yeni düzenlemenin en yanlış anlaşılabileceği alanlardan biri iş davalarıdır.
İşçilik alacaklarının hesaplanması çoğu zaman uzun çalışma dönemleri, değişen ücretler, bordrolar, fazla çalışma saatleri, hafta tatilleri, ulusal bayram ve genel tatil günleri gibi çok sayıda verinin birlikte değerlendirilmesini gerektirir.
Bu nedenle hesap bilirkişiliğinin bütünüyle yasaklandığı söylenemez.
Ancak hâkim ile bilirkişinin görev alanı doğru ayrılmalıdır.
Örneğin mahkeme tanık beyanlarını değerlendirerek işçinin haftada kaç saat çalıştığına ilişkin kabulünü oluşturabilir. Bilirkişiden de mahkemece kabul edilen çalışma düzeni ve ücret üzerinden matematiksel hesap yapılması istenebilir.
Buna karşılık:
“Davacı fazla mesaiye hak kazanmış mıdır?”
“İş sözleşmesi haklı nedenle feshedilmiş midir?”
“Davacı kıdem tazminatına hak kazanıyor mu?”
“Zamanaşımı itirazı yerinde midir?”
gibi nihai hukuki sorular hâkim tarafından çözülmelidir.
Bilirkişinin bunlara cevap vermesi ile bilirkişinin belirlenen hukuki varsayımlar üzerinden hesap yapması aynı şey değildir.
Ticari Davalarda Hesap Bilirkişisine Başvurulabilir mi?
Evet.
Ticari defterlerin, hesap hareketlerinin ve karmaşık mali verilerin incelenmesi özel bilgi gerektirebilir.
Örneğin bilirkişi;
hangi faturanın hangi tarihte kaydedildiğini,
cari hesap hareketlerini,
banka giriş ve çıkışlarını,
şirket muhasebesindeki kayıtları,
belirli teknik yöntemle hesaplanan bakiyeyi
tespit edebilir.
Ancak bilirkişinin:
“Bu kayıt nedeniyle davalı hukuken borçludur.”
veya
“Davacı TTK kapsamında alacak hakkına sahiptir.”
şeklindeki nihai hukuki sonuca karar vermesi doğru değildir.
Mahkeme mali olguyu bilirkişiden öğrenebilir; alacağın hukuki varlığına ve borçlunun sorumluluğuna kendisi karar verir.
Trafik Kazasında Kusur Bilirkişisi Artık Kullanılamaz mı?
Hayır.
Trafik kazaları hukuk ile tekniğin iç içe geçtiği en tipik alanlardan biridir.
Bir trafik uzmanı veya mühendis;
araçların çarpışma noktasını,
fren mesafesini,
araçların hareket yönünü,
yolun fiziksel özelliklerini,
görüş mesafesini,
sürüş tekniğini,
kazanın teknik oluş şeklini
inceleyebilir.
Bunlar hâkimin hukuk eğitimiyle doğrudan çözmesi beklenen mühendislik veya trafik tekniği meseleleri değildir.
Ancak bilirkişinin belirlediği teknik olgulara hangi hukuki sonucun bağlanacağı hâkimin değerlendirme alanındadır.
Bu nedenle trafik kazası dosyalarında bilirkişi incelemesi yapılması 12. Yargı Paketi ile yasaklanmış değildir.
Nitekim HMK m.266’ya ilişkin yargı uygulamasında da özel veya teknik bilgi gereken trafik ve kusur değerlendirmelerinde bilirkişi incelemesi yapılabildiği, ancak hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki konuların bilirkişiye bırakılamayacağı kabul edilmektedir.
Burada önemli olan bilirkişinin teknik değerlendirmesi ile nihai hukuki sorumluluk arasında sınır kurulmasıdır.
Tıbbi Malpraktis Davasında Bilirkişiye Başvurulabilir mi?
