Yurt Dışında Doğan Alacak Türkiye’de Nasıl Tahsil Edilir? Dava, Tenfiz ve İcra Süreçleri
Yurt Dışında Doğan Alacak Türkiye’de Nasıl Tahsil Edilir? Dava, Tenfiz ve İcra Süreçleri
Giriş
Bir alacağın yabancı ülkede doğmuş olması, bu alacağın Türkiye’de tahsil edilemeyeceği anlamına gelmez. Sözleşmenin yurt dışında kurulması, mal veya hizmetin başka bir ülkede teslim edilmesi, faturanın yabancı para üzerinden düzenlenmesi ya da alacaklının yabancı bir gerçek veya tüzel kişi olması, Türkiye’de hukuki takip yapılmasına tek başına engel değildir.
Türkiye’de tahsilat yapılabilmesi bakımından asıl önemli olan hususlar şunlardır:
- Borçlunun Türkiye’de yerleşim yeri, işyeri veya malvarlığının bulunması,
- Alacağın hukuki dayanağının ispatlanabilmesi,
- Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkili olması,
- Taraflar arasında yabancı mahkeme veya tahkim şartı bulunup bulunmaması,
- Alacağın yabancı mahkeme ya da hakem kararına bağlanıp bağlanmadığı,
- Alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı,
- Türkiye’de haczedilebilir malvarlığının bulunması.
Bu nedenle “yurt dışındaki alacağın Türkiye’de tahsili” tek bir prosedürden ibaret değildir. İzlenecek yol, alacağın henüz dava konusu edilmemiş olmasına, yabancı mahkeme kararına bağlanmasına veya hakem kararıyla hüküm altına alınmasına göre değişir.
1. Alacağın Yurt Dışında Doğması Ne Anlama Gelir?
Yabancılık unsuru taşıyan alacak; taraflardan birinin yabancı olması, sözleşmenin yabancı ülkede kurulması, ödemenin yabancı ülkede yapılmasının kararlaştırılması, mal veya hizmetin yurt dışında teslim edilmesi ya da borcun yabancı para üzerinden belirlenmesi gibi nedenlerle ortaya çıkabilir.
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun, yabancılık unsuru taşıyan özel hukuk ilişkilerinde uygulanacak hukuku, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini ve yabancı kararların tanınması ile tenfizini düzenlemektedir. Kanun ayrıca Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşme hükümlerini saklı tutmaktadır.
Alacağın yurt dışında doğmuş olması ile alacağın yabancı mahkeme kararına bağlanmış olması birbirinden farklıdır. Henüz yabancı mahkeme kararı yoksa alacağın Türkiye’de doğrudan dava veya icra takibine konu edilmesi değerlendirilebilir. Yabancı mahkeme kararı varsa bu kararın Türkiye’de cebren uygulanabilmesi için kural olarak tenfiz edilmesi gerekir.
2. Tahsilata Başlamadan Önce Borçlunun Türkiye’deki Malvarlığı Araştırılmalıdır
Yabancı kaynaklı alacağın Türkiye’de tahsil edilmesinde ilk yapılması gereken işlem, dava açmak değil, tahsil kabiliyetini araştırmaktır. Çünkü alacaklı lehine hüküm alınması ile paranın fiilen tahsil edilmesi aynı şey değildir.
Bu kapsamda borçlunun Türkiye’de;
- Banka hesabı,
- Taşınmazı,
- Aracı,
- Şirket ortaklığı,
- Ticari işletmesi,
- Üçüncü kişilerden olan alacakları,
- Kira geliri,
- Maaş veya düzenli ödemesi,
- Marka, patent ya da başka fikrî mülkiyet hakkı,
- Devam eden icra takipleri ve iflas durumu
araştırılmalıdır.
Borçlunun Türkiye’de herhangi bir haczedilebilir malvarlığının bulunmaması hâlinde, Türkiye’de alınacak mahkeme veya tenfiz kararı hukuken geçerli olsa bile fiilî tahsilat sağlanamayabilir. Bu nedenle takip stratejisi borçlunun malvarlığına göre oluşturulmalıdır.
