Single Blog Title

This is a single blog caption

Kripto Varlık ve Blokzincir Projelerinde “Ortak Girişim” (Joint Venture) Kavramının Türk Ticaret Hukuku Çerçevesinde İncelenmesi

”Kripto Varlık ve Blokzincir Projelerinde “Ortak Girişim” (Joint Venture) Kavramının Türk Ticaret Hukuku Çerçevesinde İncelenmesi” konusu ile ilgili olarak;

Giriş

Bilgi teknolojilerinin ve dijital finans araçlarının katlanarak büyümesi, mülkiyet, sözleşme ve tüzel kişilik kavramlarını temelden sarsmaktadır. Geleneksel ticaret hukuku; somut varlıklar, fiziki merkezler, yazılı imzalı mukaveleler ve net bir şekilde tespit edilebilir ortaklık yapıları üzerine inşa edilmiştir. Ancak günümüzde coğrafi sınırları tamamen ortadan kaldıran blokzincir teknolojisi, akıllı sözleşmeler ve merkeziyetsiz otonom yapılar (DAO), bu klasik dogmaların sınırlarını zorlamaktadır. Dünyanın farklı coğrafyalarından insanları tek bir dijital vizyon etrafında birleştiren kripto varlık projeleri, hukuki nitelendirme bakımından sıklıkla birer “ortak girişim” (joint venture) niteliği taşımaktadır.

Buna karşın, ortada Türk Ticaret Kanunu anlamında tescil edilmiş bir anonim veya limited şirket, hatta Borçlar Kanunu anlamında klasik yazılı bir adi ortaklık sözleşmesi bulunmadığı durumlar oldukça yaygındır. İnternet protokolleri, kod dizinleri ve token (kripto varlık) dağıtımları üzerinden kurulan bu dijital birliktelikler, hukuki bir ihtilaf anında hangi kurallara tabi olacaktır? Projenin başarısız olması, hacklenmesi veya büyük zararlar doğurması durumunda, arkasındaki geliştiriciler ve token sahipleri Türk Ticaret Kanuku ve genel borçlar hukuku hükümleri çerçevesinde nasıl sorumlu tutulacaktır? Bu çalışma, kripto varlık ve blokzincir projelerindeki ortak girişim olgusunu Türk ticaret hukuku ve borçlar hukuku süzgecinden geçirerek, teorik ve pratik düzlemde kapsamlı bir analiz sunmayı amaçlamaktadır.

Blokzincir Ekosisteminde Ortak Girişim (Joint Venture) Olgusu

İş dünyasında ortak girişim (joint venture), iki veya daha fazla bağımsız teşebbüsün belirli bir ticari hedefi gerçekleştirmek, ortak bir risk üstlenmek ve kâr paylaşmak amacıyla güçlerini birleştirmesi olarak tanımlanır. Geleneksel düzlemde bu iş birliği, tarafların ayrı bir şirket kurması (şirket bazlı ortak girişim) veya detaylı sözleşmesel hükümlerle bağ kurması (sözleşmesel ortak girişim) suretiyle hayata geçirilir.

Kripto varlık dünyasında ise bu kavram dijital bir boyut kazanmıştır. Bir grup yazılımcı, finansör, pazarlamacı ve topluluk üyesi; merkeziyetsiz bir finans (DeFi) protokolü, bir NFT koleksiyonu veya yeni bir blokzincir ağı (Layer-1/Layer-2) kurmak için bir araya geldiğinde, ekonomik ve hukuki anlamda klasik bir ortak girişim vücuda getirmektedirler. Taraflar ortak bir ekonomik amaca odaklanmış, emeklerini, sermayelerini (genellikle kripto para veya itibari para olarak) ve kod bilgilerini birleştirmişlerdir.

Ancak bu dijital ortak girişimleri geleneksel olanlardan ayıran en keskin özellik, merkezi bir yönetim organının veya fiziksel bir merkez ofisin bulunmayışıdır. Projeyi başlatan çekirdek ekip (core team) anonim olabilmekte veya takma adlar (pseudonymity) kullanabilmektedir. Projenin finansmanı ise halka açık token satışları (ICO, IDO, IEO) yoluyla dünyanın dört bir yanından binlerce küçük yatırımcıdan toplanmaktadır. Bu durum, hak ve borçların kimler arasında paylaşıldığı sorusunu Türk hukuku önünde en çetrefilli konulardan biri haline getirmektedir.

