Single Blog Title

This is a single blog caption

Borçlu Şirket Mallarını Yeni Kurduğu Şirkete Devrederse Alacaklı Ne Yapabilir?

Bir şirketin borçları ve hakkında devam eden icra takipleri bulunmasına rağmen araçlarını, makinelerini, stoklarını, taşınmazlarını veya ticari faaliyetini yeni kurulan başka bir şirkete devretmesi, uygulamada sık karşılaşılan mal kaçırma yöntemlerinden biri olabilir.

Özellikle borçlu şirketin ortaklarının veya yöneticilerinin kısa süre içerisinde yeni bir şirket kurması, eski şirketin malvarlığının bu şirkete aktarılması, müşterilerin yeni şirkete yönlendirilmesi ve borçlu şirketin içinin boşaltılması hâlinde alacaklı açısından önemli bir soru ortaya çıkar:

Borçlu şirket mallarını yeni kurduğu şirkete devrederse alacaklı ne yapabilir?

Borçlunun yeni bir şirket kurmuş olması veya malvarlığını başka bir şirkete devretmesi, alacaklının hakkını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Somut olayın özelliklerine göre alacaklı;

  • tasarrufun iptali davası,
  • muvazaa nedeniyle dava,
  • TBK m.202 kapsamında işletme devrinden doğan sorumluluk,
  • organik bağ ve tüzel kişilik perdesinin aralanması,
  • ihtiyati haciz,
  • haciz ve istihkak prosedürü

gibi farklı hukuki yollara başvurabilir.

Ancak doğru hukuki yolun seçilebilmesi için öncelikle şu soru cevaplandırılmalıdır:

Borçlu şirket sadece bazı mallarını mı sattı, yoksa şirketin ticari faaliyetini fiilen yeni şirkete mi aktardı?

Bu ayrım son derece önemlidir.

Borçlu Şirket Yeni Bir Şirket Kurarak Borçlarından Kurtulabilir mi?

Hayır.

Türk hukukunda şirketlerin ayrı tüzel kişilikleri bulunmaktadır. Dolayısıyla eski şirketin borcu yalnızca aynı kişiler tarafından yeni bir şirket kurulması nedeniyle otomatik olarak yeni şirketin borcuna dönüşmez.

Örneğin:

ABC Tekstil Ltd. Şti. 10 milyon TL borçlu olsun.

ABC Tekstil’in ortakları bir süre sonra:

XYZ Tekstil Ltd. Şti.

adında yeni bir şirket kursun.

Sadece iki şirketin ortaklarının aynı olması, yeni şirketi otomatik olarak eski şirketin 10 milyon TL borcundan sorumlu hâle getirmez.

Nitekim Yargıtay uygulamasında da şirketler arasındaki organik bağın tek başına diğer şirketin borçtan sorumlu tutulması için her durumda yeterli olmadığı kabul edilmektedir. Şirketler arasındaki ilişkinin yanı sıra mal kaçırma, muvazaa, hakkın kötüye kullanılması veya işletme devri gibi ilave unsurların bulunması gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da şirketlerin aynı faaliyeti yürütmesi, ortak veya yöneticilerinin kesişmesi gibi olguların tek başına yeterli olmadığını; somut olayda ekonomik bütünlük ve kötüye kullanımın ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Ancak eski şirketin içi boşaltılarak faaliyetlerin yeni şirkete taşındığı ortaya konulabiliyorsa durum değişebilir.

Borçlu Şirket Mallarını Yeni Şirkete Devrederse Tasarrufun İptali Davası Açılabilir mi?

Şartları bulunuyorsa evet.

Borçlunun alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla yaptığı devirlere karşı en önemli hukuki yollardan biri İcra ve İflas Kanunu’nun 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davasıdır.

Tasarrufun iptali davasının temel amacı, borçlunun yaptığı işlemi bütün dünya bakımından geçersiz hâle getirmek değildir.

Amaç, devir işleminin davacı alacaklı bakımından etkisiz hâle getirilmesi ve alacaklının devredilmiş mal üzerinde cebri icra işlemlerine devam edebilmesidir.

İİK m.283 uyarınca dava kabul edilirse alacaklı, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yoluyla alacağını alma yetkisi kazanır. Taşınmaz söz konusuysa tapunun tekrar borçlu adına geçirilmesine gerek olmaksızın haciz ve satış istenebilir. Mal üçüncü kişinin elinden çıkmışsa belirli şartlarla bedel üzerinden sorumluluk gündeme gelir.

