Öğrencinin Hak Arama Hürriyeti Karşısında Üniversitelerin Disiplin Soruşturmaları ve İdareyi Kötüye Kullanma Yasağı
”Öğrencinin Hak Arama Hürriyeti Karşısında Üniversitelerin Disiplin Soruşturmaları ve İdareyi Kötüye Kullanma Yasağı”
Giriş
Hukuk devleti ilkesinin en temel tezahürlerinden biri, bireylerin haklarına müdahale edildiğinde veya idari bir eylemle karşı karşıya kaldıklarında meşru vasıta ve yollardan faydalanarak yargı mercileri önünde haklarını arayabilmeleridir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesinde güvence altına alınan “Hak Arama Hürriyeti”, yalnızca mahkemelere başvuru hakkını değil, aynı zamanda idari mercilere şikâyet, idari itiraz ve bilgi edinme gibi demokratik ve hukuki yolların kullanımını da kapsar.
Yükseköğretim kurumları olan üniversiteler, Anayasa’nın 130. maddesi uyarınca kamu tüzel kişiliğini haiz, bilimsel özerkliğe sahip idari yapılardır. Ancak idari veya bilimsel özerklik, üniversite yönetimlerine kamu gücünü keyfi biçimde kullanma serbestisi tanımaz. İdare hukukunun temel ilkelerinden biri olan yetkinin (idarenin) kötüye kullanılması yasağı; idarenin, kendisine mevzuatla tanınan yetkileri kamu yararı amacı dışında, kamu gücünü bir baskı, caydırma veya cezalandırma aracı olarak kullanmasını kesin biçimde meneder.
Uygulamada, fahiş eğitim ücretleri, kayıt yenileme engelleri, usulsüz idari kararlar veya akademik haksızlıklara karşı yasal haklarını kullanarak dilekçe veren, dava açan, YÖK’e başvuran ya da Tüketici Hakem Heyetine giden öğrencilere karşı üniversite yönetimlerinin disiplin soruşturması silahına sarıldıkları gözlemlenmektedir. İdarenin, Anayasal bir hakkın kullanımını “kurumun itibarını zedelemek”, “amirine saygısızlık”, “huzur ve çalışma düzenini bozmak” veya “asılsız ihbarda bulunmak” gibi belirsiz disiplin suçlamalarına dönüştürmesi; Anayasal hak arama özgürlüğünün açık bir ihlali olup kamu gücünün kötüye kullanılması niteliğindedir.
Bu çalışma; öğrencilerin Anayasal hak arama hürriyeti çerçevesindeki idari ve hukuki girişimlerinin, üniversitelerin disiplin yetkisiyle sınırlandırılıp sınırlandırılamayacağını, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun disipline ilişkin hükümleri, Yükseköğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği, idare hukukunun genel ilkeleri ile Yargıtay ve Danıştay içtihatları doğrultusunda kapsamlı bir akademik çerçevede incelemektedir.
I. Anayasal Düzlemde Hak Arama Hürriyeti ve Dilekçe Hakkı
Anayasa’nın “Hak Arama Hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin 1. fıkrası uyarınca: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” Bu hüküm, bireyin hukuki koruma talep etme hakkını devlet güvencesi altına almaktadır.
Hak arama hürriyeti, yalnızca adli veya idari yargıda dava açmakla sınırlı olmayıp, Anayasa’nın 74. maddesinde düzenlenen Dilekçe, Bilgi Edinme ve Kamu Denetçisine Başvuru Hakkı ile de doğrudan ilintilidir. Anayasa m. 74 uyarınca, vatandaşlar ve Türkiye’de ikamet eden yabancılar, kendileriyle veya kamuyla ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında yetkili makamlara ve TBMM’ye yazı ile başvurma hakkına sahiptir. 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun ve 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu bu Anayasal hakkın somut görünüm şekilleridir.
Öğrencinin, üniversitesinin haksız bir uygulamasını idari makamlara (Dekanlık, Rektörlük, YÖK, MEB vb.) şikâyet etmesi, Tüketici Hakem Heyetine başvurarak fahiş zamlı ücretin iadesini istemesi veya Idare/Tüketici Mahkemesinde dava açması, doğrudan Anayasa m. 36 ve m. 74 kapsamındaki Anayasal hakların meşru kullanımıdır. Anayasal düzeyde korunan bir hakkın kullanılması, hiçbir idari düzenleme veya disiplin mevzuatı ile “suç” ya da “disiplin ihlali” olarak nitelendirilemez.
II. Üniversitelerin Disiplin Yetkisinin Hukuki Niteliği ve Sınırları
Üniversitelerin öğrencilere ceza verme yetkisi, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 54. maddesi ve Yükseköğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği hükümleri ile düzenlenmiştir. Disiplin yetkisi, kurum içi düzenin, eğitim-öğretim huzurunun ve akademik disiplinin korunması amacına hizmet eden kamusal bir yetkidir.