Türk Hukuku Açısından Dijital Projelerin Sınıflandırılması Sorunu

Türk ticaret hukukunda şirketler “numerus clausus” (sayılı ve sınırlı) ilkesine tabidir. Kanunda öngörülen şirket türleri (anonim, limited, kollektif, komandit, kooperatif) dışında başka bir ticari ortaklık modeli kurmak hukuken mümkün değildir. Tarafların iradeleriyle bu tiplerin dışına çıkmaları veya “hibrit” bir ticari statü yaratmaları hukuken geçerli kabul edilmez.

Kripto varlık projelerinin hukuki nitelendirmesinde karşımıza çıkan ilk büyük açmaz budur. Projeyi hayata geçiren kişiler resmi sicile tescilli bir şirket kurmamışlarsa, bu yapı Türk hukuku karşısında ne ifade eder?

1. Şirket Vasıflandırmasının Yapılamaması

Eğer proje sahipleri resmi bir tescil işleminden kaçınmışlarsa, bu yapı Türk Ticaret Kanunu anlamında bir anonim veya limited şirket olarak değerlendirilemez. Ticaret unvanı yoksuzdur, tüzel kişiliği bulunmamaktadır ve ticaret siciline kayıtlı değildir. Dolayısıyla, bu projelerin tüzel kişilik perdesinden yararlanması ve ortakların sorumluluğunu sınırlaması hukuken imkansızdır.

2. Adi Ortaklık Karinesi ve Borçlar Kanunu’nun Uygulanması

Türk Borçlar Kanunu’nun 620. maddesinde düzenlenen adi şirket, tüzel kişiliği olmayan en temel ortaklık modelidir. İki veya daha fazla kişinin ortak bir amaç için emek ve mallarını birleştirmesi, adi şirketin kurulması için yeterlidir. Türk mahkemeleri önüne gelebilecek bir kripto proje uyuşmazlığında, eğer taraflar arasında resmi bir şirket yok ancak ortak bir ticari amaç ve emek/sermaye birliği varsa, bu yapı hukuki olarak doğrudan adi ortaklık olarak nitelendirilme riski taşımaktadır. Adi ortaklığın sonuçları ise projeyi geliştirenler için son derece ağır sorumluluklar barındırmaktadır.

Akıllı Sözleşmeler ve Dağıtık Yapıların Hukuki Niteliği

Blokzincir projelerinin omurgasını oluşturan akıllı sözleşmeler (smart contracts), önceden belirlenen şartların gerçekleşmesi durumunda otomatik olarak çalışan kod bloklarıdır. Klasik borçlar hukukundaki sözleşme kavramı, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamasına dayanırken, akıllı sözleşmeler teknik birer talimat setidir.

Türk Borçlar Kanunu’nun 1. maddesi anlamında bir sözleşmenin kurulabilmesi için tarafların irade açıklaması şarttır. Akıllı sözleşmelerde ise insan iradesi kod yazıldığı anda tükenmekte, sonrasında işlemler tamamen otonom bir şekilde yürütülmektedir. Bu durum, ortak girişim ortaklarının iradi denetimini ortadan kaldırmaktadır.

Örneğin, ortak girişim kapsamında çıkarılan bir token’ın akıllı sözleşmesinde yaşanacak bir kod hatası (bug) veya açık nedeniyle milyonlarca dolar değerinde kripto varlık çalındığında veya kilitlendiğinde;

  • Bu zarardan kim sorumludur?

  • Kodu yazan geliştirici mi, projeyi finanse eden yatırımcı mı, yoksa yönetim oylamalarına katılan token sahipleri mi?

Türk hukuku açısından, kodun arkasındaki insan iradesi ve kusur unsuru esastır. Akıllı sözleşmenin otomatik olarak çalışmış olması, arkasındaki kişilerin hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Eğer bu yapı bir adi ortaklık olarak kabul edilirse, kod hatasından doğan zararlar tüm ortakların şahsi malvarlığını tehdit edebilecektir.

