Yat Satın Alırken Due Diligence Süreci Nasıl Yürütülür?
Yat Satın Alırken Due Diligence Süreci Nasıl Yürütülür?
Yat satın alırken due diligence süreci, yalnızca teknenin güzel görünmesi, iyi bir markaya sahip olması veya satıcının verdiği sözlü güvenceyle tamamlanabilecek bir kontrol aşaması değildir. Türk hukukunda yat alımı; satış sözleşmesi, ayıptan sorumluluk, gemi sicili veya bağlama kütüğü, bayrak hakkı, ipotek ve yabancı unsur gibi birden fazla hukuki katmanı aynı anda içerir. Türk Borçlar Kanunu satış sözleşmesini mülkiyet ve zilyetlik devrine dayalı bir ilişki olarak düzenlerken, Türk Ticaret Kanunu yatın somut olayda gemi niteliği taşıyabilmesi halinde sicil, bayrak ve ayni hak rejimini ayrıca kurar. Bu nedenle yat satın alırken due diligence süreci, hukuki güvenliğin asıl omurgasını oluşturur.
Due diligence kavramı, pratikte satın alınacak varlığın hukuki, teknik ve ticari risklerinin kapanıştan önce sistemli biçimde incelenmesi anlamına gelir. Yat alımında bu süreç; satıcının malik sıfatının doğrulanmasını, teknenin hangi kayıt rejimine tabi olduğunun belirlenmesini, ipotek ve diğer takyidatların araştırılmasını, teknik survey ve bakım geçmişinin incelenmesini, satış sözleşmesinin risk dağılımının test edilmesini ve uluslararası unsur varsa uygulanacak hukuk ile yetkili mahkemenin önceden netleştirilmesini kapsar. Yani due diligence, “satın almadan önce son kez bakmak” değil; “hangi riski satın aldığını bilmek” demektir.
Due diligence neden yat alımında vazgeçilmezdir?
Yat alımı, klasik bir ikinci el araç alımından farklıdır; çünkü burada satış konusu şey çoğu zaman yüksek bedelli, teknik olarak karmaşık, kayıtlı veya bağlama kütüğüne tabi ve bazen yabancı bayraklı bir deniz aracıdır. Türk Ticaret Kanunu’na göre Türk gemileri için gemi sicili tutulur; gemi sicili açıktır ve sicilde malik olarak kayıtlı bulunan kişi malik sayılır. Bu, teknenin fiilen kimde olduğundan çok, resmi kayıtta kimin malik göründüğünün hukuken belirleyici olduğu anlamına gelir. Dolayısıyla due diligence yapılmadan yalnız fiziki zilyetliğe güvenerek yat satın almak, ciddi title riski taşır.
Ayrıca Türk Borçlar Kanunu bakımından satıcı, yalnızca açıkça vaat ettiği niteliklerin bulunmamasından değil; satılanın değerini ve alıcının ondan beklediği faydayı azaltan maddi, hukuki ve ekonomik ayıplardan da sorumlu olabilir. Ancak aynı kanun, alıcıya da satılanı imkân bulur bulmaz gözden geçirme ve ayıp varsa uygun sürede bildirme yükümlülüğü yükler. Bu nedenle lüks veya yüksek bedelli yatlarda teknik survey ve hukuki inceleme yapılmadan kapanışa gidilmesi, yalnız ekonomik değil, ispat bakımından da alıcıyı zayıflatır. Due diligence bu yüzden isteğe bağlı konfor değil, risk yönetiminin asgari standardıdır.
İlk adım: satıcının kimliği ve temsil yetkisi doğrulanmalıdır
Yat satın alırken due diligence sürecinin ilk basamağı, satış yapan kişinin gerçekten malik veya geçerli temsilci olup olmadığını tespit etmektir. Gemi siciline kayıtlı bir yat söz konusuysa, sicilde malik olarak görünen kişi hukuken önem taşır. Satış şirket adına yapılıyorsa imza yetkisinin, vekâletnamenin veya şirket kararının kontrol edilmesi gerekir. Yabancı şirket üzerinden yürüyen işlemlerde ise bu belge seti daha da önem kazanır; çünkü temsil yetkisindeki bir eksiklik, imzalanmış sözleşmeyi fiilen değersiz hale getirebilir.
Pratikte en sık yapılan hata, broker veya yat yöneticisinin fiilen tekneyle ilgilenmesini “satış yetkisi” sanmaktır. Oysa bir kişinin tekneyi pazarlaması, her zaman malik adına bağlayıcı satış beyanı verme yetkisine sahip olduğu anlamına gelmez. Bu yüzden due diligence sırasında pasaport, ticaret sicil belgesi, imza sirküleri, vekâletname, yönetim kurulu kararı veya eşdeğer yabancı şirket evrakı tek tek kontrol edilmelidir. Satıcı sıfatı ile temsil yetkisi aynı dosyada doğrulanmadıkça, güvenli closing kurulmuş sayılmaz.
