Hastane Enfeksiyonu Nedeniyle Tazminat Davası Açılabilir mi?
Hastane Enfeksiyonu Nedir?
Hastane enfeksiyonu, hastanın hastaneye başvuru sebebi olan asıl hastalıktan bağımsız olarak, sağlık hizmeti aldığı süreçte ortaya çıkan enfeksiyonları ifade eder. Güncel mevzuatta bu kavram daha geniş şekilde “sağlık hizmeti ile ilişkili enfeksiyon” olarak kullanılmaktadır. Bu enfeksiyonlar ameliyat sonrası yara yerinde, yoğun bakımda, damar yolu uygulamalarında, idrar sondası kullanımında, solunum cihazına bağlı hastalarda, protez veya implant ameliyatlarında, doğum sonrasında veya uzun süreli yatışlarda ortaya çıkabilir.
Hastane enfeksiyonu denildiğinde halk arasında çoğu zaman “hastane mikrobu” ifadesi kullanılır. Bu ifade tıbbi açıdan tek başına yeterli değildir; çünkü her enfeksiyonun kaynağı, zamanı, oluş şekli ve hastanenin kusuru ayrıca değerlendirilmelidir. Örneğin hastanın hastaneye yatmadan önce mevcut olan bir enfeksiyonu olabilir. Bazen ameliyatın doğal riski kapsamında enfeksiyon gelişebilir. Ancak bazı durumlarda sterilizasyon eksikliği, ameliyathane koşullarındaki yetersizlik, el hijyeni kurallarına uyulmaması, izolasyon önlemlerinin alınmaması, hasta takibinin yapılmaması veya enfeksiyonun geç fark edilmesi nedeniyle hastane enfeksiyonu tazminat sorumluluğu doğurabilir.
18 Aralık 2025 tarihli güncel Yataklı Tedavi Kurumları Enfeksiyon Kontrol Yönetmeliği, yataklı tedavi kurumlarında sağlık hizmeti ile ilişkili enfeksiyonları önlemek, kontrol altına almak, sorunları tespit etmek ve çözüm faaliyetlerini yürütmek amacıyla enfeksiyon kontrol komitelerinin teşkilini, görevlerini ve çalışma usullerini düzenlemektedir. Bu yönetmelik kamu kurumlarına ait hastanelerle birlikte özel hukuk tüzel kişilerine veya gerçek kişilere ait yataklı tedavi kurumlarını da kapsamaktadır.
Hastane Enfeksiyonu Nedeniyle Tazminat Davası Açılabilir mi?
Evet, hastane enfeksiyonu nedeniyle şartları oluşmuşsa tazminat davası açılabilir. Ancak bunun için enfeksiyonun sadece hastanede ortaya çıkmış olması yeterli değildir. Hukuki sorumluluk bakımından şu temel sorulara cevap aranır: Enfeksiyon sağlık hizmeti sırasında mı gelişti? Hastane enfeksiyonu önlemek için gerekli tedbirleri aldı mı? Sterilizasyon, dezenfeksiyon, izolasyon, el hijyeni ve takip kurallarına uyuldu mu? Enfeksiyon belirtileri zamanında fark edildi mi? Hastaya uygun antibiyotik, kültür, konsültasyon ve takip uygulandı mı? Enfeksiyon ile hastanın zararı arasında illiyet bağı var mı?
Bu sorulara verilecek cevaplar, davanın sonucunu belirler. Hastane enfeksiyonu bazı durumlarda komplikasyon sayılabilir. Çünkü en gelişmiş hastanelerde dahi tüm tedbirlere rağmen enfeksiyon riski tamamen sıfırlanamayabilir. Ancak hastanenin “bu bir komplikasyondur” savunması tek başına yeterli değildir. Hastane, enfeksiyon kontrol sistemini kurduğunu, sterilizasyon ve izolasyon kurallarına uyduğunu, hastayı doğru takip ettiğini, enfeksiyonu zamanında teşhis ve tedavi ettiğini somut kayıtlarla ortaya koyabilmelidir.