Ortakların ve Token Sahiplerinin Sorumluluk Rejimi

Kripto varlık projelerinde sorumluluk analizi yapıldığında, katılımcılar genellikle üç farklı kategoride incelenmelidir: Çekirdek Geliştirici Ekip, Finansörler/Yatırımcılar ve Topluluk/DAO Üyeleri.

1. Çekirdek Geliştirici Ekip (Core Team / Founders)

Projenin fikrini ortaya atan, yazılımı geliştiren ve projeyi yöneten çekirdek ekip, Türk hukuku açısından girişimciler veya adi ortaklığın yöneticileri konumundadır. Eğer proje yasal bir kurumsal yapıya (örneğin yurt dışında kurulmuş bir Foundation veya LLC) bağlanmamışsa ve Türkiye’de faaliyet yürütüyorsa, bu kişiler projeden doğan tüm hukuki ve cezai sorumlulukları bizzat üzerlerinde taşırlar. Projenin iflas etmesi, dolandırıcılık şüphesi yaratması (rug pull) veya üçüncü kişilere zarar vermesi durumunda, Türk Borçlar Kanunu’nun müteselsil sorumluluk kuralları devreye girer.

2. Token (Kripto varlık sahipleri) Sahiplerinin Durumu: Gizli Ortaklar mi?

Kripto projelerinin en büyük özelliklerinden biri, projeye destek olan veya token satın alan kişilerin genellikle anonim olması ve projenin yönetiminde (Governance token’lar aracılığıyla) oy kullanabilmesidir.

  • Bir token sahibi, projenin aldığı kararlara oylarıyla katıldığı ve kâr payı (staking getirisi vb.) beklediği için hukuken bir ortak konumuna düşer mi?

  • Eğer bu yapı adi ortaklık olarak kabul edilirse, borsadan üç beş adet token satın alan sıradan bir perakende yatırımcı dahi, projenin devasa borçlarından veya verdiği zararlardan dolayı diğer ortaklarla birlikte müteselsilen sorumlu tutulabilir mi?

Bu soru, blokzincir hukukunun en büyük teorik çıkmazlarından biridir. Türk hukukundaki sıkı sorumluluk kuralları ile kripto piyasalarının anonim ve likit yapısı burada doğrudan çatışmaktadır. Mahkemelerin yaklaşımında, sıradan bir token sahibinin projenin yönetiminde fiili bir hakimiyeti veya iradesi yoksa, onu adi ortak olarak nitelendirmek hakkaniyete aykırı olacaktır. Ancak projenin yönetim kuruluna benzer bir DAO yapısında aktif olarak karar alan ve yönlendiren büyük token sahiplerinin (whale) sorumluluk riski her zaman masadadır.

Merkeziyetsiz Otonom Organizasyonlar (DAO) ve Hukuki Statü

Son yıllarda kripto projelerinin birçoğu şirket yapısı yerine DAO (Decentralized Autonomous Organization) adı verilen merkeziyetsiz otonom organizasyonlar şeklinde örgütlenmektedir. DAO’larda merkezi bir yönetim kurulu yoktur; kararlar akıllı sözleşmeler üzerinden token sahiplerinin oylamasıyla alınır hazine yönetilir.

Türk ticaret hukuku açısından DAO yapıları tam bir “hukuki boşluk” (lacuna) yaratmaktadır:

  • DAO’ların tüzel kişiliği yoktur.

  • Ticaret sicilinde kayıtlı değildirler.

  • Yasal temsilcileri yoktur.

Bu durum, bir DAO ile hukuki işlem yapan üçüncü bir kişinin (örneğin DAO’ya hizmet veren bir Türk şirketinin) alacağını tahsil etmek istediğinde muhatap bulamaması sonucunu doğurur. Türk hukuku ilkelerine göre, tüzel kişiliği olmayan bir topluluğa karşı dava açılamaz; davanın arkasındaki gerçek veya tüzel kişilere yöneltilmesi gerekir. Eğer DAO üyeleri gizliyse, bu durum alacaklılar açısından büyük bir mağduriyet yaratır. Mahkemeler bu tür durumlarda, “tüzel perde arkasının aralanması” teorisini veya doğrudan adi ortaklık hükümlerini uygulayarak DAO katılımcılarını şahsen sorumlu tutma eğilimi gösterebilecektir.

