Bir İmza ile Şirket Ele Geçirilebilir mi? Şirket Ortağının İmzasının Taklit Edilmesi ve Sahte Genel Kurul Kararının Hukuki Sonuçları
Bir İmza ile Şirket Ele Geçirilebilir mi? Şirket Ortağının İmzasının Taklit Edilmesi ve Sahte Genel Kurul Kararının Hukuki Sonuçları
Bir sabah Ticaret Sicili Gazetesi’ni kontrol ettiğinizde yıllardır ortağı olduğunuz şirketin müdürü olmadığınızı, şirketi temsil yetkinizin kaldırıldığını veya başka bir kişinin şirket müdürü olarak atandığını gördüğünüzü düşünün.
Üstelik bu işlemlerin dayanağı olarak gösterilen genel kurul kararında sizin de imzanız bulunmaktadır.
Ancak imza size ait değildir.
Daha da ileri bir ihtimalde, gerçekte hiçbir genel kurul toplantısı yapılmamış; ortaklar bir araya gelmemiş; buna rağmen toplantı yapılmış gibi bir genel kurul kararı hazırlanmış, ortaklardan birinin imzası taklit edilmiş ve bu belge Ticaret Sicili Müdürlüğüne sunularak şirketin yönetim yapısı değiştirilmiştir.
Bu durum yalnızca bir şirketler hukuku uyuşmazlığı değildir.
Somut olayın özelliklerine göre;
- özel belgede sahtecilik,
- resmî belgede sahtecilik,
- resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan,
- dolandırıcılık,
- güveni kötüye kullanma
gibi ceza hukuku hükümleri gündeme gelebileceği gibi, sahte genel kurul kararının yokluğunun veya butlanının tespiti, kararın uygulanmasının durdurulması ve ticaret sicili kayıtlarının düzeltilmesi için de hukuki yollara başvurulabilir.
Dolayısıyla şirket ortağının imzasının taklit edilmesi halinde yapılması gereken yalnızca Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmak değildir.
Şirketin kontrolünün kaybedilmesini engellemek için ceza soruşturması ile ticaret hukuku yollarının eş zamanlı yürütülmesi gerekebilir.
Şirket Ortağının İmzasını Taklit Etmek Suç mudur?
Kural olarak evet.
Bir kişinin bilgisi ve rızası olmaksızın onun adına imza atılarak hukuki sonuç doğurmaya elverişli bir belge oluşturulması, şartlarının bulunması halinde belgede sahtecilik suçunu meydana getirebilir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 207. maddesine göre bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Sahte olduğunu bilerek özel belgeyi kullanan kişi bakımından da aynı yaptırım öngörülmektedir.
Ancak şirketler bakımından önemli soru şudur:
Genel kurul kararı veya şirket karar defterindeki bir karar resmî belge midir, özel belge midir?
Şirket Karar Defteri Resmî Belge Sayılır mı?
Yargıtay uygulamasında şirket karar defteri ve içerisindeki kararlar kural olarak özel belge niteliğinde değerlendirilmektedir.
Burada özellikle önemli olan Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 27.11.2017 tarihli, 2017/5866 E. ve 2017/8197 K. sayılı kararıdır.
Karara konu olayda şirket karar defterindeki bir hisse devri kararına diğer yönetim kurulu üyesi adına sahte imza atıldığı iddia edilmiştir.
Yargıtay açık şekilde, şirket karar defterinin özel belge niteliğinde olduğunu ve noter tarafından sonradan onaylanmasının belgeye resmî belge niteliği kazandırmayacağını belirtmiştir.
Bu ayrım önemlidir.
Çünkü belgenin resmî veya özel belge olması uygulanacak ceza hükmünü doğrudan değiştirebilir.
Noterde Onaylatılan Sahte Genel Kurul Kararı Resmî Belgeye Dönüşür mü?
Her zaman değil.
Uygulamada sıklıkla şu yöntemle karşılaşılmaktadır:
- Gerçekte toplantı yapılmaz.
- Genel kurul yapılmış gibi karar hazırlanır.
- Bir veya birkaç ortağın imzası taklit edilir.
- Karar notere götürülür.
- Ardından Ticaret Sicili Müdürlüğüne sunulur.