Evet ve çoğu durumda teknik bilirkişi değerlendirmesi son derece önemlidir.
Bir ameliyatın tıp biliminin gereklerine uygun yapılıp yapılmadığını, hekimin müdahale sırasında tıbbi standartlardan sapıp sapmadığını veya hastadaki zararın tıbben hangi nedenden kaynaklandığını hukuk eğitimi almış hâkimin tek başına belirlemesi beklenemez.
Bu nedenle uzman hekimlerden, Adli Tıp Kurumundan veya ilgili uzmanlık alanlarından teknik görüş alınabilir.
Ancak tıbbi bilirkişinin görevi:
“Davalı hekim hukuken tazminat ödemek zorundadır.”
sonucuna karar vermek değildir.
Tıbbi bilirkişi;
uygulanan işlemi,
bilimsel standardı,
komplikasyon ihtimalini,
tıbbi illiyet ilişkisini
ve diğer bilimsel hususları ortaya koyabilir.
Bunların Türk Borçlar Kanunu, tüketici hukuku, idare hukuku veya ilgili sorumluluk hükümleri bakımından hangi hukuki sonucu doğurduğunu ise mahkeme değerlendirir.
İnşaat Davalarında Bilirkişiye Hangi Sorular Sorulabilir?
İnşaat davaları teknik bilirkişiliğin en yoğun kullanıldığı dava türlerindendir.
Mimar veya mühendis bilirkişiye;
imalatın projeye uygun olup olmadığı,
malzeme kalitesi,
yapısal bozukluğun teknik nedeni,
metraj,
hakediş,
eksik işler,
ayıbın giderim maliyeti,
inşaatın fiziki tamamlanma oranı
gibi sorular yöneltilebilir.
Ancak aynı bilirkişiye:
“Sözleşmenin feshi haklı mıdır?”
“Yüklenici temerrüde düşmüş müdür?”
“Arsa sahibi sözleşmeden dönebilir mi?”
“Davacı tapu iptali ve tescile hak kazanmış mıdır?”
şeklindeki sorular yöneltildiğinde artık teknik sınırdan hukuki alana geçilmiş olur.
Bu ayrım özellikle kat karşılığı inşaat, eser sözleşmesi ve ayıplı imalat davalarında önemlidir.
İmza İncelemesi Bilirkişiye Yaptırılabilir mi?
Evet.
Bir imzanın kişiye ait olup olmadığının teknik yöntemlerle değerlendirilmesi özel uzmanlık gerektirebilir.
Bilirkişi imzanın karakteristik özelliklerini, mukayese belgelerini ve teknik benzerlikleri inceleyebilir.
Ancak bilirkişi:
“Bu nedenle sözleşme hukuken geçerlidir.”
şeklinde karar veremez.
İmzanın kişiye ait olduğunun teknik olarak tespit edilmesi bir olgudur.
Belgenin buna bağlı hukuki sonucu ise mahkeme tarafından değerlendirilir.
Aynı yaklaşım sahtecilik iddialarında da geçerlidir. Bilirkişi belge üzerinde tahrifat veya teknik değişiklik bulunup bulunmadığını inceleyebilir; bunun hangi hukuki veya cezai sonucu oluşturduğu yargı makamının görevidir.
Bilişim Suçlarında Bilirkişiye Başvurmak Mümkün mü?
Evet.
Dijital delillerin incelenmesi çoğu zaman ileri teknik bilgi gerektirir.
Bilirkişi;
IP kayıtlarını,
sunucu loglarını,
hard diskleri,
telefon verilerini,
silinmiş dosyaları,
uygulama kayıtlarını,
elektronik zaman damgalarını
teknik olarak inceleyebilir.
Ancak bilirkişinin:
“Sanık bilişim sistemine hukuka aykırı girmiştir ve TCK’nın şu maddesindeki suç oluşmuştur.”
şeklinde nihai suç nitelendirmesi yapması doğru değildir.
