İcra Mahkemesi , Kararları ve Genel Mahkeme ile Arasındaki Görev Ayrımı Nelerdir ?
İcra Mahkemesi: İcra ve İflas Hukukunun Yargısal Denetim Mercii
İcra ve İflas Hukuku sistemi, alacaklının hakkına kavuşmasını sağlayan cebri icra süreçlerini yürütürken, bu sürecin yasaya uygunluğunu denetleyecek ve icra takibi ile bağlantılı hukuki uyuşmazlıkları çözümleyecek özel bir yargı organına ihtiyaç duyar. İşte bu ihtiyacı karşılayan, İcra ve İflas Kanunu (İİK) çerçevesinde yapılandırılmış olan İcra Mahkemesi, cebri icra organları arasında “yargısal denetim” görevini üstlenen en temel merciidir. Genel mahkemelerden (Asliye Hukuk, Sulh Hukuk vb.) yapısal ve işleyiş bakımından farklılık gösteren İcra Mahkemesi, icra sürecinin sağlıklı, hukuka uygun ve öngörülebilir bir şekilde işlemesinin teminatıdır.
İcra Mahkemesinin Hukuki Niteliği ve Yapısı
İcra Mahkemesi, genel mahkemelerin aksine, derinlemesine bir hukuk yargılaması yapmaktan ziyade, İcra ve İflas Kanunu’nun kendisine tevdi ettiği görevler çerçevesinde, “basit yargılama usulü” ile çalışan bir mahkemedir. Bu mahkemenin temel özelliği, şekli yargılama yapmasıdır. Yani, bir uyuşmazlığın esasına dair karmaşık ve uzun süreli delil incelemelerinden ziyade, icra dosyasındaki veriler, kanunda öngörülen süreler ve şekli şartlar üzerinden karar tesis eder.
İcra Mahkemesi kararları, kural olarak “kesin hüküm” teşkil etmez; yani icra takibine dair uyuşmazlığı o aşama için nihayete erdirir. Ancak bu durum, verilen kararın etkisiz olduğu anlamına gelmez. İcra Mahkemesi kararları, icra dairesinin işlemlerini doğrudan durdurma, iptal etme veya devamını sağlama gücüne sahip olduğu için, icra sürecinin yönünü belirleyen en önemli hukuki dayanaklardır.
İcra Mahkemesinin Temel Görev Alanları
İcra Mahkemesinin yetkileri İİK ile sınırlı olarak belirlenmiştir. Bu görevleri üç ana başlık altında toplamak mümkündür:
1. Şikayetlerin İncelenmesi (İcra İşlemlerinin Denetimi)
İcra dairesi bir idari icra organıdır ve kendisine gelen talepleri yasaya uygun şekilde yerine getirmekle yükümlüdür. Ancak, icra müdürü veya memuru; kanuna aykırı bir işlem yapabilir, bir işlemi yapmayı reddedebilir veya haklı bir sebep olmaksızın sürüncemede bırakabilir. İşte bu durumlarda, ilgililer (alacaklı, borçlu veya üçüncü kişiler) İcra Mahkemesine “şikayet” yoluna başvurabilirler. Şikayet, icra dairesinin yapmış olduğu işlemin yasaya uygunluğunun denetlenmesidir. Mahkeme, işlemin hukuka aykırı olduğunu tespit ederse, işlemin iptaline veya düzeltilmesine karar verir. Örneğin, borçlunun haczi kabil olmayan (örneğin ev eşyaları gibi) mallarının haczolunması bir şikayet konusudur.
2. İtirazların Kaldırılması
İlamsız icra takibinde borçlu, ödeme emrine itiraz ederek takibi durdurabilir. Bu aşamada icra dairesi, itirazın haklı olup olmadığını araştırma yetkisine sahip değildir; takibi durdurmak zorundadır. Alacaklının takibe devam edebilmesi için, borçlunun itirazının hükümden düşürülmesi gerekir. İşte bu noktada alacaklı, İcra Mahkemesinden “itirazın kaldırılması” talebinde bulunur. Eğer alacaklı, elinde İİK m. 68’de sayılan nitelikte bir belgeye (noter onaylı senet, resmi belge vb.) sahipse, İcra Mahkemesi itirazı kaldırabilir ve alacaklının takibe devam etmesini sağlayabilir.
