Yabancı Şirketten Olan Ticari Alacağın Türkiye’de Tahsili
Uluslararası ticaret yapan Türk şirketlerinin en sık karşılaştığı hukuki sorunlardan biri, mal veya hizmet teslim edilmiş olmasına rağmen yabancı şirketin faturayı veya sözleşmeden doğan diğer ticari borcunu ödememesidir.
Örneğin Türkiye’deki bir şirket;
Almanya’daki müşterisine mal göndermiş,
Dubai’deki şirkete danışmanlık hizmeti vermiş,
İngiltere’deki şirkete yazılım geliştirmiş,
ABD’deki şirkete ürün ihraç etmiş
ancak yabancı şirket vadesi gelen bedeli ödememiş olabilir.
Bu durumda akla gelen ilk soru şudur:
Yabancı şirketten olan ticari alacak Türkiye’de tahsil edilebilir mi?
Şartları bulunuyorsa evet.
Borçlunun yabancı bir şirket olması tek başına Türkiye’de icra takibi veya dava yürütülmesine engel değildir. Ancak yabancı şirketten alacak tahsili, yalnızca faturayı icraya koymaktan ibaret değildir.
Öncelikle;
Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkili olup olmadığı, yetkili icra dairesinin bulunup bulunmadığı, sözleşmede yabancı mahkeme veya tahkim şartı olup olmadığı, hangi ülke hukukunun uygulanacağı, yabancı şirkete tebligatın nasıl yapılacağı ve borçlunun Türkiye’de haczedilebilir malvarlığının bulunup bulunmadığı
araştırılmalıdır.
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 40. maddesine göre Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi, Türk hukukundaki yer itibarıyla yetki kurallarına göre belirlenmektedir.
Dolayısıyla yabancı bir şirketin borçlu olması, uyuşmazlığı kendiliğinden Türk mahkemelerinin yetkisi dışına çıkarmaz.
Yabancı Şirkete Karşı Türkiye’de İcra Takibi Başlatılabilir mi?
Şartları varsa evet.
Muaccel hâle gelmiş bir para alacağı bulunuyor ve Türk hukukuna göre yetkili bir icra dairesi mevcutsa yabancı şirket hakkında Türkiye’de ilamsız icra takibi başlatılması değerlendirilebilir.
Örneğin;
Türk şirketi malı teslim etmiş,
fatura düzenlenmiş,
ödeme tarihi geçmiş,
yabancı şirket ödeme yapmamış
olabilir.
Bu durumda alacak;
- sözleşme,
- fatura,
- sipariş kayıtları,
- taşıma belgeleri,
- teslim belgeleri,
- e-postalar,
- banka kayıtları
ile birlikte değerlendirilerek icra takibine konu edilebilir.
Ancak yabancı şirketin merkezinin Türkiye dışında olması nedeniyle icra dairesinin yetkisi özellikle kontrol edilmelidir.
İİK m.50 uyarınca para ve teminat borçlarına ilişkin icra takiplerinde mahkemelerin yetkisine ilişkin kurallar kıyasen uygulanmaktadır. Sözleşmeden doğan uyuşmazlıklarda sözleşmenin ifa yeri de yetki bakımından önem taşır.
Bu nedenle yabancı şirket hakkında Türkiye’nin herhangi bir yerinde keyfî biçimde icra takibi başlatılması doğru değildir.
Yabancı Şirketin Türkiye’de Şubesi Varsa Nerede Dava Açılabilir?
Yabancı şirketlerin Türkiye’de şube açarak faaliyet göstermesi mümkündür.
Şube ayrı bir tüzel kişilik olmamakla birlikte, şubenin yaptığı işlemler nedeniyle açılacak davalarda özel bir yetki kuralı bulunmaktadır.
HMK m.14/1 uyarınca:
Bir şubenin işlemlerinden doğan davalarda şubenin bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir.
Örneğin merkezi Almanya’da bulunan yabancı şirketin İstanbul şubesi Türk şirketinden mal satın almış ve bedeli ödememişse, uyuşmazlık gerçekten İstanbul şubesinin işleminden kaynaklanıyorsa İstanbul’da dava açılması mümkün olabilir.
Ancak yabancı şirketin Türkiye’de şubesinin bulunması, şirketin dünyanın başka bir yerinde gerçekleştirdiği her işlem için otomatik olarak Türk mahkemelerini yetkili hâle getirmez.
Uyuşmazlığın şube işlemiyle bağlantısı araştırılmalıdır.
Sözleşmenin İfa Yeri Türkiye İse Türk Mahkemeleri Yetkili Olabilir mi?
Evet.
HMK m.10’a göre sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir.
Para borçları bakımından ifa yerinin belirlenmesinde sözleşme hükümleri ile Türk Borçlar Kanunu’nun ilgili hükümleri dikkate alınır.
