Boşanmaya Sebep Olaylarda Eşlerin Kusuru

Boşanmada Eşlerin Kusuru

Grounds for Divorce in Utah | Fault vs No-Fault Divorce

Karı ve kocanın sağ olması durumunda evlenmeyi sona erdiren normal hal boşanmadır. Boşanma eşler hayattayken kanunda öngörülen bir sebebe dayanarak, taraflardan birinin açacağı dava sonucu hakim kararı ile son bulması olarak tanımlanabilir.

Evlilik birliğinin devamında eşlerin yükümlülükleri

Evlilik birliği içerisinde çiftlerin yerine getirmesi gereken birtakım yükümlülükleri vardır. Medeni kanunda evlilik birliğinin devamı için eşlere yüklenen bazı yükümlülükler; evlilik birliğinde mutluluğu sağlamak huzuru bozan davranışlardan kaçınmak, çocukların bakımı, birbirlerine karşı sadakat yükümlülüğü, birbirlerine karşı maddi manevi yardım, birlikte yaşamdır.

Evlilik birliğinin bozulması

Evlilik birliğinin getirdiği yükümlülüklerin yerine getirilmemesi birer boşanma sebebi olarak ileri sürülebilecek ve tarafların dava açmaları mümkün olabilecektir. Boşanma davalarında tarafların üstlerine düşen yükümlülükleri yerine getirmemesi kusura sebep olur. Eşlerin boşanma sebeplerindeki kusurlarına da bakılır. Ayrıca boşanma davalarındaki kusur ilkesi boşanma kararından sonraki sonuçlara (nafaka, tazminat, mal paylaşımı) da büyük etki etmektedir.

Boşanma sebepleri

Medeni kanunda boşanma sebepleri altı maddede düzenlenmiştir. TMK (161-166).Bazı sebepler, davalının kusuruna bağlı olduğu gibi bazı sebeplerde ise kusurun bulunması aranmamaktadır. Kusura dayanan boşanma hallerinin sonucunda birtakım yaptırımlar olabilecekken, kusura dayanmayan boşanma halinde ise evlilik birliğinin işlevini yerine getirememesi durumundan boşanmadan söz edilir.

  • MK madde 161’de bir boşanma sebebi olarak düzenlenen zina,
  • MK madde 162/1 de ki hayata kast, pek kötü muamele, ya da onur kırıcı davranış (üç ayrı sebebe dayanan boşanma sebebi),
  • MK madde 163’de küçük düşürücü suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme,
  • MK madde 164’deki terk kusura dayalı boşanma sebeplerindendir.
  • MK madde 165 ise akıl hastalığı kusura dayanmayan boşanma sebebidir.

Özel boşanma sebepleri

TMK 161-165 de sayılan boşanma sebepleri özel boşanma sebebidir. Özel boşanma sebepleri kanunda sınırlı sayıda sayılmıştır. Özel boşanma sebepleri ile genel boşanma sebeplerinin farklı hukuki sonuçları vardır. Özel boşanma sebepleri sonucu davacı, karşı tarafın kusurlu olup olmadığını ispatlamak zorunda değildir, özel boşanma sebebi olduğunu ispatlaması yeterlidir. Genel boşanma sebeplerinde ise eşler birbirinin kusurunu ispatlamak zorundadırlar.  Yargıtay kararları incelendiği zaman sınırsız sayıda boşanmada kusur sayılan haller bulunmaktadır. Kusura dayalı boşanma sebeplerinde, boşanma nedeninin ispatlanması boşanma için yeterlidir. Özel boşanma sebeplerinden farklı olarak MK madde 166’da düzenlenmiş olan genel boşanma hallerinde, zina, pek fena muamele, terk, haysiyetsiz hayat sürme ya da diğerleri gibi belli bir olguya dayanmamaktadır.

Genel boşanma sebepleri

Genel boşanma sebepleri hakim tarafından kusur ilkesi aranmayan ve mutlak boşanma sebeplerindendir. Ancak genel boşanma sebeplerinin altında da çeşitli kusur unsurlarının bulunması muhtemeldir. Genel boşanma sebeplerinden evlilik birliğinin temelinden sarsılması MK 166/1 ve 2’ye göre,” Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenemeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Bu fıkrada belirtilen hallerde davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle dava açılması kusur şartına bağlı değildir. TMK m.166/1’e dayanan boşanma davası sadece kusursuz ya da daha az kusurlu eş tarafından değil evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda daha fazla kusuru bulunan eş tarafından da açılabilir. Ancak boşanma kararı verilebilmesi için davalının az da olsa kusuru bulunmalıdır.

