Single Blog Title

This is a single blog caption

TAZMİNAT AVUKATI HANGİ DAVALARA BAKAR?

Tazminat yasadışı bir davranıştan kaynaklanan maddi veya manevi zararlar karşılığında ödenen bedeldir. Başka bir deyişle, tazminat, sorumlu kişi tarafından verdiği zarara karşılık ödenen ya da mahkemece ödenmesinde karar kılınan parasal bir değerdir. Tazminat avukatı ise tazminat davalarında tarafların hak ve iddialarını hukuki dilde aktaran ve müdafaa eden avukatlardır. Peki tazminat avukatının ne tür davalara baktığı bu yazının konusunu oluşturmaktadır.

Boşanmada Tazminat

Evliliğin bozulması nedeniyle gerçekleşen boşanma süreci birçok bakımdan stresli bir dönemdir. Bu dönemde değişen koşullar ve maddi ve manevi hakların korunması açısından gelişebilen çatışmalar da zorlaştırmaktadır. Bu nedenle, boşanma davaları anlaşmalı veya uzun bir süreci içeren çekişmeli olarak ilerleyebilir. Bu aşamada önemli olan husus, evliliğin sona ermesi durumunda kişinin haklarını korumaktır. Dolaysıyla yasal destek şart hale gelmektedir. Özellikle tazminat, nafaka ve velayet benzeri hususlar çekişmeli süreçte yasal uzmanlık gerektiren hususlardır. Birey karşı taraftan uğradığı adaletsizliğe rağmen, maddi ve manevi tazminat hakkına sahiptir. Boşanma davalarında tazminat talebi Türk  Medeni Kanun 174. maddeye göre aşağıdaki durumlarda geçerlidir;

  • Varolan ya da beklenen hakları boşanma sebebiyle zarara uğrayan kusursuz ya da daha az kusurlu taraf, karşı taraftan uygun bir maddî tazminat talep edebilir
  • Boşanmaya neden olan durular bakımından kişilik hakkı saldırıya uğramış birey, kusurlu olan karşı taraftan uygun düzeyde manevî tazminat talep edebilir.

Meslek Hastalıklarında Tazminat Davası

5510 sayılı Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun da Madde 14’e göre meslek hastalığı; geçici veya kalıcı bir hastalık, sigortalıların çalıştığı işin niteliği nedeniyle veya işin yürütülmesi şartları nedeniyle tekrarlanan bir nedenden dolayı sigortalıların yaşadığı fiziksel veya zihinsel sakatlık durumudur.

İş sözleşmesi işverene ücret ödeme yükümlülüğü kadar işyerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin yükümlülüğünü de getirmektedir. Bu sorumluluğa, işçiyi koruma ve denetleme yükümlülüğü denir. İşverenin, denetim yükümlülüğüne aykırı eylemler sonucu zarara uğrayan işçilere karşı sözleşmeden doğan tazminat yükümlülüğü vardır. Böylece, çalışan, işçinin korunma yükümlülüğüne aykırı hareket eden işverene karşı maddi ve manevi tazminat talep edebilir. İşçinin ölümü halinde, akrabalar destekten yoksun kalma ve manevi tazminat talep edebilirler.

İş Kazalarında Tazminat Davası

Çalışanın mesai saatleri kapsamında iş sahasında veya haricinde karşılaştığı yaralanma veya ölüm sonuçları iş kazası olarak tanımlanmaktadır. İş kazası tazminat davası ise çalışanın kendisi veya yakınlarının başına gelenlere karşılık işverene açtıkları maddi ve manevi tazminat davalarıdır.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 13. maddesine göre iş kazası kabul edilen ve tazminat davası açılabilecek hususlar aşağıdaki gibidir:

  • Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada
  • İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle,
  • Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,
  • Emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,
  • Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında, meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olaylardır.

İş kazaları davalarında zaman aşımı 10 yıldır.Dolayısıyla geçmişe dönük iş kazaları da dahil olmak üzere tüm iş kazalarında çalışanlar İş Mahkemesine başvurarak süreci başlatabilirler.

İş kazalarında hukuki sürecin nihayete ermesi ise ülkemiz şartlarında ortalama 1,5-2 yıl arasındadır. Tabii ki bu sürede iş kazasının türü, yaralanmalı ya da ölüm sonuçlanması, işçinin maaşı benzeri koşullar dikkate alınarak değişiklik olabilmektedir.