Örneğin borçlu şirketin 5 milyon TL değerindeki iş makinesini yeni kurduğu şirkete devrettiğini düşünelim.

Tasarrufun iptali davası kabul edildiğinde mülkiyetin mutlaka eski şirkete döndürülmesi gerekmez. Alacaklı, mahkeme kararının sağladığı yetki çerçevesinde o malın haczedilip satılmasını isteyebilir.

Tasarrufun İptali Davasının Şartları Nelerdir?

İİK m.277 ve devamına dayanan klasik tasarrufun iptali davasında uygulamada özellikle şu ön koşullar önem taşımaktadır:

  • alacak gerçek olmalıdır,
  • borçlu hakkında icra takibi yapılmış ve takip kesinleşmiş olmalıdır,
  • iptali istenen tasarruf kural olarak takip konusu borcun doğumundan sonra yapılmış olmalıdır,
  • borçlunun borcu karşılayacak malvarlığının bulunmadığını gösteren kesin veya geçici aciz belgesi niteliğinde bir durum bulunmalıdır.

Yargıtay’ın yerleşik uygulamasında bu şartlar tasarrufun iptali davalarının ön koşulları arasında kabul edilmektedir.

Bu nedenle alacaklının henüz hiçbir icra takibi başlatmadan doğrudan İİK m.277’ye dayanarak tasarrufun iptali davası açması her durumda mümkün değildir.

Somut olayda takip ve aciz şartlarının ayrıca kontrol edilmesi gerekir.

Şirketin Ticari İşletmesinin Önemli Bir Bölümü Devredilmişse Alacaklı Daha Güçlü Bir Konumda Olabilir

İİK m.280, işletme devirleri açısından alacaklı lehine önemli bir karine içermektedir.

Maddenin düzenlemesine göre ticari işletmenin veya işyerindeki ticari emtianın tamamını ya da önemli bir kısmını devralan kişinin, belirli koşullarda borçlunun alacaklılarına zarar verme kastını bildiği; borçlunun da bu amaçla hareket ettiği kabul edilmektedir.

Bu karinenin aksinin ispatlanabilmesi için kanunda öngörülen bildirim ve ilan şartlarının yerine getirilmesi gerekir.

Bu düzenleme özellikle şu tür olaylarda önemlidir:

Borçlu şirket;

fabrikadaki makinelerin tamamını,

stokların büyük bölümünü,

araçlarını,

müşteri portföyünü

ve fiilî faaliyetini yeni kurulan şirkete aktarmış olabilir.

Bu durumda işlem sıradan bir tek mal satışı olmaktan çıkıp işletmenin veya işletmenin önemli bölümünün devri niteliğine yaklaşabilir.

Çok Düşük Bedelle Yapılan Devirler Şüpheli midir?

Evet.

Borçlu şirketin malını gerçek piyasa değerinin çok altında bir bedelle yeni şirkete satması tasarrufun iptali bakımından önemli bir delildir.

Örneğin piyasa değeri 10 milyon TL olan bir makinenin yeni kurulan şirkete 500.000 TL karşılığında satıldığı gösterilmiş olabilir.

Mahkeme yalnızca faturada:

“500.000 TL’ye satıldı.”

yazmasına bakmaz.

Malın satış tarihindeki gerçek değeri araştırılabilir ve bilirkişi incelemesi yaptırılabilir.

Özellikle borçlu ile devralan şirket arasında ortaklık veya yönetim bağlantısı da varsa düşük satış bedeli, işlemin gerçek bir ticari satış değil alacaklılardan mal kaçırmaya yönelik bir işlem olduğu iddiasını güçlendirebilir.

Bedel Gerçekten Ödenmiş mi, Bu da Araştırılır mı?

Evet.

Borçlu şirket ile yeni şirket arasında fatura düzenlenmiş olması tek başına satış bedelinin gerçekten ödendiğini göstermez.

Örneğin borçlu şirket:

“Makineyi yeni şirkete 4 milyon TL’ye sattım.”

diyebilir.

Ancak banka kayıtlarında bu paranın borçlu şirkete hiç girmediği ortaya çıkabilir.

Bu durumda;

  • banka hareketleri,
  • ticari defterler,
  • e-Faturalar,
  • cari hesap kayıtları,
  • kasa kayıtları,
  • ödeme dekontları

incelenebilir.