Danıştay’ın sağlık hizmetlerine ilişkin yaklaşımında, sağlık hizmetinin bünyesinde risk taşıdığı kabul edilmekle birlikte, zararın tazmini için idarenin hizmet kusurunun varlığı aranır. Danıştay karar arama sisteminde yer alan bir kararda, sağlık hizmetinden yararlanan kişinin zarara uğraması halinde tazminatın idarenin hizmet kusuru varsa mümkün olacağı açıkça belirtilmiştir. Bu yaklaşım hastane enfeksiyonu davaları bakımından da önemlidir; çünkü enfeksiyonun kaçınılmaz bir risk mi yoksa hizmetin kötü işlemesinden kaynaklanan bir sonuç mu olduğu bilirkişi raporlarıyla değerlendirilir.
Hastane Enfeksiyonu Hangi Durumlarda Kusur Sayılabilir?
Hastane enfeksiyonu her olayda otomatik olarak tazminat sebebi değildir. Fakat aşağıdaki durumlarda hastane, doktor veya sağlık kuruluşu bakımından hukuki sorumluluk gündeme gelebilir:
Ameliyathane sterilizasyonunun yetersiz olması, cerrahi aletlerin uygun şekilde steril edilmemesi, ameliyat öncesi antibiyotik profilaksisinin hatalı uygulanması, hasta yatış odalarının hijyen kurallarına uygun olmaması, yoğun bakımda izolasyon kurallarına uyulmaması, enfekte hasta ile diğer hastaların temasının önlenmemesi, sağlık personelinin el hijyeni kurallarına uymaması, damar yolu veya sonda bakımının hatalı yapılması, yara bakımlarının düzenli ve steril şekilde gerçekleştirilmemesi, kültür alınmasında gecikme, enfeksiyon hastalıkları konsültasyonunun istenmemesi, enfeksiyon belirtilerinin “normal iyileşme süreci” denilerek geçiştirilmesi, hastanın erken taburcu edilmesi veya taburculuk sonrası kontrole çağrılmaması kusur iddiasına konu olabilir.
Özellikle ameliyat sonrası ateş, yara yerinde kızarıklık, akıntı, kötü koku, şiddetli ağrı, şişlik, kan değerlerinde bozulma, tansiyon düşüklüğü, bilinç bulanıklığı veya sepsis bulguları varsa hastane bu belirtileri ciddiyetle değerlendirmek zorundadır. Enfeksiyonun geç fark edilmesi, hastanın tedavi şansını azaltabilir, yeni ameliyat ihtiyacı doğurabilir, organ kaybına, yoğun bakım sürecine, kalıcı sakatlığa veya ölüme neden olabilir.
Hastanelerde enfeksiyonların önlenmesi bakımından kurumsal yükümlülükler vardır. Sağlık Bakanlığı kalite standartlarında enfeksiyon kontrol komitesinin oluşturulması, hastanenin tüm bölümlerini kapsayan enfeksiyonların önlenmesi ve kontrolüne yönelik program bulunması, bu programda sağlık hizmeti süreçlerinin enfeksiyon riski açısından değerlendirilmesi, sürveyans, el hijyeni ve izolasyon önlemleri gibi başlıklara yer verilmesi gerektiği belirtilmektedir.
Komplikasyon mu, Hizmet Kusuru mu?
Hastane enfeksiyonu davalarında en önemli tartışma, enfeksiyonun komplikasyon mu yoksa hizmet kusuru mu olduğudur. Komplikasyon, tıp kurallarına uygun hareket edilmesine rağmen ortaya çıkabilen istenmeyen sonuçtur. Hizmet kusuru ise sağlık hizmetinin hiç işlememesi, geç işlemesi veya kötü işlemesi nedeniyle zararın meydana gelmesidir.
Örneğin yüksek riskli bir ameliyat geçiren, diyabeti bulunan, bağışıklık sistemi zayıf olan veya uzun süre yoğun bakımda kalan hastalarda enfeksiyon riski artabilir. Bu tek başına kusur anlamına gelmeyebilir. Ancak bu hastalar zaten riskli olduğu için hastanenin daha dikkatli davranması, enfeksiyon kontrol önlemlerini artırması, hastayı yakından takip etmesi ve enfeksiyon bulgularını erken yakalaması gerekir. Riskli hastanın riskli olduğu bilindiği halde gerekli önlemler alınmamışsa, komplikasyon savunması zayıflar.
Hukuki açıdan bakıldığında mahkeme genellikle şu ayrımı yapar: Enfeksiyon öngörülebilir bir risk miydi? Hastaya bu risk anlatıldı mı? Enfeksiyonu önlemek için standart tedbirler uygulandı mı? Enfeksiyon ortaya çıktıktan sonra zamanında teşhis ve tedavi edildi mi? Enfeksiyonun ağırlaşması önlenebilir miydi? Bu sorulara göre olayın komplikasyon mu, kusurlu sağlık hizmeti mi olduğu belirlenir.
