Single Blog Title

This is a single blog caption

Koruma, Gözetim, Yardım veya Bildirim Yükümlülüğü İhlal Edilirse Ne olur ?

TÜRK CEZA HUKUKUNDA KORUMA, GÖZETİM, YARDIM VEYA BİLDİRİM YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN İHLALİ

Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) mülga 765 sayılı Kanun dönemindeki dağınık ve yetersiz düzenlemeleri modernleşmiş, 5237 sayılı TCK ile birlikte toplumsal dayanışma, bireyin yaşam ve vücut dokunulmazlığını güvence altına alma yükümlülükleri daha sistemli bir yapıya kavuşturulmuştur. Bu bağlamda, Koruma, Gözetim, Yardım veya Bildirim Yükümlülüğünün İhlali suçu, TCK’nın İkinci Kitap, İkinci Kısım, “Kişilere Karşı Suçlar” bölümünün “Hayata Karşı Suçlar” ya da “Vücut Dokunulmazlığına Karşı Suçlar” başlıkları etrafında şekillenen, özelikle TCK’nın 98. maddesinde vücut bulan son derece kritik bir ihmali suç tipidir.

Bu suç; toplum içinde yaşayan bireylerin birbirlerine karşı duyduğu asgari dayanışma, yardımlaşma ve hukuki özen yükümlülüklerinin ceza hukuku yaptırımıyla güvence altına alınmış halidir. Ahlaki birer kural olan “yardım etme” ve “koruma” ödevleri, kanun koyucu tarafından belirli şartlar altında cezai müeyyideye bağlanmıştır.

SUÇUN HUKUKİ KONUSU VE KORUNAN HUKUKİ DEĞER

1. Korunan Hukuki Değer

Koruma, gözetim, yardım veya bildirim yükümlülüğünün ihlali suçunda korunan temel hukuki değerler şunlardır:

  • İnsan Yaşamı ve Vücut Bütünlüğü: Suçun maddi boyutunda mağdurun hayatı veya bedensel sağlığı doğrudan tehdit altındadır. Kanun koyucu, bireyin kendi kendini koruyamayacak durumda olduğu anlarda çevresindeki kişilerin veya yasal yükümlülerin devreye girmesini zorunlu kılmaktadır.

  • Toplumsal Dayanışma ve Güvenlik Ödevi: Modern toplum düzeni, bireylerin birbirlerinin temel haklarına saygı duymasının ötesinde, tehlike altındaki bir insana yardım etme yönünde asgari bir ahlaki ve hukuki sorumluluk taşımasını öngörür. Bu suç, toplumsal dayanışma ruhunun hukuki bir yansımasıdır.

2. Suçun Niteliği ve İhmali Suç Yapısı

Bu suç tipi, Türk ceza hukukunda saf ihmali (özgü ihmali) suçlar kategorisinde yer alır. Failin hukuken yapması gereken bir şeyi (yardım etme, koruma, gözetim altında tutma veya yetkili makamlara bildirme) yapmaması suretiyle suç tamamlanır. Failin aktif bir icra hareketi gerçekleştirmesi gerekmez; aksine, hukukun emrettiği icrai davranışı yerine getirmemesi (ihmali) suçu oluşturur.

TCK m. 98 KAPSAMINDA SUÇUN UNSURLARI VE TÜRLERİ

Türk Ceza Kanunu’nun 98. maddesi, iki farklı fıkra altında iki ayrı görünüş biçimini düzenlemektedir:

1. Genel Yardım ve Bildirim Yükümlülüğünün İhlali (TCK m. 98/1)

TCK m. 98/1 hükmüne göre: “Yaşı, hastalığı veya yaralanması dolayısıyla ya da başka herhangi bir nedenle kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye kanaat verici bir şekilde yardımı dokunabilecek veya durumun derhal ilgili makamlara bildirilmesi icap eden kimse, bu yardımı yapmadığı veya durumu yetkili makamlara bildirmediği takdirde, hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.”