Uygulamada sözleşmeden doğan belirli para alacaklarında TBK m.89 ile HMK m.10 birlikte değerlendirilerek alacaklının bulunduğu yer mahkemesinin de yetkili olabileceği kabul edilmektedir.
Ancak uluslararası ticari sözleşmede;
- ödeme yeri,
- teslim yeri,
- uygulanacak hukuk,
- yetkili mahkeme
özel olarak belirlenmiş olabilir.
Bu nedenle yabancı şirket hakkında Türkiye’de dava açmadan önce sözleşmenin tamamının incelenmesi gerekir.
Yabancı Şirketin Türkiye’de Malvarlığı Bulunması Türk Mahkemelerini Her Zaman Yetkili Yapar mı?
Hayır.
Bu konuda dikkatli olmak gerekir.
Yabancı şirketin Türkiye’de taşınmazı, banka hesabı veya başka bir malvarlığı bulunması tahsil bakımından son derece önemli olsa da sırf herhangi bir malın Türkiye’de bulunması her türlü para alacağı davasında otomatik olarak Türk mahkemelerini yetkili hâle getirmez.
HMK m.9 kapsamında Türkiye’de yerleşim yeri bulunmayan kişiler bakımından malvarlığına ilişkin uyuşmazlıklarda, uyuşmazlık konusu malvarlığı unsurunun bulunduğu yer ayrıca önem taşımaktadır. Düzenlemenin amacı, yalnızca davalının Türkiye’de herhangi bir malı bulunmasını sınırsız bir milletlerarası yetki sebebi hâline getirmemektir.
Bu nedenle:
“Yabancı şirketin İstanbul’da bir banka hesabı var; o hâlde her ticari alacak davasını İstanbul’da açabiliriz.”
şeklinde genel bir değerlendirme doğru olmayabilir.
Mahkemenin milletlerarası yetkisi ile Türkiye’deki malvarlığının haczedilebilir olması birbirinden ayrı konulardır.
Yabancı Şirketin Türkiye’deki Banka Hesabına Haciz Konulabilir mi?
Geçerli bir icra takibi ve haciz koşulları mevcutsa evet.
Yabancı şirketin Türkiye’deki bir bankada kendi adına açılmış hesabı bulunuyorsa, yetkili Türk icra makamı üzerinden banka hesabının haczi gündeme gelebilir.
Örneğin yabancı şirketin;
Türkiye’deki ticari faaliyetlerinden kaynaklanan TL,
Euro,
ABD Doları
hesapları bulunabilir.
Borçlunun hesabındaki haczedilebilir tutarlar alacağın tahsili için kullanılabilir.
Bu nedenle yabancı şirketten alacak tahsilinde yalnızca:
“Şirket hangi ülkede?”
sorusu değil,
“Şirketin malvarlığı hangi ülkelerde?”
sorusu çok daha önemlidir.
Yabancı Şirketin Türkiye’deki Müşterisinden Olan Alacağı Haczedilebilir mi?
Şartları bulunuyorsa evet.
Yabancı şirket Türkiye’deki başka şirketlere mal veya hizmet satıyor olabilir.
Örneğin Alman şirketin Türk müşterisinden 3 milyon TL alacağı bulunuyorsa, Türk icra hukuku kapsamında üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklara yönelik haciz mekanizmaları değerlendirilebilir.
İİK m.89 kapsamında üçüncü kişilere haciz ihbarnamesi gönderilmesi uygulamada önemli bir tahsil yöntemidir.
Dolayısıyla yabancı şirketin Türkiye’de banka hesabı bulunmasa bile;
- müşterilerinden olan alacakları,
- hak edişleri,
- kira gelirleri,
- diğer üçüncü kişilerde bulunan hak ve alacakları
araştırılabilir.
Yabancı Şirketin Türkiye’deki Taşınmazı veya Aracı Haczedilebilir mi?
Geçerli takip şartları bulunuyorsa yabancı şirket adına Türkiye’de kayıtlı malvarlığı hacze konu olabilir.
Örneğin yabancı şirket adına;
İstanbul’da ofis,
Antalya’da taşınmaz,
Türkiye’de tescilli araç
bulunabilir.
Alacaklı açısından Türkiye’de haczedilebilir somut malvarlığının bulunması, tahsil stratejisinin en önemli unsurlarından biridir.
Çünkü Türkiye’de elde edilen icra edilebilir bir kararın yine Türkiye’deki malvarlığı üzerinde uygulanması, çoğu durumda kararın başka ülkede tenfiz edilmesine kıyasla daha hızlı ve daha az maliyetli olabilir.
Yabancı Şirketten Alacak İçin İhtiyati Haciz İstenebilir mi?
Şartları oluşmuşsa evet.