Teknik bulguyu bilirkişi ortaya koyar.
Suçun unsurlarının oluşup oluşmadığını Cumhuriyet savcısı ve mahkeme hukuken değerlendirir.
Ceza Muhakemesi Kanunu da bilirkişiye ancak özel veya teknik bilgi gerektiren konularda başvurulabileceğini, hukuki konuların bilirkişiye bırakılamayacağını esas almaktadır.
Cumhuriyet Savcısı Hukuki Konuda Bilirkişiye Başvurabilir mi?
Hayır.
- Yargı Paketi ile getirilen disiplin hükmü yalnız hâkimleri değil savcıları da kapsamaktadır.
Yeni 2802 sayılı Kanun m.63 düzenlemesinde “mesleğin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurmak” disiplin fiili olarak düzenlenmiştir.
Cumhuriyet savcısı soruşturma sırasında özel veya teknik incelemeye ihtiyaç duyduğunda bilirkişi görevlendirebilir.
Örneğin banka hareketlerinin teknik analizi, dijital materyal incelemesi, kriminal imza incelemesi veya tıbbi değerlendirme yaptırabilir.
Fakat savcı:
“Şüphelinin eylemi dolandırıcılık suçunu oluşturuyor mu?”
“Suçun nitelikli hâli uygulanmalı mı?”
“Şüphelinin kastı var mı?”
gibi hukuki soruları bilirkişiye bırakamaz.
Bu değerlendirme soruşturmayı yürüten savcının mesleki görevidir.
Bilirkişinin Hukukçu Olması Sorunu Çözer mi?
Hayır.
Burada belirleyici olan bilirkişinin diploması değil, bilirkişiye verilen görevin niteliğidir.
Bir kişinin hukuk fakültesi mezunu olması veya hukuk alanında akademik unvana sahip olması, mahkemenin hukuki karar verme görevini o kişiye devredebileceği anlamına gelmez.
Bilirkişilik Kanunu’nun temel yaklaşımı hukuki nitelendirme ve değerlendirmenin hâkime ait olmasıdır.
Dolayısıyla:
“Bu bilirkişi zaten hukuk profesörüdür, o nedenle davanın hukuki sonucunu belirleyebilir.”
şeklinde bir yaklaşım bilirkişilik sisteminin temel mantığıyla bağdaşmaz.
Mahkeme hukuki araştırmasını ve hukuki değerlendirmesini kendisi yapmak zorundadır.
Bilirkişi Raporunda Hukuki Görüş Varsa Rapor Geçersiz mi?
Her durumda raporun tamamının otomatik olarak geçersiz sayılması gerektiği söylenemez.
Örneğin bilirkişi teknik görevlendirme kapsamında kapsamlı mühendislik incelemesi yapmış ancak raporun sonunda görev sınırını aşarak bazı hukuki değerlendirmeler de eklemiş olabilir.
Bu durumda teknik tespitler ile hukuki değerlendirmeler birbirinden ayrılmalıdır.
Mahkeme hukuki değerlendirmeyi bilirkişiden almak zorunda değildir ve bilirkişinin hukuki görüşüyle bağlı değildir.
HMK m.282 uyarınca bilirkişi raporu diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirilir.
Buna karşılık daha başlangıçta bilirkişi görevlendirmesinin konusu tamamen hukuki bir sorunun çözümü ise durum farklıdır.
Yeni disiplin hükmünün özellikle bu ikinci durum bakımından önem taşıdığı söylenebilir.
12. Yargı Paketi Sonrası Hâkime Hangi Disiplin Cezası Verilebilir?
7589 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle yeni fiil 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 63. maddesine eklenmiştir.
- madde uyarma cezasını düzenlemektedir. Uyarma, hâkim veya savcıya görevinde daha dikkatli davranması gerektiğinin yazılı olarak bildirilmesidir. Güncel 2802 sayılı Kanun metninde mesleğin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözülebilecek konularda bilirkişiye başvurmak bu kapsamda sayılmaktadır.
