COVID-19 Nedeniyle Sözleşmelerin İfa Güçlüğü

COVID-19 NEDENİYLE SÖZLEŞMELERİN İFA GÜÇLÜĞÜ

COVİD- 19 pandemisi, hukuken henüz çok yeni olması sebebiyle söz konusu pandemi hakkında Yargıtay içtihadı vücut bulmuş olmamakla beraber, öğretinin genel yaklaşımına göre COVID-19 sosyal felaket olarak nitelendirilebilecek bir olgudur. Sosyal felaket, öğretide genel nitelikte, tüm halkı veya halkın büyük bir çoğunluğunu etkileyebilecek nitelikte, savaş̧, deprem, salgın gibi sosyal varoluşu sarsan bir değişiklik olarak ele alınmaktadır. COVİD-19 kimi sözleşmeler bakımından tarafların borçlarını ifa etmesini imkansız hale getiren bir mücbir sebep olabileceği gibi kimi sözleşmeler bakımından da ifanın imkansızlaşmaması ancak taraflardan en az birisi açısından aşırı derecede güç hale gelmesine neden olabilmektedir

1. İfa İmkansızlığı (TBK m. 136)

Mücbir sebep hâllerini de kapsayan, borçlunun sorumlu olmadığı ifa imkansızlığının düzenlendiği TBK m. 136 hükmüne göre:

(1) Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer.

(2) Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü̈ olup, henüz kendisine ifa edilmemiş̧ olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş̧ olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır.

(3) Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.

Yargıtay’ın ifadesiyle mücbir sebep, borçlunun faaliyet ve işletmesi haricinde meydana gelen, borcun ihlaline kaçınılmaz olarak yol açan, öngörülmesi yahut karşı konulması da mümkün olmayan olağanüstü olaylardır. Böylesi durumların varlığında ve bu durumlar tarafın borcunu ifa etmesini imkansız hale getirdiğinde borçlu borcundan kurtulacaktır.

Yukarıda ifade edildiği üzere öğretinin COVİD-19’a yaklaşımı bunun bir sosyal felaket olduğu yönündedir. Yargıtay’ın geçmişteki birçok kararında salgın hastalıkları mücbir sebep altında değerlendirdiği de görülmektedir. Dolayısıyla bir sosyal felaket teşkil eden COVİD- 19, sözleşmesine göre mücbir sebep sayılabilir. Ancak TBK m. 136’nın uygulanması açısından mücbir sebebin varlığı ortaya çıkan olağanüstü halin ifayı imkansız hale getirmesine bağlıdır. Borçlu müşterinin borcundan kurtulabilmesi açısından aynı zamanda ifasının da bu olağanüstü sebep nedeniyle imkansız hale gelmesi gerekmektedir

2. Aşırı İfa Güçlüğü (TBK m.138)

Müşterilerin sözleşmeden doğan borçlarını kısmen veya tamamen yerine getirmemelerini hukuki zemine oturtması muhtemel olan ikinci bir alternatif ise “işlem temelinin çökmesi nedeniyle sözleşmenin uyarlanması ve bu mümkün değilse sözleşmeden dönülmesi” müessesesidir.

Kural olarak taraflar akdettikleri sözleşme şartları ile bu sözleşmeden doğan borçları ifa edene değin bağlıdırlar ve tarafları etkileyen sonraki değişiklikler de sözleşme şartlarının değişmesi sonucunu doğurmaz. Bu husus “ahde vefa” ilkesinin sonucudur. Ancak kanun koyucu “Aşırı İfa Güçlüğü” başlığı taşıyan TBK m. 138’de bir istisnadan bahsetmektedir:

Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.”

Bu hüküm kapsamına giren durumlarda, sözleşmenin kurulduğu esnada tarafların öngöremediği bir halin olumsuz etkileri sonradan ortaya çıkmaktadır ve mevcut sözleşmesel şartlarla tarafın bu olumsuz etkilere katlanması beklenememektedir. Bunun sonucunda da sözleşmesel şartlar, kendisi için ağırlaşan tarafın talebiyle uyarlanabilmektedir. Bu kurumun şartları şunlardır:

  1. Sözleşmenin yapıldığı sırada, taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum ortaya çıkmış olmalıdır;
  2. Bu durum borçludan kaynaklanmamış olmalıdır;
  3. Bu durum, sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olmalıdır;
  4. Borçlu, borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır.

“Öngörülemezlik” Sebebiyle Aşırı İfa Güçlüğü

Sözleşmenin yapıldığı esnada taraflarca öngörülemez olma kriterindeki “öngörülemezlik” tarafların kimliği ile yakından ilişkilidir. Gerçekten de tacir olan tarafların basiretli davranmaları kanuni bir yükümlülüktür ve tüketicilerin öngöremeyecekleri kimi gelişmeler de tacirler açısından öngörülebilirdir. Ancak yukarıda ifade edildiği üzere sosyal felaket derecesinde beklenmeyen hal teşkil eden COVİD-19 basiretli tacirler tarafından dahi öngörülebilir olarak değerlendirilemeyecektir.

Aşırı ifa güçlüğüne yol açan olay veyahut olgular doğduktan sonra borçlu, herhangi bir çekince koymaksızın borcunu ifa ederse söz konusu maddeye dayanarak sözleşmenin uyarlanmasını veya bu mümkün değilse sözleşmeden dönmeyi talep edemeyecektir.  Öğretiye göre burada ifade edilmek istenen ise şudur, öngörülemeyen sebepler ortaya çıktıktan sonra sözleşmesel borcun ifasını aşırı güçleştirebilirler ancak borçlu söz konusu borcunu somut olayda ifa ettiyse böyle bir güçlük ile karşılaşmamış demektir.

Özetle şu ihtimaller üzerinde durulmalıdır;

  • Müşteriler COVİD-19 nedeniyle ücretin ödenmesinin kendileri açısından imkansız hale geldiğini ve borçtan kurtulduklarını savunabilirler. Ancak bu gerekçe yersiz olacaktır zira para borcu tür borcudur ve ifası imkansızlaşamaz. Müşteriler ifa imkansızlığı gerekçesiyle borçlarının kalan kısımlarını ifa etmedikleri taktirde, vadesi gelen borçlar için temerrüde düşerler ve temerrüt faizi işlemeye başlar.
  • Müşteriler COVİD-19 nedeniyle işlem temelinin sarsıldığını iddia ederek TBK m. 138 uyarınca sözleşmeden dönmek isteyebilirler. Ancak kanunun açık lafzı ve Yargıtay uygulamasına göre borçlu, işbu beyannamede müşteri, mahkemeden sözleşmenin uyarlanması talebinde bulunduktan sonra ancak mahkeme uyarlamanın mümkün olmadığına kanaat getirirse sözleşmeden dönebilecektir. Yargıtay kararlarına göre mahkemeden de önce karşı taraftan, uyarlama istenmesi dürüstlük kuralına uygun olan davranıştır. Bu prosedüre uyulmadan müşterilerin sözleşmeden döndüklerini beyan etmeleri halinde bu dönme de geçersiz olacaktır.
  • Son olarak müşteriler ve tacir sözleşmenin uyarlanması hususunda anlaşabilirler yahut müşteriler hakimden sözleşmenin uyarlanmasını talep ederek kanunen doğru prosedürü izleyebilirler.

 

Selim Turan

Koç Hukuk Fakültesi 

Leave a Reply

Call Now Button