Özellikle yabancı şirketin Türkiye’de sınırlı miktarda malvarlığı bulunuyorsa alacaklının dava veya icra süreci sonuçlanmadan önce bu malların elden çıkarılmasını önlemeye çalışması önemlidir.
İİK m.257 ve devamı uyarınca, rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş para alacağı bakımından ihtiyati haciz talep edilebilir.
Örneğin yabancı şirket;
Türkiye’deki tek taşınmazını satmaya hazırlanıyor,
Türkiye banka hesaplarındaki parayı merkez ülkeye aktarıyor
ve alacaklıya ödeme yapmayı reddediyorsa ihtiyati haciz seçeneği özellikle önem kazanabilir.
Ancak ihtiyati haciz için alacağın varlığı ve gerekli kanuni koşullar mahkemeye yaklaşık olarak ispatlanmalıdır.
Mahkeme ayrıca alacaklıdan teminat göstermesini isteyebilir.
Sözleşmede Yabancı Mahkemenin Yetkili Olduğu Yazıyorsa Türkiye’de Dava Açılabilir mi?
Bu durumda sözleşmedeki yetki maddesi mutlaka incelenmelidir.
MÖHUK m.47’ye göre yabancılık unsuru taşıyan borç ilişkilerinde ve münhasır yetki bulunmayan hâllerde taraflar uyuşmazlığın yabancı bir devlet mahkemesinde görülmesini kararlaştırabilir.
Yabancı mahkeme yetki anlaşmasının yazılı delille ispatlanabilmesi gerekir.
Geçerli bir yabancı mahkeme yetki şartı mevcutsa, yabancı mahkeme kendisini yetkisiz saymadıkça veya Türk mahkemesindeki davada yetki itirazı ileri sürülmedikçe Türk mahkemesinde esas hakkında yargılama yapılması engellenebilir.
Örneğin sözleşmede:
“Bu sözleşmeden doğan uyuşmazlıklarda Münih Mahkemeleri münhasıran yetkilidir.”
hükmü bulunuyorsa dava stratejisi buna göre belirlenmelidir.
Ancak yetki şartının geçerliliği, kapsamı ve uyuşmazlığı gerçekten kapsayıp kapsamadığı ayrıca değerlendirilmelidir.
Sözleşmede Tahkim Şartı Varsa Ne Olur?
Uluslararası ticari sözleşmelerde mahkeme yerine tahkim oldukça sık kullanılmaktadır.
Örneğin sözleşmede;
ICC tahkimi,
ISTAC tahkimi,
LCIA tahkimi,
VIAC tahkimi
kararlaştırılmış olabilir.
Geçerli bir tahkim anlaşması bulunuyorsa alacaklı doğrudan Türk asliye ticaret mahkemesinde klasik alacak davası açmak yerine tahkim yoluna başvurmak zorunda kalabilir.
Tahkim sonucunda alınan yabancı hakem kararının Türkiye’de icrası ise ayrıca tenfiz sürecini gerektirebilir.
Türkiye, 1958 tarihli Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve İcrası Hakkındaki New York Sözleşmesi’ne taraftır. Sözleşmenin temel amacı yabancı ve milletlerarası nitelikli hakem kararlarının taraf devletlerde tanınmasını ve icra edilebilmesini sağlamaktır. Türkiye Sözleşmeye 1992 yılında katılmıştır.
Bu nedenle yabancı şirketin Türkiye’de malvarlığı bulunuyorsa yabancı tahkim kararının Türkiye’de tenfiz edilerek bu malvarlığı üzerinde icra uygulanması mümkün olabilir.
Sözleşmede Hangi Ülke Hukukunun Uygulanacağı Yazıyorsa Türk Mahkemesi Yabancı Hukuku Uygular mı?
Evet, mümkün olabilir.
Türk mahkemesinin davaya milletlerarası yetkili olması ile uyuşmazlığın esasına Türk hukukunun uygulanması aynı şey değildir.
MÖHUK m.24 uyarınca sözleşmeden doğan borç ilişkileri öncelikle tarafların açık veya tereddüde yer vermeyecek şekilde yaptıkları hukuk seçimine tabidir.
Taraflar hukuk seçimi yapmamışsa kural olarak sözleşmeyle en sıkı ilişkili hukuk belirlenir. Ticari sözleşmelerde karakteristik edim borçlusunun işyeri hukuku önemli bir bağlantı noktasıdır.
Örneğin Türk mahkemesi milletlerarası yetkili olmakla birlikte sözleşmede:
“Bu sözleşmeye İsviçre hukuku uygulanacaktır.”
hükmü bulunabilir.
Bu durumda Türk hâkimi şartları varsa İsviçre hukukunu uygulayabilir.
Dolayısıyla:
“Dava Türkiye’de açıldığı için mutlaka Türk hukuku uygulanır.”
şeklindeki yaklaşım doğru değildir.
Uluslararası Mal Satışlarında CISG Uygulanabilir mi?