Dolayısıyla temel disiplin yaptırımı uyarma cezasıdır.
Ancak bundan:
“Hâkim hukuki nitelikte olduğu düşünülen tek bir soru için bilirkişi görevlendirdiği anda otomatik olarak uyarma cezası alır.”
sonucu çıkarılmamalıdır.
Disiplin sorumluluğunun doğabilmesi için ilgili disiplin sürecinin yürütülmesi ve somut görevlendirmenin gerçekten hâkim veya savcının mesleki hukuk bilgisiyle çözmesi gereken konuya ilişkin olduğunun değerlendirilmesi gerekir.
Özellikle hukuk ile teknik bilginin iç içe geçtiği karmaşık dosyalarda sınırın somut olay üzerinden belirlenmesi gerekecektir.
Hatalı Bilirkişi Kararı ile Disiplin Suçu Aynı Şey mi?
Her zaman aynı şey değildir.
Bir üst mahkeme:
“Bu konuda bilirkişiye ihtiyaç bulunmamaktadır.”
diyebilir ve ilk derece mahkemesinin kararını hukuken hatalı görebilir.
Ancak bu durumun tek başına otomatik olarak disiplin cezası gerektirdiğini söylemek doğru olmaz.
Yeni disiplin hükmünün lafzı özellikle mesleğin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurmayı hedeflemektedir.
Dolayısıyla yargısal değerlendirme hatası ile disiplin sorumluluğu arasında somut olayın niteliğine göre ayrım yapılması gerekir.
Örneğin teknik niteliği tartışmalı bir finansal uyuşmazlıkta hâkimin bilirkişi alınmasını gerekli görmesi ile açıkça:
“Bu sözleşme hukuken geçerli midir, bilirkişi karar versin.”
şeklinde görev vermesi aynı nitelikte değildir.
Hâkim Bilirkişi Raporuyla Bağlı mı?
Hayır.
Bilirkişi mahkemenin yerine karar veren bir organ değildir.
HMK m.282 gereğince hâkim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.
Bu nedenle bilirkişi raporunda yüzde 70 kusur oranı yazması, hâkimin hiçbir değerlendirme yapmadan mutlaka yüzde 70 üzerinden hüküm kurmak zorunda olduğu anlamına gelmez.
Aynı şekilde bilirkişinin hesapladığı miktarın doğrudan hüküm miktarı hâline gelmesi zorunlu değildir.
Mahkeme;
raporun yöntemini,
dosyadaki diğer delillerle uyumunu,
bilirkişinin görev sınırlarını,
itirazları
ve varsa raporlar arasındaki çelişkileri
değerlendirmelidir.
- Yargı Paketi sonrasındaki yeni disiplin yaklaşımı da bu bakımdan bilirkişinin “gizli hâkim” hâline gelmesini önlemeye yönelik mevcut usul ilkelerini güçlendirmektedir.
Taraflar Hukuki Konuda Bilirkişi Atanmasına İtiraz Edebilir mi?
Evet, taraflar bilirkişi incelemesinin gereksiz olduğunu veya bilirkişiye sorulan soruların hukuki nitelikte bulunduğunu yargılama sırasında ileri sürebilirler.
Örneğin taraf vekili, mahkemeye sunduğu beyanda uyuşmazlığın ilgili bölümünün özel veya teknik uzmanlık gerektirmediğini, hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözülebileceğini belirtebilir.
Benzer biçimde bilirkişi görevlendirilmişse taraf, bilirkişinin görev alanının teknik sorularla sınırlandırılmasını isteyebilir.
Rapor geldikten sonra da bilirkişinin hukuki nitelendirme yaptığı bölümlere itiraz edilebilir.
