Single Blog Title

This is a single blog caption

Alacak Davası Nedir? Alacak Davası Nasıl Açılır, Şartları Nelerdir?

Alacak Davası Nedir? Alacak Davası Nasıl Açılır, Şartları Nelerdir?

Günlük hayatta ve ticari ilişkilerde en sık karşılaşılan hukuki uyuşmazlıklardan biri, borçlunun üstlendiği ödeme yükümlülüğünü zamanında veya hiç yerine getirmemesidir. Verilen bir borcun geri ödenmemesi, satılan malın bedelinin tahsil edilememesi, yapılan iş veya hizmet karşılığının ödenmemesi, kira bedellerinin birikmesi ya da şirketler arasındaki ticari borçların yerine getirilmemesi hâlinde alacaklının hukuki yollara başvurması gerekebilir.

Bu noktada başvurulabilecek hukuki yollardan biri alacak davasıdır.

Peki alacak davası nedir? Alacak davası açmak için hangi şartların bulunması gerekir? Borcun yazılı belgeyle ispat edilmesi zorunlu mudur? Alacak davasından önce arabulucuya başvurmak gerekir mi? İcra takibi yapmak yerine doğrudan dava açılabilir mi? Zamanaşımı süresi ne kadardır?

Bu soruların cevabı, alacağın hangi hukuki ilişkiden kaynaklandığına göre değişebilmektedir.

Alacak Davası Nedir?

Alacak davası, bir kişinin başka bir kişiden veya şirketten olan ve yerine getirilmemiş bulunan para veya belirli durumlarda başka bir edime ilişkin hakkının mahkeme aracılığıyla talep edilmesini sağlayan dava türüdür.

En yaygın hâliyle alacak davasında davacı, davalıdan belirli bir miktar paranın kendisine ödenmesini talep eder.

Örneğin;

bir kişiye verilen borcun geri ödenmemesi, satılan malın bedelinin ödenmemesi, yapılan hizmet karşılığının tahsil edilememesi, ticari sözleşmeden kaynaklanan faturaların ödenmemesi, kira bedelinin ödenmemesi veya işçilik alacaklarının yerine getirilmemesi farklı türlerde alacak davalarına konu olabilir.

Ancak bütün alacak davaları aynı hukuki kurallara tabi değildir. Alacağın kaynağının doğru tespit edilmesi, görevli mahkemenin, zamanaşımı süresinin, arabuluculuk zorunluluğunun ve uygulanabilecek faiz türünün belirlenmesi bakımından büyük önem taşır.

Alacak Davası Hangi Durumlarda Açılabilir?

Alacak hakkının kaynağı çoğunlukla bir sözleşmedir.

Satış sözleşmesi, eser sözleşmesi, hizmet sözleşmesi, kira sözleşmesi, ödünç sözleşmesi, vekâlet sözleşmesi veya ticari nitelikteki diğer sözleşmeler nedeniyle bir tarafın ödeme yükümlülüğü doğabilir.

Bununla birlikte alacak hakkı yalnızca sözleşmeden kaynaklanmaz.

Haksız fiil nedeniyle meydana gelen zararların tazmini, sebepsiz zenginleşme, vekâletsiz iş görme veya kanundan doğan diğer yükümlülükler de bir alacak hakkının ortaya çıkmasına neden olabilir.

Bu nedenle “alacak davası” tek bir hukuki sebebe dayanan özel bir dava türünden ziyade, bir alacak hakkının mahkeme yoluyla ileri sürülmesine ilişkin genel bir ifade olarak değerlendirilmelidir.

Alacak Davası Açabilmek İçin Borcun Vadesinin Gelmiş Olması Gerekir mi?

Kural olarak alacağın talep edilebilir, başka bir ifadeyle muaccel hâle gelmiş olması gerekir.