Evet.
Yabancı şirketten doğan alacağın mal satımından kaynaklanması hâlinde Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler Antlaşması (CISG) ayrıca kontrol edilmelidir.
Türkiye bakımından CISG 1 Ağustos 2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir. UNCITRAL’in güncel taraf devlet listesinde Türkiye Antlaşmaya taraf devletler arasında yer almaktadır.
Örneğin Türkiye’deki satıcı ile Almanya’daki alıcı arasındaki uluslararası ticari mal satımında, şartları gerçekleşmiş ve taraflar CISG’i sözleşmeyle dışlamamışsa uyuşmazlığa doğrudan CISG hükümleri uygulanabilir.
Bu durum;
- malın teslimi,
- sözleşmeye uygunluk,
- bedelin ödenmesi,
- temerrüt,
- sözleşmenin sona erdirilmesi,
- zarar
gibi konularda önem taşıyabilir.
Bu nedenle uluslararası mal satışından doğan alacaklarda yalnızca Türk Borçlar Kanunu’na bakılması yeterli olmayabilir.
Fatura Tek Başına Yabancı Şirketten Alacağın Tahsili İçin Yeterli midir?
Her durumda değil.
Fatura önemli bir ticari delildir ancak özellikle yabancı şirketin borcu inkâr ettiği dosyalarda ticari ilişkinin bütününün ispatlanması gerekir.
Alacaklı mümkün olduğunca şu belgeleri muhafaza etmelidir:
- ana sözleşme,
- purchase order veya sipariş formu,
- proforma fatura,
- ticari fatura,
- taşıma belgesi,
- konşimento,
- CMR belgesi,
- teslim tutanağı,
- gümrük belgeleri,
- e-posta yazışmaları,
- WhatsApp veya diğer ticari yazışmalar,
- banka transferleri,
- cari hesap mutabakatları,
- borç ikrarları.
Özellikle yabancı şirketin:
“Mal hiç teslim edilmedi.”
veya
“Hizmet sözleşmeye uygun değildi.”
savunması yapabileceği düşünülerek teslim ve ifa belgeleri baştan hazırlanmalıdır.
Yabancı Şirket Borcu E-Postada Kabul Ederse Bu Önemli midir?
Evet.
Örneğin yabancı şirket yetkilisi:
“300.000 Euro borcumuzu önümüzdeki ay ödeyeceğiz.”
şeklinde e-posta göndermiş olabilir.
Bu tür yazışmalar;
borcun varlığı,
miktarı,
vadesi
bakımından önemli delil oluşturabilir.
Ancak yazışmayı yapan kişinin yabancı şirketi temsil yetkisinin bulunup bulunmadığı da ayrıca araştırılmalıdır.
Uluslararası ticari uyuşmazlıklarda şirket adına yazışan kişinin görev ve temsil yetkisinin ispatı zaman zaman ayrı bir uyuşmazlık konusu hâline gelebilmektedir.
Yabancı Şirkete Türkiye’deki Dava veya İcra Evrakı Nasıl Tebliğ Edilir?
Yabancı şirkete yapılacak tebligat, Türkiye’deki bir şirkete yapılan tebligattan farklıdır.
Adalet Bakanlığına göre yurt dışı tebligat işlemleri;
- ikili adli yardımlaşma anlaşmaları,
- çok taraflı uluslararası sözleşmeler,
- Tebligat Kanunu ve ilgili mevzuat
çerçevesinde yürütülür.
Türkiye hem 1954 tarihli Lahey Sözleşmesine hem de 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesine taraftır. Her iki sözleşmeye taraf devletler arasındaki tebligatlarda 1965 tarihli Sözleşme öncelikle uygulanmaktadır.
2026 yılında yapılacak yurt dışı tebligat işlemleri bakımından Adalet Bakanlığı ayrıca güncel usul ve masraf esaslarını yayımlamıştır.
Bu nedenle yabancı şirketin bulunduğu ülke özelinde;
- gerekli tercüme dili,
- tebliğ talep formu,
- merkezî makam,
- masraf,
- gönderim yöntemi
ayrıca kontrol edilmelidir.
Yurt Dışı Tebligatta Tercüme Gerekir mi?
Çoğu durumda evet.
Adalet Bakanlığı, yurt dışına gönderilecek tebligat evrakındaki tercümelerin hukuk terimlerine hâkim bir tercüman tarafından hazırlanmasını ve belgelerin usulüne uygun şekilde düzenlenmesini istemektedir.
Gerekli dil ve nüsha sayısı ülkeye göre değişebilir.
Örneğin Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri için Adalet Bakanlığının ülke bazlı özel düzenleme ve belge listeleri bulunmaktadır.
Yanlış dile yapılan tercüme veya eksik evrak, yabancı şirketten alacak tahsilinde aylar sürebilecek gecikmelere neden olabilir.