3. Özel Dava ve İşlemler
İcra Mahkemesi, bazı özel dava türlerine de bakar. Örneğin, “menfi tespit” (borçlu olmadığının tespiti) ve “istirdat” (borç olmadığı halde ödenen paranın geri alınması) davaları, icra takibi ile bağlantılı olarak İcra Mahkemesinde görülen en kritik davalardır. Ayrıca, ihalenin feshi talepleri, mal beyanında bulunmama veya taahhüdü ihlal gibi icra suçlarına ilişkin şikayetler, iflasın ertelenmesi gibi süreçler de İcra Mahkemesinin görev alanına girmektedir.
İcra Mahkemesinin İşleyişi: Hız ve Şekil Prensibi
İcra Mahkemesi, icra hukukunun “hızlı sonuç alma” ilkesine göre tasarlanmıştır. Bu nedenle süreçler, genel mahkemelere kıyasla oldukça hızlı yürür.
-
Duruşma Düzeni: Mahkeme, tarafları çok uzun süreli duruşmalara tabi tutmaz. Dosya üzerindeki belge ve delillerle karar verebilecek durumda ise, duruşma açmadan bile karar verebilir.
-
Süreler: İcra hukukunda süreler çok kritiktir. İcra Mahkemesine yapılacak başvurularda, yasal hak kaybına uğramamak için günler, hatta saatler ile ifade edilen süreler söz konusudur. Genel mahkemelerdeki gibi uzun süreli hak düşürücü süreler, icra mahkemesinin hızlı yapısı içerisinde genellikle çok daha kısa düzenlenmiştir.
-
İspat: İspat kuralları oldukça katıdır. Taraflar, iddialarını genellikle icra dosyasındaki resmi belgelere veya İİK’nın aradığı nitelikteki belgelere dayandırmak zorundadırlar.
İcra Dairesi ve İcra Mahkemesi İlişkisi
İcra Dairesi, işlemleri “yapan” mercidir; İcra Mahkemesi ise yapılan işlemlerin “denetleyicisidir.” Bu ilişki, sistemin dengesini sağlar. İcra memuru, kanunun kendisine verdiği yetkiyi kullanırken takdir yetkisini yanlış kullanırsa veya yasal sınırları aşarsa, İcra Mahkemesi bu işlemi geri çevirir. Dolayısıyla İcra Mahkemesi, cebri icranın keyfilikten uzak, hukuk devleti ilkelerine bağlı olarak yürümesini sağlayan bir filtre görevi görür.
İcra Mahkemesi Kararları
İcra Mahkemesi kararlarının hukuki niteliği, doktrinde ve uygulamada en çok tartışılan konulardan biridir. Mahkemenin “basit yargılama usulü” ile çalışması ve “şekli yargılama” yapması, onun verdiği kararların “kesin hüküm” teşkil edip etmeyeceği sorusunu beraberinde getirir. Genel mahkeme kararları, maddi hukuk bakımından bir uyuşmazlığı kökten çözerken (kesin hüküm), İcra Mahkemesi kararları kural olarak sadece o icra takibi süreciyle sınırlı sonuçlar doğurur.
1. Kesin Hüküm Teşkil Etmeyen Kararlar (Kural)
İcra Mahkemesi kararlarının büyük çoğunluğu, maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez. Bunun temel sebebi, İcra Mahkemesinin uyuşmazlığı sadece icra hukuku kuralları çerçevesinde, şekli bir incelemeye tabi tutmasıdır.
-
Şikayet Üzerine Verilen Kararlar: İcra dairesinin işlemlerine karşı yapılan şikayetler üzerine verilen kararlar (işlemin iptali, şikayetin reddi vb.), sadece o takibe özgü bir denetimdir. Mahkeme, icra memurunun işleminin yasaya uygun olup olmadığını belirlemiş olur; ancak borçlunun borçlu olup olmadığını veya alacağın varlığını maddi hukuk bakımından tartışıp kesin bir hükme bağlamaz.
-
İtirazın Kaldırılması Kararları: İcra Mahkemesi tarafından verilen “itirazın kaldırılması” veya “itirazın reddi” kararları, maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez. Örneğin, İcra Mahkemesi borçlunun itirazını kaldırarak takibin devamına karar vermiş olsa bile, borçlu genel mahkemede “Menfi Tespit Davası” açarak aslında borçlu olmadığını ispat edebilir. Eğer borçlu bu davayı kazanırsa, İcra Mahkemesinin kararına rağmen takip durdurulur ve borçlunun icra dairesine ödediği paralar geri alınabilir (İstirdat).