- Müdür değişikliği, temsil yetkisi veya başka bir şirket işlemi tescil ettirilir.
Belgenin noter işlemine konu edilmiş olması, alttaki sahte şirket kararını kendiliğinden resmî belge haline getirmez.
Yargıtay’ın yukarıda belirtilen yaklaşımı da şirket karar defterindeki özel belgenin sonradan noter onayına tabi tutulmasının onun hukuki niteliğini otomatik olarak değiştirmediği yönündedir.
Ancak sahte belgenin noter veya Ticaret Sicili Müdürlüğü gibi kamu görevi yerine getiren makamlara sunulması sonucunda başka belgeler veya kayıtlar oluşturulmuşsa, olayın niteliğine göre TCK m.204 veya TCK m.206 dahil farklı suç tiplerinin ayrıca değerlendirilmesi gerekebilir.
Her olayda doğrudan “resmî belgede sahtecilik vardır” sonucuna ulaşmak doğru değildir.
Özel Belgede Sahtecilik Suçunda Belgenin Kullanılması Önemlidir
TCK m.207 bakımından önemli ayrıntılardan biri budur.
Sahte özel belgenin yalnızca hazırlanması her durumda suçun tamamlanması için yeterli değildir. Kanun, sahte belgenin düzenlenmesinin yanında kullanılmasını da aramaktadır.
Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 07.07.2020 tarihli, 2018/1977 E. ve 2020/4056 K. sayılı kararında, karar defterinde sahte imzalar kullanılarak kararlar oluşturulduğu iddiası bakımından bu kararların vergi dairesine veya başka bir kuruma ibraz edilip edilmediğinin yahut başka biçimde kullanılıp kullanılmadığının araştırılması gerektiği belirtilmiştir.
Şirket genel kurul kararlarında kullanım çoğu zaman şu şekilde gerçekleşir:
- Ticaret Sicili Müdürlüğüne ibraz,
- bankaya sunma,
- noter işlemlerinde kullanma,
- müdür veya yönetici değişikliği yaptırma,
- şirket adına banka hesabı açtırma,
- şirket malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunma,
- pay devrini gerçekleştirme,
- başka mahkemelerde veya idari kurumlarda belgeyi delil olarak kullanma.
Örneğin sahte imzalı genel kurul kararı Ticaret Sicili Müdürlüğüne verilerek kişinin şirket müdürü olarak tescil edilmesi halinde belgenin kullanıldığı konusunda kuvvetli bir durum ortaya çıkar.
Sahte Genel Kurul Kararı Hukuken Geçerli midir?
Ceza soruşturmasından bağımsız olarak değerlendirilmesi gereken ikinci mesele budur.
Bir şirket genel kurul kararının meydana gelebilmesi için hukuken bir genel kurul iradesinin mevcut olması gerekir.
Gerçekte hiçbir toplantı yapılmamış ancak toplantı yapılmış gibi belge düzenlenmişse veya şirket ortaklarının iradesi bulunmadığı halde sahte imzalarla karar oluşturulmuşsa, burada yalnızca “usule aykırı bir genel kurul kararı” bulunmayabilir.
Ortada hukuken kurulmuş bir genel kurul kararı bulunmadığı ileri sürülebilir.
Bu durumda gündeme gelen kavram yokluktur.
Yargıtay uygulamasında genel kurulun kurucu unsurlarındaki ağır eksiklikler nedeniyle bazı kararların yoklukla malul olduğunun kabul edildiği görülmektedir.
Örneğin Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2019/1941 E., 2020/435 K. sayılı kararında geçerli çağrının bulunmaması ve çağrısız genel kurul koşullarının oluşmaması nedeniyle yalnızca bir ortağın katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda alınan kararların yoklukla malul olduğu kabul edilmiştir.
Dolayısıyla gerçekte toplantı yapılmadan, ortağın imzası taklit edilerek hazırlanmış bir genel kurul kararı bakımından olayın özelliklerine göre;
“Genel kurul kararının iptali” yerine “genel kurul kararının yokluğunun tespiti” talebi daha doğru hukuki yol olabilir.
Bu ayrım son derece önemlidir.
İptal, Butlan ve Yokluk Arasındaki Fark Nedir?