1. Disiplin Hukukuna Hakim Olan Temel İlkeler
İdari ceza hukuku alanına giren disiplin soruşturmalarında da genel ceza hukukunun evrensel ilkeleri geçerlidir. Bunların başında Kanunilik İlkesi (Tipiklik), Ölçülülük İlkesi ve Cezaların Şahsiliği İlkesi gelir.
Anayasa’nın 38. maddesinde yer alan “Kimse, kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz” ilkesi uyarınca, bir öğrenciye disiplin cezası verilebilmesi için eyleminin disiplin mevzuatında açıkça sayılan disiplin suçlarından birine birebir uyması (tipik olması) şarttır. Öğrencinin kanuni bir hakkını kullanması, mevzuatta yer alan “kurumun huzurunu bozmak” veya “yöneticilerin itibarını zedelemek” gibi esnek ve soyut ifadelerin kapsamına sokularak cezalandırılamaz.
2. Disiplin Soruşturmasının Bireysel Hakkı Bastırma Aracı Olarak Kullanılamaması
Disiplin yetkisi, idarenin kendi hizmetini yürütürken karşılaştığı düzensizlikleri gidermek için tanıdığı bir araçtır. Üniversite yönetimleri, bir öğrencinin haklı veya haksız olarak idari/yargısal makamlara başvurmasından rahatsızlık duyabilir. Ancak idarenin duyduğu bu rahatsızlık, öğrenci hakkında disiplin soruşturması açılmasına hukuki gerekçe oluşturamaz. Öğrencinin dilekçe yazması, dava açması veya idareyi şikâyet etmesi, idarenin iç düzenini bozan illegal bir eylem değil; hukuk devletinin sunduğu meşru bir denetim yoludur.
III. İdarenin Yetkisini Kötüye Kullanması Yasağı ve Maksat (Amaç) Unsuru Yönünden Hukuka Aykırılık
İdare hukukunda her idari işlemin beş temel unsuru bulunur: Yetki, Şekil, Sebep, Konu ve Maksat (Amaç). İdari işlemlerin maksat unsuru her zaman kamu yararıdır. İdare, kanunun kendisine verdiği yetkiyi kamu yararı dışında başka bir amaca hizmet edecek şekilde kullanırsa, o işlem “maksat unsuru yönünden hukuka aykırı” hale gelir ve sakatlanır. Bu duruma idare hukukunda Yetki Saptırması (Maksat Tecavüzü) veya İdareyi Kötüye Kullanma adı verilir.
1. Yetki Saptırması Olarak Misilleme Disiplin Soruşturmaları
Bir öğrenci üniversitenin fahiş zam kararına karşı dava açtığında, Tüketici Hakem Heyetine başvurduğunda veya YÖK’e şikâyette bulunduğunda; üniversite yönetiminin bu başvuruyu geri çektirmek, öğrenciyi sindirmek, diğer öğrencilere gözdağı vermek veya cezalandırmak amacıyla disiplin soruşturması başlatması tipik bir yetki saptırmasıdır.
Burada idare, kamu düzenini koruma amacına hizmet etmesi gereken disiplin yetkisini, kendisi aleyhine hak arayan bireyi cezalandırmak ve bastırmak amacıyla kullanmaktadır. Bu durum, idarenin dürüstlük kuralına (Türk Borçlar Kanunu m. 2 / Türk Medeni Kanunu m. 2) ve kamu hizmetinin tarafsızlığı ilkesine açıkça aykırıdır.
2. Hakkın Kötüye Kullanılması ve Kamu Gücünün Suistimali
Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca: “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” Bu ilke yalnızca özel hukuk kişileri için değil, kamusal yetki kullanan idari makamlar için de evrensel bir sınır çizmektedir.
Üniversite yönetiminin, elindeki idari ceza gücünü (soruşturma açma, savunma alma, uzaklaştırma cezası verme yetkisini) öğrencisine karşı bir tehdit vasıtası yapması, Anayasal idare ilkeleriyle bağdaşmaz. İdarenin bu tutumu, idari işlemin amacını sakatlayarak iptal edilebilirliğine yol açacağı gibi, soruşturmayı açan kamu görevlilerinin kişisel hukuki ve cezai sorumluluğunu da doğurur.
IV. Hukuka Aykırı Disiplin Soruşturmasının Doğurduğu Sorumluluklar
Öğrencinin Anayasal hak arama hürriyetini engellemek veya cezalandırmak amacıyla açılan haksız ve dayanaksız disiplin soruşturmaları, idari yargı denetiminin yanı sıra adli ve idari yaptırımları da beraberinde getirir.