Satış bedelinin hiç ödenmemiş olması veya kâğıt üzerinde gösterilen ödemenin sonradan geri aktarılması, muvazaa ve mal kaçırma iddiası bakımından önemli delil oluşturabilir.

Yeni Şirket Borç Doğduktan Hemen Sonra Kurulmuşsa Ne Olur?

Yeni şirketin kuruluş tarihi tek başına sorumluluk yaratmaz.

Ancak zamanlama önemli bir emaredir.

Örneğin:

10 Ocak’ta alacak doğmuş,

1 Şubat’ta alacaklı ihtar göndermiş,

15 Şubat’ta yeni şirket kurulmuş,

1 Mart’ta makineler yeni şirkete devredilmiş,

10 Mart’ta eski şirketin faaliyetleri durmuşsa,

bu kronoloji birlikte değerlendirildiğinde yeni şirketin kuruluş amacının araştırılması gerekebilir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 13 Ocak 2025 tarihli bir kararında da borcun doğumundan sonra kurulan şirket, şirketler arasındaki yakın ilişki, benzer unvanlar, aynı iş kolunda faaliyet ve borçluya ait belgelerin haciz mahallinde bulunması gibi olgular birlikte değerlendirilerek organik bağ ve muvazaa yönünden inceleme yapılmıştır.

Dolayısıyla mahkemeler tek bir kritere değil, olayların bütününe bakmaktadır.

Borçlu Şirket ile Yeni Şirket Arasında Organik Bağ Nasıl Tespit Edilir?

Organik bağ bakımından uygulamada şu unsurlar önem taşıyabilir:

  • ortakların aynı veya yakın kişiler olması,
  • yöneticilerin aynı olması,
  • şirket adreslerinin aynı olması,
  • telefon ve iletişim bilgilerinin aynı olması,
  • aynı işyerinde faaliyet gösterilmesi,
  • aynı çalışanların kullanılmaya devam edilmesi,
  • aynı marka veya ticari adla faaliyet yürütülmesi,
  • müşteri portföyünün yeni şirkete aktarılması,
  • araç ve makinelerin yeni şirkette kullanılmaya devam edilmesi,
  • faaliyet konularının büyük ölçüde aynı olması,
  • eski şirketin faaliyetini durdururken yeni şirketin aynı faaliyete başlaması,
  • şirketler arasında olağan ticari hayatla açıklanamayan mal veya para transferleri bulunması.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, organik bağ değerlendirmesinde şirketlerin adreslerinin, ortaklık ve yönetim yapılarının, faaliyet alanlarının, hisse devirlerinin ve muvazaalı işlemlerin birlikte dikkate alınabileceğini kabul etmektedir.

Ancak tekrar vurgulamak gerekir:

Sadece aynı ortaklara sahip olmak, yeni şirketi otomatik olarak eski şirketin borçlarından sorumlu hâle getirmez.

Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması Ne Anlama Gelir?

Normal koşullarda her şirket ayrı bir tüzel kişidir.

A şirketinin borcu nedeniyle doğrudan B şirketinin banka hesabına haciz konulamaz.

Ancak ayrı tüzel kişilik yapısı alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kötüye kullanılıyorsa istisnai olarak tüzel kişilik perdesinin aralanması gündeme gelebilir.

Örneğin borçlu şirketin;

malvarlığı tamamen boşaltılmış,

müşterileri yeni şirkete aktarılmış,

çalışanları yeni şirkete geçirilmiş,

aynı işyerinde aynı ticari faaliyet yeni şirket üzerinden yürütülmeye başlanmış

ve eski şirkette yalnızca borçlar bırakılmış olabilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, şirketlerden birinin içinin boşaltılması veya faaliyetlerinin diğerine kaydırılmasının, somut koşullara göre hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebileceğini kabul etmektedir. Bununla birlikte tüzel kişilik perdesinin aralanmasının istisnai ve dikkatli uygulanması gereken bir yol olduğunu da özellikle vurgulamaktadır.

Dolayısıyla yeni şirketten doğrudan alacak talep edilecekse yalnızca:

“Ortakları aynı.”

demek yerine, şirket yapılanmasının alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla kötüye kullanıldığının somut delillerle gösterilmesi gerekir.

Muvazaa Davası Açılabilir mi?

Şartları varsa evet.

Borçlu şirket ile yeni şirket arasındaki devir işlemi gerçekte yapılmamış, yalnızca malları alacaklıların erişiminden çıkarmak amacıyla görünürde oluşturulmuş olabilir.