İkinci adım: teknenin hangi kayıt sistemine tabi olduğu belirlenmelidir
Yat alımında en temel sorulardan biri, teknenin gemi siciline mi yoksa bağlama kütüğüne mi tabi olduğudur. Gemi siciline ilişkin çerçeve Türk Ticaret Kanunu ve Gemi Sicil Yönetmeliği ile kurulmuştur. Buna karşılık Bağlama Kütüğü Uygulama Yönetmeliği, 18 gros tonilatodan küçük ticari gemi, deniz ve iç su araçlarını ve özel kullanıma mahsus gemi, deniz ve iç su araçlarını kapsar. Yani pratikte birçok özel tekne ve yat bakımından bağlama kütüğü rejimi ayrıca önem taşır.
Bu ayrım neden önemlidir? Çünkü teknenin hangi sistemde kayıtlı olduğu; hangi belgenin devre esas alınacağını, hangi idari makamla işlem yapılacağını, malik değişikliğinin nasıl kayda geçirileceğini ve bayrak hakkının hangi evrakla ispat edileceğini doğrudan etkiler. Bağlama kütüğüne tabi bir teknede yalnız satış sözleşmesiyle yetinmek, liman başkanlığı ve kayıt güncellemesini ihmal etmek anlamına gelebilir. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı liman başkanlıklarının yayımladığı bağlama kütüğü bilgilendirmelerinde de donatan değişikliği ve kayıt işlemlerinin ilgili liman başkanlığı nezdinde yürütüldüğü açıkça görülür.
Üçüncü adım: sicil, title ve takyidat incelemesi yapılmalıdır
Due diligence’in kalbi, title incelemesidir. Eğer tekne gemi siciline kayıtlıysa, sicilde malik kim, gemi üzerinde ipotek var mı, başka ayni hak veya şerh bulunuyor mu, bunların hepsi incelenmelidir. Türk Ticaret Kanunu gemi sicilini açık sicil olarak düzenler ve gemi ipoteğinin malik ile alacaklının anlaşması ve sicile tescil ile kurulduğunu kabul eder. Bu nedenle satış sözleşmesinde “yüklerden ari teslim” yazmak tek başına yeterli değildir; bu taahhüdün sicil kayıtlarıyla doğrulanması gerekir.
Bağlama kütüğüne tabi teknelerde de benzer mantık geçerlidir. Ruhsatname, donatan bilgisi, kayıt durumu ve varsa mevcut idari kayıtlar satış öncesinde kontrol edilmelidir. Liman başkanlıklarının uygulama belgeleri, bağlama kütüğü ruhsatnamesinin teknede bulundurulmasının ve donatan değişikliğinin ilgili sistem üzerinden yürütülmesinin önemini açıkça göstermektedir. Bu nedenle due diligence sadece özel hukuk sözleşmesi incelemesi değil, aynı zamanda idari kayıt doğrulamasıdır.
Dördüncü adım: Türk bayrağı, yabancı bayrak ve bayrak hakkı incelenmelidir
Türk Ticaret Kanunu’na göre geminin Türk bayrağı çekme hakkı gemi tasdiknamesi ile ispat olunur. Gemi Sicil Yönetmeliği de gemi tasdiknamesi ve bayrak şahadetnamesi düzenini kapsar. Bu, fiilen teknede Türk bayrağı asılı olmasının tek başına hukuki yeterlilik sağlamadığı anlamına gelir. Due diligence sırasında, teknenin hangi belgeyle Türk bayrağı çektiği ve bu belgenin geçerli olup olmadığı özellikle kontrol edilmelidir.
Eğer yat yabancı bayraklıysa, risk analizi daha da genişler. Çünkü MÖHUK m. 22 deniz taşıma araçları üzerindeki ayni hakları menşe ülke hukukuna bağlar; menşe ülke de ayni hakların tescil edildiği sicil yeridir. Dolayısıyla yabancı sicilde kayıtlı bir yatta, satış sözleşmesine Türk hukuku seçilmiş olsa bile title, ipotek ve mülkiyet görünümü yabancı hukuk alanında kalabilir. Bu nedenle yabancı bayraklı yatlarda due diligence, yalnız Türk hukukuna bakılarak tamamlanamaz; sicil ülkesinin kayıt ve teminat rejimi de ayrıca araştırılmalıdır.
