OLASI KAST İLE BİLİNÇLİ TAKSİR ARASINDAKİ FARK NEDİR?
Olası Kast ile Bilinçli Taksir Arasındaki Fark Nedir?
Ceza hukukunda bir kişinin yalnızca gerçekleştirdiği hareket değil, bu hareketi hangi iradeyle gerçekleştirdiği de önem taşır. Aynı sonucun meydana geldiği iki ayrı olayda, faillerin ceza sorumluluğu birbirinden tamamen farklı olabilir. Özellikle ölüm veya yaralanmayla sonuçlanan trafik kazalarında, iş kazalarında, silahla ateş etme olaylarında ve yüksek risk taşıyan faaliyetlerde failin olası kastla mı yoksa bilinçli taksirle mi hareket ettiği sıklıkla tartışılmaktadır.
Olası kast ile bilinçli taksir arasındaki ayrım, uygulanacak cezanın türünü ve miktarını doğrudan etkiler. Her iki durumda da fail, meydana gelebilecek sonucu önceden öngörmektedir. Aralarındaki temel fark ise failin öngördüğü sonuca karşı takındığı iradi tutumdur. Olası kastta sonuç göze alınırken bilinçli taksirde sonucun gerçekleşmeyeceğine güvenilmektedir.
Olası Kast Nedir?
Olası kast, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 21. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işlemeye devam etmesi hâlinde olası kast söz konusu olur.
Olası kastın varlığı için failin meydana gelen sonucu doğrudan istemesi şart değildir. Failin temel amacı başka bir davranışı gerçekleştirmek olabilir. Ancak kişi, davranışı sonucunda ölüm, yaralanma veya başka bir suç neticesinin ortaya çıkabileceğini öngördüğü hâlde hareketini sürdürüyorsa ve bu sonucu göze alıyorsa olası kast gündeme gelir.
Bu iradi tutum, günlük ifadeyle “Sonuç meydana gelirse gelsin” düşüncesiyle açıklanabilir. Nitekim Yargıtay kararlarında olası kast için “olursa olsun kastı” ifadesinin de kullanıldığı görülmektedir. Fail, neticenin gerçekleşmeyeceğine ilişkin ciddi bir güven taşımadan hareket etmekte ve öngördüğü sonucu kabullenmektedir.
Örneğin insanların bulunduğu bilinen bir alana gelişigüzel şekilde ateş eden kişi, belirli bir kişiyi öldürmek amacıyla hareket etmese dahi birisinin ölebileceğini öngörmüş olabilir. Failin bu ihtimale rağmen ateş etmeyi sürdürmesi, somut olayın diğer koşullarıyla birlikte olası kast kapsamında değerlendirilebilir.
Bilinçli Taksir Nedir?
Bilinçli taksir, Türk Ceza Kanunu’nun 22. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir. Kanuna göre kişinin öngördüğü neticeyi istememesine rağmen neticenin meydana gelmesi hâlinde bilinçli taksir vardır. Bu durumda taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
Bilinçli taksirde fail, davranışının tehlikeli bir sonuca yol açabileceğini bilir. Ancak kendi tecrübesine, yeteneğine, aldığı önlemlere veya olayın kontrol altında olduğuna güvenerek sonucun meydana gelmeyeceğini düşünür. Sonucu istemediği gibi gerçekleşmesini de kabullenmez.
Bilinçli taksirde failin düşüncesi, “Böyle bir sonuç meydana gelebilir, ancak ben bunu önleyebilirim” şeklinde açıklanabilir. Failin neticenin gerçekleşmeyeceğine ilişkin güveni somut olayda haklı çıkmaz ve öngörülen sonuç meydana gelir.
Örneğin hız sınırını aşan bir sürücü, kazaya neden olabileceğini öngörmesine rağmen sürücülük tecrübesine güvenerek hareketini sürdürebilir. Kazanın meydana gelmesi durumunda olayın şartlarına göre bilinçli taksirden söz edilebilir. Ancak yalnızca hız sınırının aşılmış olması, tek başına bilinçli taksir veya olası kast kabulü için yeterli değildir.
Olası Kast ve Bilinçli Taksir Arasındaki Temel Fark
Her iki kusur türünde de ortak unsur, sonucun fail tarafından öngörülmesidir. Bu nedenle ayrım, failin sonucu öngörüp öngörmediğine göre değil, öngördüğü sonuç karşısındaki tutumuna göre yapılır.
Olası kastta fail, sonucun meydana gelmesini doğrudan istemese bile bu ihtimali kabullenerek veya göze alarak hareketine devam eder. Bilinçli taksirde ise fail, sonucu öngörmesine rağmen sonucun gerçekleşmeyeceğine inanır ve bu inançla davranışını sürdürür.
Başka bir ifadeyle olası kastta failin, sonucun gerçekleşmeyeceğine yönelik gerçek ve somut bir güveni bulunmamaktadır. Bilinçli taksirde ise failin sonucu önleyeceğini düşündüğü bir yeteneğe, tedbire veya dış etkene güvenmesi söz konusudur.
Failin olaydan sonra “Ben sonucu istemedim” demesi, tek başına bilinçli taksir kabulü için yeterli değildir. Ceza yargılamasında kişinin iç dünyasına ilişkin değerlendirme; olayın gerçekleşme şekli, kullanılan araç, hareketin süresi, tehlikenin ağırlığı ve failin davranışları üzerinden yapılır.