Fikri Mülkiyet, Lisanslama ve Gelir Paylaşımı Problemleri

Kripto varlık projelerinde ortak girişimlerin en büyük varlıklarından biri yazılım kodları (open-source kodlar), akıllı sözleşme şablonları ve projeye ait marka/logo haklarıdır. Türk Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) ve Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) kapsamında, bu varlıkların kime ait olduğu tescil edilmemişse ciddi mülkiyet ihtilafları doğar.

Eğer resmi bir şirket kurulmamışsa ve ortak girişim ortakları arasında yazılı bir ortaklık veya konsorsiyum sözleşmesi yoksa, projenin markası veya geliştirdiği kodlar üzerinde kimin hak sahibi olduğu belirsizleşir. Ortaklardan biri projeden ayrıldığında, kodların veya projenin sosyal medya hesaplarının (Twitter/X, Discord vb.) akıbeti ne olacaktır? Türk medeni hukuku ve fikir mülkiyeti kurallarına göre, elbirliğiyle mülkiyet kuralları gereği bu tür dijital varlıkların yönetimi ve devri tüm ortakların oybirliğini gerektirir ki, bu da dinamik kripto dünyasında kilitlenmelere yol açar.

Çözüm Önerileri ve Hukuki Güvenlik İçin Tavsiyeler

Kripto varlık ve blokzincir projelerinde yer alan girişimcilerin Türk ticaret hukuku önünde bu denli büyük risklerle karşılaşmaması ve hukuki öngörülebilirlik sağlanabilmesi için atılması gereken hayati adımlar bulunmaktadır:

  1. Kurumsal Yapılanma (Offshore veya Yerel Şirket Kurulumu): Projeler Türkiye’de veya uygun uluslararası jurisdiction’larda (örneğin İsviçre Vakıfları, Estonya OÜ, Cayman Adaları şirketleri gibi) tüzel kişiliğe sahip yapılar kurarak faaliyet göstermelidirler. Token ihracı ve hazine yönetimi bu tüzel kişilikler üzerinden yürütülmelidir.

  2. Yazılı Kurucu ve Ortaklık Sözleşmeleri: Proje ortakları aralarında Türk Borçlar Kanunu hükümlerine uygun, sorumluluk sınırlarını, kâr-zarar paylaşımını ve ayrılma şartlarını net bir şekilde belirleyen detaylı yazılı sözleşmeler akdetmelidirler.

  3. DAO Yapılarının Hibrit Modellerle Desteklenmesi: Tamamen merkeziyetsiz DAO yapılarının arkasında yasal sorumluluğu üstlenecek bir limited şirket veya vakıf kalkanının bulundurulması (Legal Wrapper), olası davalarda kişisel malvarlığı riskini ortadan kaldıracaktır.

Sonuç

Kripto varlık ve blokzincir projelerindeki “ortak girişim” olgusu, teknolojik yeniliklerin hukuki sınırlar tarafından ne kadar zorlandığının en somut kanıtıdır. Kodların, token’ların ve merkeziyetsiz otonom yapıların egemen olduğu bu yeni ekosistem, Türk ticaret hukukunun geleneksel tescil, tüzel kişilik ve şahsi sorumluluk ilkeleriyle doğrudan çatışmaktadır.

Resmi bir şirket yapısından yoksun olan, akıllı sözleşmelerle otomatik çalışan ve topluluk oylamalarıyla yönetilen bu projeler, hukuki bir ihtilaf anında Türk mahkemeleri tarafından kolaylıkla “adi ortaklık” olarak nitelendirilebilir ve projenin arkasındaki kişilerin tüm malvarlıklarıyla müteselsilen sorumlu tutulmasına yol açabilir. Bu nedenle, blokzincir girişimcilerinin dijital inovasyonun hızına kapılarak hukuki altyapıyı ihmal etmemeleri; projelerini ulusal ve uluslararası ticaret hukukunun geçerli kurallarına entegre etmeleri, hem kendilerinin hem de ekosistemin sürdürülebilirliği açısından hayati bir zorunluluktur.

Leave a Reply

Call Now Button