3. Alacak Henüz Yabancı Mahkeme Kararına Bağlanmamışsa İzlenecek Yol
3.1. Türkiye’de doğrudan alacak davası açılması
Alacak henüz yabancı bir mahkeme veya hakem tarafından karara bağlanmamışsa, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkili olması şartıyla Türkiye’de doğrudan alacak davası açılabilir.
MÖHUK’un 40. maddesine göre Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi, Türk hukukundaki yer itibarıyla yetki kurallarına göre belirlenir. Bu nedenle borçlunun Türkiye’deki yerleşim yeri, sözleşmenin ifa yeri, zararın meydana geldiği yer veya uyuşmazlığın türüne göre özel yetki kuralları incelenmelidir.
Borçlunun Türkiye’de yerleşim yerinin bulunması, çoğunlukla Türk mahkemelerinin yetkisini sağlayan en önemli bağlantıdır. Bununla birlikte sözleşmede yabancı mahkemenin yetkili olduğuna ilişkin geçerli bir yetki şartı bulunması hâlinde Türk mahkemesinde açılan davaya yetki itirazında bulunulabilir.
MÖHUK’un 47. maddesi uyarınca, münhasır yetki bulunmayan yabancılık unsuru taşıyan borç ilişkilerinde taraflar uyuşmazlığın yabancı bir devlet mahkemesinde görülmesini kararlaştırabilir. Böyle bir anlaşma yazılı delille ispatlanmalıdır. Yabancı mahkemenin kendisini yetkisiz sayması veya Türk mahkemesinde süresinde yetki itirazında bulunulmaması hâlinde uyuşmazlık Türk mahkemesinde görülebilir.
3.2. Hangi ülke hukukunun uygulanacağı
Davanın Türkiye’de açılması, uyuşmazlığa mutlaka Türk maddi hukukunun uygulanacağı anlamına gelmez. Türk mahkemesi Türk usul hukukunu uygular; ancak sözleşmenin esasına yabancı ülke hukuku uygulanabilir.
MÖHUK’un 24. maddesine göre sözleşmeden doğan borç ilişkileri öncelikle tarafların açık veya tereddüde yer vermeyecek şekilde seçtikleri hukuka tabidir. Taraflar hukuk seçimi yapmamışsa sözleşmeyle en sıkı ilişkili hukuk uygulanır. Ticari veya mesleki faaliyet kapsamında yapılan sözleşmelerde karakteristik edim borçlusunun işyeri hukuku temel bağlantı noktası olarak kabul edilmektedir.
Örneğin yabancı satıcının mal teslim ettiği uluslararası satım sözleşmesinde yabancı hukuk; Türkiye’de faaliyet gösteren hizmet sağlayıcının edimini üstlendiği bir sözleşmede ise şartlara göre Türk hukuku uygulanabilir. Sözleşmenin tamamı, tarafların işyerleri, teslim yeri, ödeme yeri ve hukuk seçimi birlikte değerlendirilmelidir.
Türk hâkimi, kanunlar ihtilafı kurallarını ve bu kuralların gösterdiği yabancı hukuku re’sen uygular. Yabancı hukukun içeriğinin belirlenmesinde taraflardan yardım istenebilir. Yabancı hukuk tüm araştırmalara rağmen belirlenemezse Türk hukuku uygulanır. Zamanaşımı da hukuki ilişkinin esasına uygulanan hukuka tabidir.
Bu nedenle yabancı ülkede doğan alacaklarda zamanaşımı yalnızca Türk Borçlar Kanunu’na göre hesaplanmamalıdır. Uyuşmazlığa yabancı hukuk uygulanıyorsa zamanaşımı süresi, kesilme sebepleri ve başlangıç tarihi de kural olarak o hukuka göre belirlenir.
3.3. Türkiye’de ilamsız icra takibi yapılması
Muaccel bir para alacağı mevcutsa ve alacak henüz bir mahkeme kararına bağlanmamışsa, şartlarının bulunması hâlinde Türkiye’de genel haciz yoluyla ilamsız icra takibi başlatılması değerlendirilebilir.