Yabancı Şirket Tebligatı Almazsa Dava Açılamaz mı?
Dava açılmasına engel değildir ancak yargılamanın sağlıklı yürütülebilmesi için tebligat işlemlerinin usulüne uygun tamamlanması gerekir.
Yabancı şirketin adresinin yanlış olması, şirketin ticaret sicilinden silinmiş bulunması veya evrakı teslim almaktan kaçınması süreci uzatabilir.
Bu nedenle yabancı şirketle ticaret yapılırken yalnızca e-posta adresinin değil;
tam ticaret unvanı, sicil numarası, merkez adresi ve yetkili temsilcilerinin
de sözleşmeye yazılması önemlidir.
Usulsüz yurt dışı tebligatı, ileride verilen Türk kararının yabancı ülkede icra edilmesi aşamasında da sorun yaratabilir.
Ticari Alacak Davasından Önce Arabuluculuk Zorunlu mudur?
Türk mahkemelerinde açılacak ticari nitelikteki para alacağı davası bakımından kural olarak evet.
TTK m.5/A’ya göre ticari davalardan konusu bir miktar para olan;
- alacak,
- tazminat,
- itirazın iptali,
- menfi tespit,
- istirdat
davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır.
Borçlunun yabancı şirket olması tek başına bu dava şartını ortadan kaldırmaz.
Arabuluculuk sürecinde yabancı şirketle;
- ana para,
- faiz,
- ödeme takvimi,
- döviz cinsi,
- taksit,
- teminat
konularında anlaşmaya çalışılabilir.
Ancak ilamsız icra takibi başlatmak ile ticari alacak davası açmak aynı şey değildir. Dava şartı arabuluculuk, icra takibinin kendisinden önce her durumda zorunlu bir ön koşul değildir.
Yabancı Şirket İcra Takibine İtiraz Ederse Ne Olur?
Yabancı şirket usulüne uygun şekilde tebliğ edilen ödeme emrine süresinde itiraz ederse ilamsız icra takibi durabilir.
Bu durumda alacaklının;
itirazın iptali davası
veya alacağın dayandığı belgenin niteliğine göre diğer hukuki yolları değerlendirmesi gerekir.
Ticari nitelikteki itirazın iptali davaları da TTK m.5/A kapsamında dava şartı arabuluculuğa tabidir.
Dolayısıyla yabancı şirketten alacak tahsilinde icra takibi başlatmadan önce:
“Borçlu itiraz ederse hangi mahkemede ve hangi hukukla devam edeceğiz?”
sorusunun da cevaplandırılması gerekir.
Alacak Euro veya Dolar Cinsinden İstenebilir mi?
Uluslararası ticari alacakların büyük bölümü Euro, ABD Doları, İngiliz Sterlini veya başka bir yabancı para cinsinden doğmaktadır.
TBK m.99, yabancı para borçlarının ifası bakımından özel düzenleme içermektedir.
2026 tarihli yargı kararlarında da sözleşmede aynen ödeme şartı bulunup bulunmamasına göre alacaklının yabancı para alacağını aynen veya Kanunda öngörülen koşullarda Türk lirası karşılığı üzerinden isteme hakkının bulunduğu kabul edilmektedir.
Bu nedenle dava veya icra takibi başlatılırken;
- alacağın hangi para biriminde talep edileceği,
- kur tarihi,
- aynen ödeme şartı,
- faiz türü ve oranı
özellikle belirlenmelidir.
Yanlış talep şekli önemli kur ve faiz kayıplarına neden olabilir.
Yabancı Şirket Hakkında Yabancı Ülkede Mahkeme Kararı Alınmışsa Türkiye’de Yeniden Dava Açmak Gerekir mi?
Her durumda hayır.
Eğer alacaklı yabancı şirkete karşı başka bir ülkede dava açmış ve kesinleşmiş bir mahkeme kararı elde etmişse, yabancı şirketin Türkiye’deki malvarlığına ulaşabilmek için çoğu durumda yabancı mahkeme kararının Türkiye’de tenfizi yoluna gidilir.
MÖHUK m.50’ye göre yabancı hukuk mahkemelerince verilmiş ve o devlet hukukuna göre kesinleşmiş kararların Türkiye’de cebren icra edilebilmesi için yetkili Türk mahkemesinden tenfiz kararı alınması gerekir.
Bu nedenle örneğin Alman mahkemesinin:
“Davalı şirket davacıya 250.000 Euro ödesin.”
kararı doğrudan Türk icra müdürlüğüne götürülerek haciz başlatılamaz.
Önce tenfiz süreci tamamlanmalıdır.
Yabancı Mahkeme Kararının Türkiye’de Tenfiz Şartları Nelerdir?
