İş Kanunu Nedir? 4857 Sayılı İş Kanunu Hakkında Bilinmesi Gerekenler
İş Kanunu Nedir? 4857 Sayılı İş Kanunu Hakkında Bilinmesi Gerekenler
Meta Title: İş Kanunu Nedir? 4857 Sayılı İş Kanunu ve İşçi Hakları
Meta Description: 4857 sayılı İş Kanunu nedir, kimleri kapsar? İşçi ve işveren hakları, çalışma koşulları, iş sözleşmesi, yabancı işçi ve yabancı işveren bakımından İş Kanunu uygulamasını inceleyin.
Anahtar Kelimeler: İş Kanunu, 4857 sayılı İş Kanunu, İş Kanunu nedir, işçi hakları, işveren hakları, yabancı işçi, yabancı işçi çalıştırma, yabancı işveren, çalışma izni
İş Kanunu Nedir?
Türkiye’de işçi ve işveren arasındaki çalışma ilişkisinin temel kurallarını belirleyen en önemli düzenlemelerden biri 4857 sayılı İş Kanunu’dur. 22 Mayıs 2003 tarihinde kabul edilen ve 10 Haziran 2003 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4857 sayılı Kanun; işçilerin çalışma şartlarını, işverenlerin yükümlülüklerini, iş sözleşmelerini, ücret, çalışma süreleri, yıllık izin, iş sözleşmesinin sona ermesi ve benzeri pek çok konuyu düzenlemektedir.
İş Kanunu’nun temel amacı, işçi ile işveren arasındaki ilişkinin hukuki çerçevesini oluşturmaktır. Kanunun 1. maddesinde de işverenler ile bir iş sözleşmesine dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına ilişkin hak ve sorumluluklarının düzenlenmesinin amaçlandığı belirtilmektedir.
Bu nedenle İş Kanunu yalnızca işçinin sahip olduğu hakları gösteren bir düzenleme değildir. Aynı zamanda işverenin hangi yükümlülükleri yerine getirmesi gerektiğini ve iş ilişkisinin hangi kurallara göre yürütüleceğini de ortaya koyar.
Günümüzde iş piyasasının uluslararası hale gelmesiyle birlikte İş Kanunu’nun yabancılar bakımından nasıl uygulanacağı da önemli bir konu haline gelmiştir. Türkiye’de çalışan yabancı işçiler açısından 4857 sayılı İş Kanunu’nun yanında 6735 sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu ve ilgili çalışma izni mevzuatı da dikkate alınmalıdır. Aynı şekilde Türkiye’de işyeri açan veya işçi çalıştıran yabancı uyruklu işverenler bakımından da yalnızca İş Kanunu değil, yabancıların çalışma ve işyeri açma kurallarına ilişkin özel düzenlemeler önem taşır.
4857 Sayılı İş Kanunu’nun Amacı Nedir?
4857 sayılı İş Kanunu’nun temel amacı, iş ilişkilerinin belirli hukuki kurallar çerçevesinde yürütülmesini sağlamaktır.
Bir işyerinde çalışan kişinin ne kadar süre çalışacağı, ücretinin nasıl ödeneceği, yıllık izin hakkının nasıl kullanılacağı, fazla çalışmanın hangi şartlarda yapılabileceği, iş sözleşmesinin nasıl kurulacağı ve sona ereceği gibi pek çok konu İş Kanunu kapsamında düzenlenmiştir.
Kanunun 2. maddesinde işçi; bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişi olarak tanımlanırken, işveren ise işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişi yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluş olarak tanımlanmaktadır. İşçi ile işveren arasındaki ilişki ise “iş ilişkisi” olarak ifade edilmektedir.
Dolayısıyla İş Kanunu bakımından belirleyici olan unsurlardan biri, taraflar arasında bir iş sözleşmesine dayalı çalışma ilişkisinin bulunmasıdır.
İş Kanunu Kimleri Kapsar?
4857 sayılı İş Kanunu, 4. maddede belirtilen istisnalar dışında kalan işyerlerinde uygulanmaktadır. Kanunun kapsamına giren işyerlerinde işverenler, işveren vekilleri ve işçiler kanunun getirdiği hükümlere tabidir.