Örneğin taraflar bir borcun 1 Eylül 2026 tarihinde ödeneceğini kararlaştırmışlarsa, kural olarak ödeme tarihi gelmeden önce borçlunun borcu ödemediğinden söz edilemez.

Borcun muaccel olması ile borçlunun temerrüde düşmesi ise birbirinden farklı kavramlardır.

Türk Borçlar Kanunu m.117 uyarınca muaccel bir borcun borçlusu, kural olarak alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Ancak ödeme gününün taraflarca açıkça belirlenmiş olması gibi kanunda öngörülen bazı durumlarda ayrıca ihtar gönderilmesine gerek kalmadan da temerrüt gerçekleşebilir.

Bu ayrım özellikle faizin hangi tarihten itibaren talep edilebileceğinin belirlenmesinde önem taşımaktadır.

Alacak Davasından Önce İhtarname Göndermek Zorunlu mudur?

Her alacak davasından önce noter ihtarnamesi göndermek şeklinde genel bir zorunluluk bulunmamaktadır.

Ancak somut olayda borçlunun temerrüde düşürülmesi için ihtar gerekiyorsa veya ileride borcun talep edildiğinin ispatlanması önem taşıyacaksa yazılı ihtar gönderilmesi ciddi hukuki fayda sağlayabilir.

Özellikle ticari ilişkilerde, sözleşmenin feshi veya dönme hakkının kullanılması gereken durumlarda yahut faiz başlangıç tarihinin belirlenmesinde ihtarın içeriği ve gönderildiği tarih önem kazanabilir.

Bu nedenle dava açmadan önce “ihtar gerekli mi?” sorusu, alacağın dayandığı sözleşme ve borcun vadesi incelenerek değerlendirilmelidir.

Alacak Davasından Önce Arabuluculuğa Başvurmak Gerekir mi?

Her alacak davasında arabuluculuk zorunlu değildir. Ancak günümüzde oldukça geniş bir alacak uyuşmazlığı grubu dava şartı arabuluculuk kapsamındadır.

Örneğin ticari davalardan konusu bir miktar para olan alacak ve tazminat davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması gerekmektedir. Türk Ticaret Kanunu m.5/A bu zorunluluğu alacak ve tazminat davalarının yanı sıra belirli itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları bakımından da düzenlemektedir.

İşçi veya işveren alacağı ve tazminatından kaynaklanan birçok uyuşmazlıkta da arabuluculuk dava şartıdır. İş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan bazı tazminat uyuşmazlıkları ise kanunda bu zorunluluğun dışında tutulmuştur.

Kira ilişkisinden doğan uyuşmazlıklar da, İcra ve İflas Kanunu kapsamındaki ilamsız icra yoluyla tahliyeye ilişkin istisna saklı olmak üzere, 1 Eylül 2023 tarihinden itibaren dava şartı arabuluculuk kapsamına alınmıştır.

Bu nedenle alacak davası açmadan önce ilk yapılması gereken işlemlerden biri, uyuşmazlık bakımından zorunlu arabuluculuk bulunup bulunmadığının kontrol edilmesidir.

Dava şartı olduğu hâlde arabulucuya başvurulmadan doğrudan dava açılması, davanın esasına girilmeden usulden reddedilmesine neden olabilir.

Alacak Davasında Hangi Mahkeme Görevlidir?

“Alacak davalarına hangi mahkeme bakar?” sorusunun tek bir cevabı yoktur.

Genel nitelikteki malvarlığı davalarında aksine özel bir düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir. HMK m.2 uyarınca dava konusunun değer veya miktarı bu genel görev kuralını değiştirmez.

Ancak alacak ticari bir ilişkiden kaynaklanıyorsa Asliye Ticaret Mahkemesi, işçi ve işveren ilişkisinden kaynaklanıyorsa İş Mahkemesi, tüketici işleminden kaynaklanıyorsa şartlarına göre Tüketici Mahkemesi görevli olabilir.