Bu durumda Türk Borçlar Kanunu’nun muvazaalı işlemlere ilişkin 19. maddesi gündeme gelebilir.

TBK m.19’a göre sözleşmenin türü ve içeriği belirlenirken tarafların kullandığı isimlerden değil, gerçek ve ortak iradelerinden hareket edilir.

Örneğin borçlu şirket:

“Bu araçları sattım.”

diyebilir.

Ancak;

araçlar hâlen eski şirket tarafından kullanılıyor,

satış bedeli ödenmemiş,

iki şirketin fiilî yöneticileri aynı,

araçları kullanan personel değişmemiş

ve yeni şirket yalnızca tapu veya ruhsat üzerinde malik olarak görünüyorsa,

işlemin gerçekten bir satış olup olmadığı tartışılabilir.

Tasarrufun İptali Davası ile Muvazaa Davası Aynı Şey midir?

Hayır.

Bu iki dava uygulamada sıklıkla birbirine karıştırılmaktadır.

Tasarrufun iptali davasında, borçlu ile üçüncü kişi arasındaki işlem esasen geçerlidir. Ancak kanunda belirtilen koşullar nedeniyle işlem alacaklı bakımından sonuçsuz bırakılır ve alacaklıya mal üzerinde cebri icra yetkisi sağlanır.

Muvazaa iddiasında ise tarafların görünürde yaptığı işlem ile gerçek iradelerinin farklı olduğu ileri sürülmektedir.

Ayrıca İİK m.277’ye dayalı tasarrufun iptali davasının takip ve aciz gibi özel ön koşulları bulunurken TBK m.19’a dayanan muvazaa iddiasının hukuki yapısı farklıdır.

Bu nedenle hangi davanın açılacağı dosyanın özelliklerine göre belirlenmelidir.

Yeni Şirkete Ticari İşletmenin Tamamı Devredilmişse Eski Borçlardan Sorumlu Olabilir mi?

Evet, belirli şartlarda doğrudan sorumluluk gündeme gelebilir.

Türk Borçlar Kanunu’nun 202. maddesi bu konuda son derece önemlidir.

TBK m.202’ye göre bir malvarlığını veya işletmeyi aktif ve pasifleriyle birlikte devralan, bunu alacaklılara bildirdiği veya gerekli ilanı yaptığı tarihten itibaren işletmenin borçlarından sorumlu olur.

Ayrıca eski borçlu da kural olarak iki yıl süreyle devralanla birlikte müteselsilen sorumlu olmaya devam eder. Bildirim veya ilan yapılmadıkça iki yıllık sürenin işlemeye başlamaması da Kanunda ayrıca düzenlenmiştir.

Dolayısıyla gerçekten bir işletme devri gerçekleşmişse alacaklının yalnızca tasarrufun iptali yoluna gitmesi gerekmeyebilir.

Yeni şirkete karşı doğrudan TBK m.202 kapsamında sorumluluk iddiası da gündeme gelebilir.

Her Mal Devri TBK m.202 Kapsamında mıdır?

Hayır.

Bu ayrım çok önemlidir.

Eski şirketin yalnızca tek bir otomobilini veya bir makinesini yeni şirkete satması, tek başına TBK m.202 anlamında işletme devri değildir.

TBK m.202 bakımından malvarlığının veya işletmenin ekonomik bütünlük içerisinde aktif ve pasifleriyle devralınması söz konusu olmalıdır.

Türk Ticaret Kanunu’nun 11/3. maddesi de ticari işletmenin, içerdiği malvarlığı unsurları için ayrı ayrı tasarruf işlemi yapılmasına gerek olmaksızın bir bütün hâlinde devredilebileceğini düzenlemektedir. Ticari işletmenin bütün hâlinde devrine ilişkin sözleşme yazılı yapılmalı, ticaret siciline tescil ve ilan edilmelidir.

Bu nedenle olayda yalnızca birkaç malın mı satıldığı yoksa işletmenin ekonomik bütünlüğünün mü aktarıldığı araştırılmalıdır.

Eski Şirketin Müşterileri de Yeni Şirkete Geçmişse Bu Önemli midir?

Evet.

Müşteri portföyü, işletmenin ekonomik değerinin önemli bir parçasıdır.

Örneğin eski şirket;

makinelerini,

çalışanlarını,

deposunu,

telefon numarasını,

internet sitesini,

müşterilerini

yeni şirkete bırakmış olabilir.