Bununla birlikte her çalışma ilişkisi otomatik olarak 4857 sayılı Kanun kapsamında değildir. Kanunun 4. maddesinde bazı iş ve iş ilişkileri bakımından istisnalar öngörülmüştür. Örneğin bazı deniz ve hava taşıma işleri, belirli tarım ve orman işleri, ev hizmetleri, sporcular ve kanunda sayılan diğer bazı çalışma ilişkileri özel düzenlemelere tabi olabilmektedir.
Bu nedenle belirli bir uyuşmazlıkta öncelikle işçinin ve işyerinin İş Kanunu kapsamında bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
İş Kanunu İşçiye Hangi Hakları Sağlar?
İş Kanunu’nun işçilere sağladığı haklar oldukça geniş bir alana yayılmaktadır.
Bunlar arasında genel olarak;
- ücret hakkı,
- çalışma sürelerinin sınırlandırılması,
- fazla çalışma karşılığında ücret,
- hafta tatili,
- ulusal bayram ve genel tatil ücretleri,
- yıllık ücretli izin,
- iş sağlığı ve güvenliği kapsamında korunma,
- eşit davranılma hakkı,
- belirli şartlarda kıdem ve ihbar tazminatı,
- iş sözleşmesinin feshi karşısında kanuni güvenceler
gibi haklar bulunmaktadır.
Ancak her işçinin bütün haklardan aynı koşullarda yararlanacağı düşünülmemelidir. Hakların doğması; işçinin kıdemine, iş sözleşmesinin türüne, işyerinin niteliğine, çalışma biçimine ve olayın özelliklerine göre değişebilir.
Örneğin kıdem tazminatına hak kazanılması ile yıllık ücretli izin hakkının doğması aynı şartlara bağlı değildir. Benzer şekilde fazla çalışma yapılması ile fazla çalışma ücretinin hesaplanması da somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir.
İşverenin İş Kanunundan Doğan Yükümlülükleri Nelerdir?
İş Kanunu yalnızca işçiyi koruyan bir düzenleme olarak değerlendirilmemelidir. İşveren açısından da önemli hak ve yükümlülükler bulunmaktadır.
İşveren, iş ilişkisini kanuna ve iş sözleşmesine uygun şekilde yürütmekle yükümlüdür. İşçinin ücretinin zamanında ödenmesi, çalışma koşullarının mevzuata uygun olması, işçinin kanuni izin haklarından yararlandırılması ve kanunun öngördüğü diğer yükümlülüklerin yerine getirilmesi işveren bakımından önemlidir.
İşverenin ayrıca işyerinin niteliğine göre iş sağlığı ve güvenliği, sosyal güvenlik, vergi, kayıt ve bildirim gibi farklı mevzuatlardan kaynaklanan yükümlülükleri de bulunabilir.
Dolayısıyla bir işverenin yalnızca iş sözleşmesi hazırlaması yeterli değildir. Çalışma ilişkisinin başlangıcından sona ermesine kadar birçok farklı hukuki yükümlülüğün yerine getirilmesi gerekir.
İş Sözleşmesi Neden Önemlidir?
İş Kanunu bakımından iş sözleşmesi, iş ilişkisinin temelini oluşturan hukuki araçlardan biridir.
4857 sayılı Kanun’un 8. maddesine göre iş sözleşmesi, işçinin bağımlı olarak iş görmeyi, işverenin ise ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşur. Kanunda aksi belirtilmedikçe iş sözleşmesinin belirli bir şekle tabi olmadığı kabul edilmektedir. Bununla birlikte bir yıl veya daha uzun süreli iş sözleşmelerinin yazılı olarak yapılması zorunludur.
İş sözleşmesinin yazılı yapılması, özellikle uyuşmazlıkların önlenmesi bakımından büyük önem taşır.
Sözleşmede;
- işçinin yapacağı iş,
- ücret,
- çalışma süresi,
- işyerinin adresi,
- izinler,
- ücret ödeme dönemi,
- sözleşmenin süresi,
- fesih koşulları
gibi konuların açık şekilde düzenlenmesi, ileride ortaya çıkabilecek anlaşmazlıkların önüne geçebilir.