Kira ilişkisinden kaynaklanan alacak davalarında ise dava konusunun değerine bakılmaksızın kural olarak Sulh Hukuk Mahkemesi görevlidir.

Dolayısıyla alacağın yalnızca miktarına bakılarak görevli mahkeme belirlenemez. Öncelikle alacağın hangi hukuki ilişkiden kaynaklandığı tespit edilmelidir.

Alacak Davası Nerede Açılır?

Mahkemenin görevi kadar hangi yerdeki mahkemenin davaya bakacağı, yani yetki konusu da önemlidir.

HMK’daki genel kurala göre dava, davalının dava tarihindeki yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir.

Bunun yanında sözleşmeden doğan uyuşmazlıklarda sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesi de yetkili olabilir. HMK m.10, sözleşmeden doğan davaların sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabileceğini düzenlemektedir.

Ancak tüketici, iş, sigorta veya diğer özel hukuk alanlarında ayrıca özel yetki hükümleri bulunabilir.

Bu sebeple davanın yanlış yerde açılması hâlinde karşılaşılabilecek usuli sorunların önlenmesi için görev ve yetki birlikte değerlendirilmelidir.

Alacak Davasında İspat Nasıl Yapılır?

Bir kişinin “alacağım var” demesi tek başına davanın kabul edilmesi için yeterli değildir.

HMK m.190 uyarınca, kanunda aksi düzenlenmediği sürece iddia ettiği vakıadan kendi lehine hukuki sonuç çıkarmak isteyen taraf bu vakıayı ispat etmekle yükümlüdür.

Alacağın niteliğine göre;

sözleşmeler, banka havaleleri, EFT kayıtları, faturalar, teslim tutanakları, cari hesap kayıtları, e-postalar, ticari defterler, mesajlaşmalar, ödeme belgeleri, makbuzlar, ihtarnameler ve şartların mevcut olması hâlinde tanık beyanları delil olarak gündeme gelebilir.

Ancak özellikle hukuki işlemlerin ispatında HMK’nın senetle ispat ve tanıkla ispat konusundaki hükümleri dikkate alınmalıdır.

Örneğin banka hesabına gönderilmiş bir paranın bulunması her durumda tek başına taraflar arasında ödünç ilişkisi bulunduğunu göstermeyebilir. Paranın hangi hukuki sebeple gönderildiği de uyuşmazlık konusu olabilir.

Bu nedenle alacak davalarında çoğu zaman asıl uyuşmazlık “para gönderildi mi?” sorusundan ziyade “bu para neden gönderildi ve geri ödeme borcu doğdu mu?” sorusu üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Yazılı Sözleşme Olmadan Alacak Davası Açılabilir mi?

Yazılı sözleşmenin bulunmaması, tek başına alacak davası açılamayacağı anlamına gelmez.

Türk hukukunda her sözleşmenin yazılı yapılması zorunlu değildir. Bununla birlikte sözleşmenin varlığının ve içeriğinin ispatı bakımından yazılı belge son derece önemlidir.

Tarafların mesajlaşmaları, banka hareketleri, faturalar, elektronik yazışmalar ve diğer deliller somut olayın özelliklerine göre dikkate alınabilir.

Ancak hangi delilin kullanılabileceği, alacağın miktarı ve hukuki işlemin niteliği dikkate alınarak ayrıca değerlendirilmelidir.

Alacak Davalarında Zamanaşımı Süresi Ne Kadardır?

Alacak davalarında en sık yapılan hatalardan biri bütün alacakların aynı zamanaşımı süresine tabi olduğunun düşünülmesidir.

Türk Borçlar Kanunu m.146 uyarınca, kanunda aksi bir hüküm bulunmadığı sürece genel zamanaşımı süresi on yıldır.

Ancak çok sayıda alacak için özel ve daha kısa zamanaşımı süreleri bulunmaktadır.