Bu fıkranın uygulanabilmesi için aranan şartlar şunlardır:

  • Mağdurun Durumu: Mağdur yaşlılığı, hastalığı, ağır yaralanması veya benzeri bir sebeple (örneğin kaza geçirme, bilincini yitirme, ağır hava şartlarında mahsur kalma) kendini idare edemeyecek, kendi hayatını veya sağlığını koruyamayacak durumda olmalıdır.

  • Failin Durumu ve Durumun Fark Edilmesi: Failin bu durumu bilmesi veya bilmesi gerekmesi gerekir. Failin yardımı dokunabilecek imkâna sahip olması şarttır (Örneğin, yüzme bilmeyen birinin sudaki birini kurtaramaması durumunda bu yükümlülük aranmaz, ancak durumu yetkili makamlara bildirmesi beklenir).

  • İhmal Edilen Davranış: Failin ya bizzat yardım etmesi ya da durumu derhal kolluk veya sağlık gibi ilgili makamlara bildirmesi gerekir. Bu iki alternatiften birinin seçilmemesi suçu oluşturur.

2. Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Haller (TCK m. 98/2)

TCK m. 98/2 hükmüne göre, yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi sonucunda mağdurun yaralanması veya ölmesi durumunda, verilecek ceza ağırlaştırılır.

  • Bu fıkra, saf ihmali bir suçun neticesi sebebiyle ağırlaşmış halini düzenler. Failin mağduru öldürme veya yaralama kastı yoktur; ancak yükümlülüğünü yerine getirmemesi neticesinde mağdurun ölmesi veya yaralanması cezanın artırılmasını ve suçun niteliğinin değişmesini beraberinde getirir.

ÖZEL GÖZETİM VE KORUMA YÜKÜMLÜLÜKLERİ (GARANTÖRLÜK İLİŞKİSİ)

Genel yardım yükümlülüğü (TCK m. 98) toplumdaki herkesi kapsayan asgari bir ödev iken; bazı kişilerin özel koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu yükümlülükler ceza hukukunda “garantörlük” kavramıyla ifade edilir.

1. Garantörlük Nedir ve Kaynakları Nelerdir?

Garantör, belirli bir hukuki değerin zarar görmesini engellemekle yükümlü olan kişidir. Eğer garantör bu yükümlülüğünü kasıtlı veya ihmali olarak ihlal eder ve neticesinde bir zarar (ölüm, yaralanma) meydana gelirse, ihmali davranışla işlenmiş kasten veya taksirle suçtan sorumlu tutulabilir (TCK m. 83 ve m. 88 – İhmali davranışla kasten işlenen suçlar). Garantörlük ilişkisinin kaynakları şunlardır:

  • Kanundan Doğan Yükümlülükler: Anne ve babanın küçük çocuklarına bakma yükümlülüğü, velayet ve vesayet ilişkileri.

  • Sözleşmeden Doğan Yükümlülükler: Özel güvenlik görevlisinin korumakla yükümlü olduğu alanı koruması, hastabakıcının hastaya bakması, cankurtaranın yüzme bilmeyenleri gözetmesi.

  • Önceki Tehlikeli Fiilden (Kendi Kusurlu Hareketinden) Doğan Yükümlülükler: Kendi aracıyla birine çarpan sürücünün, yaralıyı hastaneye götürmek veya yardım etmek yerine kaderine terk etmesi durumunda doğan garantörlük yükümlülüğü.

UYGULAMADAKİ ÖRNEKLER VE TARTIŞMALI HUSUSLAR

Koruma, gözetim, yardım veya bildirim yükümlülüğünün ihlali suçu adli pratikte pek çok farklı senaryoda karşımıza çıkmaktadır:

1. Trafik Kazaları ve Kaderine Terk Etme

Trafik kazası sonrasında sürücünün yaralıyı hastaneye götürmek veya 112’yi aramak yerine kaçması, hem kazaya sebep olma durumu yönünden hem de yardım yükümlülüğünün ihlali yönünden (TCK m. 98) soruşturma açılmasına neden olur. Eğer kaza sürücünün kusuruyla meydana gelmişse ve yaralı yardım edilmediği için ölmüşse, durum basit bir yardım yükümlülüğünün ihlali olmaktan çıkarak taksirle ölüme neden olma veya ihmali davranışla kasten öldürme boyutuna evrilebilir.