Yabancı İşçiler Açısından İş Sözleşmesi
Yabancı çalışanlar bakımından iş sözleşmesinin önemi daha da artmaktadır. Çünkü yabancının Türkiye’de çalışabilmesi bakımından yalnızca taraflar arasında sözleşme yapılması yeterli olmayabilir.
6735 sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu kapsamında olan yabancıların, Türkiye’de çalışmaya başlamadan önce kural olarak çalışma izni veya çalışma izni muafiyeti almaları gerekir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı da geçerli çalışma izni veya çalışma izni muafiyeti olmadan çalışan yabancılar hakkında idari ve cezai işlemler uygulanabileceğini belirtmektedir.
Burada önemli nokta şudur: Çalışma izni ile iş sözleşmesi aynı şey değildir.
İş sözleşmesi işçi ve işveren arasındaki çalışma ilişkisini oluştururken, çalışma izni yabancının Türkiye’de yasal olarak çalışabilmesine ilişkin kamu hukuku boyutunu ilgilendirir.
Bu nedenle Türkiye’de yabancı işçi çalıştırmak isteyen işverenin hem iş mevzuatını hem de yabancıların çalışma iznine ilişkin mevzuatı dikkate alması gerekir.
Yabancı İşçiler İş Kanununa Tabi midir?
Türkiye’de yasal olarak çalışan yabancıların İş Kanunu bakımından durumunda temel yaklaşım, yabancı olmaları nedeniyle iş hukukundaki temel korumalardan otomatik olarak dışlanmamalarıdır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun kapsamı, temel olarak iş ilişkisinin niteliğine ve kanunun kapsam hükümlerine göre belirlenir. Kanunun 5. maddesinde iş ilişkisinde dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasal düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayrım yapılamayacağı düzenlenmiştir.
Bu düzenleme açısından yabancı çalışanın işyerindeki statüsü değerlendirilirken ayrımcılık yasağı da göz önünde bulundurulmalıdır.
Ancak yabancı çalışan bakımından ayrıca çalışma hakkının yasal zeminde bulunup bulunmadığı sorusu ortaya çıkar. Çalışma izni veya çalışma izni muafiyeti gerektiren bir durumda gerekli izin bulunmadan çalışılması, işçinin İş Kanunu kapsamındaki çalışma ilişkisinin diğer hukuki sonuçlarının değerlendirilmesinden ayrı olarak, yabancılar mevzuatı bakımından da sonuç doğurabilir.
Bu nedenle yabancı işçi çalıştıran işveren açısından iki ayrı konu birlikte ele alınmalıdır:
- İş ilişkisinin 4857 sayılı İş Kanunu’na uygun yürütülmesi.
- Yabancının Türkiye’de çalışma hakkına ilişkin izin ve mevzuat şartlarının yerine getirilmesi.
Türkiye’de Yabancı İşçi Çalıştırmak İsteyen İşveren Nelere Dikkat Etmelidir?
Yabancı işçi çalıştırmak isteyen işverenin öncelikle çalıştıracağı kişinin çalışma izni bakımından durumunu değerlendirmesi gerekir.
Çalışma izni, yabancıya belirli şartlar altında Türkiye’de çalışma hakkı veren resmi bir belgedir. Süreli çalışma izni, kural olarak belirli bir işyerinde veya aynı işkolundaki işyerlerinde belirli bir işte ve bir işverene bağlı çalışma esasına dayanır. İlk başvuruda izin en fazla bir yıla kadar düzenlenebilir; sonraki uzatmalarda kanunda öngörülen şartlara göre daha uzun süreler söz konusu olabilir.
Ayrıca çalışma izni başvuruları her iş ve meslek için aynı şekilde değerlendirilmez. Sektöre, mesleğe ve işe göre özel değerlendirme kriterleri bulunabilir. Örneğin bilişim ve eğitim gibi bazı sektörlerde özel değerlendirme kuralları uygulanmaktadır.