Şirket genel kurul kararlarında üç farklı hukuki sakatlıkla karşılaşılabilir:
İptal Edilebilirlik
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 445. maddesine göre kanuna, esas sözleşmeye ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı genel kurul kararları aleyhine iptal davası açılabilir.
İptal davası bakımından kural olarak genel kurul kararından itibaren üç aylık hak düşürücü süre bulunmaktadır.
Butlan
TTK m.447, özellikle pay sahibinin vazgeçilemez haklarını ortadan kaldıran, bilgi alma ve inceleme hakkını hukuka aykırı şekilde sınırlayan, şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı genel kurul kararlarını batıl kabul etmektedir.
Yokluk
Yokluk ise bundan daha ağırdır.
Burada hukuken bir genel kurul kararının meydana gelebilmesi için gerekli kurucu unsurlardan biri bulunmamaktadır.
Örneğin;
toplantı hiç yapılmamışsa, toplantı yapılmış gibi tutanak oluşturulmuşsa veya gerekli irade açıklamaları tamamen sahte imzalarla yaratılmışsa, kararın yokluğunun ileri sürülmesi söz konusu olabilir.
Yargı kararlarında yokluk iddiasının üç aylık iptal davası süresine tabi olmadığı yönünde değerlendirmeler bulunmaktadır.
Bu nedenle sahte genel kurul kararlarında davanın hukuki niteliğinin doğru belirlenmesi son derece önemlidir.
Limited Şirketlerde de Aynı Kurallar Uygulanır mı?
Büyük ölçüde evet.
TTK’nın 622. maddesi uyarınca anonim şirketlerin genel kurul kararlarının butlanına ve iptaline ilişkin hükümleri, uygun düştüğü ölçüde limited şirketlere de uygulanmaktadır.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 08.06.2023 tarihli, 2023/1073 E., 2023/1006 K. sayılı kararı da doğrudan limited şirkette ortağın imzasının taklit edildiği iddiasına ilişkindir.
Davada, iki ortaklı limited şirkette ortaklardan birinin imzasının taklit edilerek genel kurul kararı oluşturulduğu, bu kararın noter işlemine konu edildiği ve ardından Ticaret Sicili Müdürlüğüne sunularak diğer ortağın kendisini yeniden müdür ve imza yetkilisi olarak tescil ettirdiği ileri sürülmüştür.
Bölge Adliye Mahkemesi, limited şirketlerde TTK m.622 atfıyla genel kurul kararlarının iptali ve butlanına ilişkin TTK m.445 ve devamındaki hükümlerin uygulanacağını açıkça belirtmiştir.
Bu karar, uygulamada karşılaşılan sahte genel kurul senaryosuna oldukça yakın bir örnektir.
Sahte Genel Kurul Kararıyla Şirket Müdürü Değiştirilebilir mi?
Fiilen gerçekleştirilmeye çalışılabilir.
Örneğin iki ortaklı bir limited şirkette ortaklardan biri, diğer ortağın imzasını taklit ederek;
“A kişisinin müdürlük yetkisinin kaldırılmasına, B kişisinin şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili müdür olarak atanmasına karar verilmiştir.”
şeklinde bir karar düzenleyebilir.
Bu belge Ticaret Sicili Müdürlüğüne sunularak tescil gerçekleştirilirse sicil kayıtlarında B kişisi şirket müdürü olarak görünebilir.
Ancak bir işlemin ticaret siciline tescil edilmiş olması, işlemin dayanağındaki sahteciliği ortadan kaldırmaz.
Gerçekte genel kurul iradesi bulunmadığı ispatlanırsa kararın yokluğu veya geçersizliği ve buna bağlı sicil sonuçları gündeme gelebilir.
Sahte Genel Kurul Kararıyla Şirket Ele Geçirilebilir mi?
Bu tür uyuşmazlıkların en tehlikeli yönü budur.
Sahte genel kurul kararı yalnızca kağıt üzerindeki bir usulsüzlük olarak görülmemelidir.