2. Aile İçi Gözetim Yükümlülükleri ve İhmal

Küçük çocukların veya yaşlıların evde yalnız bırakılması, beslenmemesi, ağır kış şartlarında korumasız bırakılması sonucunda zarar görmeleri durumunda anne-baba veya bakıcılar hakkında koruma ve gözetim yükümlülüğünün ihlali hükümleri uygulanır.

YARGITAY UYGULAMALARI VE EMSAL KRİTERLER

Yargıtay ceza dairelerinin içtihatlarında TCK m. 98 ve ilgili koruma/yardım yükümlülüklerinin uygulanmasında şu temel prensipler vurgulanmaktadır:

  • Yardım Etme İmtiyazı ve Kolaylığı: Failin yardım edebilecek durumda olup olmadığının somut olay bazında değerlendirilmesi şarttır. Hayatını tehlikeye atmadan yardım edebilecek imkâna sahipken bu sorumluluktan kaçınan kişilerin cezalandırılması esastır.

  • İhbar Alternatifi: Herkesin doğrudan tıbbi müdahalede bulunması beklenemez; ancak durumun ilgili makamlara (polis, jandarma, 112 acil çağrı merkezi) bildirilmesi yasal bir zorunluluktur. İhbar yükümlülüğünün yerine getirilmesi suçun oluşmasını engeller.

SONUÇ

Koruma, gözetim, yardım veya bildirim yükümlülüğünün ihlali suçu, ceza hukukunun bireyler arası dayanışmayı ve insan hayatına verilen değeri somutlaştıran en önemli normlarından biridir. TCK m. 98 ve garantörlük müessesesi çerçevesinde düzenlenen bu yükümlülükler, toplumsal vicdanın hukuki temelde karşılık bulmasını sağlamaktadır. Bireylerin tehlike altındaki insanlara karşı duyarsız kalmasının hukuki karşılığını belirleyen bu hükümler, hem bireysel sorumluluk bilincini artırmakta hem de hukuk devletinin koruma kalkanını güçlendirmektedir.

Koruma, Gözetim, yardım Veya Bildirim Yükümlülüğü İhlali Konusunda Bazı Yargıtay Kararları : 

4. Ceza Dairesi         2020/27941 E.  ,  2021/4925 K.

“İçtihat Metni”


MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali
HÜKÜM : Düşme

KARAR

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Türk Ceza Kanununun 97. maddesinde düzenlenen terk suçunun birinci fıkrasında, yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan ve bu nedenle koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan bir kimseyi kendi hâline terk etmek suç olarak tanımlanmış, terk olgusu bağımsız bir suç olarak kabul edilmiştir. Suçun mağduru, yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan kimse, faili ise, bu kimseler üzerinde kanundan veya sözleşmeden kaynaklanan koruma ve gözetim yükümlülüğü yüklenen kişilerdir.
Bu suçla korunan hukuki değer, insanın yaşama ve vücut bütünlüğü hakkının yanı sıra koruma ve gözetim yükümlülüğü olan kişilerin bu görevlerini yerine getirmelerinin sağlanması ve bu sayede ortaya çıkacak sosyal fayda düşüncesidir.
Suçun maddi unsuru yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan ve bu nedenle koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan mağdurun “kendi haline terk edilmesidir”. Suç bağlamında “kendi haline terk”, failin, mağdurla olan fiili ilişkisini geçici ya da sürekli şekilde kesmesi ve mağduru egemenlik alanının dışına çıkarması, bu bağlamda kendi haline bırakmasıdır. Bu suç “kendi haline terk” gerçekleştiği anda tamamlanır. Terk süresi uzun veya kısa olabilir. Burada önem taşıyan husus, terk süresinin mağdur için tehlike yaratma hususunda yeterli olup olmadığıdır. Kişinin kendi haline terk edilmesi, koruma ve gözetim altında bulunanın, bu yükümlülüğü üstlenmiş olan kişi tarafından herhangi bir yerde korumadan yoksun hale getirilmesidir.
Terk fiilinin, fail dışında, koruma ve gözetim yükümlülüğünü üstlenebilecek durumda olan ve bu iradeyi taşıyan kişilerin inisiyatif kullanabilecekleri biçimde ve ortamda gerçekleştirilmesi halinde bu suç oluşmaz.
Suçun oluşumu için, failin mağduru, koruma ve gözetim yükümlülüğü üstlenebilecek durumdaki bir kişi veya kurumun kontrolüne bırakmaksızın “mağduru kendi haline terk” fiilini gerçekleştirmesi veya terk anı itibariyle bu yükümlülüklerin kim tarafından taşınacağının belirsiz olması gerekir.
Terk suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Faildeki saikin önemi yoktur. Fail yaşı, hastalığı dolayısıyla kendisini idare edemeyecek durumda olan ve bu nedenle yasa, sözleşme, doğal bağlılık ilişkisi veya fiili bir nedenden dolayı koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan kişiyi terk etme bilinç ve iradesiyle hareket etmelidir. Başka bir deyişle fail, “kendi haline terk” eyleminden doğacak neticeyi bilmeli ve istemelidir.
Mağdurun kendi haline terk edilmesi, icrai ya da ihmali davranışla gerçekleştirilebilir. Terk suçu, gerçek ihmali suçtur ve kanunda tarif edilen belli bir emredici davranışın (terk etmeme) kasten yerine getirilmemesi ile oluşur.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 447. maddesinde; “Vasi, kısıtlıyı korumak ve bütün kişisel işlerinde ona yardım etmekle yükümlüdür.” hükmü düzenlenmiş, aynı Yasanın 445.maddesinde ise dikkat ve özen yükümlülüğü düzenlenmiştir. Buna göre vasi kısıtlının bakımı ve korunması için asgari dikkat ve özen göstererek gerekli önlemleri alma yükümlülüğü bulunmaktadır.
Yapılan açıklamalar ışığında incelemeye konu olayda; tanık olarak dinlenen köy muhtarı …’nın alınan beyanında, sanığın vefat eden …’la ilgilenmediğini, köye bırakıp gittiğini, kendilerine bir şey söylemediğini, …’ın evde yalnız kaldığını ve bu şekilde evde vefat ettiğini söylemesi, 05/11/2012 tarihli Jandarma tutanağında ise vefat eden Nuriye Soydaşın evinde tek başına yaşadığı, hiçbir yakının kendisini ziyaret etmediği, …’ın yürüyemediği şeklinde tespit bulunması, sanık tarafından köye bırakılmasından sonra …’ın yiyecek, içecek ve ilaç ihtiyacının köydeki komşuları tarafından sağlandığının anlaşılması karşısında, sanığın eyleminin TCK’nun 97.maddesinde düzenlenen “Terk” suçunu oluşturup oluşturmadığı tartışılmadan, TCK’nın 233/1. maddesi uyarınca yerinde olmayan gerekçeyle şikayet yokluğundan düşme kararı verilmesi,
Kanuna aykırı ve O Yer Cumhuriyet Savcısı ve Üst Cumhuriyet Savcısının temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak, HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 18/02/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

4. Ceza Dairesi         2019/4766 E.  ,  2021/27502 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Terk
HÜKÜM : Mahkumiyet