Sağlık hizmeti ile ilişkili enfeksiyonlar konusunda yayımlanan güncel bir akademik çalışmada, Yargıtay ve Danıştay kararlarından toplam 128 dava dosyasının analiz edildiği, davaların büyük çoğunluğunun tazminat davası olduğu, uyuşmazlıkların neredeyse tamamının cerrahi alan enfeksiyonları ile bağlantılı olduğu ve yüksek mahkemelerin çoğu durumda ilk derece mahkemelerinin tazminatı reddeden kararlarını bozduğu belirtilmiştir. Bu durum, hastane enfeksiyonu dosyalarında teknik incelemenin ve bilirkişi raporunun ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.
Özel Hastanede Hastane Enfeksiyonu Nedeniyle Tazminat Davası
Hastane enfeksiyonu özel hastanede, özel tıp merkezinde veya özel klinikte meydana gelmişse dava çoğu zaman özel hukuk ve tüketici hukuku çerçevesinde değerlendirilir. Özel hastane, yalnızca doktorun bireysel hatasından değil, sunduğu sağlık hizmetinin tamamından sorumludur. Bu kapsamda ameliyathane şartları, sterilizasyon, yoğun bakım, hemşirelik hizmetleri, temizlik, hasta izolasyonu, enfeksiyon kontrol komitesi, kayıt sistemi, laboratuvar ve konsültasyon organizasyonu özel hastanenin sorumluluk alanındadır.
Özel hastane ile hasta arasındaki ilişki çoğu durumda sağlık hizmeti sunumuna dayalı bir tüketici işlemi niteliği taşıyabilir. Bu nedenle özel hastane enfeksiyonu davalarında görevli mahkeme çoğu olayda Tüketici Mahkemesi olabilir. Tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması kural olarak dava şartıdır. 6502 sayılı Kanun’un 73/A maddesi, tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasını dava şartı olarak düzenlemektedir.
Ancak özel hastane enfeksiyonu dosyalarında görevli mahkeme ve dava yolu somut olaya göre belirlenmelidir. Basit bir ücret iadesi davası ile yoğun bakım enfeksiyonu sonucu ölüm veya kalıcı sakatlık meydana gelen dava aynı şekilde ele alınamaz. Ağır bedensel zarar, ölüm, destekten yoksun kalma, yüksek manevi tazminat ve kalıcı iş göremezlik gibi kalemler bulunduğunda dosya kapsamlı bir malpraktis ve tazminat davası olarak hazırlanmalıdır.
Devlet Hastanesinde Hastane Enfeksiyonu Nedeniyle Tazminat Davası
Hastane enfeksiyonu devlet hastanesinde, şehir hastanesinde, eğitim ve araştırma hastanesinde veya kamu üniversitesi hastanesinde meydana gelmişse hukuki yol genellikle idare hukuku çerçevesinde değerlendirilir. Devlet hastanesinde sunulan sağlık hizmeti bir kamu hizmetidir. Bu hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi halinde idarenin hizmet kusuru gündeme gelir.
Bu durumda çoğu olayda doğrudan doktora karşı adli yargıda dava açılması yerine, ilgili idareye başvuru ve ardından idare mahkemesinde tam yargı davası açılması gerekir. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesine göre, idari eylemlerden hakları ihlal edilen kişilerin dava açmadan önce, eylemi yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurmaları gerekir. Talebin reddi veya otuz gün içinde cevap verilmemesi halinde dava süresi içinde tam yargı davası açılabilir.
Devlet hastanesinde enfeksiyon nedeniyle dava açılacaksa davalı çoğu zaman Sağlık Bakanlığı veya ilgili kamu idaresidir. Kamu üniversitesi hastanelerinde ilgili üniversite, şehir hastanelerinde hizmetin niteliğine göre idare ve yüklenici yapı, olay özelinde ayrıca değerlendirilmelidir. Yanlış idareye başvuru yapılması, sürelerin kaçırılması veya yanlış mahkemede dava açılması ciddi hak kaybına neden olabilir.
Hastane Enfeksiyonu Nedeniyle Hangi Tazminatlar Talep Edilebilir?
