Single Blog Title

This is a single blog caption

Muvazaalı İşlemlerde Yargıtay Kararları Nelerdir ?

Muvazaalı İşlemlerde Yargıtay Kararları : 

11. Hukuk Dairesi         2024/588 E.  ,  2024/8875 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/380 Esas, 2023/1784 Karar
HÜKÜM : Esastan ret; davanın reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Aydın 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla)
SAYISI : 2015/404 E., 2020/258 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacılardan …’nun davalı şirketin pay defterinde adı yazılı olmasa dahi şirkete %7,25 oranında pay sahibi olduğunu, pay defterinin açıklayıcı nitelikte olduğunu, davalı şirketin 20.02.2015 tarihli genel kurul toplantısına davet edilmediğini, haricen öğrendiği genel kurul toplantısına temsilcisinin alınmadığını, pay sahibi olmayan kişilerle genel kurulun yapıldığını, bu nedenle genel kurulun yoklukla malul olduğunu, toplantıda alınan kararların mutlak butlanla batıl olduğunu, davalı şirketin amacının denetimden kaçmak amacıyla işletme ruhsatını şirketin yönetim kurulu üyelerinin ortağı bulunduğu şirkete devretme amacını taşıdığını, şirkette muvazallı işlemler yapıldığını ve şirketin kötü yönetildiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davalının 20.02.2015 tarihli 2014 yılı olağan genel kurul toplantılarında alınan kararların, kasıtlı olarak bir ortağın toplantıya davet edilmemesi, toplantıya alınmaması, pay sahibi olmayan kişilerin toplantıya katılması nedeniyle ortada bir genel kurul ve genel kurul kararı bulunmadığından yokluğunun tespitine, bu mümkün olmadığı durumda ortaklar arasında eşit işlem ilkesine aykırılık, keza ortakların vazgeçilemez nitelikteki toplantıya katılma ve oy haklarından yoksun bırakılması nedeniyle batıl olan kararların butlanının tespitine, bu mümkün olmazsa dürüstlük kuralına, kanuna ve ana sözleşmeye aykırı olan genel kurul kararlarının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı …’nun hissesinin açık arttırma ile davadışı kişiye satıldığını, sonrasında hissenin devir yoluyla el değiştirdiğini ve yeni pay sahibinin pay defterine işlendiğini, davacı …’nun bu aşamada şirket ortağı olmadığını, pay defterinde kayıtlı olmadığını, davacı …’in genel toplantı daveti gönderilmemesi ve genel kurulda oy kullanılmasına izin verilmemesinin hukuka uygun olduğunu, şirket tarafından yapılan dava konusu olağan genel kurulu toplantısının Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiğini, hissedarlarının tamamına iadeli taahhütlü mektup gönderildiğini, toplantının tutanakla hüküm altına alındığını, tam katılım sağlandığını, özel denetçi raporuna göre 2014 yılı faaliyeti itibariyle şirketin aktif varlığının belirtildiğini, buna göre şirketin içinin boşaltıldığı iddiaların gerçek dışı olduğunu, yapılan genel kurul toplantısının usul ve yasaya uygun olduğunu, kabul anlamına gelmemek üzere genel kurulun davacının katılım olmaksızın gerçekleştirilmesinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 446 ncı maddesi çerçevesinde butlan değil ancak bir iptal nedeni olabileceğini, diğer davacının ise %5 hisse oranına sahip olduğunu, etki kuralı gereği ise sadece %7,25 hissesi bulunabilecek davacının genel kurul kararına etki etmesinin mümkün olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, kesinleşen mahkeme ilamı ile davacı … …’nin hisselerinin cebri icra yolu ile satın alınarak kazanılmasını sağlayan ihalenin fesih edilmiş olduğu, hisselerin mülkiyetinin davacı üzerinde bulunduğu, davacının dava dilekçesinde iddia edildiği üzere %7,25 oranındaki 2900 adet B gurubu hisseye sahip olduğunun sübuta erdiği, dosyaya bilirkişi kök ve ek raporlarının kazandırıldığı, buna göre davacılardan …’nun Mahkeme kararı ile davalı şirketin pay sahibi olduğunun görüldüğü, davacı sıfatına haiz olup olmadığı hususunun Mahkemeye ait olduğu, davacı H.P Laub’un genel kurula vekil vasıtasıyla katıldığı, davacı sıfatına haiz olduğu, ihale konusu hisselerin davacı … adına tescil edilerek tescil ve ilân edildiği, bu durumun şirkete bildirildiği, buna göre davalı şirketin …’na ilişkin Mahkeme kararı tescil ve ilanında haberdar olduğu, …’na 6102 sayılı Kanun’un 414 üncü maddesine aykırı olarak davet gönderilmediği, toplantıdan haberdar edilmediği, her iki davacının dava konusu genel kurulda toplamda 4900 adet %12,25 oranda oy kullanacaklarının hesaplandığı, bu durumda genel kurul kararlarına 35.100 adet %87,75 oranında olumlu oy kullanıldığı, bu durumda davacılardan …’na çağrı merasimi usulüne uygun yapılmasa da bu oran etki kuralı gereğince davacılar alınan kararlara olumsuz oy kullansa idi dahi alınan genel kurul kararına etkisi olmayacağından alınan kararların iptali şartlarının oluşmadığı, davacılardan …’na çağrı merasiminin usulüne uygun yapılmasa dahi bu oranın etki kuralı da nazara alındığında davacılar alınan kararlara olumsuz oy kullansa dahi 6102 sayılı Kanun’un 446/B maddesi çerçevesinde kararlara etkisinin olmayacağı, mezkur aykırılığın genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu davacılar tarafından ispatının dosyada görülmediği, bu nedenle davalı şirketin mezkur genel kurul toplantısında alınan kararların iptali şartlarının oluşmadığının kabulünün gerektiği gerekçesiyle karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince istinaf edilmiştir.

IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesince, mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, alınan bilirkişi asıl ve ek raporunun somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, denetime elverişli, hüküm kurmaya yeterli ve dosya kapsamı ile uyumlu olduğu, davacılar oylarının toplamının toplantıda alınan kararlara etki etmesinin mümkün olmadığı, bu sebeple çağrı usulsüz olsa da alınan kararların geçerli olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş, karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ İNCELEMESİ
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davalı şirketin 20.02.2015 tarihinde yapılan 2014 yılı olağan genel kurulu toplantısında alınan kararların yoklukla malul olduğunun tespitine, bu mümkün değil ise iptaline karar verilmesi istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin birinci alt bendi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri

2.6102 sayılı Kanun’un 414, 445, 446, 447 nci maddeleri

3. Değerlendirme
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun’un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, tarafların temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun’un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı harcın istek halinde davacılara iadesine, alınmadığı anlaşılan 427,60 TL temyiz ilam harcı ile 2.107,80 TL temyiz başvuru harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 10.12.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

(Kapatılan)17. Hukuk Dairesi         2011/12342 E.  ,  2012/2395 K.

“İçtihat Metni”


Davacı … ile davalılar …, … Teks. San. ve Tic. Ltd. Şti. Aralarındaki dava hakkında ….Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 17.12.2009 gün ve 2007/202-2009/900 sayılı hükmün Dairenin 9.6.2011 gün ve 2011/3391-2011/5904 sayılı kararı ile bozulmasına karar verilmiş olup, süresi içinde davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili davalılardan … Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şti.nin müvekkiline olan borcu nedeniyle hakkında yaptıkları icra takibi sırasında borcuna yetecek haczi kabil malının bulunmadığını ancak alacaklılardan mal kaçırmak amacı ile kendisine ait taşınmazları diğer davalıya sattığını öne sürerek yapılan tasarrufların iptalini talep etmiştir.
Davalılar davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece yapılan tasarrufun muvazaalı olması nedeniyle davanın kabulüne ve yapılan tasarrufun iptaline karar verilmiş; hüküm, davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yapılan temyiz incelemesi sonunda, davanın İİK.nun 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptali isteğine ilişkin olduğu bu tür davaların açılabilmesi için alacaklı davacı tarafından borçlu davalı hakkında yapılmış ve kesinleşmiş bir icra takibinin bulunması gerektiği ayrıca HUMK.nın 388 ve 389. maddelerinde mahkeme kararının taşıması gereken hususlar gösterilmiş olduğu, verilen kararla taraflara bahşedilen vazife ve hakların şüphe ve tereddüt yaratmayacak şekilde sarih ve açık yazılması gerektiği, sözü edilen yasa maddelerine uygun düşmeyecek şekilde, çelişkili ve infazda tereddüt yaratan mahiyette hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirdiği somut olayda alacaklı davacının birden fazla icra takibine dayanarak
tasarrufun iptali davası açtığı, dayandığı icra takiplerinden bir kısmında borçlu davalı hakkında yapılan takip olmadığı halde hüküm fıkrasında bir ayırım yapılmadan infazda tereddüt yaratacak şekilde davanın kabulü ile tasarrufun iptaline karar verildiği bu durumda mahkemece alacaklı davacının dayandığı hangi icra takibi ile ilgili olarak tasarrufun iptal edildiğinin HUMK.nın 388 ve 389. maddelerine uygun biçimde hüküm fıkrasında açıkça yazılması gerekirken yazılı olduğu üzere infazda tereddüt oluşturacak şekilde hüküm kurulması doğru bulunmadığı belirtilerek hükmün bozulmasına karar verilmiş, davacı vekili bu defa karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