HMK sistemi, bilirkişinin hukuki değerlendirme yapmasını yasaklarken hâkimin bilirkişi raporunu serbestçe değerlendirmesini öngörmektedir.
Ancak bilirkişi görevlendirmesine karşı hangi aşamada hangi kanun yolunun kullanılabileceği, verilen kararın niteliğine ve yargılama türüne göre ayrıca değerlendirilmelidir.
Avukatlar Açısından 12. Yargı Paketi Ne Değiştirecek?
Yeni düzenlemenin avukatlık pratiği bakımından önemli sonuçlar doğurması mümkündür.
Özellikle iş, ticaret, tüketici, inşaat, sigorta, trafik, tazminat ve ceza dosyalarında avukatların bilirkişi ara kararlarının kapsamına daha fazla dikkat etmesi gerekebilir.
Bilirkişiye sorulan soruların açıkça hukuki nitelikte olması hâlinde itirazın yalnız:
“Bu konuda bilirkişi gerekli değildir.”
şeklinde bırakılması yerine, hukuki gerekçe daha açık kurulabilir.
Örneğin:
“Uyuşmazlığın bu bölümü teknik bir hesap veya uzmanlık incelemesi gerektirmemekte olup sözleşmenin hukuki yorumuna ilişkindir. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözülebilecek bu konuda bilirkişiye görev verilmesi Bilirkişilik Kanunu ve HMK’nın bilirkişiliğin sınırlarına ilişkin hükümleriyle bağdaşmamaktadır.”
şeklinde daha somut bir itiraz yapılabilir.
Rapor geldikten sonra da bilirkişinin;
hukuki nitelendirme yaptığı,
mahkemenin görev alanına giren sonucu belirlediği,
teknik bulguyla hukuki sonucu birbirine karıştırdığı
veya mahkemenin yerine geçerek davanın sonucuna ilişkin görüş bildirdiği
açıkça gösterilebilir.
Bu yaklaşım, 12. Yargı Paketi sonrasında bilirkişilik itirazlarının önemini artırabilir.
Hâkim Bilirkişiye Soruları Nasıl Hazırlamalı?
Yeni düzenlemenin uygulamadaki en önemli etkilerinden birinin bilirkişi görevlendirme kararlarının daha somut hâle gelmesi olması beklenebilir.
Bir dosyanın yalnızca:
“Dosyanın bilirkişiye tevdi edilmesine, tüm dosya kapsamına göre rapor alınmasına”
şeklinde geniş ve sınırları belirsiz biçimde gönderilmesi, bilirkişinin hangi konuda teknik görüş bildirmesi gerektiğini belirsiz bırakabilir.
Bunun yerine sorunun teknik kısmının açıkça tanımlanması daha sağlıklı olacaktır.
Örneğin:
“Davalı sorumlu mudur?”
yerine,
“Dava konusu yapıda projeye aykırı imalat bulunup bulunmadığının ve varsa giderim maliyetinin teknik olarak belirlenmesi”
istenebilir.
“Davacı ne kadar alacaklıdır?”
yerine,
“Mahkemece kabul edilen çalışma dönemi ve brüt ücret üzerinden belirtilen parametrelere göre matematiksel hesap yapılması”
istenebilir.
“Sanık suç işlemiş midir?”
yerine,
“Dijital materyalde bulunan kayıtların teknik içeriğinin ve oluşturulma tarihlerinin tespit edilmesi”
istenebilir.
Böylece bilirkişi bilimsel ve teknik görevini yerine getirirken nihai hukuki değerlendirme yargı makamında kalır.
İdari Yargıda da Aynı İlke Geçerli mi?
Hâkim ve savcıların disiplin statüsünü düzenleyen 2802 sayılı Kanun’daki yeni hüküm yalnız belirli bir hukuk mahkemesi türüyle sınırlandırılmış değildir. 7589 sayılı Kanun’un 9. maddesi doğrudan hâkim ve savcıların disiplin hükümlerine ekleme yapmıştır.