Takip talebinde;
- Alacaklı ve borçlu bilgileri,
- Alacağın tutarı,
- Faiz türü ve başlangıç tarihi,
- Alacağın yabancı para olması hâlinde döviz cinsi,
- Alacağın dayanağı,
- Sözleşme, fatura, teslim belgesi veya hesap ekstresi
açıkça gösterilmelidir. İcra ve İflas Kanunu’nun 58. maddesi takip talebinde bulunması gereken temel unsurları düzenlemektedir.
Borçlunun ödeme emrine süresinde itiraz etmesi hâlinde takip durur. Alacaklı, elindeki belgenin niteliğine göre itirazın kaldırılması, itirazın iptali veya doğrudan alacak davası yoluna başvurmak zorunda kalabilir.
Yabancı dildeki sözleşme, fatura ve yazışmaların yeminli tercümeleriyle birlikte sunulması gerekir. Belgelerin yabancı ülkedeki resmî makamlarca düzenlenmiş olması hâlinde apostil veya konsolosluk tasdiki gerekip gerekmediği ayrıca değerlendirilmelidir.
3.4. Dava şartı arabuluculuk
Yabancı kaynaklı alacağın Türkiye’de dava edilmesi, uyuşmazlığın niteliğine göre dava şartı arabuluculuk hükümlerini ortadan kaldırmaz.
Konusu bir miktar para olan ticari alacak ve tazminat taleplerinde, kanundaki istisnalar saklı kalmak üzere, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması gerekir. Tüketici ve iş uyuşmazlıklarında da kendi özel kanunlarında dava şartı arabuluculuk düzenlemeleri bulunmaktadır.
Örneğin yabancı bir şirketin Türk şirketinden ticari mal satışından doğan alacağını talep etmesi hâlinde, Türkiye’de doğrudan ticari dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulması gerekebilir.
Dava şartı arabuluculuğa başvurulmadan dava açılması hâlinde dava, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilebilir.
4. Yabancı Mahkeme Kararı Bulunuyorsa Tenfiz Yoluna Başvurulmalıdır
Alacak, yabancı bir devlet mahkemesi tarafından hüküm altına alınmışsa karar Türkiye’de doğrudan icraya konulamaz. Yabancı mahkemenin kararını Türk icra dairesine sunarak borçlunun banka hesabına veya taşınmazına doğrudan haciz konulması mümkün değildir.
MÖHUK’un 50. maddesine göre yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilen ve verildiği devlet hukukuna göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra edilebilmesi, Türk mahkemesinden tenfiz kararı alınmasına bağlıdır.
4.1. Tanıma ile tenfiz arasındaki fark
Tanıma, yabancı mahkeme kararının Türkiye’de kesin hüküm veya kesin delil etkisinin kabul edilmesini sağlar.
Tenfiz ise yabancı mahkeme kararına Türkiye’de cebrî icra kabiliyeti kazandırır.
Para alacağının borçlunun malvarlığından zorla tahsil edilmesi amaçlandığı için kural olarak yalnızca tanıma yeterli değildir. Yabancı kararın tenfizi talep edilmelidir.
MÖHUK’un 58 ve 59. maddelerine göre yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil olarak kabul edilmesi tanıma şartlarının gerçekleşmesine bağlıdır ve bu etki yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren doğar.
4.2. Tenfiz davasında görevli ve yetkili mahkeme
MÖHUK’un 51. maddesine göre tenfiz davalarında görevli mahkeme asliye mahkemesidir. Somut uyuşmazlığın ticari niteliğine göre davanın asliye ticaret mahkemesinde; ticari olmayan özel hukuk ilişkilerinde ise asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gündeme gelebilir.
Yetkili mahkeme sırasıyla;
- Kendisine karşı tenfiz istenen kişinin Türkiye’deki yerleşim yeri mahkemesi,
- Yerleşim yeri yoksa sakin olduğu yer mahkemesi,
- Türkiye’de yerleşim yeri veya sakin olduğu yer yoksa Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden biridir.
Borçlunun Türkiye’de yalnızca malvarlığının bulunması, mahkemenin görev ve yetkisi bakımından ayrıca değerlendirilmelidir. Özellikle yabancı hakem kararlarında malvarlığının bulunduğu yer doğrudan yetki sebebi olarak düzenlenmişken yabancı mahkeme kararlarında MÖHUK’un 51. maddesindeki özel yetki sırası uygulanır.