Noterlerin Hukuki Sorumluluğu ve Tazminat Davası

Noterlik Kanunu madde 1’e göre hukukun güvenliğini sağlamak ve  uyuşmazlıkları önlemek maksadıyla faaliyetleri belgelere dayandıran noterler, kamu çatısı forumda kanunlarla verilen başka görevlerini sürdürürler. Dolayısıyla noterlerin tazminat yükümlülüğü, “kusursuz sorumluluk” rejimi esaslarıyla ilişkilidir. Pratikte noterliğin tazminat yükümlülüğüyle alakalı durumlar aşağıdaki gibidir;

  • Noterin bir işi gerçekleştirmemesi,
  • Noterin hatalı/yanlış işlem yapması,
  • Sahte vekaletname hazırlaması
  • Sahte kimlikle sözleşme, beyan alma benzeri bir eylemde bulunması.

Noterlik Kanunu Madde 162’ye göre noterlerin yaptığı işlemler sebebiyle zarara uğrayan bireyler noterler aleyhine maddi ve manevi tazminat talep edebilirler.. Noterin bir “işi yapmaması”, “hatalı yapması” veya “eksik yapması” nedeniyle oluşan her türlü zarar, maddi ve manevi tazminat davasında husus teşkil etmektedir.

Ölümlü, Yaralamalı Trafik Kazalarında Tazminat Davası

Trafik kazaları trafik akışında her an karşılaşılabilen negatif durumlardandır. Nihayetinde trafik kazası mağdurlarının maddi ve manevi kayıpları için tazminat hakları bulunmaktadır.

  • Vefat Durumundan Dolayı Maddi Ve Manevi Tazminat Talepleri
  • Bedensel Zararların Meydana Gelmesi Durumunda Maddi Ve Manevi Tazminat Talepleri
  • Kaza Geçiren Kişinin Yakınlarının Maddi ve Manevi Tazminat Talepleri
  • Araç ve Eşya Hasarından Dolayı Maddi ve Manevi Tazminat Talepleri

Yukarıda sayılan haller doğrultusunda trafik kazası geçirenlerin ya sigortadan ya da alanında deneyimli avukat desteğiyle mahkemeden para/tazminat alma hakları bulunmaktadır. Görüleceği üzere kaza geçirenlerin tazminat hakları sigortadan alınabileceği gibi mahkeme vasıtasıyla da sağlanabilir. Buradaki fark tecrübeli bir tazminat avukatı yardımıyla açılan davayla daha fazla tazminat hakkı söz konusudur. Bunun için kusurlu araca ait trafik sigortasına karşı dava açılmaktadır. Bu süreçte sigorta şirketleri genelde dava açtırmadan ödeme yoluna yönelmektedirler.

Mahkeme yerine sigorta şirketinden tazminat alma yoluna başvuran trafik kazası mağdurlarının alacakları tazminattan çok daha azını almaktadırlar. Nitekim sigorta şirketleri bir an evvel ödeme yoluna giderek süreci tamamlamak istemektedirler. Bu dönemde onaylanan ibranameler ya da ödenen paralar ileriki süreçte dava açılmasını engel teşkil edebilmektedir. Bu noktada dikkat edilecek husus, noksan  ve hızlı şekilde hakkını arama yoluna başvurmaktansa tam olarak uygun vadede dava yoluyla hakkını almak daha yerinde olacaktır.

Diğer yandan yeni kanunlarla, trafik kazalarındaki yargılama süreci hızlanmıştır. Bu açıdan sigortadan para almak yerine dava yoluyla tam olarak hakkı aramak daha yararlı görünmektedir.

Karayolları Trafik Kanunu, kaza halinde kimlerin sorumlu tutulacağını ve hangi nedenle sorumlu tutulacaklarını düzenlemiştir. Buna göre ;  ‘bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olur’.

Karayolları Trafik Kanunu’nun 85. maddesi doğrultusunda bir kazanın meydana gelmesi halinde hem sürücü, hem de araç sahibi hem de aracın bağlı olduğu şirket (teşebbüs) sahibi sorumlu olacaktır. Bu şahısların sorumlu olabilmesi için kanunun aradığı koşullar aşağıdaki gibidir :

  • Şahsa veya malına zarar gelmiş olmalı
  • Bu zarar trafik kazası nedeniyle meydana gelmiş olmalı
  • Kaza, motorlu bir aracın işletilmesi nedeniyle meydana gelmiş olmalı
  • Zarar ve trafik kazası arasında illiyet bağı olmalıdır.

Maddi ya da manevi kayıpla sonuçlanabilen trafik kazalarının maddi hasarlı trafik kazaları, sürücülerin kendi aralarında anlaşması ile çözümlenebilirken yaralamalı ve ölümlü trafik kazalarının mevcudiyetinde hukuki süreç başlamakta ve Savcılık Makamı, olayın suç teşkil etmesi sebebiyle gerekli inceleme yapmaktadır. Bu noktada soruşturması başlanan kazada kusur oranlarının saptanması experler vasıtasıyla ile sağlanmaktadır. Bilirkişiler hazırladıkları raporlarda hatanın hangi sürücüde olduğunu tespit etmekte, söz konusu raporlar maddi ve manevi tazminat davaları aşamasında önem arz etmektedir.