İdari yargıda da özellikle imar, kamulaştırma, vergi, çevre, yapı güvenliği ve teknik kamu işlemleri gibi alanlarda bilirkişiye ihtiyaç duyulabilir.
Örneğin imar planının şehircilik ilkelerine teknik uygunluğu, yapının fiziksel durumu veya taşınmazın teknik özellikleri uzman incelemesini gerektirebilir.
Ancak idari işlemin hukuken yetkili makam tarafından tesis edilip edilmediği, sebep unsurunun hukuken yeterli olup olmadığı veya işlemin mevzuata uygunluğuna ilişkin nihai değerlendirme hâkimin görevidir.
Dolayısıyla teknik inceleme ile hukuki denetim ayrımı idari yargıda da önem taşımaktadır.
Hâkim Hangi Konularda Bilirkişiye Başvuramaz? Sık Sorulan Sorular
Hâkim, kendi mesleki hukuk bilgisiyle çözmesi gereken konularda bilirkişiye başvuramaz. Sözleşmenin hukuki yorumu, zamanaşımı, görev, yetki, uygulanacak hukuk kuralı, hukuki sorumluluk ve suçun hukuki nitelendirilmesi gibi meseleler buna örnek gösterilebilir. Bilirkişilik Kanunu ve HMK, hukuki konuların bilirkişiye bırakılamayacağını açıkça kabul etmektedir.
Hesap bilirkişisi tamamen yasaklandı mı? Hayır. Özel veya teknik hesaplama gerekiyorsa bilirkişiden yararlanılabilir. Ancak bilirkişi hangi alacağın hukuken doğduğuna veya tarafın hukuken haklı olduğuna karar veremez.
Trafik kazasında kusur bilirkişisi alınabilir mi? Evet. Kazanın teknik oluş şekli ve trafik tekniğine ilişkin konular uzman tarafından incelenebilir. Nihai hukuki sorumluluğu mahkeme değerlendirir.
Malpraktis davasında doktor bilirkişiye başvurulabilir mi? Evet. Tıbbi standart, komplikasyon ve tıbbi illiyet gibi meseleler uzmanlık gerektirir. Ancak hukuki tazminat sorumluluğuna mahkeme karar verir.
Ceza davasında fiilin hangi suçu oluşturduğu bilirkişiye sorulabilir mi? Hayır. Suçun hukuki nitelendirilmesi yargı makamının görevidir. Teknik deliller konusunda bilirkişiye başvurulabilir.
Bilirkişi raporunda hukuki yorum varsa hâkim bununla bağlı mı? Hayır. Bilirkişi hukuki nitelendirme yapamaz ve hâkim bilirkişi raporunu diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.
Hukuki konuda bilirkişiye başvuran hâkime hangi ceza verilebilir? Yeni düzenleme bu davranışı 2802 sayılı Kanun m.63 kapsamındaki uyarma cezasını gerektiren fiiller arasında düzenlemektedir.
Düzenleme ne zaman yürürlüğe girdi? 7589 sayılı Kanun’un 9. maddesi, Kanun’un yürürlük hükmü uyarınca 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
12. Yargı Paketi Bilirkişiliği Azaltacak mı?
Yeni hükmün pratik sonuçlarından biri, özellikle gereksiz ve hukuki nitelikteki bilirkişi görevlendirmelerinin azaltılması olabilir.
Ancak bunun kesin olarak ne ölçüde gerçekleşeceği uygulama geliştikçe görülecektir.
Bilirkişilik kurumunun doğru kullanılmaması davaların uzamasına neden olabilir. Dosyanın bilirkişiye gönderilmesi, raporun hazırlanması, taraflara tebliği, rapora itiraz, ek rapor ve yeni bilirkişi incelemesi gibi süreçler yargılama süresini uzatabilmektedir.