-
İhalenin Feshi Kararları: İhalenin feshine dair verilen kararlar da maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez; sadece o ihalenin o dosyada iptal edilmesini sağlar.
Bu kararların “kesin hüküm” teşkil etmemesi, tarafların aynı uyuşmazlığı genel mahkemelerde (dava yoluyla) her zaman yeniden tartışabilmelerine olanak tanır. İcra hukuku, alacaklının alacağına kavuşması için “hızlı” bir yol sunar; ancak bu hız, tarafların hak arama hürriyetini kısıtlamaz. Maddi hukuk uyuşmazlıkları, genel mahkemelerin derinlemesine yargılamasına bırakılmıştır.
2. Kesin Hüküm Teşkil Eden Kararlar (İstisnalar)
İcra Mahkemesinin her kararı sadece şekli değildir. Kanun koyucu, bazı durumlarda hukuki güvenliği sağlamak adına İcra Mahkemesi kararlarına “kesin hüküm” niteliği tanımıştır.
-
Menfi Tespit ve İstirdat Davaları: Bu davalar genel mahkemelerde görüldüğü için oradaki kararlar kesin hüküm teşkil eder. Ancak İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesi uyarınca, bu davaların İcra Mahkemesi bünyesinde yürütülmesi halinde verilen hükümler, genel mahkeme kararı niteliğinde olup kesin hüküm teşkil eder.
-
İstihkak Davaları: Haczedilen bir malın borçluya mı yoksa üçüncü bir kişiye mi ait olduğunun tartışıldığı istihkak davalarında, İcra Mahkemesi tarafından verilen kararlar, o dava konusu mülkiyet uyuşmazlığı açısından maddi anlamda kesin hüküm teşkil eder. Taraflar, aynı malın mülkiyeti hakkında tekrar dava açamazlar.
-
İcra Suçlarına Dair Kararlar: İcra Mahkemesinin taahhüdü ihlal veya mal beyanında bulunmama gibi icra suçları nedeniyle verdiği “tazyik hapsi” kararları, kesinleştiğinde kendi alanında kesin hüküm niteliğindedir. Bu kararlar, kişilerin özgürlüğünü kısıtlayan cezai nitelikte kararlar olduğu için, mahkemenin bu konudaki hükmü artık tartışılamaz.
Kesin Hükmün Pratik Önemi Nedir?
Bir kararın kesin hüküm teşkil edip etmemesi, uyuşmazlığın “bitip bitmediğini” gösterir:
-
Kesin Hüküm Varsa: Taraflar aynı konuda yeniden dava açamazlar. Mahkeme, “bu konuda zaten karar verilmiş” (kesin hüküm itirazı) diyerek davayı reddeder.
-
Kesin Hüküm Yoksa: Taraflar, İcra Mahkemesindeki başarısızlıklarını veya hak kayıplarını, genel mahkemelerde açacakları “nizasız dava” (alacak davası, menfi tespit vb.) ile giderebilirler.
İcra ve İflas Hukukunda Strateji
İcra Mahkemesi, hızın ön planda olduğu bir alandır. Dolayısıyla buradaki kararların büyük kısmının “kesin hüküm teşkil etmemesi” aslında bir güvenlik sübabıdır. Alacaklı, İcra Mahkemesi sayesinde hızlıca haciz yapıp parasını tahsil edebilir; ancak borçlu da “aslında borcum yoktu” diyerek genel mahkemede hakkını arayabilir.
İcra Mahkemesi ve Genel Mahkemeler Arasındaki Görev Ayrımı
İcra ve İflas Hukuku sistemi, alacaklı ile borçlu arasındaki ilişkide devletin cebri icra gücünün devreye girdiği noktadır. Ancak bu süreç içerisinde yaşanan her uyuşmazlığın çözüm yeri aynı değildir. Hukuk sistemimizde “İcra Mahkemesi” ve “Genel Mahkemeler” (Asliye Hukuk, Sulh Hukuk, Asliye Ticaret vb.) arasında net bir görev ayrımı bulunmaktadır. İcra hukukunun teknik, şekli ve hızlı işleyen yapısı ile genel mahkemelerin maddi hukuk uyuşmazlıklarını derinlemesine inceleyen yapısı, bu ayrımın temelini oluşturur. Bu ayrımı doğru tespit edememek, yargılamanın görevsizlik nedeniyle reddine ve ciddi süre kayıplarına yol açar.
