Single Blog Title

This is a single blog caption

MÖHUK Kapsamında Bazı Yargıtay Kararları

Yargıtay Kararları : 

MÖHUK Kapsamında Tanıma ve Tenfiz : 

 

2. Hukuk Dairesi         2016/19230 E.  ,  2017/8979 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi

Yukarıda tarihi, konusu ve tarafları gösterilen hükmün; onanmasına dair Dairemizin 23/12/2015 gün ve 19770-24782 sayılı ilamıyla ilgili karar düzeltme isteminde bulunulmakla, evrak okundu, gereği düşünüldü;
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 1.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş ise de, bu Kanuna 6217 sayılı Kanunla ilave edilen geçici 3. maddenin (1.) bendinde, Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26.09.2014 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ila 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı hükme bağlandığından, karar düzeltme talebinin incelenmesi gerekmiştir.
Davacı, 23.06.2013 tarihinde ölen oğlu ve davalı gelininin boşanmalarına dair yabancı mahkeme kararının tanınmasına karar verilmesini istemiş, mahkemece hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.Tanıma, yabancı mahkeme kararına kesin delil veya kesin hüküm vasfını kazandırır (MÖHUK m. 58). Tanıma halinde, yabancı ilamın kesin hüküm ve kesin delil etkisi, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder (MÖHUK m. 59). Diğer bir ifade ile, taraflar yabancı mahkeme kararının kesinleştiği anda boşanmış sayılırlar. Yabancı ilamın tenfiz edilmesinde hukuki yararı bulunan herkes tenfiz isteminde bulunabilir ( MÖHUK m. 52/1). Bu hüküm, yabancı ilamın tanınmasının istenmesi halinde de geçerlidir. Bu bakımdan davacının, boşanmaya ilişkin yabancı ilamın tanınmasını istemekte miras bakımından hukuki yarar vardır. Yabancı mahkeme kararının tenfizi istemli davada, karşı taraf davalı kendisine karşı tenfiz istenen kişi ancak tenfiz ve tanıma şartlarının mevcut olmadığı, yabancı mahkeme ilamının kısmen veya tamamen yerine getirilmiş yahut ilamın yerine getirilmesine engel bir sebebin ortaya çıkmış olduğunu öne sürerek isteğe karşı koyabilir (MÖHUK m. 55/2). Bunun dışında bir itiraz sebebi yasada kabul edilmemiştir. Yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır (MÖHUK m. 58/1). O halde, isteğin esasının incelenmesi gerekirken, yasal olmayan gerekçe ile reddi doğru bulunmamıştır. Ne var ki, bu husus ilk inceleme sırasında gözden kaçırıldığından davacının karar düzeltme isteğinin kabulüne, Dairemizin 23.12.2015 tarih 2015/19770 esas 2015/24782 karar sayılı onama ilamının kaldırılmasına, hükmün açıklanan sebeple bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ:Davacının karar düzeltme isteğinin Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 440-442. maddeleri gereğince KABULÜNE, Dairemizin 23.12.2015 tarih 2015/19770 esas 2015/24782 karar sayılı onama kararının kaldırılmasına, mahkeme kararının yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, karar düzeltme harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, oybirliğiyle karar verildi.12.07.2017(Çrş.)

MÖHUK Kapsamın da Boşanma :

İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı erkek tarafından davanın kabulü, hükmedilen nafaka ve manevi tazminat yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı kadın tarafından açılan boşanma davasında ilk derece mahkemesince davanın kabulü ile,Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesine göre tarafların boşanmalarına ve ferilerine hükmedilmiş; davalı erkek tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, bölge adliye mahkemesince davalı erkeğin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Karar, davalı erkek tarafından temyiz edilmiştir.
İlk derece mahkemesince “Suriye Hukuku’nun aile, evlilik, boşanma, velayet, nafaka ve soybağı hususlarında bilgi ve mevzuata ulaşılmaya çalışılmış fakat hiçbir bilgiye ulaşılamamış, bu sebeple Adalet Bakanlığı Mevzuat Genel Müdürlüğüne 23.09.2019 tarihinde Suriye Hukuku’nun aile hukukuna ilişkin hükümlerini içerir mevzuatın iş bu davalarda uygulanması bakımından Mahkememize gönderilmesi istenmiş ise de Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü’nün 21.11.2019 tarihli cevabi yazısında Suriye Hukukuna ilişkin mevzuatın iç karışıklıktan kaynaklı olarak henüz edinilemediği, çalışmaların devam ettiği, yargı merciimizin kararı esas olmak üzere Türk Hukuku’nun uygulanabileceği görüş ve mütelaa edildiğinden Mahkememizce tarafların müşterek milli hukukuna ilişkin bilgi ve belgeye ulaşılamaması sebebi ile MÖHUK 14/1 madde hükmü gereği iş bu davada Türk Hukuku’nun uygulanmasına karar verilmiştir.” gerekçesi ile Türk Hukuku’na göre yargılama yapılıp karar verilmiştir.
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 14. maddesi “Boşanma ve ayrılık sebepleri ve hükümleri, eşlerin müşterek millî hukukuna tâbidir. Tarafların ayrı vatandaşlıkta olmaları hâlinde müşterek mutad mesken hukuku, bulunmadığı takdirde Türk hukuku uygulanır” hükmünü içermektedir.
Yapılan incelemede tarafların ikisinin de dava tarihi itibari ile Türk vatandaşı olmadıkları, Suriye vatandaşı oldukları anlaşılmaktadır. Buna göre dava, tarafları bakımından “Yabancılık” unsuru taşımaktadır. Bu durumda davada uygulanacak hukuk, 5718 sayılı Kanun hükümlerine göre tespit edilecektir (5718 s. MÖHUK m. 1). Bu kanuna göre, boşanma ve ayrılık sebepleri ve hükümleri, eşlerin müşterek milli hukukuna tabidir. (MÖHUK m. 14/1 ) Hakim, Türk kanunlar ihtilafı kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku, tarafların bu hususta bir isteği olup olmadığına bakmaksızın re’sen uygulamak zorundadır (5718 s. MÖHUK m. 2/1). O halde mahkemece, Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü’ne yazılan müzekkere cevabının beklenmesi, geçen zaman göz önüne alınarak bu konuda tekrar müzekkere yazılması ya da MÖHUK m. 2/1 gereğince yabancı hukukun muhtevasının tespitinde tarafların yardımına başvurabileceği gözetilerek, taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümünde eşlerin müşterek millî hukukunun uygulanması müşterek milli hukukun Türk kamu düzenine açıkça aykırı görülmesi halinde ise Türk hukukunun uygulanması gerekirken, mahkemece bu hususlar üzerinde durulmadan doğrudan Türk hukuku uygulanarak hüküm tesis edilmesi doğru olmayıp, hükmün bu sebeple bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, ilk derece mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalı erkeğin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oy birliğiyle karar verildi. 02.11.2022 (Çrş.)

MÖHUK Kapsamında Yetki :