KARAR
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi, kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü.
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
1-Mağdur çocuk ile anne (hakkındaki hüküm kesinleşmiş) ve babası olan sanıklar arasında menfaat çatışması bulunduğu gözetilerek yetkili mahkemeden 4721 sayılı TMK’nın 426. maddesine göre, çocuk mağdur için temsil kayyımı atanması ve CMK’nın 234/2. maddesi gereğince baro tarafından bir vekil görevlendirilmesi sağlanıp bu suretle mağdurun temsili ile şikayet ve davaya katılma haklarının kullanılmasına imkân tanınmadan eksik kovuşturma ve hatalı nitelendirme ile hüküm kurulması,
2-TCK’nın 97. maddesinde düzenlenen terk suçunun birinci fıkrasında, yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan ve bu nedenle koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan bir kimseyi kendi hâline terk etmek suç olarak tanımlanmış, terk olgusu bağımsız bir suç olarak kabul edilmiştir. Suçun mağduru, yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan kimse, faili ise, bu kimseler üzerinde kanundan veya sözleşmeden kaynaklanan koruma ve gözetim yükümlülüğü yüklenen kişilerdir. Yükümlülüğün kanundan kaynaklanıp kaynaklanmadığını tespitte, 6284 sayılı Ailenin Korunmasına ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu başta olmak üzere ilgili kanunlardan yararlanılırken, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüğün belirlenmesinde, sözleşmenin kapsamı ve içeriği esas alınır. Sözleşme şekle bağlı değildir. Yazılı ya da sözlü olabileceği gibi gönüllü üstlenme şeklinde fiili durumdan da kaynaklanabilir. Hekim, hemşire, hasta bakıcı, çocuk/bebek bakıcısı, hizmetçi, gezi rehberi, öğretmen gibi kişiler, sözleşmenin içeriğine göre koruma ve gözetim yükümlüsü sayılabilir.
Bu suçla korunan hukuki değer, insanın yaşama ve vücut bütünlüğü hakkının yanı sıra koruma ve gözetim yükümlülüğü olan kişilerin bu görevlerini yerine getirmelerinin sağlanması ve bu sayede ortaya çıkacak sosyal fayda düşüncesidir.
Suçun maddi unsuru yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan ve bu nedenle koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan mağdurun “kendi haline terk edilmesidir”. Suç bağlamında “kendi haline terk”, failin, mağdurla olan fiili ilişkisini geçici ya da sürekli şekilde kesmesi ve mağduru egemenlik alanının dışına çıkarması, bu bağlamda kendi haline bırakmasıdır. Bu suç “kendi haline terk” gerçekleştiği anda tamamlanır. Terk süresi uzun veya kısa olabilir. Burada önem taşıyan husus, terk süresinin mağdur için tehlike yaratma hususunda yeterli olup olmadığıdır. Kişinin kendi haline terk edilmesi, koruma ve gözetim altında bulunanın, bu yükümlülüğü üstlenmiş olan kişi tarafından herhangi bir yerde korumadan yoksun hale getirilmesidir.
Suçun oluşumu için, failin mağduru, koruma ve gözetim yükümlülüğü üstlenebilecek durumdaki bir kişi veya kurumun kontrolüne bırakmaksızın “mağduru kendi haline terk” fiilini gerçekleştirmesi veya terk anı itibariyle bu yükümlülüklerin kim tarafından taşınacağının belirsiz olması gerekir.
Terk suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Faildeki saikin önemi yoktur. Fail yaşı, hastalığı dolayısıyla kendisini idare edemeyecek durumda olan ve bu nedenle yasa, sözleşme, doğal bağlılık ilişkisi veya fiili bir nedenden dolayı koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan kişiyi terk etme bilinç ve iradesiyle hareket etmelidir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, sanığın da bilgisi dahilinde birlikte olduğu kadın tarafından, gayriresmî birlikteliklerinden doğan mağdurun, sanığın resmi nikahlı eşi olan …’a bırakılması biçiminde gerçekleşen olayda, suçun “kendi haline terk” unsuru gerçekleşmediği için terk suçunun oluşmayacağı, ancak sanığın, çocuk mağdura karşı bakım ve gözetim yükümlülüğünü ihlal etmesi nedeniyle eyleminin takibi şikayete bağlı olan TCK’nın 233. maddesinde düzenlenen aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali suçunu oluşturacağı gözetilmeden, yerinde olmayan gerekçeyle terk suçundan mahkumiyet kararı verilmesi,
3-Çocuk mağdurun aile nüfus kayıt örneğinin dosyada bulunmaması,
Kanuna aykırı ve sanık …’ın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye aykırı olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, CMUK’nın 325. maddesi uyarınca kararın hakkındaki hüküm kesinleşen …’a da sirayeti hususunun Mahkemesince dikkate alınmasına, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 24/11/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Leave a Reply

Call Now Button