Bu nedenle işverenin “yabancı bir çalışanla sözleşme yaptım, artık çalışabilir” şeklinde hareket etmesi doğru değildir.
Öncelikle yabancının çalışma hakkının hangi hukuki statüye dayandığı belirlenmeli, gerekli izin veya muafiyet alınmalı ve ardından iş ilişkisi ilgili mevzuata uygun şekilde yürütülmelidir.
Yabancı Uyruklu İşveren İşçi Çalıştırabilir mi?
Türkiye’de yabancı uyruklu bir kişinin işveren olması da mümkündür; ancak burada kişinin kendi çalışma statüsü ile işçi çalıştırması birbirinden ayrılmalıdır.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın açıklamalarına göre Türkiye’de işyeri açarak kendi adına ve hesabına çalışmak isteyen yabancıların, ilgili kuruluş işlemlerini tamamladıktan sonra çalışma izni almak üzere başvurmaları gerekmektedir. Çalışma izni verilen yabancıların ayrıca ilgili belediyelere başvurarak işyeri açma ve çalışma ruhsatı bakımından gerekli işlemleri yapmaları gerekir.
Örneğin yabancı uyruklu bir kişi Türkiye’de bir şirket veya işletme kurarak bu işletmede işçi çalıştırıyorsa, işveren sıfatıyla iş mevzuatından doğan yükümlülükleri yerine getirmesi gerekir.
Bu noktada yabancı işveren olmak, İş Kanunu’ndan kaynaklanan işveren yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz.
Yabancı işverenin;
- iş sözleşmelerini mevzuata uygun şekilde düzenlemesi,
- çalışanların ücretlerini ödemesi,
- çalışma sürelerine ilişkin kurallara uyması,
- iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerini yerine getirmesi,
- sosyal güvenlik bildirimlerini yapması,
- yabancı işçi çalıştırıyorsa gerekli çalışma izni süreçlerini takip etmesi
gibi yükümlülükleri gündeme gelebilir.
Yabancı İşçi Çalıştıran İşverenin Sosyal Güvenlik Yükümlülüğü
Yabancı çalışanın çalışma izninin bulunması, işverenin sosyal güvenlik yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın açıklamalarına göre çalışma izni veya çalışma izni muafiyeti alan yabancılar ile yabancı çalıştıran işverenlerin sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan yükümlülükleri 5510 sayılı Kanun çerçevesinde yerine getirilmelidir. Ayrıca belirli bildirim yükümlülükleri de bulunmaktadır.
Dolayısıyla yabancı çalışan bakımından;
çalışma izni + iş sözleşmesi + sosyal güvenlik yükümlülükleri
birbirinden farklı ancak birbiriyle bağlantılı hukuki alanlardır.
İşverenin yalnızca çalışma izni alması, diğer yükümlülüklerin tamamlandığı anlamına gelmez.
İkamet İzni Olan Yabancı Çalışabilir mi?
Yabancı çalışanlar bakımından sık yapılan hatalardan biri, ikamet izni ile çalışma hakkının aynı şey olduğunun düşünülmesidir.
Oysa Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın güncel açıklamasına göre, yabancının herhangi bir nedenle Türkiye’de ikamet iznine sahip olması, tek başına çalışma hakkı vermez. 6735 sayılı Kanun kapsamında çalışma izni veya çalışma izni muafiyeti gerektiren bir durumda gerekli izin alınmalıdır.
Bununla birlikte çalışma izni veya çalışma izni muafiyeti, ilgili şartlar çerçevesinde ikamet izni yerine geçebilen bir belge niteliğindedir.
Bu nedenle yabancı çalışanların Türkiye’deki statüsü incelenirken ikamet izni, çalışma izni ve çalışma izni muafiyeti kavramlarının birbirinden ayrılması gerekir.
Yabancı Çalışanların Sosyal Güvenliği
Türkiye’de çalışan yabancılar açısından sosyal güvenlik konusu da önemli bir başlıktır.
Genel olarak geçerli çalışma izni bulunan yabancıların sosyal güvenlik yükümlülükleri bulunmaktadır. Bununla birlikte Türkiye’nin taraf olduğu sosyal güvenlik sözleşmeleri, belirli ülkelerden gelen çalışanlar veya özel statülere sahip kişiler açısından farklı kuralların uygulanmasına neden olabilir.