4.3. Tenfiz dilekçesine eklenecek belgeler
Tenfiz başvurusunda genel olarak şu belgeler hazırlanmalıdır:
- Yabancı mahkeme kararının usulüne uygun şekilde onanmış aslı veya onaylı örneği,
- Kararın verildiği ülke hukukuna göre kesinleştiğini gösteren belge,
- Kararın ve kesinleşme belgesinin onanmış Türkçe tercümesi,
- Davalının yabancı yargılamadan haberdar edildiğini gösteren tebligat belgeleri,
- Gerekiyorsa apostil şerhi veya konsolosluk tasdiki,
- Tarafların kimlik ve şirket sicili belgeleri,
- Vekâletname,
- İlgili devletle karşılıklılığı veya sözleşmeyi gösteren belgeler.
MÖHUK’un 53. maddesi, yabancı ilamın onanmış örneği ile kesinleşme belgesinin ve bunların onanmış tercümelerinin dilekçeye eklenmesini zorunlu tutmaktadır.
Türkiye’nin çeşitli devletlerle hukuki ve ticari konularda adli yardımlaşma ile mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin ikili anlaşmaları bulunmaktadır. Bu nedenle yabancı kararın verildiği ülke ile Türkiye arasındaki sözleşmeler ayrıca incelenmelidir.
4.4. Tenfiz şartları
MÖHUK’un 54. maddesine göre yabancı mahkeme kararının tenfiz edilebilmesi için temel olarak şu şartların gerçekleşmesi gerekir:
- Türkiye ile kararın verildiği devlet arasında sözleşmesel, kanuni veya fiilî karşılıklılık bulunması,
- Kararın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine giren bir konuda verilmemiş olması,
- İtiraz edilmesi hâlinde yabancı mahkemenin dava veya taraflarla gerçek bir bağlantısının bulunması,
- Kararın Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmaması,
- Davalının yabancı yargılamaya usulüne uygun şekilde çağrılmış ve savunma hakkını kullanma imkânına sahip olması.
Karşılıklılık yalnızca iki devlet arasında yazılı anlaşma bulunması anlamına gelmez. Yabancı devletin mevzuatında Türk mahkeme kararlarının tenfizine izin verilmesi veya fiilen Türk kararlarının tenfiz edilmesi de karşılıklılık şartını sağlayabilir.
Tenfiz mahkemesi yabancı mahkeme kararının maddi hukuk bakımından doğru olup olmadığını yeniden inceleyen bir istinaf veya temyiz makamı değildir. İnceleme, MÖHUK’ta sayılan tenfiz koşullarıyla sınırlıdır. Borcun gerçekten bulunup bulunmadığı, tanıkların doğru değerlendirilip değerlendirilmediği veya yabancı mahkemenin delilleri isabetli takdir edip etmediği kural olarak yeniden ele alınmaz.
Borçlu; tenfiz şartlarının bulunmadığını, kararın tamamen veya kısmen yerine getirildiğini ya da kararın uygulanmasına sonradan engel bir sebep ortaya çıktığını ileri sürebilir. Tenfiz talebi basit yargılama usulüyle incelenir.
5. Tenfiz Kararından Sonra Türkiye’de İcra Takibi
Tenfiz kararı verilmesi, alacağın kendiliğinden tahsil edildiği anlamına gelmez. Tenfiz, yabancı ilama Türkiye’de icra edilebilirlik kazandırır. Bundan sonra ayrıca icra takibi başlatılmalıdır.
MÖHUK’un 57. maddesine göre tenfizine karar verilen yabancı ilam, Türk mahkemesinden verilmiş bir ilam gibi icra edilir. Tenfiz kararına karşı yapılan kanun yolu başvurusu ise kararın yerine getirilmesini durdurur.