Bu belge kullanılarak kişi şirketi temsil yetkisi kazanırsa;
- şirket banka hesaplarına erişebilir,
- şirket adına sözleşme imzalayabilir,
- şirket çalışanlarına talimat verebilir,
- şirket mallarının satışına teşebbüs edebilir,
- şirket adına vekaletname düzenleyebilir,
- diğer şirketlerle işlem yapabilir,
- yeni kararlar almaya çalışabilir.
Bu nedenle böyle bir olay öğrenildiğinde sadece aylar veya yıllar sürebilecek ceza soruşturmasının sonucunu beklemek son derece risklidir.
Şirketler hukuku bakımından acil tedbir talep edilmesi gerekebilir.
Sahte Genel Kurul Kararının Uygulanması Nasıl Durdurulabilir?
TTK m.449 önemli bir koruma mekanizması getirmektedir.
Genel kurul kararı hakkında iptal veya butlan davası açıldığında mahkeme, yönetim kurulu üyelerinin görüşünü aldıktan sonra dava konusu kararın yürütülmesinin geri bırakılmasına karar verebilir.
Uygulamada bu talep ihtiyati tedbir niteliğindedir.
Örneğin sahte karar ile bir kişinin şirket müdürü yapıldığı ileri sürülüyorsa mahkemeden;
- genel kurul kararının uygulanmasının durdurulması,
- yeni müdürün temsil yetkisinin kullanılmasının engellenmesi,
- gerekiyorsa kararın ticaret sicilinde tescil ve ilanına ilişkin sonuçların sınırlandırılması
talep edilebilir.
Ancak tedbir otomatik değildir.
Mahkeme özellikle yaklaşık ispat koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediğini değerlendirir.
Nitekim İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesinin 2023/1073 E., 2023/1006 K. sayılı kararında da imza sahteciliği iddiasına rağmen mevcut delillerin o aşamada yaklaşık ispat bakımından yeterli olmadığı değerlendirilmiş ve tedbir talebinin reddedilmesi hukuka uygun bulunmuştur.
Bu nedenle dava açarken yalnızca;
“Bu imza benim değil.”
demekle yetinmemek gerekir.
Mümkün olduğunca güçlü başlangıç delilleri sunulmalıdır.
İmzanın Sahte Olduğu Nasıl İspatlanır?
Sahte imza uyuşmazlıklarında en önemli delillerden biri kriminal imza incelemesidir.
İnceleme sırasında tartışmalı imza, kişiye ait mukayese imzalarıyla karşılaştırılır.
Özellikle;
- noterlerdeki imzalar,
- banka imza kartonları,
- resmî kurumlarda bulunan imzalar,
- geçmiş tarihli şirket belgeleri,
- pasaport veya kimlik başvurularındaki imzalar,
- aynı döneme ait tartışmasız belgeler
mukayese amacıyla kullanılabilir.
Ancak yalnızca imza bilirkişi incelemesiyle sınırlı kalınmamalıdır.
Örneğin genel kurulun yapıldığı iddia edilen tarihte ortak yurtdışındaysa, pasaport giriş-çıkış kayıtları önemli bir destekleyici delil olabilir.
Aynı şekilde;
- HTS kayıtları,
- kamera kayıtları,
- noter işlem dosyaları,
- şirket e-postaları,
- WhatsApp yazışmaları,
- toplantı çağrıları,
- hazır bulunanlar listesi,
- karar defterinin aslı
olayın gerçekliğini ortaya çıkarmakta kullanılabilir.
Belgenin Aslı Neden Çok Önemlidir?
Sahtecilik dosyalarında imzanın fotokopi üzerinden incelenmesi her zaman yeterli değildir.
Yargıtay, belgenin aldatma kabiliyetinin ve imzanın özelliklerinin sağlıklı şekilde incelenebilmesi bakımından belge aslının önemine birçok kararında vurgu yapmaktadır.
Örneğin Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 2017/4286 E., 2017/7420 K. sayılı kararında fotokopi belge üzerinden gerçekleştirilen incelemenin yeterliliği tartışılmış ve belgenin niteliğinin ayrıntılı şekilde araştırılması gerektiği belirtilmiştir.
Bu nedenle soruşturma aşamasında şirket karar defterinin veya genel kurul tutanağının aslının muhafaza altına alınmasının talep edilmesi önemli olabilir.