Eğer ortada gerçekten teknik bir mesele yoksa bütün bu aşamaların geçirilmesi hem zaman hem de yargılama gideri bakımından gereksiz sonuçlar doğurabilir.
- Yargı Paketi ile aynı zamanda hukuk yargılamasında duruşmalar arasındaki sürenin kural olarak üç ayı aşmamasına ilişkin yeni bir düzenleme de getirilmiş; bilirkişi incelemesinin uzaması gibi zorunlu hâller bu sürenin aşılabileceği örneklerden biri olarak gösterilmiştir. Bu da kanun koyucunun bilirkişilik süresinin yargılama takvimini etkileyebileceğini açıkça dikkate aldığını göstermektedir.
Dolayısıyla hukuki meselelerin gereksiz yere bilirkişiye gönderilmesinin önlenmesi aynı zamanda yargılamanın daha etkin yürütülmesi açısından da önem taşıyabilir.
Yeni Düzenleme Bilirkişinin Sorumluluğunu mu, Hâkimin Sorumluluğunu mu Düzenliyor?
7589 sayılı Kanun’un 9. maddesindeki yeni düzenlemenin muhatabı bilirkişi değildir.
Madde, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nda değişiklik yapmaktadır.
Dolayısıyla burada düzenlenen şey, bilirkişinin disiplin sorumluluğu değil, hâkim ve savcının bilirkişiye başvurma kararından kaynaklanabilecek mesleki disiplin sorumluluğudur.
Bilirkişilerin kendi görev sınırlarını aşmaları, raporlarını süresinde vermemeleri veya hukuki değerlendirme yapmaları ise Bilirkişilik Kanunu ve ilgili mevzuat kapsamında ayrıca değerlendirilebilecek farklı meselelerdir.
Bu ayrım önemlidir.
Yeni hüküm:
“Bilirkişi hukuki yorum yaparsa hâkime otomatik ceza verilir.”
dememektedir.
Asıl soru şudur:
Hâkim veya savcı, daha başlangıçta kendi hukuk bilgisiyle çözmesi gereken konuyu bilirkişiye görev olarak verdi mi?
Teknik ve Hukuki Konu Birbirine Karışmışsa Ne Olur?
Uygulamadaki en zor dosyalar, teknik ve hukuki sorunun iç içe geçtiği dosyalardır.
Örneğin tıbbi malpraktis davasında tıbbi kusur konusunda uzman görüşü gerekir ancak hukuki sorumluluğu mahkeme belirler.
Trafik kazasında teknik kusur incelemesi gerekir ancak hukuki tazminat sorumluluğunu hâkim değerlendirir.
İnşaat davasında ayıp teknik olarak tespit edilir ancak bunun sözleşmenin feshi bakımından hangi sonucu doğurduğuna hâkim karar verir.
Ticari davada muhasebe hesapları uzman tarafından incelenebilir ancak ticari ilişkinin hukuki niteliğini hâkim belirler.
Bu tür dosyalarda çözüm bilirkişilikten tamamen vazgeçmek değil, bilirkişinin görev alanını doğru tanımlamaktır.
Mahkeme teknik soruyu uzmanına sormalı, hukuki değerlendirmeyi ise kendisi yapmalıdır.
Yeni disiplin hükmünün de özellikle bu görev sınırının daha dikkatli kurulmasını teşvik etmesi beklenebilir.
Sonuç: Teknik Konu Bilirkişinin, Hukuki Değerlendirme Hâkimin Görevidir
- Yargı Paketi ile bilirkişilik sistemi bakımından temel ilke değiştirilmemiş, fakat bu ilkeye önemli bir disiplin hukuku sonucu bağlanmıştır.
Türk hukukunda zaten Bilirkişilik Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözülebilecek meselelerde bilirkişiye başvurulamamaktadır. Bilirkişinin görevi özel veya teknik bilgi sağlamak; hukuki nitelendirme ve nihai değerlendirmeyi yapmak ise yargı makamının görevidir.