Hastane enfeksiyonu nedeniyle zarar gören hasta, şartları oluşmuşsa maddi ve manevi tazminat talep edebilir. Maddi tazminat, hastanın ekonomik zararlarını karşılamaya yöneliktir. Enfeksiyon nedeniyle yapılan ek tedavi giderleri, yeniden ameliyat masrafları, yoğun bakım giderleri, antibiyotik ve ilaç giderleri, pansuman ve yara bakımı masrafları, özel hastane giderleri, fizik tedavi ve rehabilitasyon giderleri, protez veya medikal malzeme giderleri, ulaşım masrafları, bakıcı giderleri, geçici iş göremezlik zararı, sürekli iş göremezlik zararı ve kazanç kaybı maddi tazminat kapsamında istenebilir.
Örneğin ameliyat sonrası gelişen enfeksiyon nedeniyle hasta yeniden ameliyat olmuşsa, protez çıkarılmışsa, uzun süre yoğun bakımda kalmışsa, organ fonksiyonu bozulmuşsa veya çalışma gücünü kaybetmişse, bu zararlar ayrıca hesaplanmalıdır. Enfeksiyon nedeniyle hastanın hastanede yatış süresi uzamışsa, aile bireyleri bakım yükü altına girmişse, hasta işinden uzak kalmışsa veya kalıcı maluliyet oluşmuşsa bunlar da tazminat hesabında dikkate alınmalıdır.
Manevi tazminat ise hastanın yaşadığı acı, elem, ızdırap, korku, psikolojik yıkım, bedensel bütünlüğünün bozulması, yaşam kalitesinin düşmesi, sosyal hayattan uzaklaşması ve ölüm korkusu yaşaması nedeniyle talep edilir. Hastane enfeksiyonu özellikle sepsis, organ kaybı, kalıcı iz, uzuv kaybı, protez kaybı, yoğun bakım süreci veya ölümle sonuçlanmışsa manevi tazminat talebi daha da önem kazanır.
Hasta hayatını kaybetmişse yakınları destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat talep edebilir. Eş, çocuklar, anne-baba ve somut olayda destek ilişkisi bulunan kişiler, ölüm nedeniyle uğradıkları maddi ve manevi zararların giderilmesini isteyebilir.
Hastane Enfeksiyonu Nasıl İspatlanır?
Hastane enfeksiyonu davalarında ispat süreci teknik ve zordur. Çünkü enfeksiyonun kaynağı, oluş zamanı, hastane önlemleri, hastanın risk faktörleri ve tedavi süreci birlikte incelenmelidir. Bu nedenle ilk yapılması gereken işlem, hastanın tüm tıbbi kayıtlarının eksiksiz şekilde temin edilmesidir.
Delil olarak hasta dosyası, ameliyat notu, anestezi formu, hemşire gözlem formları, yoğun bakım kayıtları, pansuman kayıtları, ateş takip çizelgeleri, laboratuvar sonuçları, CRP, prokalsitonin, lökosit değerleri, kan kültürü, yara kültürü, idrar kültürü, antibiyogram sonuçları, enfeksiyon hastalıkları konsültasyonları, kullanılan antibiyotikler, izolasyon kayıtları, sterilizasyon kayıtları, ameliyathane kayıtları, taburcu evrakı, yeniden yatış kayıtları ve ölüm halinde ölüm belgesi mutlaka incelenmelidir.
Hasta Hakları Yönetmeliği’ne göre hasta, sağlık durumu ile ilgili bilgilerin bulunduğu dosya ve kayıtları doğrudan veya vekili ya da kanuni temsilcisi aracılığıyla inceleyebilir ve bir suretini alabilir. Aynı Yönetmelik, sağlık hizmeti verilen resmi ve özel bütün kurumları kapsadığından, özel hastane ve devlet hastanesi ayrımı yapılmaksızın tıbbi kayıtların talep edilmesi mümkündür.
Hastane kayıtlarının eksik olması davada ayrıca önem taşır. Enfeksiyon kontrol komitesi kayıtları, sürveyans verileri, ameliyathane sterilizasyon kayıtları, kültür sonuçları, izolasyon kararları veya yoğun bakım enfeksiyon takip kayıtları dosyaya sunulmuyorsa, bu durum hastane aleyhine değerlendirilebilir. Çünkü enfeksiyonun nasıl ortaya çıktığı ve nasıl yönetildiği çoğu zaman bu kayıtlar üzerinden anlaşılır.