Bu nedenle yabancı çalışanın uyruğu, Türkiye’ye geliş şekli, çalışma biçimi, işverenin niteliği ve ilgili uluslararası sosyal güvenlik sözleşmeleri ayrıca incelenmelidir.
İş Kanununda Eşit Davranma İlkesi
İş Kanunu’nun önemli ilkelerinden biri eşit davranma ilkesidir.
Kanunun 5. maddesi iş ilişkisinde dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasal düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayrım yapılmasını yasaklamaktadır.
Bu hüküm, özellikle çok uluslu işyerleri bakımından önem taşır.
Örneğin aynı işyerinde Türk ve yabancı çalışanların bulunması halinde işverenin ücret, çalışma şartları veya işyerindeki uygulamalar bakımından yaptığı farklı işlemlerin hukuki bir dayanağının bulunup bulunmadığı önem kazanabilir.
Ancak eşit davranma ilkesi, her çalışana her koşulda tamamen aynı işlem yapılacağı anlamına gelmez. Çalışanların görevleri, kıdemleri, çalışma koşulları veya objektif farklılıklar hukuken farklı uygulamaları gerektirebilir. Önemli olan farklı işlemin hukuken geçerli ve objektif bir nedene dayanıp dayanmadığıdır.
İş Kanunu ve Çalışma İzni Birlikte Nasıl Değerlendirilmelidir?
Yabancı çalışanlar bakımından en önemli konulardan biri, İş Kanunu ile 6735 sayılı Kanun arasındaki ilişkinin doğru kurulmasıdır.
Basit bir örnek üzerinden açıklayalım:
Türkiye’de bir restoran işletmecisi yabancı uyruklu bir aşçı ile çalışmak istiyor. Taraflar iş sözleşmesi imzalıyor. Ancak yabancının çalışma izni gerektiren bir statüde olduğu halde gerekli çalışma izni alınmadan çalışmaya başlaması halinde yalnızca “sözleşme imzalandı” denilerek süreç tamamlanmış sayılmaz.
İşverenin hem iş hukukundan doğan yükümlülükleri hem de yabancının çalışma hakkına ilişkin yükümlülükleri bulunmaktadır.
Aynı şekilde yabancı çalışanın ücretinin ödenmesi, çalışma sürelerinin düzenlenmesi veya iş ilişkisinin sona ermesi gibi konular İş Kanunu bakımından ayrıca değerlendirilir.
Bu nedenle yabancı çalışan istihdamında iş hukuku ile yabancılar hukukunun birlikte değerlendirilmesi gerekir.
İş Kanunu Bakımından İşçi ve İşveren Neden Hukuki Destek Almalıdır?
İş ilişkilerinde kanunun çok sayıda farklı düzenleme içermesi nedeniyle her olayın kendi özellikleri içerisinde değerlendirilmesi gerekir.
Özellikle;
- iş sözleşmesinin hazırlanması,
- yabancı çalışan istihdamı,
- çalışma izni süreçleri,
- ücret ve fazla mesai,
- yıllık izin,
- kıdem ve ihbar tazminatı,
- iş sözleşmesinin feshi,
- işe iade,
- iş kazaları,
- sosyal güvenlik bildirimleri
gibi konularda yapılacak hatalar hem işçi hem de işveren açısından ciddi hukuki sonuçlar doğurabilir.
Yabancı çalışan söz konusu olduğunda ise çalışma izni, çalışma izni muafiyeti, ikamet statüsü, sosyal güvenlik ve varsa uluslararası anlaşmaların ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Sık Sorulan Sorular
4857 sayılı İş Kanunu nedir?
4857 sayılı İş Kanunu, Türkiye’deki birçok iş ilişkisinde işçi ve işveren arasındaki çalışma şartlarını, hakları ve yükümlülükleri düzenleyen temel iş hukuku kanunlarından biridir. 22 Mayıs 2003 tarihinde kabul edilmiş ve 10 Haziran 2003 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
İş Kanunu bütün çalışanlara uygulanır mı?