Davacı vekilinin tashihi karar dilekçesi ile dosya arasında bulunan 09/01/2009 tarihli ıslah dilekçesi ve 06/02/2009 tarihli dilekçe ile 17/12/2009 tarihli celsedeki davacı vekili beyanları nazara alındığında davanın B.K 18. maddesine dayalı iptal istemine ilişkin olduğu anlaşılmakla mahkeme kararının, davanın İİK.nın 277 vd. maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkin olduğu belirtilerek bozulması doğru görülmemiş, Dairemiz ilamının bozma kısmında yer alan “Dava İİK.nun 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptali isteğine ilişkindir. Bu tür davaların açılabilmesi için alacaklı davacı tarafından borçlu davalı hakkında yapılmış ve kesinleşmiş bir icra takibinin bulunması gerekir.” şeklindeki ibarenin çıkarılarak yerine “Dava, Borçlar Kanunu’nun 18. maddesinde düzenlenmiş bulunan dava konusu tasarrufun muvazaalı yapıldığı iddiasına dayalı iptal istemine ilişkindir. Kural olarak üçüncü kişiler, muvazaalı muamele nedeniyle hakları zarara uğratıldığı takdirde tek taraflı veya çok taraflı olan bu hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. Çünkü muvazaalı bir hukuki işlem ile üçüncü kişilere zarar verilmesi, onlara karşı işlenmiş bir haksız eylem niteliğindedir. Ancak, üçüncü kişilerin muvazaalı işlem ile haklarının zarara uğratıldığının benimsenebilmesi için onların, muvazaalı işlemde bulunandan alacakları bulunmalı ve muvazaalı işlem o alacağın ödenmesini önlemek amacıyla yapılmış olmalıdır.
Bu tür davalarda, zarara uğradıklarını ileri süren üçüncü kişilerin, muvazaalı işlemde bulunduğu iddia edilen kişi hakkında icra takibi yapmaları veya tazminat davası açmış olmaları, bu davanın kabulü için tek başına yeterli olmadığından, muvazaalı işlemde bulunanın üçüncü kişilere
borçlu olduğunun belirlenmesi ve bu borcu ödememek için muvazaalı hukuki işlem yapmış olması gerekir.
Dava konusu satışların muvazaalı olduğunun ispatlanması halinde davacı, davayı konu edilen mallardan da alacağın tahsili için yararlanabilecektir. Davacının amacı, yaptığı icra takibi ya da takipleri sonucunda alacağının tahsili imkanına kavuşmaktır. Her ne kadar, muvazaalı işlem nedeniyle tapu iptali ve tescil istenilmiş ise de çoğun içinde azın da bulunduğu ilkesi gereğince, muvazaalı işlemin yapılan takip ya da takipler yönünden hüküm doğurmamasının istenildiği açıktır. Bu bakımdan, İcra İflas Kanunu’nun 283. maddesindeki düzenleme yol gösterici niteliktedir. Ancak, davacının bu hakkı ayni değil şahsi sonuç doğuracağından, muvazaalı işlemin ispatlanması durumunda İcra ve İflas Kanunu’nun 283/1. maddesi kıyasen uygulanarak, tapu iptali ve tescile gerek olmadan davacının alacağını alabilmesine imkan sağlayacak biçimde, dava konusu taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünde karar verilmelidir. Somut olayda davacı alacağının hangi dosyada mevcut olduğu ve hangi dosyalar açısından iptal şartlarının oluştuğu da ayrı ayrı belirlenerek karar verilmemiş olması da doğru değildir.” ibarelerinin yazılması suretiyle yerel mahkeme hükmünün yukarıdaki açıklamalar ışığında değişik gerekçe ile bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 09.06.2011 tarih 2011/3391 Esas 2011/5904 Karar sayılı ilamının açıklanan nedenlerle değişik gerekçe ile BOZULMASINA, tashihi karar peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 29.2.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