Mahkemeler Hangi Ölçütleri Dikkate Alır?
Olası kast ile bilinçli taksir arasındaki ayrım, her olayın kendine özgü koşulları dikkate alınarak yapılmalıdır. Önceden belirlenmiş tek bir ölçüt, bütün olaylar bakımından kesin sonuç vermez.
Mahkeme öncelikle failin meydana gelebilecek sonucu bilip bilmediğini değerlendirir. Ardından failin sonucu önlemek amacıyla herhangi bir tedbir alıp almadığı, tehlikeli davranışı ne kadar süreyle sürdürdüğü, daha önce uyarılıp uyarılmadığı ve hareketin sonucu doğurma ihtimalinin ne kadar yüksek olduğu araştırılır.
Kullanılan aracın niteliği de önemlidir. Ateşli silah, ağır iş makinesi veya motorlu araç gibi yüksek tehlike doğurabilecek araçların kullanılmasında failin bilgi ve deneyimi ayrıca değerlendirilir. Failin mesleki bilgisi veya özel tecrübesi, ortaya çıkabilecek sonucu daha açık biçimde öngörebileceğini gösterebilir.
Tehlikenin açıkça görülmesine veya failin uyarılmasına rağmen davranışın sürdürülmesi, olası kast yönünde önemli bir belirti oluşturabilir. Buna karşılık failin sonucu önlemek amacıyla somut ve elverişli tedbirler alması, ancak bu tedbirlerin yetersiz kalması bilinçli taksir değerlendirmesini destekleyebilir.
Bununla birlikte görünüşte önlem alınmış olması her zaman bilinçli taksir sonucunu doğurmaz. Alınan tedbir tehlikeyi önlemeye elverişli değilse veya sonucun meydana gelme ihtimali son derece yüksekse failin sonucu kabullenip kabullenmediğinin ayrıca tartışılması gerekir.
Trafik Kazalarında Ayrım Nasıl Yapılır?
Ölümlü ve yaralamalı trafik kazaları, olası kast ile bilinçli taksir ayrımının en fazla tartışıldığı olaylar arasındadır. Alkollü araç kullanılması, aşırı hız yapılması, kırmızı ışıkta geçilmesi veya ters yönde ilerlenmesi ciddi trafik ihlalleridir. Ancak bu ihlallerden herhangi birinin bulunması, kendiliğinden olası kastın varlığını göstermez.
Sürücünün alkol oranı, aracın hızı, yolun durumu, trafik yoğunluğu, görüş mesafesi, olaydan önce yaşanan tehlikeler ve yapılan uyarılar birlikte değerlendirilir. Sürücünün kazaya ramak kalmasına veya araçtaki kişiler tarafından uyarılmasına rağmen aynı şekilde hareket etmeye devam etmesi, hukuki nitelendirme bakımından önem taşıyabilir.
Sürücü, kaza ihtimalini öngörmesine rağmen aracına ve sürücülük yeteneğine güvenmişse bilinçli taksir gündeme gelebilir. Buna karşılık ölüm veya yaralanma ihtimalinin son derece açık olmasına rağmen hiçbir önlem almadan hareketini sürdüren sürücü bakımından olası kastın şartları tartışılabilir. Her olayda otomatik bir sonuç yerine, dosyadaki tüm deliller üzerinden ayrı değerlendirme yapılmalıdır.
Cezalar Bakımından Fark Neden Önemlidir?
Olası kast, kastın bir türüdür. Bu nedenle fail hakkında kasten işlenen suça ilişkin hükümler uygulanır. Türk Ceza Kanunu’nun 21. maddesine göre olası kastla işlenen ve müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmi beş yıla kadar hapis cezasına hükmedilir. Diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir.
Bilinçli taksir ise taksirin ağırlaştırılmış şeklidir. Öncelikle ilgili suçun taksirli hâlinin kanunda cezalandırılmış olması gerekir. Belirlenen taksirli suç cezası, bilinçli taksirin varlığı hâlinde üçte birden yarısına kadar artırılır. Taksirli şekli kanunda ayrıca düzenlenmeyen bir suç nedeniyle bilinçli taksir hükümlerine göre ceza verilemez.
Bu nedenle aynı ölüm veya yaralanma neticesinin olası kast ya da bilinçli taksir olarak kabul edilmesi, hükmedilecek ceza bakımından çok büyük farklılık yaratabilir.
Sonuç
Olası kast ile bilinçli taksir arasındaki temel fark, failin öngördüğü sonuca yönelik iradesinde ortaya çıkar. Olası kastta fail, sonucun meydana gelme ihtimalini göze alır ve bu ihtimale rağmen davranışını sürdürür. Bilinçli taksirde ise fail, sonucu istemez ve sonucun gerçekleşmeyeceğine güvenerek hareket eder.
Bu ayrım, yalnızca failin beyanlarına veya meydana gelen sonucun ağırlığına göre yapılamaz. Olayın oluş şekli, tehlikenin boyutu, failin bilgisi, alınan önlemler ve dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirilmelidir. Hukuki nitelendirmedeki bir hata uygulanacak cezanın önemli ölçüde değişmesine neden olabileceğinden, soruşturma ve kovuşturma sürecinin ceza hukuku alanında çalışan bir avukat tarafından takip edilmesi önemlidir.
Elif Sukutli