İcra Mahkemesinin Görev Alanı: Şekli Denetim ve Hızlı Çözüm
İcra Mahkemesi, İcra ve İflas Kanunu (İİK) ile kendisine açıkça tevdi edilen işlere bakar. Bu mahkemenin temel çalışma felsefesi “şekli yargılama”dır. Yani mahkeme, uyuşmazlığın temelindeki haklılığı değil, icra dosyasındaki belgelerin yasaya uygunluğunu inceler.
İcra Mahkemesinin Konuları:
-
İcra Dairesinin İşlemlerine Karşı Şikayetler: İcra memurunun yaptığı hatalı veya yasaya aykırı işlemler (haciz usulsüzlüğü, satışın yanlış yapılması, tebligat hatası vb.) İcra Mahkemesinin konusudur.
-
İtirazın Kaldırılması: İlamsız icrada borçlu itiraz ettiğinde, alacaklının elinde İİK m. 68 anlamında resmi veya imzası ikrar edilmiş bir belge varsa, bu itirazı kaldırmak için İcra Mahkemesine başvurulur.
-
İhalenin Feshi: Cebri icra satışlarında, ihalenin usulsüzlüğü iddiasıyla açılan davalar sadece İcra Mahkemesinde görülür.
-
İcra Suçları: Mal beyanında bulunmama, taahhüdü ihlal gibi suçların cezai yargılaması İcra Mahkemesinde yapılır.
-
İflas Davaları: Tacirlerin iflasına ilişkin kararlar, özel görevli Asliye Ticaret Mahkemeleri tarafından verilse de, iflas takibi ile ilgili şikayet ve itirazlar İcra Mahkemesinde görülür.
Genel Mahkemelerin Görev Alanı: Maddi Hukuk ve Derinlemesine Yargılama
Genel mahkemeler, icra takibinden bağımsız olarak, taraflar arasındaki asıl borç ilişkisinin varlığını, geçerliliğini veya miktarını tartışan “maddi hukuk” uyuşmazlıklarına bakar. İcra Mahkemesi borcun varlığını “şeklen” kabul edip devam ederken, genel mahkemeler borcun “esasını” inceler.
Genel Mahkemelerin Konuları:
-
Alacak Davaları: Borçlunun borcu kabul etmediği veya borcun doğumuyla ilgili karmaşık hukuki problemlerin (sözleşmenin iptali, geçersizliği vb.) olduğu durumlarda, genel mahkemelerde açılacak dava esastır.
-
Menfi Tespit Davası (Maddi Hukuk Bağlamında): Borçlunun “böyle bir borcum yoktur” diyerek genel hükümlere göre açtığı dava.
-
İstirdat Davası: Borçlu olmadığı halde icra zoruyla ödenen paranın, genel mahkemelerde yapılacak yargılama ile geri istenmesi.
-
Mülkiyet Uyuşmazlıkları: Haczedilen malın üçüncü bir kişiye ait olduğu iddiası (İstihkak Davası), İcra Mahkemesinde geçici olarak incelenebileceği gibi, genel mahkemelerde mülkiyetin tespiti için de dava konusu edilebilir.
Görev Ayrımını Belirleyen Kritik Farklar: Hangi Mahkeme?
Bir uyuşmazlığın hangi mahkemeye ait olduğunu anlamak için kendimize sormamız gereken sorular şunlardır:
-
Uyuşmazlık icra dairesinin bir işleminin yasaya aykırılığı üzerine mi kurulu? Cevabınız evet ise, bu bir Şikayet konusudur ve görevli yer İcra Mahkemesi‘dir.
-
İtirazım borcun varlığı veya miktarı ile ilgili temel bir uyuşmazlık içeriyor mu? Eğer takip bir belgeye dayanmıyorsa ve borcun esasına ilişkin bir itirazınız varsa (örneğin; “ben bu sözleşmeyi hiç imzalamadım” veya “sözleşme feshedildi”), bu artık bir Alacak Davası veya Menfi Tespit Davası konusudur ve görevli yer Genel Mahkemelerdir.
-
İcra takibi devam ederken, icra müdürünün yetkisini aştığı bir durum mu var? Bu mutlaka İcra Mahkemesi‘nin denetimindedir.
-
Borcun doğumu veya sona ermesi ile ilgili Karmaşık ve Delil (Tanık, Keşif, Bilirkişi) gerektiren bir durum mu var? İcra Mahkemesi basit yargılama yaptığı için tanık dinlemez ve keşif yapmaz. Bu nedenle, delillerin detaylı incelenmesi gereken davalar Genel Mahkemelere aittir.