1. Hukuk Dairesi         2020/2359 E.  ,  2021/1486 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL

Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, mirasbırakan dedeleri …’in 24 ve 1183 parsel sayılı taşınmazlarını 15.01.2010 tarihinde davalı …’ya temlik ettiğini, davalının mirasbırakanın oğlu olan dava dışı …’in eşinin dayısı olduğunu, işlemin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu, mirasbırakanın oğulları … ve … ile birlikte yaşadığını, çekişme konusu taşınmazların … ve …’in tasarrufunda olduğunu ileri sürerek, tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında adlarına tesciline, olmazsa tenkise karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, taşınmazları bedeli karşılığında satın aldığını, davacıların iddia ettikleri gibi bir akrabalık bağı bulunmadığını, murisin emekli maaşı ve başka taşınmazları da olduğunu, çekişme konusu taşınmazları mirasçılardan … …’e kiraladığını ve kira bedelini de aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, temlikin muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne dair verilen kararın temyizi üzerine Dairece “…davacı tanıkları, üçüncü kişi davalıyı tanımamakta olup temlikin mal kaçırma amacıyla yapıldığı yolunda görgüye dayalı bilgileri olmamakla birlikte temlikin muvazaalı olduğunu düşündükleri yönünde ifade vermiş davalı tanıkları ise işlemin gerçek satış olduğunu bildirmiştir, taşınmazları her ne kadar mirasbırakan …’in mirasçılarından … kullanıyor ise de, … 1183 parsel sayılı taşınmazda paydaş olup ayrıca davalı ile düzenledikleri kira sözleşmesi de dosyaya ibraz edildiğinden tüm olgular ve deliller birlikte değerlendirildiğinde temlikin muvazaalı olmadığı, işlemin gerçek satış olduğu hal böyle olunca da davanın reddine karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verildiği doğru görülmediği” gerekçesiyle bozulmuş, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde temlikin muvazaalı olmadığı, işlemin gerçek satış olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi …’ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
-KARAR-
Hükmüne uyulan bozma kararında, gösterildiği şekilde işlem yapılarak karar verilmiştir. Davacıların yerinde bulunmayan temyiz itirazının reddiyle, usul ve yasaya ve bozma kararının gerekçelerine uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı 4.90. TL bakiye onama harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, 16.03.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Leave a Reply

Call Now Button