Hayır. 4857 sayılı Kanun’un 4. maddesinde bazı iş ve iş ilişkileri bakımından istisnalar bulunmaktadır. Bu nedenle öncelikle somut çalışma ilişkisinin Kanun kapsamına girip girmediği belirlenmelidir.
Yabancı işçi İş Kanununa tabi midir?
Türkiye’de İş Kanunu kapsamındaki bir iş ilişkisinde çalışan yabancılar açısından İş Kanunu hükümleri önem taşır. Ancak yabancının Türkiye’de çalışma hakkı bakımından 6735 sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu ve ilgili düzenlemeler de ayrıca dikkate alınmalıdır.
İkamet izni olan yabancı Türkiye’de çalışabilir mi?
Tek başına ikamet izni bulunması, çalışma izni gerektiren durumlarda yabancıya çalışma hakkı vermez. Gerekli hallerde çalışma izni veya çalışma izni muafiyeti alınması gerekir.
Yabancı uyruklu bir kişi Türkiye’de işçi çalıştırabilir mi?
Yabancıların Türkiye’de işyeri açması ve kendi adlarına çalışması belirli hukuki şartlara tabidir. İşyerini açan yabancı, işveren olarak iş mevzuatından doğan yükümlülüklere de uymalıdır.
Yabancı işçi çalıştıran işveren SGK işlemlerini yapmak zorunda mıdır?
Çalışma izni veya çalışma izni muafiyeti bulunan yabancılar ile yabancı çalıştıran işverenler bakımından sosyal güvenlik mevzuatından doğan yükümlülükler bulunmaktadır. Ancak uluslararası sosyal güvenlik sözleşmeleri gibi özel düzenlemeler farklı sonuçlar doğurabilir.
Sonuç
4857 sayılı İş Kanunu, Türkiye’deki iş ilişkilerinin temel hukuki çerçevesini oluşturan önemli bir kanundur. İşçinin hakları kadar işverenin yükümlülüklerini de düzenleyen Kanun; iş sözleşmesinin kurulmasından çalışma şartlarına, ücret ve izinlerden iş sözleşmesinin sona ermesine kadar geniş bir alanı kapsar.
Bununla birlikte Türkiye’deki çalışma hayatı artık yalnızca Türk vatandaşları ile sınırlı değildir. Yabancı çalışanların ve yabancı işverenlerin iş hayatındaki varlığı, iş hukukunun yanında uluslararası işgücü mevzuatının da dikkate alınmasını gerekli hale getirmiştir.
Özellikle yabancı çalışanlar açısından 4857 sayılı İş Kanunu ile 6735 sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu birlikte değerlendirilmelidir. Çalışma izni gerektiren durumlarda izin alınması, sosyal güvenlik yükümlülüklerinin yerine getirilmesi ve iş ilişkisinin İş Kanunu’na uygun yürütülmesi gerekir.
Yabancı uyruklu işverenler açısından da benzer şekilde hem işveren sıfatından kaynaklanan yükümlülükler hem de yabancıların Türkiye’de işyeri açması ve çalışma statüsüne ilişkin kurallar dikkate alınmalıdır.
Kısacası, Türkiye’de bir iş ilişkisi kurulurken yalnızca “işçi ve işveren arasında sözleşme imzalandı mı?” sorusuna bakmak yeterli değildir. İş ilişkisinin 4857 sayılı İş Kanunu, sosyal güvenlik mevzuatı ve yabancı çalışan söz konusuysa 6735 sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu bakımından bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir.
Not: Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut bir işçi, işveren, yabancı çalışan veya çalışma izni uyuşmazlığında güncel mevzuat ve olayın özel koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.
Kaynaklar: Türkiye Büyük Millet Meclisi – 4857 Sayılı İş Kanunu bilgileri · Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı – Çalışma İzni SSS · Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı – Çalışma İzni Türleri · Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı – Yabancı Çalışanların Sosyal Güvenliği · Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı – Yabancıların Türkiye’de Şirket/İşyeri Açma Şartları