Yeni şirket aynı ürünleri aynı müşterilere satmaya devam ederken eski şirket yalnızca borçların bulunduğu boş bir tüzel kişilik olarak bırakılmışsa, bu durum işletme devri ve hakkın kötüye kullanılması iddialarını güçlendirebilir.

Özellikle ticari faaliyetin fiilen kesintisiz devam etmesi mahkeme değerlendirmesinde önem taşıyabilir.

Eski Şirketin İşçileri Yeni Şirkete Geçmişse Delil Olur mu?

Tek başına belirleyici değildir ancak önemli bir emare olabilir.

Örneğin borçlu şirketin 30 çalışanının aynı hafta içerisinde işten çıkarılıp ertesi gün yeni şirkette işe başlaması, aynı fabrikada aynı üretime devam edilmesi ve aynı yöneticiler tarafından yönetilmesi işletme devamlılığını gösteren önemli bir delil olabilir.

Yargıtay kararlarında da ortak yönetim, aynı adres, aynı faaliyet ve ekonomik devamlılık gibi olgular organik bağ değerlendirmesinde birlikte ele alınmaktadır.

Ancak her somut olay ayrıca değerlendirilmelidir.

Yeni Şirketin Mallarına Doğrudan Haciz Konulabilir mi?

Kural olarak hayır.

Borçlu şirket hakkında alınmış bir ödeme emri veya ilama dayanarak, hiçbir ek hukuki dayanak olmadan ayrı tüzel kişiliğe sahip yeni şirketin banka hesaplarının veya tapulu mallarının doğrudan haczedilmesi mümkün değildir.

Alacaklının önce yeni şirket bakımından sorumluluk doğuran hukuki sebebi ortaya koyması gerekir.

Bu sebep örneğin;

  • TBK m.202 kapsamında işletme devri,
  • muvazaa,
  • tüzel kişilik perdesinin aralanması,
  • tasarrufun iptali kararından doğan cebri icra yetkisi

olabilir.

Buna karşılık haciz borçlu şirketin eski işyerinde yapılıyor ve üçüncü kişi yeni şirket malların kendisine ait olduğunu iddia ediyorsa istihkak prosedürü ayrıca gündeme gelebilir.

İstihkak Davasında Organik Bağ Önemli midir?

Evet.

Uygulamada borçlu şirketin eski adresine hacze gidildiğinde:

“Burada artık başka şirket faaliyet gösteriyor, malların tamamı yeni şirkete ait.”

savunmasıyla sık karşılaşılmaktadır.

Bu durumda haczedilen malların gerçekten üçüncü kişiye ait olup olmadığı istihkak hükümleri kapsamında değerlendirilir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 13 Ocak 2025 tarihli kararında; borçlu ile üçüncü kişi şirket arasındaki akrabalık ilişkisi, aynı iş kolunda çalışma, benzer unvanlar, yeni şirketin borcun doğumundan sonra kurulması ve haciz yerinde borçluya ait belgelerin bulunması birlikte değerlendirilerek organik bağ ve muvazaa yönünden sonuca varılması gerektiği belirtilmiştir.

Dolayısıyla haciz sırasında;

  • eski şirkete ait faturaların,
  • kaşelerin,
  • personel belgelerinin,
  • siparişlerin,
  • bilgisayar kayıtlarının,
  • tabelaların

aynı yerde bulunması önemli olabilir.

Tasarrufun İptali Davasında İhtiyati Haciz İstenebilir mi?

Evet.

İİK m.281/2, tasarrufun iptali davaları için özel bir geçici hukuki koruma düzenlemektedir.

Hâkim, alacaklının talebi üzerine iptale tabi tasarrufların konusu olan mallar hakkında ihtiyati haciz kararı verebilir. Teminat gerekip gerekmediğini ve miktarını kural olarak mahkeme takdir eder.

Bu imkân son derece önemlidir.

Çünkü borçlu şirket malı birinci şirkete devrettikten sonra yeni şirket de başka bir kişiye devredebilir.

Örneğin borçlu şirketin taşınmazı yeni şirkete geçirildiyse tasarrufun iptali davasıyla birlikte taşınmaz üzerine ihtiyati haciz istenerek uyuşmazlık sonuçlanıncaya kadar alacağın tahsil imkânının korunması hedeflenebilir.

Devir Konusu Mal Başkasına Satılmışsa Ne Olur?