Kira bedelleri, ücret gibi dönemsel edimler ve Türk Borçlar Kanunu m.147’de ayrıca sayılan bazı alacaklar bakımından beş yıllık zamanaşımı uygulanabilir. İşçilik alacakları, haksız fiilden doğan talepler, sebepsiz zenginleşme, taşıma, sigorta ve farklı ticari ilişkiler bakımından da özel süreler söz konusu olabilir.

Bu nedenle “alacağım kaç yılda zamanaşımına uğrar?” sorusuna, alacağın kaynağı bilinmeden kesin cevap verilmesi doğru değildir.

Zamanaşımı süresinin başlangıç tarihi kadar, süreyi kesen veya durduran sebepler de ayrıca değerlendirilmelidir.

Alacak Davasında Faiz Talep Edilebilir mi?

Şartların mevcut olması hâlinde alacakla birlikte faiz talep edilmesi mümkündür.

Ancak uygulanacak faiz türü ve faizin başlangıç tarihi; alacağın ticari olup olmadığına, taraflar arasında faiz konusunda sözleşme bulunup bulunmadığına, borçlunun ne zaman temerrüde düştüğüne ve özel kanun hükümlerine göre değişebilir.

Türk Borçlar Kanunu’na göre muaccel borç bakımından temerrüt çoğu durumda ihtarla gerçekleşirken, ödeme gününün önceden açıkça belirlenmiş olması gibi hâllerde ayrıca ihtar aranmayabilir.

Bu nedenle dava dilekçesinde yalnızca ana para miktarının değil, talep edilecek faizin türü ve başlangıç tarihinin de doğru belirlenmesi gerekir.

Alacak Davası mı, İcra Takibi mi?

Alacağın tahsili için mutlaka önce alacak davası açılması gerekmez.

Elinde mahkeme kararı bulunmayan bir alacaklı, şartları mevcutsa ilamsız icra takibi başlatabilir.

Borçlu ödeme emrine süresi içerisinde itiraz etmezse takip kesinleşebilir ve cebri icra aşamasına geçilebilir. Borçlunun itiraz etmesi hâlinde ise takip durur ve alacaklının uyuşmazlığın özelliklerine göre itirazın iptali davası veya diğer hukuki yollara başvurması gerekebilir.

Alacak davasında ise uyuşmazlık doğrudan mahkeme önüne taşınmakta ve mahkeme alacağın bulunup bulunmadığı konusunda hüküm vermektedir.

Hangi yolun daha uygun olduğu; elde bulunan belgeler, borçlunun muhtemel itirazları, alacağın miktarı, zamanaşımı durumu ve borçlunun malvarlığı dikkate alınarak belirlenmelidir.

Alacağın Tam Miktarı Bilinmiyorsa Ne Yapılır?

Bazı uyuşmazlıklarda alacaklı, dava açtığı tarihte alacağının tam miktarını belirleyemeyebilir.

Özellikle hesaplama yapılması, ticari kayıtların incelenmesi veya bilirkişi değerlendirmesi gereken uyuşmazlıklarda bu durumla karşılaşılabilir.

Bu hâllerde davanın hangi miktarla açılacağı, talebin kısmi olarak ileri sürülüp sürülemeyeceği ve yargılama sırasında talep miktarının ne şekilde artırılabileceği dava tarihinde yürürlükte bulunan Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre değerlendirilmelidir.

Bu konu usul hukuku bakımından önemli sonuçlar doğurduğundan, özellikle zamanaşımı açısından dava türünün doğru belirlenmesi gerekir.

Borçlunun Mal Kaçırma İhtimali Varsa Ne Yapılabilir?

Alacak davasının kazanılması tek başına alacağın fiilen tahsil edileceğini garanti etmez.

Borçlunun dava sırasında malvarlığını devretmesi veya tahsil imkânını ortadan kaldıracak işlemler yapması ihtimali varsa, şartlarının bulunması durumunda ihtiyati haciz veya diğer geçici hukuki koruma yolları gündeme gelebilir.