Haklı Fesihte Kıdem Tazminatı

4857 sayılı İş Kanunu, çalışanın ve işverenin haklı olduklarında fesih haklarını korumayı amaçlamaktadır. İşveren, işçinin sözleşmesini ahlak ve iyi niyet kuralları dışında herhangi bir nedenle derhal feshederse, çalışan kıdem tazminatı hakkına sahiptir. Yine İş Kanunu zorlayıcı, sağlık, tutuklanma gibi koşullar bağlamında da işverene iş akdini haklı nedenle fesih hakkı tanımaktadır.

İş Güvencesi Tazminatı

İş güvencesi tazminatı, işe başlatmama tazminatı olarak da bilinmektedir. Kapsam olarak iş sözleşmesi feshedilen işçinin, işe iade davası neticesinde işe başlatılmaması halinde işverenin ödeyeceği tazminatı ifade etmektedir.

İş Kanunu Madde 19’a  göre her işveren fesih bildirimini yazılı olarak yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek mecburiyetindedir.

İş feshi bildirimini şekil şartlarına uygun yapmayan ya da feshetme nedenini net belirtmeyen işveren, işçinin açacağı davada bunu ispat yükümlülüğündedir.  Dava neticesinde işe iade kararı verilen işçinin işe başlatılmaması halinde işveren işçiye tazminat ödemek zorundadır. İş Kanunu Madde 21’de bu durum şöyle ifade edilmiştir;

İşverence geçerli sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı mahkemece veya özel hakem tarafından tespit edilerek feshin geçersizliğine karar verildiğinde, işveren, işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorundadır. İşçiyi başvurusu üzerine işveren bir ay içinde işe başlatmaz ise, işçiye en az 4 aylık ve en çok 8 aylık ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlü olur.

Mobbing ve Tazminat Davası

Mobbing psikolojik şiddet şeklinde tanımlanabilir. Mobbing esasen iş ortamında personeli istifa ettirmek için gerçekleştirilen yıldırma, baskı ve zorlamaları içerir. Bu çeşit psikolojik baskı ve faktörlerle karşılaşan personeller genelde mobbing davası açma yoluna başvurarak haklarını koruma altına almaya çalışmaktadırlar.

Mobbing davası açma talebinde bulunacak çalışan ilk olarak mobbinge esas teşkil eden hususların geçerliliğini netleştirmesi gerekmektedir. Bu hususlar aşağıdaki gibidir;

  • İş ortamında mesleki yeterliliği irdeleniyorsa
  • Güvenilmez olduğu ifade ediliyor ve hissettiriliyorsa,
  • Bilinçli ve kasti şekilde tamamlaması olası görünmeyen bir görevi tamamlaması talep ediliyorsa
  • İş ortamında normal şartlarda personelin bilmesi gereken ancak personelden saklanan bilgi söz konusu ise,
  • İşçi görmezden gelinip, iş arkadaşlarınca dışlanıp iş ortamından izole edilmeye çalışılıyorsa,
  • Personelin yetkileri sınırlandırılıp iş tanımında negatif açıdan değişikliğe gidilip personel genel anlamda mobbinge maruz kalmaktadır.

Mobbing davalarında tazminat çeşitleri birçok şekillerde gelişebilmektedir. Dolayısıyla mobbing şikayetiyle bireyin hukuki anlamda sahip olduğu hakları aşağıdaki gibidir;

  • İş sözleşmesinin haklı sebeple feshi
  • Belirli koşulların gelişmesi halinde ayrımcılık tazminatı talep hakkı
  • Borçlar Kanunu ve Medeni Kanun çerçevesinde tazminat isteme hakkı
  • Mobbing yapan yöneticiyi dava etme ve manevi tazminat talep hakkı
  • Belirli koşulların gelişmesi halinde kötü niyet tazminatı hükümlerine başvurma hakkı

Kısaca, işçi mobbingle karşılaştığında işten çıkabilir ve kıdem tazminatı isteyebilir ya da iş mahkemesinde mobbing tespiti için dava açabilir ve ayrıca bu dava ile manevi tazminat talebinde bulunabilir. Mobbing varlığı iş akdini sonlandırmayı haklı göstermektedir. Başka bir deyişle, çalışan kıdem tazminatını hak ederek işyerinden ayrılabilir.