Tasarrufun iptali davasının açıldığı tarihte mal artık ilk devralan şirketin elinde bulunmayabilir.

İİK m.283, üçüncü kişinin malı elinden çıkarması hâlinde belirli şartlarla malın yerine geçen değer üzerinden nakden tazmin sorumluluğu öngörmektedir. Bu sorumluluk davacı alacaklının alacağıyla sınırlıdır.

Bu nedenle:

“Yeni şirket de malı sattı, artık hiçbir şey yapılamaz.”

şeklinde genel bir sonuç doğru değildir.

Ancak sonraki alıcıların iyi niyet durumu ve işlemlerin zinciri ayrıca değerlendirilmelidir.

Tasarrufun İptali Davası İçin Süre Ne Kadardır?

İİK m.284 uyarınca tasarrufun iptali davası hakkı, iptale konu tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren beş yıl geçmekle düşer.

Bu süre hak düşürücü niteliktedir.

Dolayısıyla mal kaçırma şüphesi bulunan dosyalarda devirlerin ne zaman yapıldığının hızlı biçimde araştırılması gerekir.

Özellikle ticaret sicili, tapu, araç ve diğer resmi kayıtların gecikmeden incelenmesi önemlidir.

Borçlu Şirket Malları Ortaklarının Kurduğu Yeni Şirkete Devrederse Ceza Sorumluluğu da Doğabilir mi?

Somut olayın özelliklerine göre ceza hukuku ve İcra ve İflas Kanunu’ndaki cezai hükümler de ayrıca gündeme gelebilir.

Ancak her mal devri suç oluşturmaz.

Şirketin ekonomik gerekçelerle gerçekten mal satması mümkündür.

Ceza sorumluluğu bakımından;

  • devir amacı,
  • mal kaçırma kastı,
  • borçlunun ödeme gücü,
  • takip süreci,
  • işlemin gerçek olup olmadığı

gibi unsurlar ayrıca incelenmelidir.

Bu nedenle özel hukuk yolları ile ceza hukuku yolları birbirinden ayrılmalıdır.

Alacaklının öncelikli hedefi çoğu durumda alacağın tahsilini güvence altına almak olmalıdır.

Alacaklı Mal Kaçırıldığını Nasıl İspatlayabilir?

Şirketler arası mal kaçırma uyuşmazlıklarında en önemli aşama delillerin toplanmasıdır.

Özellikle şu belgeler araştırılmalıdır:

  • Ticaret Sicili Gazetesi kayıtları,
  • MERSİS kayıtları,
  • şirket ortaklık ve yönetim yapıları,
  • şirketlerin kuruluş tarihleri,
  • adres değişiklikleri,
  • araç devir kayıtları,
  • tapu kayıtları,
  • makine ve demirbaş faturaları,
  • e-Fatura kayıtları,
  • banka transferleri,
  • ticari defterler,
  • stok kayıtları,
  • işçi giriş-çıkış kayıtları,
  • internet sitesi ve iletişim bilgileri,
  • müşteri ve tedarikçi geçişleri,
  • marka ve alan adı kullanımları.

Özellikle malların devrine ilişkin faturanın bulunması tek başına işlemin gerçek olduğunu ispatlamayabilir.

Satış bedelinin gerçekten ödenip ödenmediği ayrıca araştırılmalıdır.

Aynı Adreste Faaliyet Göstermek Yeterli midir?

Hayır.

İki şirketin aynı adreste bulunması önemli bir emare olabilir ancak tek başına yeni şirketin eski şirketin borçlarından sorumlu tutulmasına yetmez.

Yargıtay’ın güncel yaklaşımı, organik bağ ve tüzel kişilik perdesinin aralanması konusunda birden fazla somut olgunun birlikte değerlendirilmesi yönündedir.

Hukuk Genel Kurulunun 2025 tarihli kararında da ortak yönetim, aynı adres, şirketler arasındaki para akışı ve ekonomik bütünlük gibi birden fazla unsur birlikte değerlendirilmiştir.

Bu nedenle dava yalnızca tek bir bağlantı üzerine kurulmamalıdır.

Borçlu Şirketin Yeni Şirkete Devir Yapması Hâlinde Alacaklı Hangi Yolu Seçmelidir?

Pratikte dosya şu sırayla değerlendirilmelidir:

1. Önce Alacak ve İcra Dosyası İncelenmelidir

Alacağın doğum tarihi, vadesi ve icra takibinin durumu belirlenmelidir.