MÖHUK m.54 kapsamında temel olarak;
karşılıklılık,
Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine aykırılık bulunmaması,
kararın Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmaması
ve
davalının savunma hakkına ilişkin temel güvencelerin ihlal edilmemiş olması
gibi şartlar incelenir.
Ayrıca MÖHUK m.50 kapsamında yabancı kararın ilgili devlet hukukuna göre kesinleşmiş olması gerekir.
Tenfiz mahkemesi yabancı ülkedeki ticari uyuşmazlığı yeniden baştan görmez.
Esas olarak yabancı kararın Türkiye’de icra edilebilir hâle gelip gelemeyeceğini inceler.
Tenfiz Davasından Önce Arabuluculuk Zorunlu mudur?
Güncel yargı uygulamasında yabancı mahkeme kararının tenfizi, TTK m.5/A’da sayılan klasik para alacağı davalarından farklı değerlendirilmektedir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 12 Kasım 2024 tarihli kararında, talep sonucu yabancı mahkeme kararının tenfizi olduğundan tenfiz davasının zorunlu arabuluculuğa tabi olmadığı kabul edilmiştir.
Dolayısıyla ilk kez Türkiye’de para alacağı davası açılması ile yabancı ülkede alınmış mahkeme kararının yalnızca Türkiye’de tenfizinin istenmesi birbirinden ayrılmalıdır.
Yabancı Hakem Kararı Varsa Türkiye’de Nasıl Tahsil Edilir?
Uluslararası sözleşmede tahkim şartı varsa uyuşmazlık yabancı veya milletlerarası bir hakem heyetinde görülmüş olabilir.
Örneğin alacaklı, yabancı şirket aleyhine ICC tahkiminde 1 milyon Euro’luk hakem kararı kazanmış olabilir.
Yabancı şirketin Türkiye’de banka hesabı veya taşınmazı varsa hakem kararının Türkiye’de tanınıp icra edilebilir hâle getirilmesi gündeme gelir.
Türkiye’nin taraf olduğu 1958 New York Sözleşmesi, yabancı hakem kararlarının tanınması ve icrası için uluslararası temel çerçeveyi oluşturmaktadır. Türkiye Sözleşmeyi karşılıklılık ve ticari uyuşmazlık çekinceleriyle uygulamaktadır.
Hakem kararının hangi ülkede verildiği ve New York Sözleşmesi’nin somut karara uygulanıp uygulanmadığı ayrıca kontrol edilmelidir.
Yabancı Şirketin Türkiye’de Hiç Malvarlığı Yoksa Ne Olur?
Bu durumda Türkiye’de dava kazanmak tek başına tahsil sağlamayabilir.
Örneğin Türk şirketi Türkiye’de açtığı davayı kazanmış ve 500.000 Euro alacak hüküm altına alınmış olabilir.
Ancak yabancı şirketin;
Türkiye’de banka hesabı yok,
şubesi yok,
taşınmazı yok,
üçüncü kişilerden Türkiye’de alacağı yoksa,
Türk mahkeme kararının borçlu şirketin malvarlığının bulunduğu ülkede icra edilmesi gerekebilir.
Bu durumda bu kez Türk mahkeme kararının ilgili yabancı devlette;
tanınması, tenfizi veya eşdeğer icra edilebilirlik prosedüründen geçirilmesi
gündeme gelir.
Bu prosedürün şartları yabancı ülkenin hukukuna göre değişmektedir.
Dolayısıyla yabancı şirketten alacak tahsilinde dava açmadan önce mümkünse borçlunun hangi ülkelerde malvarlığı bulunduğunun araştırılması önemlidir.
Türkiye’de Dava Açmak mı, Yabancı Ülkede Dava Açmak mı Daha Avantajlıdır?
Bunun tek bir cevabı yoktur.
Örneğin yabancı şirketin bütün malvarlığı Almanya’daysa ve sözleşme de Alman hukukuna tabi tutulmuşsa Almanya’da doğrudan dava açmak bazı durumlarda daha etkili olabilir.
Buna karşılık;
sözleşmenin ifa yeri Türkiye,
borçlunun Türkiye’de ciddi malvarlığı var,
Türkiye şubesi işlemi söz konusu
ise Türkiye’de dava veya takip daha avantajlı olabilir.
Karar verilirken özellikle şu unsurlar değerlendirilmelidir:
- Türk mahkemelerinin yetkisi,
- yabancı ülke mahkemelerinin yetkisi,
- sözleşmedeki yetki veya tahkim maddesi,
- uygulanacak hukuk,
- delillerin bulunduğu ülke,
- yurt dışı tebligat süresi,
- borçlunun malvarlığının bulunduğu ülke,
- kararın diğer ülkede icra edilme imkânı,
- yargılama masrafları.
Uluslararası alacak tahsilinde en hızlı dava her zaman en hızlı tahsil anlamına gelmez.