Aksi halde belge üzerinde sonradan değişiklik yapılması veya belgenin ortadan kaldırılması riski doğabilir.
“Onun İzni Vardı, Ben Yerine İmzaladım” Savunması
İmza sahteciliği dosyalarında sıklıkla karşılaşılan savunmalardan biri budur.
Fail;
“Kendisi toplantıya gelemiyordu, bilgisi vardı, onun yerine ben imzaladım.”
şeklinde savunma yapabilir.
Ancak sonradan verilen onay ile fiilden önce verilen rıza aynı şey değildir.
Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 26.04.2017 tarihli, 2015/3782 E., 2017/3121 K. sayılı kararında, başkası adına imza atılması bakımından rızanın sahtecilik kastı üzerindeki etkisi değerlendirilmiş; rızanın kastı ortadan kaldırabilmesi bakımından fiilden önce açıklanmış olması gerektiğine vurgu yapılmıştır.
Dolayısıyla;
“Sonradan kabul etti.”
savunması ile,
“Belge düzenlenmeden önce açıkça benim adıma imza atmasına izin verdim.”
savunması hukuken aynı değildir.
Ayrıca şirketler hukukunda belirli işlemlerin şekil şartları bulunduğundan, kişinin özel hukuk bakımından verdiği varsayılan rıza her durumda genel kurul kararının şekil ve irade eksikliklerini de ortadan kaldırmayabilir.
Sahte İmzayla Hisse Devri Yapılırsa Ne Olur?
Daha ağır uyuşmazlıklar genellikle burada ortaya çıkmaktadır.
Bir ortağın imzası taklit edilerek;
- hisselerini devretmiş gibi gösterilmesi,
- şirkete yeni ortak alınması,
- pay oranlarının değiştirilmesi,
- sermaye artırım kararı oluşturulması,
- pay sahibinin şirketten çıkarılmaya çalışılması
halinde hem şirketler hukuku hem ceza hukuku bakımından çok daha kapsamlı bir uyuşmazlık doğabilir.
Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 2017/5866 E., 2017/8197 K. sayılı kararında da şirket karar defterinde pay devrine ilişkin kararda başka yönetim kurulu üyesi adına sahte imza atıldığı iddiası incelenmiştir. Yargıtay, kararın kullanılıp kullanılmadığının ve şirket esas sözleşmesine göre ilgili kişinin katılımı olmadan karar alınmasının mümkün olup olmadığının araştırılması gerektiğini belirtmiştir.
Bu karar özellikle bir noktayı göstermektedir:
Her sahte imza dosyası yalnızca kriminal imza incelemesinden ibaret değildir.
Sahte imzanın hukuki işlem bakımından gerçekten bir sonuç doğurmaya elverişli olup olmadığı da araştırılmalıdır.
Faydasız Sahtecilik Nedir?
Sahtecilik suçlarında belgenin hukuki sonuç doğurmaya elverişli olması önemlidir.
Örneğin bir genel kurul kararının geçerli olabilmesi için %75 oy gerektiğini ve sahte imza kullanılsa dahi toplam oyların yalnızca %40’a ulaştığını varsayalım.
Sahte imza belgenin geçerli bir karar haline gelmesini hiçbir şekilde sağlayamıyorsa faydasız sahtecilik tartışması gündeme gelebilir.
Yargıtay 11. Ceza Dairesinin şirket karar defterine ilişkin 2017/5866 E., 2017/8197 K. sayılı kararında da, diğer yönetim kurulu üyesinin imzası olmadan kararın zaten alınmasının mümkün olup olmadığı araştırılarak eylemin faydasız sahtecilik kapsamında kalıp kalmadığının değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Bu nedenle ceza dosyasında şirket ana sözleşmesi, ortaklık oranları, toplantı ve karar nisapları mutlaka incelenmelidir.
Sahte Genel Kurar Ticaret Siciline Tescil Edilmişse Ne Yapılabilir?
Burada mümkün olduğunca hızlı hareket edilmesi gerekir.
Ticaret sicili kayıtlarında sahte karar nedeniyle bir değişiklik meydana gelmişse olayın niteliğine göre;
- genel kurul kararının yokluğunun tespiti,
- butlanın tespiti,
- iptal,
- yürütmenin geri bırakılması,
- ticaret sicilindeki kayıtların düzeltilmesi veya terkini
gibi talepler gündeme gelebilir.