2. Mal Devirlerinin Tarihi Belirlenmelidir

Araç, taşınmaz, makine, stok veya diğer varlıkların hangi tarihte devredildiği tespit edilmelidir.

3. Yeni Şirketin Kuruluşu Araştırılmalıdır

Şirketin borçtan önce mi sonra mı kurulduğu önem taşır.

4. Şirketler Arasındaki Bağ Araştırılmalıdır

Ortaklar, yöneticiler, adres, çalışanlar ve faaliyet konusu karşılaştırılmalıdır.

5. Satış Bedelinin Gerçek Olup Olmadığı İncelenmelidir

Banka transferleri ve ticari kayıtlar kontrol edilmelidir.

6. İşletme Devrinin Bulunup Bulunmadığı Belirlenmelidir

Ekonomik bütünlük yeni şirkete geçtiyse TBK m.202 ayrıca değerlendirilmelidir.

7. Tasarrufun İptali veya Muvazaa Yolu Seçilmelidir

Dosyanın koşullarına göre İİK m.277 ve devamı ya da TBK m.19 hukuki sebebi gündeme gelebilir.

8. Geçici Hukuki Koruma Talep Edilmelidir

Yeni devir ihtimali bulunuyorsa İİK m.281/2 kapsamında ihtiyati haciz değerlendirilmelidir.

Borçlu Şirket Mallarını Yeni Şirkete Devrederse Alacaklının Beklememesi Neden Önemlidir?

Bu tür dosyalarda zaman kritik öneme sahiptir.

Çünkü mallar bir kez daha devredilebilir.

Borçlu şirket önce malı yeni şirkete, yeni şirket de başka bir gerçek veya tüzel kişiye satabilir.

Ayrıca tasarrufun iptali bakımından beş yıllık hak düşürücü süre bulunmaktadır.

Bu nedenle borçlu şirketin mal kaçırdığına ilişkin ciddi emareler varsa alacaklının yalnızca normal icra takibinde haciz sonucu beklemesi bazı durumlarda yeterli olmayabilir.

Şirket ve malvarlığı hareketlerinin eş zamanlı olarak araştırılması önemlidir.

Borçlu Şirketin Mallarını Yeni Şirkete Devretmesi Hakkında Sık Sorulan Sorular

Borçlu aynı ortaklarla yeni şirket kurarsa yeni şirket de borçlu olur mu?

Hayır. Sadece ortakların aynı olması yeni şirketi otomatik olarak eski şirketin borçlarından sorumlu yapmaz. Ancak şirketlerin ekonomik bütünlük oluşturduğu, eski şirketin içinin boşaltıldığı ve yeni şirketin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanıldığı somut delillerle ortaya konulursa organik bağ veya tüzel kişilik perdesinin aralanması gündeme gelebilir.

Borçlu şirket aracını yeni şirkete devrederse haczedilebilir mi?

Şartları oluştuğunda tasarrufun iptali davası açılarak araç üzerinde cebri icra yetkisi elde edilmesi mümkündür. Dava sırasında İİK m.281/2 kapsamında ihtiyati haciz de talep edilebilir.

Yeni şirket eski şirketin bütün faaliyetlerini devralırsa borçlardan sorumlu olur mu?

Gerçek anlamda aktif ve pasifleriyle işletme veya malvarlığı devri bulunuyorsa TBK m.202 kapsamında devralanın işletme borçlarından doğrudan sorumluluğu gündeme gelebilir. Eski borçlu da kanunda belirtilen süre boyunca birlikte sorumlu olmaya devam eder.

Borçlu şirket malını gerçek değerinin çok altında satarsa ne olur?

Düşük bedelli satış tasarrufun iptali ve muvazaa bakımından önemli bir emaredir. Mahkeme satış tarihindeki gerçek piyasa değerini bilirkişi aracılığıyla araştırabilir.

Şirketler aynı adreste ise organik bağ var mıdır?

Aynı adres önemli bir delil olmakla birlikte tek başına yeterli değildir. Ortaklar, yöneticiler, çalışanlar, faaliyet alanı, para transferleri ve mal devirleri gibi diğer unsurlarla birlikte değerlendirilir.

Tasarrufun iptali davası sonucunda mal tekrar borçlu adına mı geçer?

Kural olarak hayır. Dava alacaklıya tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yapma yetkisi sağlar. Taşınmazın tapu kaydının tekrar borçlu adına geçirilmesine gerek olmaksızın haciz ve satış istenebilir.