Bilirkişi Raporunun Önemi
Hastane enfeksiyonu tazminat davalarında bilirkişi raporu davanın kaderini belirleyebilir. Bilirkişi heyetinde enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji uzmanı, ilgili cerrahi branş uzmanı, yoğun bakım uzmanı, adli tıp uzmanı ve olayın niteliğine göre diğer uzmanlık alanlarından hekimlerin bulunması gerekir.
Bilirkişi raporunda şu sorulara cevap aranmalıdır: Hastada gelişen enfeksiyon sağlık hizmeti ile ilişkili midir? Enfeksiyon hastaneye yatıştan önce mevcut mudur, yoksa sağlık hizmeti sırasında mı ortaya çıkmıştır? Ameliyat öncesi ve sonrası enfeksiyon önleme tedbirleri uygulanmış mıdır? Profilaktik antibiyotik doğru zamanda ve doğru dozda verilmiş midir? Sterilizasyon, dezenfeksiyon ve izolasyon kurallarına uyulmuş mudur? Enfeksiyon belirtileri zamanında fark edilmiş midir? Kültür ve antibiyogram alınmış mıdır? Enfeksiyon hastalıkları konsültasyonu zamanında istenmiş midir? Hastanın zararının enfeksiyonla illiyet bağı var mıdır?
Eksik bilirkişi raporlarına mutlaka itiraz edilmelidir. Özellikle yalnızca “enfeksiyon komplikasyondur” denilerek dosya kapatılıyorsa, raporun sterilizasyon kayıtlarını, kültür sonuçlarını, ameliyat ve yoğun bakım kayıtlarını, hastanın risk faktörlerini ve enfeksiyon kontrol protokollerini değerlendirip değerlendirmediği incelenmelidir. Bilirkişi raporu hastane kayıtlarını somut şekilde tartışmadan kusur yoktur sonucuna varıyorsa ek rapor veya yeni heyet raporu talep edilmelidir.
Aydınlatılmış Onam ve Enfeksiyon Riski
Hastane enfeksiyonu davalarında aydınlatılmış onam da önemlidir. Hasta, yapılacak ameliyat veya tıbbi müdahale öncesinde enfeksiyon riski hakkında bilgilendirilmelidir. Ancak bu bilgilendirme, hastanenin tüm sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Hastaya “enfeksiyon riski vardır” denilmiş olması, hastanenin sterilizasyon, takip, izolasyon ve tedavi yükümlülüklerinden kurtulduğu anlamına gelmez.
Hasta Hakları Yönetmeliği, hastanın sağlık durumu, uygulanacak tıbbi işlemler, bunların faydaları, muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri ve tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek sonuçlar hakkında bilgi isteme hakkına sahip olduğunu düzenler. Ayrıca hastanın tıbbi müdahalelerde rızası esastır.
Bu nedenle onam formu incelenirken yalnızca imzanın varlığına bakılmamalıdır. Formda enfeksiyon riski yazıyor mu? Risk hastaya somut şekilde anlatılmış mı? Hastanın özel risk faktörleri değerlendirilmiş mi? Diyabet, bağışıklık baskılanması, obezite, sigara kullanımı, protez ameliyatı, yoğun bakım ihtiyacı gibi özel durumlar açıklanmış mı? Hastaya ameliyat sonrası enfeksiyon belirtileri ve ne zaman başvurması gerektiği anlatılmış mı? Bu sorular hukuki değerlendirmede önem taşır.
Ceza Soruşturması Açılabilir mi?
Hastane enfeksiyonu ağır bedensel zarara veya ölüme neden olmuşsa ceza soruşturması da gündeme gelebilir. Taksirle yaralama, taksirle ölüme neden olma, görevi ihmal, kayıtların değiştirilmesi, sahte belge düzenlenmesi veya enfeksiyon kontrol yükümlülüklerinin ağır şekilde ihlali gibi iddialar varsa savcılığa suç duyurusunda bulunulabilir.
Ancak sağlık meslek mensupları hakkında yürütülecek soruşturmalarda özel izin usulleri bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu Ek 18. maddeye ilişkin kararında da belirtildiği üzere, kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ile vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim, diş hekimi ve diğer sağlık meslek mensuplarının muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamaları nedeniyle yapılacak soruşturmalar bakımından Mesleki Sorumluluk Kurulu’nun izin verme yetkisi bulunmaktadır.