Tenfiz kararının icra edilebilir hâle gelmesinden sonra ilamlı icra takibi başlatılarak borçluya icra emri gönderilir. Borcun ödenmemesi hâlinde borçlunun Türkiye’deki malvarlığına haciz konulabilir. İİK’nın 32. maddesi, para borcuna ilişkin ilamların icrasında borçluya icra emri gönderilmesini ve ödeme yapılmazsa cebrî icraya geçilmesini düzenlemektedir.
Bu kapsamda;
- Banka hesaplarına elektronik haciz,
- Tapuda kayıtlı taşınmazlara haciz,
- Araçlara haciz ve yakalama şerhi,
- Şirket paylarına haciz,
- Maaş ve ücret haczi,
- Üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklara haciz,
- Kira gelirlerine haciz,
- Ticari işletmedeki taşınır mallara haciz
uygulanabilir.
Borçlunun üçüncü kişilerdeki alacakları ve üçüncü kişi elindeki malları bakımından İİK’nın 89. maddesine göre haciz ihbarnamesi gönderilebilir. Üçüncü kişiye, borcunu takip borçlusuna değil icra dairesine ödemesi gerektiği bildirilir.
6. Yabancı Hakem Kararına Dayanan Alacağın Tahsili
Taraflar arasındaki uyuşmazlık yabancı bir hakem veya tahkim kurulu tarafından karara bağlanmışsa, mahkeme kararlarının tenfizinden farklı bir prosedür uygulanır.
MÖHUK’un 60. maddesine göre kesinleşmiş ve icra kabiliyeti kazanmış veya taraflar için bağlayıcı olan yabancı hakem kararları Türkiye’de tenfiz edilebilir. Yetkili mahkeme öncelikle tarafların yazılı olarak kararlaştırdığı yer mahkemesidir. Böyle bir anlaşma yoksa aleyhine karar verilen tarafın Türkiye’deki yerleşim yeri, sakin olduğu yer veya icraya konu mallarının bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir.
Tenfiz başvurusuna;
- Tahkim sözleşmesi veya tahkim şartı,
- Hakem kararının onaylı aslı veya örneği,
- Hakem kararının bağlayıcı veya icra edilebilir olduğunu gösteren belgeler,
- Bu belgelerin usulüne uygun Türkçe tercümeleri
eklenmelidir.
Türkiye, 1958 tarihli Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve İcrası Hakkındaki New York Sözleşmesi’ne taraftır. Türkiye Sözleşme’yi, diğer taraf devletlerde verilen ve Türk hukukuna göre ticari sayılan uyuşmazlıklara ilişkin hakem kararları bakımından uygulamaktadır.
Tahkim sözleşmesinin geçersiz olması, tarafın tahkim yargılamasından haberdar edilmemesi, savunma hakkının kısıtlanması, hakem kurulunun yetkisini aşması, kararın bağlayıcılık kazanmamış veya iptal edilmiş olması, kamu düzenine aykırılık ve uyuşmazlığın Türk hukukuna göre tahkime elverişli olmaması yabancı hakem kararının tenfizinin reddine neden olabilir.
7. Yabancı Para Alacağı Türkiye’de Nasıl Talep Edilir?
Alacağın avro, Amerikan doları, İngiliz sterlini veya başka bir yabancı para üzerinden belirlenmiş olması Türkiye’de takip yapılmasına engel değildir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 99. maddesine göre konusu para olan borç ülke parasıyla ödenir. Ancak yabancı para borçlarında sözleşmede aynen ödeme şartının bulunup bulunmadığına ve borcun vadesinde ödenip ödenmediğine göre alacaklı yabancı paranın aynen ödenmesini veya Türk lirası karşılığını talep edebilir.
Dava ve takip talebinde şu hususlar açıkça belirtilmelidir:
- Alacağın yabancı para cinsi,
- Ana para miktarı,
- Aynen ödeme talep edilip edilmediği,
- Türk lirası karşılığı isteniyorsa uygulanacak kur tarihi,
- Faiz oranı ve faiz türü,
- Faizin yabancı para üzerinden mi yoksa Türk lirası üzerinden mi talep edildiği.
Yabancı mahkeme kararında hangi para birimi üzerinden hüküm kurulmuşsa, tenfiz mahkemesi kural olarak yabancı ilamın hüküm sonucunu değiştiremez. Ancak icra aşamasında ödeme biçimi, kur ve faiz hesaplaması yabancı ilamın içeriği ile Türk icra hukukuna göre değerlendirilir.