Evlilik Tazminatı

1427 Sayılı İş Kanunu Madde 14′ e göre evlenen kadın çalışan evlendiği tarih itibariyle bir yıl içinde kendi rızasıyla iş akdini feshedebilir. Bu durumda işçinin işe başladığı tarihten itibaren iş sözleşmesinin devamı süresince her geçen tam yıl için işveren tarafından işçiye 30 günlük ücret tutarında kıdem tazminatı ödenmektedir. Ancak buradaki önkoşul işçinin işyerinde 1 yılını tamamlamış olması ve evlilik sebebiyle iş sözleşmesi feshi başvurusu için evliliğinin üzerinden 1 yıl geçmemiş olmasıdır.

Yani kadın çalışan nikahın yapılmasından sonra 1 yıl içerisinde işverene başvurduğunda, her çalıştığı yıl için 30 günlük brüt ücreti kıdem tazminatı şeklinde son brüt ücreti üzerinden  tazminatını alabilmektedir.

Kişilik Haklarının Korunmasında Tazminat Davaları

Bireyin “kişiliğini oluşturan tüm değerler” kişilik hakları olarak ifade edilmektedir. Türk Hukuku’nda bireyin kişilik haklarının ihlal edilmesine karşılık farklı hukuk dallarında, farklı koruma yollarına bağlı çeşitli davalar söz konusudur. Kişilik haklarının ihlalinde maddi ve manevi tazminat davası ise bu dava türlerinden biridir. Türk Medeni Kanun’u madde 24’te bu durum aşağıdaki gibi ifade edilmiştir;

Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır

Genel olarak kişilik haklarının ihlali aşağıdaki başlıklar altında işlenmektedir;

  • Tehdit
  • Şantaj
  • Hakaret
  • Haberleşmenin gizliliğini ihlal
  • Kişinin özel hayatına ilişkin hususların yayınlanması
  • İftira

Kişilik haklarının ihlalinde maddi tazminat davası, kişinin haklarına karşın uğradığı saldırı sebebiyle meydana gelen ekonomik zararların tespit edilip, kişiye tazmin edilme esaslarını içerir. Diğer yandan uğranılan bu zararın ispatını Borçlar Kanunu’na göre zarara uğrayan kişi yapacaktır.

Kişilik hakları ihlalinde manevi tazminat davası ise, kişinin haklarına karşın uğradığı saldırı sebebiyle yaşadığı stres, kaygı benzeri maneviyatla ifade edilen zararların kişiye maddi olarak tazminini ifade eder. Kişinin tazminat talebi, karşı tarafın kusurluluğunun ispatı ve tarafların sosyal durum, koşulları dikkate alınarak sonuca bağlanacaktır.

Haksız İcra Takibine Tazminat Davası

Borçluya haksız sebeple icra takibinin başlatılması halinde borçlunun itiraz hakkı söz konusudur. Ayrıca haksız yere başlatılan icra takibi üzerine borçlunun ispat yükümlülüğü suretiyle uğradığı maddi ve manevi kayıpları alacaklıya tanzim hakkı vardır.

Borçlu, itiraz süreleri içerisinde nedenleri ile birlikte haksız icra takibine maruz kaldığını ifade eden itiraz dilekçesiyle tazminat davası açmalıdır. Borçlunun haksız icra takibi üzerine açacağı tazminat davasında zamanaşımı ise zarar  ve tazminat yükümlüsünün öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren 10 yıldır. Özetle, haksız icra takibinin öğrenilmesi ve 2 yıl geçmesine rağmen borçlunun bir itirazda bulunmaması halinde tazminat davası açma hakkı söz konusu olamayacaktır.

Haksız icra takibine istinaden borçlunun maddi ve manevi tazminat davası açabilmesi için gerekli koşullar aşağıdaki gibidir;

  • Haksız icra takibinin başlatılmış olması
  • Haksız icra takibinde tazminatı meydana getirecek maddi ve manevi bir zararın varlığı
  • Haksız icra takibi sebebiyle zararın meydana gelmiş olması

Sonuç olarak kusurluluk oranı ve koşullara göre haksız icra takibinde kusurlu bulunan alacaklının ödeyeceği maddi ve manevi tazminat tutarı belirlenecektir.

 

Tazminat davası nasıl açılır? Tazminat avukatı hangi davalara bakar? Tazminat davası ne kadar sürer? Dava masrafları benzeri hususlarda daha fazla bilgi almak ve diğer sorularınız için büromuz alanında deneyimli TAZMİNAT avukatlarından danışmanlık hizmeti sağlayabilirsiniz.

Leave a Reply

Call Now Button