Single Blog Title

This is a single blog caption

İtirazın İptali Davası Nedir? Şartları, Süresi ve İcra İnkâr Tazminatı

İtirazın İptali Davası Nedir? Şartları, Süresi ve İcra İnkâr Tazminatı

Bir alacaklının borçlusuna karşı ilamsız icra takibi başlatması hâlinde, borçlu ödeme emrine süresi içerisinde itiraz ederek takibi durdurabilir. Ancak borçlunun icra takibine itiraz etmiş olması, alacağın ortadan kalktığı veya borçlunun borçlu olmadığının kesinleştiği anlamına gelmez.

Alacaklı, borcun gerçekte mevcut olduğunu ve borçlunun icra takibine haksız şekilde itiraz ettiğini düşünüyorsa, kanunda belirtilen şartlar çerçevesinde itirazın iptali davası açabilir.

İtirazın iptali davası özellikle ticari alacaklar, sözleşmeden doğan borçlar, kira alacakları, işçilik alacakları ve diğer para alacaklarında uygulamada sıklıkla karşılaşılan dava türlerinden biridir.

Peki itirazın iptali davası nedir? Ne kadar sürede açılması gerekir? Hangi mahkemede açılır? Dava açılmadan önce arabulucuya başvurmak gerekir mi? İcra inkâr tazminatı nedir ve borçlu her durumda yüzde 20 tazminat öder mi?

İtirazın İptali Davası Nedir?

İtirazın iptali davası, genel haciz yoluyla ilamsız icra takibine borçlu tarafından yapılan itiraz nedeniyle duran takibin devamını sağlamak amacıyla alacaklı tarafından açılan davadır.

İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesine göre takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın kendisine tebliğinden itibaren bir yıl içerisinde mahkemeye başvurarak genel hükümler çerçevesinde alacağının varlığını ispat etmek suretiyle borçlunun itirazının iptalini talep edebilir.

Bu dava yalnızca icra dosyasında şekli bir inceleme yapılmasından ibaret değildir.

Mahkeme, taraflar arasındaki hukuki ilişkiyi ve alacağın gerçekten mevcut olup olmadığını inceler. Davacı alacaklı, takip konusu alacağın dayanağını ve miktarını usulüne uygun delillerle ispat etmek zorundadır.

Örneğin bir şirket sattığı malların bedelinin ödenmediğini ileri sürerek başka bir şirket hakkında ilamsız icra takibi başlatmış ve borçlu şirket takibe itiraz etmişse, alacaklı şirket itirazın iptali davasında satış ilişkisini, mal teslimini ve ödenmemiş alacağını ispatlamalıdır.

İtirazın İptali Davası Açılabilmesi İçin Önce İcra Takibi Gerekir mi?

Evet.

İtirazın iptali davasının en önemli özelliklerinden biri, dava açılmadan önce usulüne uygun bir ilamsız icra takibinin bulunması ve borçlunun bu takibe itiraz etmiş olmasıdır.

Ortada herhangi bir icra takibi bulunmadan doğrudan “itirazın iptali davası” açılamaz.

Süreç genel olarak şu şekilde ilerler:

Alacaklı ilamsız icra takibi başlatır.

Borçluya ödeme emri tebliğ edilir.

Borçlu kanuni süresi içerisinde ödeme emrine itiraz eder.

Borçlunun geçerli itirazıyla takip durur.

Alacaklı, itirazı ortadan kaldırarak takibin devamını sağlamak amacıyla şartlarına göre itirazın iptali davası açabilir.

Dolayısıyla itirazın iptali davası, daha önce başlatılmış ve borçlunun itirazı nedeniyle durmuş bulunan icra takibiyle doğrudan bağlantılıdır.

İtirazın İptali Davası Ne Kadar Sürede Açılmalıdır?

İİK m.67 uyarınca itirazın iptali davası, borçlunun icra takibine yaptığı itirazın alacaklıya tebliğ edildiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde açılmalıdır.

Burada dikkat edilmesi gereken husus sürenin, kural olarak borçlunun itiraz ettiği tarihten değil, itirazın alacaklıya tebliğ edildiği tarihten başlamasıdır.