8. İhtiyati Haciz Talep Edilebilir mi?
Borçlunun Türkiye’deki malvarlığını devretme, gizleme veya kaçırma ihtimali varsa dava ya da tenfiz sürecinin sonucunu beklemek tahsilatı tehlikeye düşürebilir.
Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş para alacağı için İİK’nın 257. maddesi uyarınca ihtiyati haciz talep edilebilir. Henüz vadesi gelmemiş alacaklarda ise borçlunun belirli bir yerleşim yerinin bulunmaması veya borçtan kurtulmak amacıyla mallarını gizlemeye, kaçırmaya ya da kendisinin kaçmaya hazırlanması gibi özel şartlar aranır.
Yabancı ülkede doğan alacak bakımından ihtiyati haciz isteyen alacaklı;
- Alacağın varlığını,
- Alacağın muaccel olduğunu,
- Borçlunun Türkiye’de malvarlığı bulunduğunu,
- Alacağın rehinle temin edilmediğini,
- Yaklaşık ispat şartını,
- Gerekiyorsa mal kaçırma riskini
ortaya koymalıdır.
Mahkeme, ihtiyati haciz nedeniyle borçlunun uğrayabileceği zararları karşılamak amacıyla alacaklıdan teminat göstermesini isteyebilir. Yabancı alacaklının ayrıca MÖHUK’un 48. maddesi kapsamında yabancılık teminatı göstermesi gündeme gelebilir.
9. Yabancı Alacaklının Teminat Gösterme Yükümlülüğü
MÖHUK’un 48. maddesine göre Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya Türkiye’de icra takibi yapan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zararlarını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermekle yükümlüdür.
Ancak karşılıklılık bulunması hâlinde yabancı kişi veya şirket teminattan muaf tutulur.
Türkiye ile alacaklının vatandaşı olduğu ülke arasında ikili anlaşma veya çok taraflı sözleşme bulunması da teminat muafiyeti sağlayabilir. Bu nedenle yabancı alacaklı adına dava veya takip başlatılmadan önce ilgili ülkeyle adli yardımlaşma ve teminat muafiyeti düzenlemeleri incelenmelidir.
10. Borçlunun Türkiye’deki Malları Başkalarına Devretmesi
Borçlunun alacağın tahsilini engellemek amacıyla Türkiye’deki taşınmazını, aracını, şirket payını veya diğer malvarlığı değerlerini yakınlarına ya da ilişkili şirketlere devretmesi hâlinde tasarrufun iptali veya muvazaa hükümleri gündeme gelebilir.
Alacaklı, yalnızca yabancı mahkeme kararının tenfizini istemekle yetinmemelidir. Borçlunun Türkiye’de yaptığı malvarlığı devirlerinin tarihleri, devir bedelleri, alıcılarla olan ilişkisi ve ödemenin gerçekten yapılıp yapılmadığı araştırılmalıdır.
Devrin alacaklılardan mal kaçırma amacıyla yapıldığının tespit edilmesi hâlinde, gerekli icra ve aciz koşullarının oluşmasına göre İİK’nın 277 ve devamı maddeleri kapsamında tasarrufun iptali davası açılabilir. Görünürdeki işlemin tarafların gerçek iradesini yansıtmaması hâlinde muvazaa iddiasına da dayanılabilir.
11. Yabancı Noter Belgesi, Fatura veya Borç İkrarı Doğrudan İcraya Konulabilir mi?
Yabancı ülkede düzenlenen her noter belgesi veya resmî belge Türkiye’de doğrudan ilamlı icraya konu edilemez. Belgenin düzenlendiği ülke ile Türkiye arasındaki uluslararası sözleşmeler, belgenin niteliği ve Türk icra hukukunda ilam niteliğinde belge sayılıp sayılmadığı incelenmelidir.
Yabancı noter belgesi doğrudan ilamlı icra belgesi niteliği taşımıyorsa;
- İlamsız icra takibinde delil olarak kullanılabilir,
- Alacak davasına dayanak oluşturabilir,
- Borç ikrarı veya yazılı delil niteliğinde değerlendirilebilir.