TTK m.34 ayrıca Ticaret Sicili Müdürlüğünün tescil, değişiklik veya silinme istemleri hakkında verdiği kararlara karşı ilgililere, kararın tebliğinden itibaren sekiz gün içinde Asliye Ticaret Mahkemesine itiraz imkânı tanımaktadır.
Ancak ticaret sicili işlemlerine karşı izlenecek yol somut olayın niteliğine göre değişebileceğinden, TTK m.34 kapsamındaki sicil itirazı ile sahte genel kurul kararının hükümsüzlüğüne ilişkin şirketler hukuku davasının birbirinden ayrılması gerekir.
Üç Aylık Süre Geçmişse Dava Açılamaz mı?
Mutlaka böyle değildir.
Burada iptal ile yokluk arasındaki fark tekrar önem kazanmaktadır.
TTK m.445 kapsamında açılacak iptal davasında üç aylık hak düşürücü süre vardır.
Ancak iddia;
“Genel kurul yapıldı fakat karar hukuka aykırı.”
değil de,
“Böyle bir genel kurul hiç yapılmadı; belge tamamen sahte olarak oluşturuldu.”
ise hukuken yokluk gündeme gelebilir.
Yargı kararlarında yokluğun tespiti davalarının üç aylık iptal süresine tabi olmadığı kabul edilmektedir.
Dolayısıyla sahte genel kurul kararını yıllar sonra öğrenen ortağın;
“Üç ay geçti, hiçbir şey yapılamaz.”
şeklinde düşünmesi doğru olmayabilir.
Sahte Genel Kurar Nedeniyle Suç Duyurusu Nasıl Yapılmalıdır?
Sadece;
“İmzam taklit edilmiştir, şikâyetçiyim.”
şeklinde kısa bir suç duyurusu çoğu zaman dosyanın niteliğine uygun değildir.
Savcılıktan somut araştırma işlemleri talep edilmelidir.
Örneğin;
- şirket karar defterinin aslının celbi,
- Ticaret Sicili Müdürlüğündeki işlem dosyasının getirtilmesi,
- noter işlem dosyasının getirtilmesi,
- şüphelilerin ve ilgili kişilerin ifadelerinin alınması,
- tartışmasız mukayese imzalarının toplanması,
- kriminal imza incelemesi yaptırılması,
- genel kurul tarihinde tarafların nerede olduğunun araştırılması,
- gerekiyorsa HTS ve kamera kayıtlarının incelenmesi,
- sahte karar kullanılarak hangi işlemlerin yapıldığının belirlenmesi
istenebilir.
Çünkü ceza soruşturmasının yalnızca;
“İmza ona mı ait değil mi?”
sorusuyla sınırlandırılması çoğu zaman yeterli değildir.
Sahte belgenin kim tarafından hazırlandığı, kim tarafından kullanıldığı ve hangi ekonomik veya yönetsel sonucun elde edildiği de ortaya çıkarılmalıdır.
Sahte Kararla Şirket Malvarlığı Devredilmişse Başka Suçlar da Oluşabilir mi?
Evet.
Örneğin sahte genel kurul kararıyla kendisini şirket müdürü olarak tescil ettiren bir kişinin daha sonra şirketin taşınmazını veya parasını kendi hesabına aktardığını varsayalım.
Bu durumda artık yalnızca özel belgede sahtecilik suçuyla sınırlı bir değerlendirme yapılmayabilir.
Somut olayın özelliklerine göre;
- dolandırıcılık,
- nitelikli dolandırıcılık,
- güveni kötüye kullanma,
- diğer malvarlığı suçları
bakımından ayrıca inceleme yapılabilir.
Ancak suç vasfı her olayın gerçekleşme biçimine göre ayrı ayrı belirlenmelidir.
Sahte genel kurul kararının bulunması otomatik olarak bütün bu suçların oluştuğu anlamına gelmez.
Şirket Ortağı Böyle Bir Durumu Öğrendiğinde Ne Yapmalıdır?
En önemli husus hızlı ve koordineli hareket etmektir.