Yargıtay uygulamasında bu bir yıllık sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu kabul edilmektedir. İtiraz dilekçesinin alacaklıya tebliğ edilmemiş olması durumunda ise kural olarak İİK m.67’deki bir yıllık sürenin başlamadığı yönünde kararlar bulunmaktadır.

Bu nedenle icra dosyasında yalnızca borçlunun itiraz tarihi değil, itiraz dilekçesinin alacaklıya ne zaman tebliğ edildiği de kontrol edilmelidir.

Bir Yıllık Süre Geçirilirse Alacak Tamamen Kaybedilir mi?

Hayır.

İİK m.67, bir yıllık itirazın iptali davası süresinin geçirilmesi hâlinde alacaklının genel hükümler çerçevesinde alacak davası açma hakkının saklı olduğunu açıkça düzenlemektedir.

Dolayısıyla bir yıllık sürenin kaçırılması, alacağın kendiliğinden sona erdiği anlamına gelmez.

Ancak alacaklı artık İİK m.67’de düzenlenen itirazın iptali davasına özgü imkânlardan yararlanamayabilir. Bu durumda alacağın tabi olduğu zamanaşımı süresi içerisinde genel alacak davasının değerlendirilmesi gerekir.

Bu nedenle bir yıllık itirazın iptali süresi ile alacağın zamanaşımı süresi birbirinden farklı kavramlardır.

İtirazın İptali Davasında Hangi Mahkeme Görevlidir?

İtirazın iptali davalarında tek bir görevli mahkeme bulunmamaktadır.

Görevli mahkeme, takip konusu alacağın hangi hukuki ilişkiden kaynaklandığına göre belirlenir.

Örneğin adi bir borç ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıkta şartlarına göre Asliye Hukuk Mahkemesi görevli olabilirken, ticari nitelikteki bir uyuşmazlıkta Asliye Ticaret Mahkemesi görevli olabilir.

İşçi ve işveren ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda İş Mahkemesi, tüketici işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda ise uyuşmazlığın niteliğine göre Tüketici Mahkemesi gündeme gelebilir.

Kira ilişkisinden kaynaklanan bazı alacak uyuşmazlıklarında ise Sulh Hukuk Mahkemesi görevli olabilir.

Dolayısıyla itirazın iptali davasının mutlaka icra mahkemesinde açılacağı düşüncesi doğru değildir.

İtirazın iptali davası genel hükümlere göre görülen bir davadır ve görevli mahkeme temel hukuki ilişkiye göre tespit edilir.

İtirazın İptali Davasında Arabuluculuk Zorunlu mudur?

Her itirazın iptali davasında arabuluculuk zorunlu değildir.

Arabuluculuk zorunluluğu, takip konusu alacağın hangi hukuki ilişkiden doğduğuna göre değerlendirilir.

Özellikle ticari davalardan konusu bir miktar para olan itirazın iptali davalarında, Türk Ticaret Kanunu m.5/A uyarınca dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır.

Benzer şekilde iş hukuku, tüketici hukuku veya kira hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda da özel düzenlemelere göre dava şartı arabuluculuk söz konusu olabilir.

Bu nedenle borçlunun itirazından sonra doğrudan dava açılmadan önce uyuşmazlığın zorunlu arabuluculuk kapsamına girip girmediği mutlaka kontrol edilmelidir.

Dava şartı arabuluculuk kapsamındaki bir uyuşmazlıkta arabuluculuk süreci tamamlanmadan dava açılması, davanın usulden sonuçlanmasına neden olabilir.

İtirazın İptali Davasında Alacaklı Neyi İspatlamalıdır?

İtirazın iptali davasında ispat yükü bakımından genel usul hukuku kuralları uygulanır.

Alacaklı, takip konusu yaptığı alacağın gerçekten doğduğunu ve talep edilebilir durumda bulunduğunu ispatlamalıdır.

Alacağın niteliğine göre;

sözleşmeler,

faturalar,

banka dekontları,

teslim ve tesellüm belgeleri,

cari hesap kayıtları,

ticari defterler,

e-posta yazışmaları,

WhatsApp veya diğer elektronik yazışmalar,

ihtarnameler,

ödeme kayıtları,

senetler

ve diğer hukuka uygun deliller değerlendirmeye alınabilir.