Neden Bu Ayrım Önemlidir?
Görev ayrımı, sadece bir usul kuralı değil, bir hak arama stratejisidir. İcra Mahkemesine gidecek bir davayı Asliye Hukuk Mahkemesinde açarsanız “görevsizlik” kararıyla karşılaşırsınız. Bu karar, davanızın içeriğinin yanlış olduğundan değil, yanlış mercide olduğunuzdan verilir. İcra hukukunun hızlı yapısı (10 günlük süreler, basit yargılama) ile genel mahkemelerin yavaş ve detaylı yapısı (haftalar süren duruşmalar, uzun tebligatlar) arasındaki bu fark, icra takibinin etkinliğini belirler.
Örneğin; bir borçlu, icra dairesinin yaptığı haczin usulsüz olduğunu düşünüyorsa bunu İcra Mahkemesine şikayet etmelidir. Eğer aynı kişi, “aslında borcum yoktur” diyorsa, İcra Mahkemesine değil, genel mahkemede Menfi Tespit davası açmalıdır. Çünkü İcra Mahkemesi “borç yoktur” iddiasını inceleyerek borcu iptal edemez; o sadece “haciz usule uygun mu?” sorusunu cevaplar.
Özet Karşılaştırma Tablosu
Sonuç olarak; icra takibini yürüten bir alacaklı veya borçlu, karşılaştığı her engelde “bu konu benim hakkımın esasına mı yoksa icra dairesinin şekli işlemine mi dayanıyor?” sorusunu sormalıdır. Hakkın esasına dair uyuşmazlıklar genel mahkemelerde çözümlenirken, cebri icranın yürütülmesine dair usuli sorunlar İcra Mahkemesinde çözülür. Bu ayrımı yapmak, usuli hatalardan kaçınmak ve adalete en hızlı şekilde ulaşmak için atılması gereken ilk ve en önemli adımdır. İcra Mahkemesi, cebri icra makinesinin teknik denetleyicisiyken; Genel Mahkemeler, bu makinenin beslendiği hukuki ilişkinin yargısal koruyucusudur. Her ikisi arasındaki bu hassas denge, hukuki sürecin sağlıklı yürütülmesini sağlar.
İcra Mahkemesi Kararlarına Karşı Kanun Yolları
İcra ve İflas Hukuku’nun kendine özgü “hız” ve “şeklilik” prensipleri, İcra Mahkemesi kararlarının denetlenmesini de genel hukuk kurallarından ayrılan özel usullere tabi kılmıştır. Genel mahkemelerde verilen hükümlere karşı uygulanan kanun yolları ile İcra Mahkemesi kararlarına karşı uygulanan kanun yolları arasında süre, usul ve icranın durması etkisi bakımından belirgin farklar mevcuttur. İcra Mahkemesi kararlarının denetim mekanizması, hem alacaklının hızlı tahsilat hakkını korumayı hem de tarafların hak arama hürriyetini güvence altına almayı hedefler.
İstinaf Yolu: İlk Denetim Mercii
İcra Mahkemesi tarafından verilen kararlara karşı başvurulacak ilk kanun yolu istinaftır. Bölge Adliye Mahkemeleri (BAM) tarafından incelenen istinaf süreci, icra hukukunda genel mahkemelere nazaran çok daha kısa tutulmuştur.
-
Başvuru Süresi: İcra Mahkemesi kararlarına karşı istinaf yoluna başvurma süresi, kararın tefhiminden (duruşmada yüze karşı okunmasından) veya tebliğinden itibaren 10 gündür. Genel mahkemelerdeki 2 haftalık sürenin aksine, icra hukukundaki bu 10 günlük süre kesindir. Bu sürenin kaçırılması, kararın kesinleşmesine ve kanun yolu hakkının kaybedilmesine yol açar.
-
İstinaf Edilebilirlik Sınırı: Her karar istinaf edilemez. Kanun koyucu, küçük meblağlı uyuşmazlıkların üst yargı organlarında iş yükünü artırmaması için parasal bir sınır getirmiştir. Her yıl yeniden değerleme oranına göre güncellenen bu sınırın altındaki kararlar, istinaf edilemez ve kesin niteliktedir.