Beşinci adım: teknik survey ve ekspertiz yapılmalıdır
Yat satın alırken due diligence sürecinin teknik ayağı survey ve ekspertizdir. Türk Borçlar Kanunu’nda alıcının satılanı gözden geçirme ve ayıp varsa uygun sürede bildirme yükümlülüğü bulunduğu için, yüksek bedelli bir yatın uzman incelemesi olmadan alınması ciddi hukuki risk yaratır. Survey; gövde, karina, osmoz, motor, jeneratör, elektrik tesisatı, elektronik navigasyon sistemleri, güvenlik ekipmanı ve bakım seviyesini ortaya koyarak hem pazarlık zemini yaratır hem de ayıp uyuşmazlığında güçlü delil sağlar.
Burada önemli olan, survey raporunun sözleşmeye bağlanmasıdır. Sadece rapor alıp dosyada tutmak yeterli değildir. Due diligence sürecinde satış sözleşmesine; survey sonucunda ortaya çıkan ağır kusurların alıcıya dönme hakkı verip vermeyeceği, hangi eksikliklerin kapanış öncesi giderileceği, hangilerinin fiyat indirimi sebebi olacağı ve deneme seyri hakkının bulunup bulunmadığı açıkça yazılmalıdır. Teknik incelemeyi hukuki sonuca bağlamayan her işlem, eksik due diligence demektir.
Altıncı adım: satış sözleşmesinin risk dağılımı incelenmelidir
Due diligence sadece belge toplamak değildir; sözleşmenin gerçekten koruyucu olup olmadığını da test etmektir. Türk Borçlar Kanunu satış sözleşmesini genel çerçevede kurar, fakat yüksek bedelli yat alımlarında ayrıntılı sözleşme şartları belirleyici hale gelir. Sözleşmede teknenin tam tanımı, ekipman listesi, survey hakkı, title temizliği, teslim limanı, closing belgeleri, ayıptan sorumluluk rejimi, temerrüt, dönme ve tazminat maddeleri açık olmalıdır. “Genel form” sözleşmeler çoğu zaman bu riskleri yeterince taşımaz.
Özellikle şu maddeler due diligence sırasında mutlaka kontrol edilmelidir: satıcının beyan ve garantileri, bilinen hasarların açıklanıp açıklanmadığı, “as is / mevcut haliyle satış” kayıtlarının kapsamı, gecikme halinde haklar, cezai şart, depozito veya kaporanın akıbeti, yüklerden ari teslim taahhüdü ve closing’te ibraz edilecek belge listesi. İyi due diligence, sözleşmeyi sadece okumaz; sözleşmenin hangi riski kimin üzerinde bıraktığını da görünür hale getirir.
Yedinci adım: ödeme ve closing kurgusu güvenli kurulmalıdır
Yat alımında hukuki güvenliğin en kritik noktalarından biri, ödeme ile mülkiyet devri arasındaki dengenin doğru kurulmasıdır. Türk Borçlar Kanunu’na göre satışta kural, tarafların borçlarını aynı anda ifa etmesidir; taşınır satışlarında yarar ve hasar da kural olarak zilyetliğin devrine kadar satıcıya aittir. Bu nedenle closing, yalnız para transferi değil; belge, title ve teslim zincirinin eşzamanlı yönetildiği bir süreçtir.
Güvenli due diligence sonucu oluşan closing modelinde genellikle şu yapı kurulur: rezervasyon veya kapora, survey sonrası teyit, title/mortgage temizliği, closing günü devir belgelerinin ibrazı ve bunlara bağlı bakiye ödeme. Yüksek bedelli veya yabancı unsur içeren işlemlerde escrow benzeri güven mekanizmaları ayrıca değerlendirilebilir. Temiz title ve gerekli belge seti oluşmadan bedelin tamamının serbest bırakılması, en büyük closing hatalarından biridir.
Sekizinci adım: sigorta, bakım ve marina yükleri incelenmelidir
Due diligence süreci yalnız mülkiyet ve teknik durumla sınırlı değildir. Teknenin mevcut sigorta poliçeleri, geçmiş hasar dosyaları, bakım periyotları, servis kayıtları, marina veya kışlama borçları da incelenmelidir. Çünkü alıcı çoğu zaman fiilen tekneyi değil; onunla birlikte gelen işletme yüklerini de devralır. Eğer mevcut poliçe hasar geçmişi ağır bir tekne söz konusuysa, yeni sigorta primleri ve kapsamı beklenenden farklı olabilir. Aynı şekilde marina veya bakım borçları da closing sonrasında beklenmedik ihtilaf üretebilir. Bu noktada teknik kayıtlarla hukuki belge setinin birlikte okunması gerekir.