- Yargı Paketi ile yeni olan husus, bu ilkenin ihlalinin artık hâkim ve savcıların disiplin hukukunda da ayrıca düzenlenmiş olmasıdır.
7589 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu m.63’e eklenen düzenleme uyarınca:
Mesleğin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurmak, uyarma cezasını gerektiren disiplin fiilleri arasına alınmıştır.
Düzenleme 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Bu nedenle yeni dönemde bilirkişilik bakımından en temel ayrım şu şekilde kurulmalıdır:
Bir binanın statiği → bilirkişiye sorulabilir.
Sözleşmenin hukuki geçerliliği → hâkim çözer.
Bir imzanın teknik özellikleri → bilirkişiye sorulabilir.
Belgenin hukuki sonucu → hâkim belirler.
Bir hastaya yapılan müdahalenin tıbbi standardı → uzman değerlendirir.
Hekimin hukuki tazminat sorumluluğu → mahkeme değerlendirir.
Trafik kazasının teknik oluş şekli → uzman tarafından incelenebilir.
Nihai hukuki sorumluluk → hâkim tarafından belirlenir.
Şirket hesaplarının matematiksel analizi → bilirkişiye bırakılabilir.
Alacağın hukuken mevcut olup olmadığı → mahkeme tarafından karara bağlanır.
Dijital materyalin teknik analizi → bilişim bilirkişisinin görevidir.
Fiilin hangi suçu oluşturduğu → savcı ve mahkemenin hukuki değerlendirmesidir.
Bu ayrımın en önemli sonucu, bilirkişinin mahkemenin yerine geçmesini önlemektir.
Mahkeme bilirkişi raporunu bir karar olarak değil, özel veya teknik bilgi sağlayan bir delil değerlendirme aracı olarak kullanmalıdır. Hâkim, raporu diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirmek ve nihai hukuki sonucu kendi gerekçesiyle ortaya koymak zorundadır.
Özellikle işçilik alacağı, ticari hesap, trafik kazası, malpraktis, inşaat, sigorta ve tazminat dosyalarında “hesap yapılması” veya “teknik değerlendirme alınması” ile “davayı hukuken kimin kazanacağının belirlenmesi” arasındaki sınırın titizlikle korunması gerekir.
- Yargı Paketi sonrasında hâkimlerin bilirkişi görevlendirme kararlarında hangi uzmanlık alanına neden ihtiyaç duyulduğunu ve bilirkişinin hangi somut teknik sorulara cevap vereceğini daha açık biçimde belirlemesi daha da önem kazanmıştır.
Avukatlar bakımından da bilirkişiye hukuki soru yöneltilmesine karşı yapılacak itirazların önemi artmıştır. Bir rapor teknik inceleme sınırını aşarak hukuki nitelendirme yapıyorsa bu hususun somut biçimde ortaya konulması; bilirkişinin hangi bölümde mahkemenin görev alanına müdahale ettiğinin açıklanması gerekir.
Sonuç olarak “Hâkim hangi konularda bilirkişiye başvuramaz?” sorusunun en kısa cevabı şudur:
Hâkim, mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle kendisinin çözebileceği meselelerde bilirkişiye başvuramaz. Bilirkişiye yalnız çözümü özel veya teknik bilgi gerektiren konularda başvurulabilir.
31 Temmuz 2026 itibarıyla bu sınır yalnız usul hukuku bakımından değil, şartları oluştuğunda hâkim ve savcının disiplin sorumluluğu bakımından da sonuç doğurabilecek hâle gelmiştir. Böylece 12. Yargı Paketi, bilirkişinin yargılamadaki rolünü değiştirmekten çok, yıllardır var olan temel kuralı daha güçlü biçimde vurgulamıştır:
Bilirkişi teknik konuda uzmandır; hukukun uzmanı ve nihai karar mercii hâkimdir.