Ancak bir belgenin dosyada bulunması her zaman tek başına alacağın ispatlandığı anlamına gelmez.

Örneğin faturanın düzenlenmiş olması yanında mal veya hizmetin gerçekten teslim edilip edilmediği, taraflar arasında sözleşme ilişkisinin bulunup bulunmadığı veya ödemenin daha önce yapılıp yapılmadığı da uyuşmazlık konusu olabilir.

İtirazın İptali Davası Kazanılırsa Ne Olur?

Mahkeme davacı alacaklının haklı olduğuna karar verirse borçlunun icra takibine yaptığı itirazın tamamen veya kısmen iptaline karar verebilir.

Bunun sonucunda daha önce borçlunun itirazı nedeniyle durmuş olan icra takibinin, mahkeme kararındaki kapsam doğrultusunda devam etmesi mümkün olur.

Örneğin 500.000 TL üzerinden başlatılan bir icra takibinde borçlu borcun tamamına itiraz etmiş ancak mahkeme alacağın 400.000 TL olduğunu tespit etmişse, şartlarına göre itiraz bu miktar yönünden iptal edilerek takibin devamına karar verilebilir.

Mahkemenin kabul ettiği miktar, talep edilen faiz ve diğer feriler ile icra inkâr tazminatı ayrı ayrı değerlendirilir.

İcra İnkâr Tazminatı Nedir?

İtirazın iptali davasıyla birlikte en fazla merak edilen konulardan biri icra inkâr tazminatıdır.

İİK m.67’ye göre borçlunun itirazının haksız olduğuna karar verilmesi durumunda, şartlarının bulunması ve alacaklının talebi üzerine borçlu aleyhine yüzde yirmiden az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesi mümkün olabilir.

Ancak buradaki en önemli nokta şudur:

Borçlu icra takibine itiraz ettiği her durumda otomatik olarak yüzde 20 tazminat ödemez.

İcra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için kanuni ve içtihadi şartların birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Alacağın Likit Olması Ne Demektir?

Yargıtay uygulamasında icra inkâr tazminatı bakımından alacağın likit, başka bir ifadeyle belirli veya belirlenebilir olması önem taşımaktadır.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 4 Kasım 2024 tarihli kararında da icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için alacağın belirli veya belirlenebilir olması gerektiği belirtilmiştir. Buna göre borçlunun borcun miktarını kendi elindeki bilgilerle hesaplayabilecek durumda olması likit alacak değerlendirmesinde önemlidir.

Örneğin taraflar arasındaki sözleşmede borç miktarı açıkça belirlenmiş ve borçlunun ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilmesi mümkünse alacağın likit olduğu sonucuna ulaşılması daha kolay olabilir.

Buna karşılık alacak miktarının ancak kapsamlı bilirkişi incelemesi, teknik değerlendirme veya mahkemenin takdir yetkisinin kullanılması sonucunda belirlenebildiği durumlarda icra inkâr tazminatı bakımından farklı değerlendirme yapılabilir.

Bu nedenle davanın kabul edilmesi ile icra inkâr tazminatına hükmedilmesi aynı şey değildir.

İcra İnkâr Tazminatı Yüzde Kaçtır?

İİK m.67 uyarınca şartlarının bulunması hâlinde hükmedilecek icra inkâr tazminatı, ilgili miktarın yüzde yirmisinden aşağı olamaz.

Örneğin şartların tamamının oluştuğu ve 1.000.000 TL’lik asıl alacak yönünden icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gereken bir durumda, kanundaki alt sınır dikkate alındığında 200.000 TL tazminat gündeme gelebilir.

Ancak oran ve hangi miktarın esas alınacağı somut dava üzerinden değerlendirilmelidir.

Ayrıca icra inkâr tazminatının kendiliğinden değil, talep üzerine değerlendirilmesi önemlidir.

Alacaklı da Tazminat Ödemek Zorunda Kalabilir mi?

Evet.

İcra inkâr tazminatı yalnızca borçlu bakımından sonuç doğuran bir düzenleme değildir.

İİK m.67’ye göre alacaklının başlattığı takipte haksız ve kötü niyetli olduğunun tespit edilmesi ve borçlunun talepte bulunması hâlinde, alacaklı aleyhine de kanunda belirtilen orandan az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesi mümkündür.