Alacaklı Yabancı Bir Şirketse Türkiye’de Teminat Yatırması Gerekir mi?
Bu durum ayrı bir ihtimaldir.
MÖHUK m.48’e göre Türkiye’de dava açan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleri ile karşı tarafın muhtemel zararlarını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermekle yükümlüdür.
Ancak karşılıklılık bulunması hâlinde mahkeme yabancı kişiyi bu yükümlülükten muaf tutar.
Bu nedenle yabancı şirket Türkiye’de başka bir yabancı veya Türk şirketinden alacak tahsil edecekse, şirketin kurulu olduğu ülke ile Türkiye arasındaki karşılıklılık ve varsa uluslararası sözleşmeler ayrıca araştırılmalıdır.
Türk şirketinin yabancı şirkete karşı alacaklı olduğu durumda ise alacaklı Türk şirketi bakımından bu yabancılık teminatı kuralı uygulanmaz.
Yabancı Şirketten Alacak Tahsilinde Hangi Belgeler Hazırlanmalıdır?
Uluslararası ticari alacağın tahsilinde dosyanın mümkün olduğunca sözleşme aşamasından itibaren belgeli olması gerekir.
Özellikle aşağıdaki kayıtlar önemlidir:
- Tarafların tam ticaret unvanları ve sicil bilgileri.
- Ana sözleşme ve ekleri.
- Uygulanacak hukuk ve yetki/tahkim maddeleri.
- Sipariş ve sipariş teyitleri.
- Faturalar.
- Teslim ve taşıma belgeleri.
- Gümrük kayıtları.
- Banka transferleri.
- Cari hesap mutabakatları.
- E-posta ve diğer ticari yazışmalar.
- Borcun kabul edildiğini gösteren mesajlar.
- Yabancı şirketin Türkiye’deki malvarlığına ilişkin bilgiler.
Uluslararası dosyalarda eksik bir teslim belgesi veya yanlış şirket unvanı, tahsil sürecini ciddi şekilde zorlaştırabilir.
Yabancı Şirketten Ticari Alacak Tahsilinde Sık Sorulan Sorular
Yabancı şirkete Türkiye’de icra takibi yapılabilir mi?
Yetkili bir Türk icra dairesi bulunması ve alacağın takibe uygun olması hâlinde evet. Yabancı şirketin merkezinin başka ülkede olması tek başına Türkiye’de icra takibini yasaklamaz. Ancak ödeme emrinin yabancı şirkete uluslararası tebligat kurallarına uygun şekilde gönderilmesi gerekir.
Yabancı şirketin Türkiye’deki banka hesabına haciz konulabilir mi?
Geçerli ve yetkili bir icra takibi kapsamında yabancı şirket adına Türkiye’deki bankalarda bulunan haczedilebilir mevduat üzerine haciz uygulanabilir.
Yabancı şirketin Türkiye’de şubesi varsa şube borçtan sorumlu mudur?
Şube ayrı bir tüzel kişilik değildir. Uyuşmazlığın şubenin işleminden kaynaklanması hâlinde şubenin bulunduğu yer mahkemesi HMK m.14 uyarınca yetkili olabilir.
Fatura alacağı için yabancı şirkete karşı dava açılabilir mi?
Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi bulunuyor ve sözleşmedeki yetki veya tahkim maddesi buna engel oluşturmuyorsa ticari alacak davası açılması mümkündür.
Yabancı şirketten alacak davasında arabuluculuk zorunlu mudur?
Türkiye’de açılan ve TTK m.5/A kapsamına giren ticari para alacağı davalarında dava öncesi arabuluculuk kural olarak zorunludur.
Sözleşmede Alman mahkemeleri yetkiliyse Türkiye’de dava açabilir miyim?
MÖHUK m.47 kapsamında geçerli bir yabancı mahkeme yetki anlaşması bulunması hâlinde bu hüküm Türk mahkemesinde dava açma imkânını önemli ölçüde etkileyebilir. Yetki şartının kapsamı ve karşı tarafın yetki itirazında bulunup bulunmadığı ayrıca incelenmelidir.
Sözleşmede tahkim şartı varsa ne yapılır?
Geçerli tahkim şartı uyuşmazlığın devlet mahkemesi yerine tahkimde çözülmesini gerektirebilir. Hakem kararı alındıktan sonra yabancı şirketin Türkiye’deki malvarlığı bakımından kararın tanınması ve tenfizi gündeme gelebilir.
Yabancı mahkeme kararı Türkiye’de doğrudan icraya konulabilir mi?
Kural olarak hayır. Yabancı hukuk mahkemesi kararının Türkiye’de cebren icrası için MÖHUK m.50 ve devamı uyarınca tenfiz kararı alınması gerekir.
Yabancı şirketin Türkiye’de malı yoksa alacak tahsil edilebilir mi?