İhtiyati haciz, nihai tahsil işlemi değildir. Alacağın ileride tahsil edilebilmesini güvence altına almaya yönelik geçici bir hukuki korumadır.

Ancak her alacak için otomatik olarak ihtiyati haciz kararı verilmez. Alacağın niteliği ve kanunda öngörülen şartların bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilir.

Alacak Davası Kazanılırsa Ne Olur?

Mahkeme davacının alacaklı olduğuna kanaat getirirse alacağın, şartlarının bulunması hâlinde faizi ve diğer ferileriyle birlikte davalıdan tahsiline karar verebilir.

Mahkeme kararına rağmen borçlu borcunu kendiliğinden ödemezse, kararın niteliğine ve kesinleşme gerekip gerekmediğine ilişkin hükümler saklı olmak üzere ilamlı icra takibi yoluyla cebri icra gündeme gelebilir.

Dolayısıyla davayı kazanmakla alacağın banka hesabına otomatik olarak yatırılması aynı şey değildir. Gerektiğinde hükmün icra yoluyla yerine getirilmesi gerekir.

Alacak Davalarında Avukatın Rolü

Alacak davası ilk bakışta “borç verildi, ödenmedi, dava açılacak” şeklinde basit bir süreç gibi görünebilir. Ancak uygulamada uyuşmazlıkların önemli bir kısmı usule ilişkin sorunlardan kaynaklanmaktadır.

Alacağın hukuki sebebinin yanlış belirlenmesi, yanlış mahkemede dava açılması, zorunlu arabuluculuğun atlanması, zamanaşımının gözden kaçırılması, delillerin zamanında sunulmaması veya faiz talebinin yanlış kurulması davanın sonucunu doğrudan etkileyebilir.

Bunun yanında dava açmanın ekonomik olarak anlamlı olup olmadığı da değerlendirilmelidir. Borçlunun ödeme gücü, malvarlığı, hakkında yürütülen diğer icra takipleri ve tahsil kabiliyeti bazen davanın hukuki yönü kadar önem taşır.

Bu nedenle alacak uyuşmazlığında yalnızca “dava açılabilir mi?” sorusu değil, “hangi hukuki yol en hızlı, güvenli ve tahsil kabiliyeti yüksek sonucu sağlayabilir?” sorusu da değerlendirilmelidir.

Sonuç

Alacak davası, vadesi geldiği hâlde ödenmeyen veya yerine getirilmeyen bir alacağın mahkeme aracılığıyla talep edilmesini sağlayan temel hukuki yollardan biridir.

Ancak alacağın sözleşmeden, ticari ilişkiden, iş sözleşmesinden, kira ilişkisinden, tüketici işleminden, haksız fiilden veya başka bir hukuki sebepten kaynaklanması; görevli mahkemeyi, uygulanacak zamanaşımı süresini, arabuluculuk zorunluluğunu, ispat kurallarını ve faiz talebini değiştirebilir.

Bu nedenle alacak davalarında öncelikle alacağın hukuki dayanağının, vadesinin, zamanaşımının, mevcut delillerin ve borçlunun tahsil kabiliyetinin birlikte değerlendirilmesi önemlidir.

Bazı durumlarda doğrudan alacak davası açmak yerine icra takibi başlatılması, bazı durumlarda dava şartı arabuluculuğa başvurulması, bazı durumlarda ise alacağın güvence altına alınması amacıyla geçici hukuki koruma tedbirlerinin değerlendirilmesi daha uygun olabilir.

Alacak davalarının başarılı şekilde yürütülmesi yalnızca alacağın varlığının ileri sürülmesine değil, bu alacağın doğru hukuki sebebe dayandırılmasına ve usulüne uygun delillerle ispatlanmasına bağlıdır.

 

Leave a Reply

Call Now Button