Ceza soruşturması ile tazminat davası farklı amaçlara sahiptir. Ceza soruşturmasında sağlık personelinin cezai sorumluluğu araştırılır. Tazminat davasında ise hastanın veya yakınlarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi amaçlanır. Ancak ceza dosyasında alınacak Adli Tıp raporları, ifadeler ve tıbbi belgeler tazminat davası açısından önemli delil oluşturabilir.
Hastane Enfeksiyonu Şüphesinde Hasta veya Yakınları Ne Yapmalıdır?
Hastane enfeksiyonu şüphesi varsa öncelikle tüm tıbbi kayıtlar talep edilmelidir. Hasta dosyası, ameliyat notu, kültür sonuçları, antibiyotik tedavileri, yoğun bakım kayıtları, enfeksiyon konsültasyonları, hemşire gözlem formları, pansuman kayıtları, sterilizasyon ve enfeksiyon kontrol belgeleri mümkün olduğunca eksiksiz alınmalıdır.
İkinci olarak, olayın özel hastanede mi, devlet hastanesinde mi, kamu üniversitesi hastanesinde mi yoksa özel klinikte mi gerçekleştiği belirlenmelidir. Çünkü özel hastanede tüketici mahkemesi ve arabuluculuk; devlet hastanesinde idareye başvuru ve tam yargı davası gündeme gelebilir.
Üçüncü olarak, enfeksiyonun hastaya verdiği zarar belgelenmelidir. Yeni ameliyatlar, yoğun bakım süreci, iş göremezlik raporları, engellilik raporu, psikolojik tedavi belgeleri, tedavi faturaları, ulaşım masrafları, bakıcı giderleri ve ölüm halinde defin giderleri ile destek ilişkisini gösteren belgeler toplanmalıdır.
Dördüncü olarak, süreler kaçırılmamalıdır. Kamu hastanesi dosyalarında İYUK 13 kapsamında idareye başvuru süresi önemlidir. Özel hastane dosyalarında ise görevli mahkeme, arabuluculuk ve zamanaşımı ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Enfeksiyonun ne zaman ortaya çıktığı, hastanın zararı ne zaman öğrendiği, yeniden ameliyat veya ölüm tarihi süre hesabını etkileyebilir.
Sonuç: Hastane Enfeksiyonu Her Zaman Kader Değildir
Hastane enfeksiyonu, sağlık hizmetinin en ciddi risklerinden biridir. Ancak bu riskin varlığı, hastane veya doktorun her durumda sorumluluktan kurtulacağı anlamına gelmez. Hastaneler enfeksiyonları önlemek, kontrol altına almak, sürveyans yapmak, sterilizasyon ve izolasyon kurallarına uymak, enfeksiyon belirtilerini zamanında fark etmek ve hastayı uygun şekilde tedavi etmekle yükümlüdür.
Hastane enfeksiyonu nedeniyle tazminat davası açılabilmesi için enfeksiyonun sağlık hizmetiyle ilişkisi, hastanenin kusuru, zararın kapsamı ve illiyet bağı somut delillerle ortaya konulmalıdır. Her enfeksiyon malpraktis değildir; ancak enfeksiyon kontrol önlemleri alınmamışsa, hasta takip edilmemişse, kültür ve tedavi gecikmişse, izolasyon sağlanmamışsa veya hastane kayıtları eksikse tazminat sorumluluğu doğabilir.
Özel hastane enfeksiyonlarında doktor, hastane ve ilgili sağlık kuruluşu aleyhine maddi-manevi tazminat davası açılması; devlet hastanelerinde ise idareye başvuru ve tam yargı davası yolunun izlenmesi gerekir. Hasta hayatını kaybetmişse yakınları destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat talep edebilir.
Bu nedenle hastane enfeksiyonu yaşayan hasta veya hasta yakınları vakit kaybetmeden tıbbi kayıtları toplamalı, olayın kronolojisini çıkarmalı, kültür ve tedavi belgelerini saklamalı, özel-devlet hastanesi ayrımına göre doğru hukuki yolu belirlemeli ve maddi-manevi zararlarını eksiksiz şekilde talep etmelidir. Hastane enfeksiyonu davalarında güçlü dosya hazırlığı, doğru bilirkişi incelemesi ve enfeksiyon kontrol kayıtlarının titizlikle değerlendirilmesi davanın sonucunu doğrudan etkiler.