Davada eşlerin kusurları ve kusursuzlukları

Temelden sarsılmada her iki eşin de kusursuz olduğu hallerde de dava açılabilir. Ancak davalının, davacının daha kusurlu olduğunu ileri sürerek, davanın sonucuna etkili olması da mümkündür. MK 166/2 davalıya, kusuru ileri sürerek davaya engel olma hakkını tanımıştır. Açılmış olan boşanma davasında davacı daha kusurlu ise bunu ileri sürerek eşin açtığı davaya itiraz edebilir. Davalı isterse davacının daha kusurlu olduğunu ileri sürerek davayı reddettirebileceği gibi isterse bu defi hakkından yararlanmayarak davaya bakılmasına devam ettirebilir. Davalının bu hakkını kullanabilmesi için hiç kusurunun bulunmaması aranmaz yeter ki davacı daha kusurlu olsun. Dolayısıyla iki tarafın kusurunun bulunmadığı veya iki tarafın kusurunun eşit olduğu hallerde bu defi ileri sürülemez. TMK 166/2 de şu hüküm getirilmiştir. ” Bununla beraber bu itiraz hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir .Bu hükme göre, davacı daha kusurlu olsa bile, hakim defiyle hakkın kötüye kullanıldığını görürse, boşanmaya karar verebilir.

Kusurların değerlendirilmesi

Bütün bunların yansıra davanın açıldığı tarihteki olgulara göre incelenip sonuçlandırılması kuralı gereğince dava açıldıktan sonra meydana gelecek kusur durumları değerlendirilmeye alınmayacaktır. Özetleyecek olursak genel hatlarıyla boşanma sebeplerine bakıldığında özel ve genel sebepler olarak ayrıldığını ve özellikle de özel boşanma sebeplerinin kusura dayalı sebepler olduğu görülmektedir. Kusur belirlenirken tarafların eylemlerinin önemini ve bu eylemlerin her somut olaya göre ayrı ayrı değerlendirileceğini de unutmamak gerekir.