Özellikle lüks yatlarda servis geçmişinin eksikliği, motor ve jeneratör bakım zincirinin kopukluğu, klas veya sertifika takibinin dağınıklığı ileride ciddi değer kaybı yaratabilir. Bu yüzden due diligence dosyasında yalnız “tekne iyi durumda” kanaati değil; bakım kayıtlarının sürekliliği ve belge disiplininin kalitesi de aranmalıdır. Kapanıştan sonra ortaya çıkan birçok sorun, aslında sözleşme öncesi bakım geçmişi taramasıyla görülebilecek niteliktedir.
Dokuzuncu adım: uluslararası unsur varsa hukuk seçimi ve yetki maddesi test edilmelidir
Uluslararası yat işlemlerinde due diligence’in ayrı bir ayağı da hukuk seçimi ve yetki incelemesidir. MÖHUK m. 24 tarafların sözleşmeden doğan borç ilişkilerinde açıkça hukuk seçebileceğini kabul eder. Aynı Kanun m. 40 ise Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin iç hukukun yer itibarıyla yetki kurallarına göre belirleneceğini söyler. Taraflar Türk mahkemelerini seçebilir veya şartları varsa yabancı mahkeme lehine anlaşma yapabilir; ancak bu seçimler her konuda aynı sonucu doğurmaz.
Due diligence sırasında bu yüzden şu sorular sorulmalıdır: Sözleşmede uygulanacak hukuk açıkça seçilmiş mi? Yetkili mahkeme maddesi var mı? Bu madde yalnız borç ilişkisini mi kapsıyor, yoksa taraflar title ve ayni hak risklerini de yanlışlıkla aynı alana mı çekmeye çalışıyor? Yabancı sicilli teknede seçilen hukukla sicil hukukunun çatışması halinde strateji ne olacak? Uluslararası unsur taşıyan lüks yat alımlarında, bu başlıklar test edilmeden sözleşme güvenli sayılmaz.
Onuncu adım: closing belge listesi ve teslim seti tamamlanmalıdır
Due diligence’in nihai amacı, closing günü neyin teslim edileceğini baştan görünür hale getirmektir. Güvenli bir yat closing’inde en az şu kalemler kontrol edilmelidir: satış sözleşmesi, devir belgeleri, gemi sicili veya bağlama kütüğü kayıtları, gemi tasdiknamesi veya ruhsatname, ipotek fek belgeleri, anahtarlar, elektronik şifreler, bakım ve servis kayıtları, ekipman envanteri, sigorta poliçeleri, varsa marina kartları ve mevcut eksik/kusur listesi. Bu belge seti olmadan yalnız fizikî teslim yapıldığında, alıcı tekneyi görmüş olur ama hukuken ve operasyonel olarak tam kontrole geçemeyebilir.
Özellikle yabancı bayraklı dosyalarda closing seti daha da büyür; çünkü yabancı sicil belgeleri, mortgage release, deregistration veya flag transfer evrakı gibi ilave belgeler gerekebilir. Due diligence’in değeri, tam da bu belge listesini önceden çıkarıp closing’i sürprizlerden arındırmasındadır. Sözleşme güvenliği, çoğu zaman bu son adımın düzgün yönetilmesine bağlıdır.
Sonuç
Yat satın alırken due diligence süreci nasıl yürütülür sorusunun en doğru cevabı şudur: süreç, satış sözleşmesinden önce başlar ve closing tamamlanana kadar teknik, hukuki ve idari olarak katmanlı biçimde yürütülür. Satıcının yetkisi doğrulanır, teknenin hangi kayıt rejimine tabi olduğu belirlenir, sicil veya bağlama kütüğü incelenir, ipotek ve diğer takyidatlar araştırılır, bayrak hakkı ve yabancı unsur riski değerlendirilir, survey yapılır, sözleşmenin risk dağılımı test edilir, ödeme-closing zinciri güvenli kurulur ve teslim belge seti tamamlanır. Bu adımların her biri, Türk Borçlar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu, MÖHUK ve ilgili ikincil mevzuatla doğrudan bağlantılıdır.
Kısacası due diligence, yat satın almada lüks bir ek hizmet değil; işlemin hukuken güvenli olup olmadığını belirleyen ana filtredir. Due diligence yapılmadan alınan yat, sadece tekne değil; title riski, ayıp riski, closing riski ve bazen yabancı hukuk riskiyle birlikte satın alınmış olur. Buna karşılık iyi yürütülen bir due diligence süreci, alıcının yalnız bugünkü yatırımı değil, yarın çıkabilecek uyuşmazlık karşısındaki hukuki pozisyonunu da korur. Yat alımında gerçek güvenlik, güzel bir tekne bulmakla değil; o tekneyi hukuken temiz ve savunulabilir şekilde devralmakla sağlanır.