Dolayısıyla gerçekte mevcut olmadığı bilinen bir borç nedeniyle icra takibi başlatılması da alacaklı açısından hukuki ve mali sonuç doğurabilir.

İtirazın İptali ile İtirazın Kaldırılması Arasındaki Fark Nedir?

Bu iki hukuki yol uygulamada sıklıkla birbirine karıştırılmaktadır.

İtirazın iptali davası, genel mahkemelerde görülen ve alacağın esasının genel hükümler çerçevesinde incelendiği bir davadır.

İtirazın kaldırılması ise alacaklının elinde İcra ve İflas Kanunu’nda belirtilen niteliklerde belge bulunması durumunda başvurulabilen ve icra mahkemesinde görülen farklı bir hukuki yoldur.

İtirazın iptali davasında bir yıllık süre söz konusu iken, itirazın kaldırılması bakımından farklı ve daha kısa bir başvuru süresi bulunmaktadır.

Ayrıca itirazın kaldırılması yolunda kullanılabilecek belgeler sınırlıyken, itirazın iptali davasında genel ispat kuralları uygulanmaktadır.

Bu nedenle borçlunun itirazından sonra alacaklının doğrudan hangi yola başvuracağı, özellikle elindeki delillerin niteliğine göre belirlenmelidir.

İtirazın İptali Davasında Avukatın Rolü

İtirazın iptali davaları yalnızca “borcun var olup olmadığının” tartışıldığı basit alacak davaları değildir.

Dava öncesinde;

icra takibinin usulüne uygun olup olmadığı,

borçlunun itirazının kapsamı,

bir yıllık sürenin başlayıp başlamadığı,

dava şartı arabuluculuk bulunup bulunmadığı,

görevli ve yetkili mahkeme,

alacağın hukuki sebebi,

sunulacak deliller,

faiz talebi,

icra inkâr tazminatı

ve zamanaşımı gibi birçok konu birlikte değerlendirilmelidir.

Özellikle ticari uyuşmazlıklarda faturalar, cari hesap kayıtları, ticari defterler ve banka hareketlerinin birbirleriyle uyumlu şekilde sunulması davanın sonucunu doğrudan etkileyebilir.

Aynı şekilde borçlu bakımından da sırf icra takibine itiraz edilmiş olması yeterli olmayıp, dava açıldığında alacaklının iddialarına ve delillerine karşı süresi içerisinde etkili savunma yapılması gerekir.

Sonuç

İtirazın iptali davası, ilamsız icra takibine borçlu tarafından yapılan itiraz nedeniyle duran takibin yeniden devamını sağlamak amacıyla alacaklı tarafından başvurulabilecek temel hukuki yollardan biridir.

İİK m.67 uyarınca alacaklı, borçlunun itirazının kendisine tebliğinden itibaren bir yıl içerisinde itirazın iptali davası açabilir. Bu davada alacaklı, takip konusu alacağın gerçekten mevcut olduğunu genel hükümler çerçevesinde ispat etmekle yükümlüdür.

Davanın kabul edilmesi hâlinde borçlunun itirazının iptaline ve duran icra takibinin devamına karar verilmesi mümkün olabilir.

Ayrıca alacaklının talebi ve diğer şartların bulunması hâlinde, özellikle alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması durumunda borçlu aleyhine yüzde yirmiden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatı gündeme gelebilir. Bununla birlikte yüzde 20 tazminat, her itirazın iptali davasında kendiliğinden uygulanan otomatik bir yaptırım değildir.

Diğer taraftan alacaklının haksız ve kötü niyetli bir icra takibi başlattığının tespit edilmesi hâlinde, şartlarının bulunması ve borçlunun talebi üzerine alacaklı aleyhine de kötü niyet tazminatına hükmedilebilir.

İtirazın iptali davasında görevli mahkeme, zorunlu arabuluculuk, dava süresi ve uygulanacak ispat kuralları alacağın dayandığı hukuki ilişkiye göre değişebildiğinden, her uyuşmazlığın kendi özellikleri içerisinde değerlendirilmesi gerekir.

 

Leave a Reply

Call Now Button