1. İdari Yargıda İptal Davası ve Tam Yargı (Tazminat) Davası
Haksız bir disiplin soruşturması neticesinde öğrenciye uyarma, kınama, uzaklaştırma gibi bir ceza verilmesi halinde, bu idari işlemin iptali amacıyla İdare Mahkemesinde dava açılabilir. İdare Mahkemesi, Anayasal bir hakkın kullanımının cezalandırılamayacağı esasına dayanarak işlemi iptal edecektir.
Ayrıca, haksız disiplin soruşturması nedeniyle öğrencinin yaşadığı elem, stres, itibar kaybı veya dönem kaybı gibi zararlar için Anayasa’nın 125. maddesi (“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür”) uyarınca üniversite idaresine karşı Tam Yargı (Maddi ve Manevi Tazminat) Davası açılabilir. İdarenin sırf misilleme amacıyla hareket ettiği vakalarda manevi tazminat miktarı caydırıcı seviyelerde takdir edilmektedir.
2. Kamu Görevlilerinin Cezai Sorumluluğu: Görevi Kötüye Kullanma (TCK m. 257)
Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesinde düzenlenen Görevi Kötüye Kullanma suçu uyarınca: “Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilere mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
Öğrenciye hak aradığı için (dava açtığı, dilekçe verdiği, şikâyette bulunduğu için) uydurma gerekçelerle disiplin soruşturması açan, soruşturan veya ceza veren rektör, dekan, disiplin kurulu üyeleri ve soruşturmacılar kamu görevlisidir. Bu kişilerin görevin kendilerine tanıdığı yetkiyi kanuna ve amacına aykırı şekilde öğrenciyi mağdur edecek biçimde kullanması TCK m. 257 anlamında görevi kötüye kullanma suçunu oluşturur. Ayrıca eylemin niteliğine göre Hak Arama Hürriyetinin Engellenmesi veya İftira suçları da gündeme gelebilir.
3. Kamu Görevlilerine Rucü Sorumluluğu ve Haksız Fiil Tazminatı
Anayasa’nın 129/5. maddesi uyarınca kamu görevlilerinin fiillerinden doğan tazminat davaları idareye karşı açılır. Ancak idare, ödediği tazminatı kasten veya ağır kusuruyla zarara yol açan ilgili kamu görevlisine (rektör, dekan, soruşturmacı) rücu etmek zorundadır. Sırf kişisel husumet veya idari hırsla öğrenciye haksız ceza veren kamu yöneticileri, idarenin ödediği tazminatı kendi kişisel malvarlıklarından ödemek zorunda kalırlar.
V. Yargıtay, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi Kararları Işığında Hak Arama Hürriyeti ve Disiplin Sınırı
Yüksek yargı organlarının konuya ilişkin kararları, bireyin hak arama özgürlüğü karşısında idarenin disiplin yetkisinin sınırlarını net bir biçimde çizmektedir.
1. Anayasa Mahkemesi Kararları
Anayasa Mahkemesi (AYM), bireysel başvuru kararlarında hak arama hürriyeti ve ifade özgürlüğünü geniş bir çerçevede ele almaktadır. AYM, öğrencilerin kamu makamlarına veya üniversite yönetimine sundukları eleştirel dilekçelerin, şikâyet yazılarının ya da açtıkları davaların disiplin cezasına konu edilmesini Anayasa’nın 36. maddesindeki Hak Arama Hürriyeti ve 26. maddesindeki İfade Özgürlüğü ihlali olarak değerlendirmektedir.
AYM kararlarında, kamu gücünü kullanan idarecilerin kendilerine yöneltilen hukuki ve idari başvurulara karşı daha hoşgörülü olmaları gerektiği, idari denetim ve yargı yollarına başvurulmasının disiplin suçu sayılmasının demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmadığı vurgulanmaktadır.
2. Danıştay Kararları
Danıştay 8. Dairesi’nin müstekar içtihatlarında; öğrencilerin dilekçe hakkı veya idari başvuru haklarını kullanırken kullandıkları ifadeler aşırı, sert ve rahatsız edici olsa bile, bu ifadelerin hakaret veya fiili saldırı boyutuna ulaşmadığı sürece disiplin suçuna dayanak yapılamayacağı kabul edilmektedir.
Danıştay, idareye sunulan bir şikâyet dilekçesi veya dava dilekçesi içeriği sebebiyle öğrenciye verilen disiplin cezalarını “hak arama özgürlüğünün engellenmesi” ve “iddia ve savunma dokunulmazlığının ihlali” gerekçeleriyle iptal etmektedir. Danıştay kararlarında açıkça; “İdari veya yargısal mercilere başvuru yapılması hukuki bir hakkın kullanımı olup, bu durum kurumun itibarını zedelemek veya amire saygısızlık olarak nitelendirilemez” denilmektedir.