Alacağın hukuken hüküm altına alınması mümkündür; ancak fiilî tahsil için şirketin malvarlığının bulunduğu ülkede cebri icra işlemleri gerekebilir. Türk kararının o ülkede tanınması veya icra edilebilir hâle getirilmesi gerekebilir.
Dolar veya Euro alacağı Türkiye’de talep edilebilir mi?
Sözleşme ve TBK m.99’daki koşullar dikkate alınarak yabancı para alacağı aynen veya kanundaki şartlara göre Türk lirası karşılığı üzerinden talep edilebilir. Talep şekli özellikle kur ve faiz bakımından önemlidir.
Uluslararası mal satışında Türk Borçlar Kanunu mu uygulanır?
Her zaman değil. Tarafların seçtiği hukuk, MÖHUK kuralları ve şartları varsa CISG birlikte değerlendirilmelidir. Türkiye CISG’e taraftır.
Sonuç
Yabancı şirketten olan ticari alacağın Türkiye’de tahsili mümkündür; ancak borçlunun yabancı şirket olması nedeniyle süreç klasik bir yurt içi alacak takibinden daha kapsamlı şekilde planlanmalıdır.
İlk olarak Türk mahkemelerinin ve icra makamlarının uyuşmazlık bakımından milletlerarası yetkisinin bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.
MÖHUK m.40’a göre Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi Türk hukukundaki yer itibarıyla yetki kurallarına göre belirlenmektedir. Sözleşmenin ifa yerinin Türkiye’de bulunması, uyuşmazlığın Türkiye şubesinin işleminden kaynaklanması veya diğer özel yetki sebeplerinin bulunması Türk mahkemelerinin yetkisini doğurabilir.
Bununla birlikte taraflar sözleşmede yabancı mahkemeyi veya tahkimi yetkili kılmış olabilir. Bu nedenle uluslararası ticari alacaklarda dava veya icra takibi başlatılmadan önce yetki, tahkim ve uygulanacak hukuk maddeleri mutlaka incelenmelidir.
Uyuşmazlığın esasına uygulanacak hukuk da ayrıca belirlenmelidir. MÖHUK m.24 taraflara uygulanacak hukuku seçme imkânı tanımaktadır; hukuk seçimi bulunmadığında sözleşmeyle en sıkı ilişkili hukuk belirlenir. Uluslararası mal satımlarında ise şartları varsa CISG doğrudan uygulama alanı bulabilir.
Yabancı şirketin Türkiye’de banka hesabı, taşınmazı, aracı, şirket payı veya üçüncü kişilerden alacağı bulunuyorsa tahsil imkânı önemli ölçüde güçlenebilir. Özellikle malvarlığının elden çıkarılması riski varsa ihtiyati haciz seçeneği dava veya icra süreci başlamadan önce değerlendirilmelidir.
Yabancı şirketin Türkiye dışında bulunması nedeniyle tebligat işlemleri de ayrı önem taşımaktadır. Türkiye’nin taraf olduğu 1965 Lahey Tebligat Sözleşmesi ve ilgili ikili anlaşmalar çerçevesinde yabancı şirkete dava ve icra evrakının usulüne uygun gönderilmesi gerekir. 2026 yılı için yurt dışı tebligat ve istinabe usul ve masrafları da Adalet Bakanlığı tarafından ayrıca yayımlanmıştır.
Alacak daha önce yabancı ülkede mahkeme veya tahkim kararıyla hüküm altına alınmışsa yeniden esas hakkında dava açılması yerine tenfiz yolu gündeme gelebilir. MÖHUK m.50 uyarınca yabancı hukuk mahkemesi kararlarının Türkiye’de cebren icrası için Türk mahkemesinden tenfiz kararı alınması gerekir. Yabancı hakem kararlarında ise 1958 New York Sözleşmesi önemli bir hukuki dayanak oluşturmaktadır.
Bu nedenle yabancı şirketten ticari alacak tahsilinde en doğru yaklaşım, yalnızca alacağın varlığını değil tahsil edilebilirliği de baştan değerlendirmektir.
Sözleşme, faturalar, teslim belgeleri ve yazışmalar incelenirken eş zamanlı olarak yabancı şirketin Türkiye’deki ve yurt dışındaki malvarlığı araştırılmalı; gerekirse arabuluculuk, icra takibi, ihtiyati haciz, ticari alacak davası, yabancı kararın tenfizi veya tahkim seçeneklerinden somut dosya için en etkili olanı belirlenmelidir.
Özellikle yüksek tutarlı uluslararası ticari alacaklarda gecikme, borçlu şirketin Türkiye’deki hesaplarını boşaltmasına veya mallarını başka ülkelere aktarmasına yol açabileceğinden, hukuki sürecin malvarlığı araştırmasıyla birlikte ve mümkün olduğunca erken başlatılması alacağın fiilen tahsil edilebilmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.