12. Hukuk Dairesi         2025/975 E.  ,  2025/2718 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davacı/alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Aliağa İcra Müdürlüğünün icra mahkemesine gönderdiği talepte; alacaklının Estonya’da yerleşik şirket olduğunu, MÖHUK 48. maddesi uyarınca alınacak yabancılık teminatı miktarının belirlenmesi konusunda görüş sorulduğu, İlk Derece Mahkemesince, alacağın %20’si oranında yabancılık teminatının alınmasına karar verildiği, alacaklı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmüştür.
Türk Hukukunda kişilerin hak arama özgürlüklerini kullanmaları herhangi bir sınırlandırmaya tâbi tutulmamıştır. Ancak bazı istisnai durumlarda dava açan veya takip hakkını kullananın önceden belirlenen bazı özel yükümlülükleri yerine getirmesi şart koşulabilir. Bu istisnai şartlardan biri de teminat gösterme yükümlülüğüdür.
Alacaklının takipte haksız çıkması halinde borçlunun uğrayacağı muhtemel zararların istenebilmesinin zor veya imkansız olacağı zannedilen bazı özel durumlarda kanun koyucu tarafından teminat gösterilmesi gerekli görülmüştür.
5718 sayılı MÖHUK madde 48/1’e göre; “Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır”. Yasada öngörülen “mahkeme” teriminin icra takipleri için “icra dairesi” olarak anlaşılması gerekir. Anılan maddede öngörülen teminat takip yapmanın ön koşulu olup mahkemece re’sen gözetilir.
5718 sayılı MÖHUK madde 48/1’e göre; icra takibinde bulunan yabancı ve gerçek tüzel kişilerden icra memuru takip giderleri ile karşı tarafın bu takip dolayısı ile uğrayabileceği zarar ve ziyanını karşılayacak şekilde teminat belirlemesi gereklidir. İcra memurunun belirlediği teminat miktarının yazıda belirlenen ilkelere uymadığı veya teminattan muaf olunduğu halde teminat istendiği şikayet yolu ile icra mahkemesinde ileri sürülebilir. Somut olayda, icra mahkemesi takip alacağının %20’si oranında teminat yatırılmasına karar vermiştir. Ancak, icra mahkemesinin bir işlemi icra müdürlüğü yerine karar vermesi, işlemi yapan icra organının yeniden işlem yapmasını gerektirmiyor ise mümkün olmalıdır. İşlemin yapılması yetkisi asıl ESAS NO : 2025/975
icra organına ait olduğundan icra mahkemesinin işlemi hakkında karar vermesi yalnız yeniden araştırma yapılmasına ve yeni bir işlem yapılmasına gerek yok ise yani dosyaya göre işlem düzeltilebiliyor ise geçerlidir. İcra mahkemesi icra organına ait bir yetkiyi kullanamaz. (Pekcanıtez Hakan/Simil Cemil-İcra ve İflas Hukukunda Şikayet, İstanbul s.399). MÖHUK’ta teminat gösterme yükümlülüğü konusunda “yabancılık” ölçütü esas alınmıştır. Buna karşın davalının veya kendisine karşı takibe girişilen karşı tarafın vatandaşlığı, bu madde kapsamında da bir öneme sahip değildir.
İİK’nın 17. maddesinin 1. fıkrası gereğince ”Şikayet icra mahkemesince kabul edilirse şikayet olunan muamele ya bozulur, yahut düzeltilir. Aynı maddenin 2. fıkrasına göre ise; ”Memurun sebepsiz yapmadığı veya geciktirdiği işlerin icrası emrolunur.” hükmü yer almaktadır.
Ayrıca, 5718 sayılı MÖHUK madde 48/1’e göre; yapılacak icra takibi nedeniyle karşı tarafın uğrayabileceği zararlar, takip ve yargılama giderlerini karşılayacak teminat miktarının belirlenmesinin icra müdürlüğünce yapılmasına karar vermesi gerekir.
O halde; İlk Derece Mahkemesince; İİK’nin 17. maddesi uyarınca, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda teminatın belirlenmesinin icra müdürlüğünce yapılmasına karar verilmesi gerekirken, icra müdürünün yerine geçerek, alacağın %20’si oranında teminat alınmasına karar verilmesi isabetsiz olup, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
SONUÇ :
Alacaklının temyiz isteminin kısmen kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nın 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 13.11.2024 tarih ve 2024/562 E. – 2024/2620 K. sayılı kararının (KALDIRILMASINA), Aliağa İcra Hukuk Mahkemesinin 07.07.2023 tarih ve 2023/99 D. İş. Esas – 2023/151 D.İş Karar sayılı kararının (BOZULMASINA), bozma nedenine göre alacaklının sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 26.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Leave a Reply

Call Now Button