Tasarrufun iptali davasında ihtiyati haciz konulabilir mi?

Evet. İİK m.281/2 uyarınca hâkim tasarrufa konu mallar hakkında alacaklının talebi üzerine ihtiyati haciz kararı verebilir.

Mal yeni şirket tarafından başka kişiye satılmışsa dava anlamsız mı olur?

Hayır. İİK m.283 kapsamında belirli durumlarda üçüncü kişinin elinden çıkardığı malın yerine geçen değer üzerinden nakden sorumluluk gündeme gelebilir. Sonraki alıcının iyi niyet durumu ayrıca incelenir.

Tasarrufun iptali davası kaç yıl içinde açılmalıdır?

İİK m.284 uyarınca dava hakkı tasarruf tarihinden itibaren beş yıl geçmesiyle düşer.

Yeni şirketin mallarına doğrudan icra gönderilebilir mi?

Sırf ortakları veya yöneticileri aynı olduğu için kural olarak gönderilemez. Yeni şirket bakımından işletme devri, muvazaa, organik bağ/perdenin aralanması veya tasarrufun iptali gibi hukuki bir sorumluluk sebebinin ortaya konulması gerekir.

Sonuç

Borçlu şirketin mallarını yeni kurduğu başka bir şirkete devretmesi alacaklının alacağını ortadan kaldırmaz.

Ancak yeni şirket ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olduğundan, alacaklı sırf iki şirketin ortakları aynı diye yeni şirketin bütün malvarlığına doğrudan haciz koyamaz.

Öncelikle devir işleminin hukuki niteliği belirlenmelidir.

Borçlu şirket tek tek araç, makine veya taşınmazlarını alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla yeni şirkete devretmişse İİK m.277 ve devamında düzenlenen tasarrufun iptali davası en önemli hukuki yollardan biridir.

Özellikle ticari işletmenin veya işyerindeki emtianın tamamının ya da önemli bir kısmının devri bakımından İİK m.280 alacaklı lehine özel karineler içermektedir.

Tasarrufun iptali davası kabul edildiğinde devir işlemi herkes bakımından ortadan kaldırılmaz; ancak alacaklı, devredilmiş mal üzerinde cebri icra yoluyla alacağını tahsil etme yetkisi elde eder.

Buna karşılık görünürdeki devir gerçekte yapılmamış ve yalnızca malların alacaklılardan kaçırılması amacıyla oluşturulmuşsa TBK m.19 kapsamında muvazaa hükümleri ayrıca gündeme gelebilir.

Eski şirketin yalnızca birkaç malı değil, ticari işletmesinin ekonomik bütünlüğü aktif ve pasifleriyle yeni şirkete aktarılmışsa bu kez TBK m.202 kapsamında işletmeyi devralan şirketin eski işletme borçlarından doğrudan sorumluluğu değerlendirilebilir.

Ayrıca eski şirketin içinin boşaltılması, faaliyetlerin kesintisiz biçimde yeni şirkete geçirilmesi, aynı adres, aynı yöneticiler, aynı çalışanlar, aynı müşteriler ve olağan ticari hayatla açıklanamayan malvarlığı transferleri bulunması hâlinde organik bağ ve tüzel kişilik perdesinin aralanması da gündeme gelebilir. Ancak Yargıtay’ın da vurguladığı üzere organik bağ tek başına yeterli değildir; şirket yapısının alacaklıları zarara uğratmak amacıyla kötüye kullanıldığının somut olayda ortaya konulması gerekir.

Bu nedenle borçlu şirketin mallarını yeni kurulan şirkete aktardığından şüphelenen alacaklı bakımından en önemli husus devir zincirinin ve delillerin hızlı şekilde tespit edilmesidir.

Ticaret sicili kayıtları, şirket ortaklık yapıları, araç ve tapu devirleri, banka hareketleri, faturalar, çalışan geçişleri ve fiilî işletme faaliyetleri birlikte incelenmeden doğru hukuki yolun belirlenmesi mümkün olmayabilir.

Özellikle malların üçüncü kişilere yeniden devredilmesi ihtimali bulunduğunda tasarrufun iptali davasıyla birlikte İİK m.281/2 uyarınca ihtiyati haciz talep edilmesi, alacağın tahsil imkânının korunması açısından kritik önem taşıyabilir.

Leave a Reply

Call Now Button