Benzer şekilde yabancı ülkede düzenlenen fatura, tek başına her durumda borcun kesin olarak varlığını göstermeyebilir. Faturayla birlikte sözleşme, teslim belgesi, banka hareketi, gümrük belgesi, e-posta yazışmaları ve ticari defter kayıtları da sunulmalıdır.
12. Uygulanması Gereken Yol Haritası
Yurt dışında doğan bir alacağın Türkiye’de tahsil edilmesinde şu sıra izlenmelidir:
- Alacağın sözleşme, fatura, teslim belgesi, banka kaydı ve yazışmalarla ispat durumu belirlenmelidir.
- Sözleşmede uygulanacak hukuk, yetkili mahkeme veya tahkim şartı bulunup bulunmadığı incelenmelidir.
- Alacağın esasına uygulanacak hukuk ve zamanaşımı süresi tespit edilmelidir.
- Borçlunun Türkiye’deki yerleşim yeri, ticaret sicili ve haczedilebilir malvarlığı araştırılmalıdır.
- Alacağın yabancı mahkeme veya hakem kararına bağlanıp bağlanmadığı belirlenmelidir.
- Yabancı karar yoksa Türkiye’de ilamsız icra veya doğrudan alacak davası seçenekleri değerlendirilmelidir.
- Dava şartı arabuluculuğa tabi bir uyuşmazlık varsa dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmalıdır.
- Yabancı mahkeme kararı varsa kararın kesinleşme durumu, tebligat usulü ve karşılıklılık şartı incelenmelidir.
- Yabancı karar ile kesinleşme belgesi apostilli veya usulüne uygun onaylı şekilde temin edilmeli ve Türkçeye tercüme edilmelidir.
- Türk mahkemesinde tanıma değil, cebrî tahsilat amaçlandığı için tenfiz davası açılmalıdır.
- Borçlunun mal kaçırma ihtimali varsa ihtiyati haciz talep edilmelidir.
- Tenfiz kararının icra edilebilir hâle gelmesinden sonra ilamlı icra takibi başlatılmalıdır.
- Banka hesapları, taşınmazlar, araçlar, şirket payları ve üçüncü kişilerdeki alacaklar üzerine haciz uygulanmalıdır.
- Borçlunun malvarlığını üçüncü kişilere devrettiği tespit edilirse tasarrufun iptali veya muvazaa davası değerlendirilmelidir.
Sonuç
Yurt dışında doğan bir alacağın Türkiye’de tahsil edilebilmesi mümkündür. Ancak izlenecek yol, alacağın hukuki statüsüne göre belirlenmelidir.
Alacak henüz mahkeme kararına bağlanmamışsa, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi ve taraflar arasındaki yetki ya da tahkim şartı incelenerek Türkiye’de alacak davası veya ilamsız icra takibi başlatılabilir. Bu durumda davanın Türkiye’de görülmesi, uyuşmazlığa mutlaka Türk hukukunun uygulanacağı anlamına gelmez; MÖHUK hükümlerine göre yabancı hukuk uygulanabilir.
Yabancı mahkeme kararı mevcutsa kararın doğrudan Türk icra dairesine sunulması yeterli değildir. Önce MÖHUK’un 50 ve devamı maddelerine göre tenfiz kararı alınmalı, ardından Türkiye’de ilamlı icra takibi başlatılmalıdır. Yabancı hakem kararlarında ise MÖHUK ve uygulanabildiği ölçüde New York Sözleşmesi hükümleri dikkate alınmalıdır.
Tahsilatın başarısı yalnızca mahkeme veya tenfiz kararına değil, borçlunun Türkiye’deki malvarlığının zamanında tespit edilmesine ve koruma altına alınmasına bağlıdır. Bu nedenle ihtiyati haciz, banka ve tapu araştırmaları, üçüncü kişilerdeki alacakların haczi ve mal kaçırmaya yönelik devirlere karşı açılabilecek davalar, esas alacak veya tenfiz süreciyle birlikte planlanmalıdır.