Özellikle şirketin yönetimi sahte karar nedeniyle başka bir kişinin eline geçmişse yalnızca ceza soruşturmasının sonucunu beklemek şirket açısından telafisi güç zararlara neden olabilir.
Pratik olarak üç ayrı alanın birlikte değerlendirilmesi gerekir:
1. Delilleri Koruma
Karar defterinin aslı, ticaret sicili dosyası, noter evrakları ve şirket belgeleri mümkün olduğunca hızlı biçimde güvence altına alınmalıdır.
2. Ceza Soruşturması
Sahte imza ve sahte genel kurul kararını düzenleyen ve kullanan kişiler hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına başvurulabilir.
3. Asliye Ticaret Mahkemesinde Dava ve Tedbir
Kararın niteliğine göre iptal, butlan veya yokluğun tespiti davası açılarak kararın yürütülmesinin durdurulması talep edilebilir.
Özellikle sahte karar;
- şirket müdürünü değiştirmiş,
- temsil yetkisini değiştirmiş,
- ortaklık yapısını etkilemiş,
- sermaye üzerinde sonuç yaratmış
ise ihtiyati tedbir talebi büyük önem taşıyabilir.
Sonuç: Sahte İmza Sadece Ceza Davası Değildir, Şirketin Kontrolünü Değiştirebilir
Şirket ortağının imzasının taklit edilerek genel kurul kararı hazırlanması, şirketler hukukunda karşılaşılabilecek en ciddi uyuşmazlıklardan biridir.
Çünkü tek bir sahte belge kullanılarak şirketin;
yönetimi, temsil yetkisi, ortaklık yapısı ve hatta malvarlığı üzerinde fiilî kontrol kurulmaya çalışılabilir.
Bu nedenle mesele yalnızca;
“İmzamı taklit eden kişi ceza alır mı?”
sorusundan ibaret değildir.
Asıl sorular şunlardır:
Sahte karar şirket üzerinde hangi sonucu doğurdu?
Karar Ticaret Sicili Müdürlüğüne sunuldu mu?
Şirket müdürü veya temsil yetkilisi değiştirildi mi?
Sahte karar kullanılarak şirket adına başka işlemler gerçekleştirildi mi?
Şirket malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunuldu mu?
Ortaklık paylarında bir değişiklik yaratıldı mı?
Ceza hukuku bakımından şirket karar defterindeki sahte imza, şartlarının gerçekleşmesi halinde özel belgede sahtecilik suçunu oluşturabilir. Yargıtay ayrıca şirket karar defterinin noter tarafından sonradan onaylanmasının belgeyi kendiliğinden resmî belge haline getirmediğini kabul etmektedir.
Şirketler hukuku bakımından ise gerçekte yapılmamış bir genel kurul toplantısının yapılmış gibi gösterilmesi ve ortakların iradesinin sahte imzalarla oluşturulması halinde, olayın özelliklerine göre genel kurul kararının yokluğunun tespiti gündeme gelebilir.
Bunun yanında TTK m.449 kapsamında kararın yürütülmesinin geri bırakılması ve ticaret sicilindeki sonuçlarının önlenmesi için ihtiyati tedbir talep edilmesi mümkün olabilir.
Dolayısıyla böyle bir olayla karşılaşan şirket ortağı açısından en etkili hukuki strateji çoğu durumda;
ceza soruşturması + genel kurul kararının hükümsüzlüğü davası + ihtiyati tedbir + ticaret sicili işlemlerinin düzeltilmesi
yollarının birlikte değerlendirilmesidir.
Temel Hukuki Dayanaklar
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu: m.204, m.206, m.207, m.209, m.210 ve m.211
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu: m.34, m.445, m.446, m.447, m.449 ve limited şirketler yönünden m.622
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu: ihtiyati tedbire ilişkin m.389 ve devamı
Yargıtay 11. Ceza Dairesi: 27.11.2017, 2017/5866 E., 2017/8197 K.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi: 26.04.2017, 2015/3782 E., 2017/3121 K.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi: 07.07.2020, 2018/1977 E., 2020/4056 K.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi: 2019/1941 E., 2020/435 K.
İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi: 08.06.2023, 2023/1073 E., 2023/1006 K.