Adil Yargılanma Hakkı (AİHS M.6)

Adil Yargılanma Hakkı

Masumiyet Karinesi

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi

Her birey yasal anlamda bir anlaşmazlığa düştüğünde veya bir kabahat dolayısıyla suçlandığında adil yargılanma hakkına haizdir. Bu da davanın makul bir süre içerisinde, tarafsız ve aynı zamanda bağımsız bir mahkemede, kamuya açık olarak görülmesi gerektiğini ifade eder. Bir suç isnadı ve bir ceza tehdidi ile karşılaşılmamış ise cezai manada bir adil yargılanma hakkının varlığından söz edilemez.

AİHM içtihatlarına göre suç isnadının cezai alanda olması gerekir. Eğer işlenen bir suç dolayısıyla ayrıca bir disiplin cezası söz konusuysa bu disiplin cezası cezai alanda sayılmaz.

Adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan ve AİHS m.6/2’de düzenlenen masumiyet karinesi uyarınca ‘’kişi, bir suç ile itham edilse de, suçluluğu ispatlanıncaya kadar masumdur.’’ Anayasanın 36. maddesinde ise herkesin iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmektedir. Yargılamanın amacı da esasen budur. Çünkü asıl amaç maddi gerçeğe ulaşmaktır. Maddi gerçeğe ulaşmak için suç isnadı olan kişiden masum olduğunu ispat etmesi istenemez. İspat açısından kullanılan karinelerin masumiyet karinesini ihlal edecek nitelikte olmaması gerekir. Makul sürede yargılama ilkesinin temel şekliyle de bu bakımdan bağdaşır. Çünkü asıl amaç yargılamadan elde edilmek istenen sonucu elde etmektir. Bu bakımdan ilke ne hızlı ne de geç bir şekilde yargılamanın yapılmasıdır. Dolayısıyla masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biridir. Adil yargılanma hakkının diğer unsurlarını elde etmek bakımından masumiyet karinesi adeta bir yaşam alanı sağlamaktadır.

Ceza muhakemesinde maddi gerçeğe ulaşma amacı, bu yolda her şeyin mübah olduğu bir amaçtan ziyade, adil yargılanma hakkının ışığında meydana getirilecek sonuçların gerçekleşmesini hedefler. Günümüz ceza muhakemesi ile ulaşılmaya çalışılan hedefler; hakikatin araştırılması, insanlık onuruna saygı gösterilmesi, masumları cezalandırma riskinin azaltılmasıdır. Burada önemli olan kişinin kusuru ispat edilmeden önce suçlu gibi muamele görmesini engellemektir.

Masumiyet karinesinin ceza muhakemesi alanında ortaya çıkan sonuçlarından birisi de şüpheden sanığın yararlanmasıdır. Bu ilkenin kaynağı masumiyet karinesidir. Şöyle de diyebiliriz: Bir kişinin mahkum edilebilmesi için o kişinin bahse konu suçu işlediğinin yüzde yüz ispat edilmiş olması gerekir. Hakim şüphesini yüzde yüz yenemezse, o hususu sabit olmamış sayacak ve kararı buna göre verecektir. Dolayısıyla bu şüphe giderilemezse, delil yetersizliğinde sanığın beraatına karar verilir. İspat yükü iddia makamındadır. Var olan her türlü şüphe sanık lehine yorumlanmalıdır. Yani ispat yükünün iddia makamından savunmaya aktarıldığı durumda masumiyet karinesi çiğnenmiş olur. Yargıtay kararlarında da genel olarak ceza yargılaması sonucunda sanık hakkında mahkumiyet kararı verilebilmesi için ‘’her türlü şüpheden uzak, kesin ve yeterli delil’’ bulunması gerektiğine değinilmektedir. Yüksek de olsa bir olasılığa dayanarak karar vermek, sanığı mahkum etmek, ceza yargılamasının en büyük amacı olan gerçeğe ulaşmadan, varsayıma dayalı olarak hüküm vermek anlamına gelir. Bir bütün olarak ceza muhakemesinde düşünce, şüpheden kesinliğe uzanan bir yol takip etmektedir. Ceza muhakemesinde şüphe ancak delillere dayanan şüphedir.

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Mala Zarar Verme Yargıtay Kararı Yargıtay Ceza Genel Kurulu

2006/9-337 E, 2007/69 K.

“…Mala zarar verme suçu kasten işlenebilecek bir suç olup, dosyada sanığın söz konusu ceviz ağacını başkasının malına zarar verme kastı ile kestiği veya yıktığı konusunda katılanın iddiasından başkaca bir kanıt bulunmamaktadır. Kaldı ki ağacın mülkiyetinin dahi ihtilaflı olduğu, el atmanın önlenmesi davasında keşif sonrasında düzenlenen krokide dahi katılanın payına düşen taşınmaz içinde yer almadığı nazara alındığında, sanığın kasıtlı davrandığı konusunda kuşku doğmaktadır. Amacı maddi gerçeğin ortaya çıkarılması olan ceza yargılamasının en önemli ilkelerinin birisi de “kuşkudan sanık yararlanır” (in dubio pro reo) ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın cezalandırılması bakımından taşıdığı önemden dolayı göz önünde tutulması gereken herhangi bir meselede baş gösteren kuşkunun, sanığın yararına değerlendirilmesidir. Yerel Mahkemece kuşkunun sanık lehine değerlendirilerek, beraat kararı verilmesi isabetlidir.”

Stj. Av. Hüseyin Bayraktar

Leave a Reply

Call Now Button