Konuya ilişkin Yargıtay kararı:
2.Hukuk Dairesi         2016/21389 E., 2018/9106 K.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, yerinde bulunmayan temyiz isteğinin reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, peşin alınan harcın mahsubuna ve 143.50 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 12.09.2018(Çrş.)
Fiili ayrılık tek başına boşanma nedeni sayılmasa da fiili ayrılık döneminde davalı erkeğin birlik görevleri askıya alınmış değildir. Davalı erkeğin en azından ortak çocuklara karşı birlik görevlerini yerine getirmesi gerekir.
Somut olayda da davalı erkeğin fiili ayrılık süresince davacı eşini ve çocuklarını arayıp sormadığı, onlara maddi-manevi destek sağlamadığı aksi kanıtlanamayan tanık anlatımlarıyla sabittir. Bu durumda taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Davacı kadın dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık yasal olarak mümkün görülmemesine göre, boşanmaya karar verilecek yerde yetersiz gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
Eşlerin yükümlülükleri Türk Medeni Kanunu’nda açıkça düzenlenmiştir. Kanundaki bu yükümlülükler genel olarak; “Evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur. Eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler. Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar (TMK m.185). Eşler oturacakları konutu birlikte seçerler. Birliği eşler beraberce yönetirler. Eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılırlar (TMK m.186). Ana, baba ve çocuk, ailenin huzur ve bütünlüğünün gerektirdiği şekilde birbirlerine yardım etmek, saygı ve anlayış göstermek ve aile onurunu gözetmekle yükümlüdürler (TMK m.322). Çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler ana ve baba tarafından karşılanır (TMK m.327)” şeklinde düzenlenmiştir.
Yine Türk Medeni Kanunu’nda evlilik birliğinin sarsılması başlığı altında; “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir (TMK m.166/1-2)” şeklinde genel boşanma sebebi yer almaktadır.
Türk Medeni Kanunu’nda fiili ayrılık adı altında özel/ayrı bir boşanma sebebi ise düzenlenmemiştir. Ancak olayın özelliğine göre, çok uzun süreli fiili ayrılıkların, genel boşanma sebebi olan evlilik birliğinin sarsılması (TMK m.166/1-2) hukuki sebebiyle açılmış davalarda değerlendirilmesi gerekir. Buna engel olacak yasal bir düzenleme yoktur. Çünkü fiili ayrılık sırasında da eşlerin birbirlerine karşı yukarıda yazılı tüm yükümlülükleri devam etmektedir (TMK m. 185,186,322,327).
Uygulamada, eşlerin birbirlerine yönelik hakaret içeren basit bir kaç sözünün evlilik birliğini temelinden sarstığı (TMK m.166/1-2) kabul edilip, eşlerin boşanmalarına karar verilirken, ortalama insan ömrüne göre çok uzun süre fiilen ayrı yaşayan eşlerin evlilik birliğinin temelinden sarsılmadığını kabul etmek ve boşanma davalarının reddine karar vermek, yasanın amacına uygun olamaz. Yıllarca ayrı yaşayan eşleri, kanun zoruyla bir araya getirmek de mümkün değildir.
Kuşkusuz, evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle (TMK m.166/1-2) açılan boşanma davalarında eşlerin kusurlu olup olmadıklarını belirlemek zorunludur. Fiili ayrılıklarda, ayrılığa kimin sebep olduğu veya birlikte yaşamaktan kimin kaçındığı, kimin birlik görevlerini yerine getirmediğinin veya eşlerin evlilik birliğini sarsacak başka bir davranışının kanıtlanması hallerinde, kusur belirlemesi açısından sorunun çözümü kolaydır. Böyle durumlarda doğal olarak, iddia ve savunmada ileri sürülen kanıtlanmış vakıalara göre kusur belirlemesi yapılacak ve TMK’ nun 166/1-2. maddesine göre koşullar oluşuyorsa, dava boşanmayla sonuçlandırılabilir.
Peki, çok uzun süreli fiili ayrılığa karşın, fiili ayrılığa kimin sebep olduğu, kimin ortak yaşamaktan kaçındığı, birlik görevlerinin yerine getirilip getirilmediğinin veya kusur sayılacak herhangi bir davranışın kanıtlanamaması hallerinde sorun nasıl çözülecektir? İşte bu gibi durumlarda, eşlerin eşit kusurlu olduklarının kabul edilmesi gerekir. Çünkü eşler, ortada usulen kanıtlanmış haklı hiçbir sebep bulunmadığı halde, fiilen ayrı yaşamakta ve birlikte yaşamaktan kaçınmaktadır. Eşlerin bu davranışı en azından, Türk Medeni Kanunu’nda emredici olarak düzenlenen, eşler birlikte yaşamak zorundadırlar (TMK m.185/3) şeklindeki yaşam biçimine aykırıdır. Her iki eş de bu amir hükme aykırı davranmaktadır. Dolayısıyla evlilik birliği temelinde sarsılmış (TMK m.166/1) ve eşler bu sonuca eşit kusurları ile sebep olmuşlardır. Bu yüzden, taraflardan birinin evlilik birliğinin sarsılması (TMK m.166/1) hukuki sebebiyle açtığı boşanma davasında, şayet çok uzun süreli fiili ayrılık kanıtlanıyorsa boşanmaya karar verilmelidir.
Bu arada, TMK’ nun 166/son maddesinde belirlenen üç yıllık fiili ayrılık süre şartı da göz ardı edilmeyerek, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığının kabulü için, en az üç yıl ve daha uzun süreli ayrılıkları, “çok uzun süreli fiili ayrılık” olarak kabul etmek gerekir.
Eldeki davada yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davacı kadının evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle (TMK m.166/1) boşanma davası açtığı, davalının cevap dilekçesi sunmadığı, duruşmalara katılmadığı, mahkemece, fiili ayrılığın tek başına boşanma sebebi olamayacağı gerekçesiyle, davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Ancak, toplanan delilere göre tarafların altı yıldır fiilen ayrı yaşadıkları, davacı kadının ortak çocuklarla birlikte babasının evinde kaldığı, tartışmasızdır. Ortalama insan ömrü için altı yıl çok uzun süredir. Taraflar, Türk Medeni Kanunu’nda emredici olarak düzenlenen, eşler birlikte yaşamak zorundadırlar (TMK m.185/3) şeklindeki yaşam biçimine, altı yıl gibi çok uzun süre aykırı şekilde yaşamışlar ve halen bu aykırılık devam etmektedir. Bu sebeple davanın reddi doğru olmamıştır.
Diğer yandan, aksi kanıtlanmayan tanık anlatımlarına göre, davalı erkeğin fiili ayrılık süresince, eşini ve çocuklarını arayıp sormadığı, onlara maddi ve manevi olarak yardımda bulunmadığı, davacının ve ortak çocukların tüm ihtiyaçlarının davacı kadının ailesi tarafından karşılandığı belirlenmiştir. Bu durumda, davalı erkeğin en azından, ortak çocuklara karşı birlik görevlerini yerine getirmediği sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu açıdan bakıldığında da davanın reddi doğru olmamıştır.
Yukarıda yapılan tüm bu açıklamalara göre, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık yasal olarak mümkün görülmemesine göre, boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru değildir.

Tüm detaylara ve aklınızda bulunan sorulara uzman bir cevap bulmak için Av. Ferhat Kule ile görüşebilirsiniz.

Merve Zengin

Leave a Reply

Call Now Button