3. Yargıtay Kararları
Yargıtay Ceza ve Hukuk Genel Kurulları, haksız soruşturmalar ve idari iddialar bakımından TMK m. 2 ve TCK m. 257 çerçevesinde emsal kararlar vermektedir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, idari yetkilerini kin, husumet veya cezalandırma kastıyla kullanarak ilgililer hakkında haksız disiplin soruşturması başlatan idarecilerin eylemlerini “haksız fiil” olarak değerlendirmekte ve bu durumun kişisel sorumluluk doğuracağını belirtmektedir.
Yargıtay Ceza Daireleri ise, soruşturma açma yetkisine sahip kamu görevlilerinin, kanuni usul ve esaslara tamamen aykırı biçimde, kanunda suç sayılmayan Anayasal hak kullanımlarını cezalandırmak amacıyla soruşturma yürütmelerini görevi kötüye kullanma suçu kapsamında cezalandırmaktadır.
VI. Öğrencinin Hak Arama Hürriyetine Karşı Açılan Disiplin Soruşturmalarına Karşı Usul Hukuku ve Savunma Stratejileri
Bir öğrenci, üniversiteye karşı hukuki/idari yollara başvurduğu için disiplin soruşturması ile karşı karşıya kaldığında uygulamada izlemesi gereken hukuki adımlar şunlardır:
1. Disiplin Savunmasında Anayasal Öncelik İddiası
Öğrenci, kendisine tanınan savunma süresi içinde sunacağı yazılı savunmada, soruşturmaya konu edilen eyleminin Anayasa’nın 36. maddesi (Hak Arama Hürriyeti) ve 74. maddesi (Dilekçe Hakkı) kapsamında meşru bir hakkın kullanımı olduğunu açıkça belirtmelidir. Türk Ceza Kanunu’nun 26/1. maddesinde yer alan “Hakkını kullanan kimseye ceza verilemez” genel hukuk ilkesi disiplin savunmasının merkezine konulmalıdır.
2. Soruşturmanın Amacının Kötüye Kullanıldığı Vurgusu
Savunmada, açılan soruşturmanın kamu yararı veya idari düzen amacı taşımadığı, esasen açılan dava/yapılan şikâyet sebebiyle idarece bir “misilleme” ve “baskı aracı” olarak kurgulandığı, bu durumun idari işlemin maksat unsurunu sakatladığı kayıt altına alınmalıdır.
3. İdari ve Adli Başvuruların Yapılması
Disiplin soruşturması durdurulmaz ve bir ceza ile sonuçlanırsa:
-
İdare Mahkemesinde Yürütmenin Durdurulması istemli İptal Davası açılmalıdır.
-
İlgili üniversite idarecileri ve soruşturmacıları hakkında TCK m. 257 (Görevi Kötüye Kullanma) kapsamında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmalıdır.
-
Kamu Denetçiliği Kurumuna (Ombudsmanlık) ve YÖK’e idarenin yetkiyi kötüye kullandığı gerekçesiyle şikâyet başvurusu yapılmalıdır.
-
Süreç nihai idari kararla sonuçlandığında şartları var ise Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru yapılmalıdır.
VII. Değerlendirme ve Sonuç
Üniversiteler, özgür düşüncenin, hukukun ve Anayasal ilkelerin en yüksek düzeyde yaşatılması gereken bilim yuvalarıdır. Öğrencilerin idari haksızlıklara, fahiş zamlara veya usulsüz uygulamalara karşı Anayasal haklarını kullanarak dava açmaları, dilekçe vermeleri veya idari makamlara başvurmaları bir disiplin suçu değil; aksine hukuk devletinin canlılığının bir göstergesidir.
Anayasa’nın 36. maddesinde korunan hak arama hürriyeti, üniversite yönetimlerinin keyfi disiplin yetkilerinden üstündür. İdarenin yetkisini kötüye kullanarak Anayasal bir hakkın kullanımını disiplin soruşturması ile cezalandırmaya çalışması; kamu gücünün suistimali, idari işlemin maksat unsuru yönünden sakatlanması ve görevi kötüye kullanma suçunu oluşturur.
Yüksek yargı mercilerinin yerleşik içtihatları doğrultusunda, hak arama hürriyetini kısıtlayan hiçbir disiplin cezası hukuken ayakta kalamaz. Öğrencilerin bu tür idari baskılar karşısında geri adım atmayarak Anayasal haklarını, idari yargı denetimini ve adli başvuru yollarını kararlılıkla kullanmaları; hem kendi hukuki güvenliklerini korumalarının hem de üniversitelerde hukuk devleti ilkesini egemen kılmalarının tek yoludur.