-
İstinafın İcra Takibine Etkisi: İcra hukukunun temel kuralı, “kanun yoluna başvurmanın icrayı durdurmamasıdır.” Yani, İcra Mahkemesi kararını istinaf etmeniz, icra dairesindeki işlemlerin (haciz, satış vb.) kendiliğinden durduğu anlamına gelmez. İcra takibini durdurmak isteyen tarafın, İİK m. 36 uyarınca mahkemeye başvurarak “icranın geri bırakılması” talebinde bulunması ve genellikle takip tutarı kadar teminat yatırması gerekir.
Temyiz Yolu: Yargısal Denetim
İstinaf incelemesi sonucunda Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların, hukuka uygunluğunun denetlenmesi için başvurulan son aşama temyizdir.
-
Temyiz Süresi: Bölge Adliye Mahkemesi’nin icra hukukuna ilişkin kararlarına karşı temyiz başvuru süresi, kararın tebliğinden itibaren yine 10 gündür.
-
Temyiz Edilebilirlik Sınırı: İstinaf incelemesi sonucunda verilen kararların temyiz edilebilmesi için, kanunda öngörülen parasal sınırın üzerinde olması gerekir. Bu sınırın altındaki kararlar, istinaf mercii tarafından verilen karar ile kesinleşmiş sayılır ve Yargıtay’ın incelemesine konu olamaz.
-
Temyiz İncelemesinin Niteliği: Yargıtay ilgili hukuk dairesi, olayın esasına girmekten ziyade, yerel mahkemenin (İcra Mahkemesi) ve bölge adliye mahkemesinin usul kurallarını, kanun maddelerini ve icra hukukunun genel ilkelerini doğru uygulayıp uygulamadığını denetler. Temyiz incelemesi, icra hukukunun teknik doğası gereği oldukça kısıtlı ve odaklanmış bir denetimdir.
İcranın Geri Bırakılması (İstihkak ve İtirazın Kaldırılması Durumları)
Bazı özel durumlarda, kanun yolları icra takibini doğrudan etkileyebilir:
-
İtirazın Kaldırılması: İcra Mahkemesi, alacaklının “itirazın kaldırılması” talebini kabul ederse, borçlu istinaf yoluna başvursa dahi icra dairesi satış işlemlerine devam edebilir. Borçlu, bu aşamada takibi durdurmak için İİK m. 36 kapsamında teminat sunmalıdır.
-
İstihkak Davaları: İstihkak davası sonucunda verilen kararların temyiz edilmesi, İİK gereğince satış işlemlerini kendiliğinden durdurur. Bu, istihkak davasının özelliğinden kaynaklanan, alacaklının korunması ile üçüncü kişinin mülkiyet hakkının dengelenmesini sağlayan özel bir durumdur.
Kanun Yollarında Dikkat Edilmesi Gereken Kritik Noktalar
İcra Mahkemesi kararlarında kanun yolu süreci, takibin kaderini tayin eden en riskli aşamadır:
-
Süre Yönetimi: İcra hukukunda 10 günlük sürenin geçirilmesi, telafisi mümkün olmayan hak kayıplarına yol açar. Genel mahkemelerdeki alışkanlıklarla 2 haftalık süreyi beklemek, İcra Mahkemesi nezdindeki dosyaların kesinleşmesine sebep olur.
-
Teminatın Önemi: İstinaf veya temyiz başvurusu yapmak, takibi durdurmaz. Bu nedenle, alacaklıyı bekletmemek veya satış işlemini engellemek gibi stratejik hedefleri olan tarafların, başvuruyla birlikte mutlaka İİK m. 36 uyarınca teminatlı icranın geri bırakılması talebini gerçekleştirmeleri gerekir.
-
Kesinlik Kavramı: Parasal sınırların altındaki kararların kesin olduğunu bilmek, gereksiz kanun yolu başvuruları ile zaman ve harç kaybı yaşanmasını engeller.
Özetle; İcra Mahkemesi kararlarına karşı kanun yolları, hızlı yargılamanın getirdiği olası hataları düzeltmek amacıyla kurulmuş, ancak “icra işlemlerinin sürekliliği” ilkesiyle dengelenmiş özel bir mekanizmadır. Bu süreçte başarılı olmak; hem kısa süreleri disiplinle takip etmeyi hem de kanun yolları ile beraber işletilmesi gereken “icranın durdurulması” prosedürlerine hakim olmayı gerektirir. Kanun yolu aşaması, takibin başarısını veya başarısızlığını tescil eden, hukuki savunmanın en üst aşamasıdır.