Diş Tedavisi ve İmplant Hatalarında Hukuki Sorumluluk
Diş Tedavisi ve İmplant Hataları Nedir?
Diş tedavisi ve implant hataları, diş hekimi veya diş kliniği tarafından yapılan teşhis, tedavi, cerrahi müdahale, implant, protez, kanal tedavisi, kaplama, dolgu, diş çekimi veya estetik diş uygulamalarının tıp ve diş hekimliği kurallarına aykırı şekilde gerçekleştirilmesi nedeniyle hastanın zarar görmesidir. Bu tür uyuşmazlıklar uygulamada diş hekimi hatası, implant hatası, hatalı diş tedavisi, diş tedavisi nedeniyle tazminat davası veya genel adıyla malpraktis davası olarak adlandırılmaktadır.
Diş tedavilerinde her istenmeyen sonuç otomatik olarak diş hekiminin kusurlu olduğu anlamına gelmez. İmplantın tutmaması, tedavi sonrası ağrı, geçici hassasiyet, şişlik veya revizyon ihtiyacı bazı durumlarda komplikasyon olarak değerlendirilebilir. Ancak hekimin yeterli muayene yapmaması, röntgen veya tomografi değerlendirmesini eksik yapması, hastaya uygun olmayan tedavi planlaması, yanlış implant seçimi, hatalı cerrahi uygulama, sinir hasarı, enfeksiyonun yönetilememesi, hastanın yeterince bilgilendirilmemesi veya tedavinin yarım bırakılması halinde hukuki sorumluluk gündeme gelir.
Hasta Hakları Yönetmeliği, sağlık hizmeti verilen resmi ve özel bütün kurum ve kuruluşları kapsar. Yönetmeliğin amacı, sağlık hizmetinden yararlanan kişilerin insan haysiyetine uygun şekilde hasta haklarından faydalanmasını ve hak ihlallerine karşı hukuki korunma yollarını kullanabilmesini sağlamaktır. Bu nedenle diş tedavisi ve implant uygulamaları da hasta hakları, aydınlatılmış onam, tıbbi kayıt, tazminat ve mesleki sorumluluk hükümleri çerçevesinde değerlendirilir.
Diş Tedavisinde En Sık Görülen Hatalar
Diş tedavisi hataları çok farklı şekillerde ortaya çıkabilir. En sık karşılaşılan uyuşmazlıklar arasında hatalı implant uygulaması, yanlış kanal tedavisi, gereksiz diş çekimi, hatalı protez, kötü yapılan kaplama, dolguda teknik hata, sinir zedelenmesi, çene kemiğine zarar verilmesi, enfeksiyonun fark edilmemesi, eksik sterilizasyon, yanlış teşhis, eksik görüntüleme ve estetik beklentinin karşılanmaması yer alır.
Özellikle implant tedavilerinde tedavi planlaması son derece önemlidir. Hastanın çene kemiği yapısı, kemik yoğunluğu, sinir ve sinüs bölgeleri, sistemik hastalıkları, sigara kullanımı, diyabet durumu, ağız hijyeni, kemik grefti ihtiyacı ve mevcut diş yapısı değerlendirilmeden implant uygulanması ciddi zararlara neden olabilir. İmplantın yanlış açıyla yerleştirilmesi, sinire yakın konumlandırılması, sinüs boşluğuna zarar verilmesi, implant çevresinde enfeksiyon gelişmesi veya protezin implantla uyumsuz yapılması halinde hasta uzun süreli ağrı, diş kaybı, çene kemiği kaybı, his kaybı ve yeni tedavi masraflarıyla karşılaşabilir.
Kanal tedavilerinde de benzer şekilde hatalar yaşanabilir. Kanal eğesinin kırılması, kırılan parçanın diş veya çene dokusunda kalması, kanalın eksik doldurulması, perforasyon, enfeksiyonun temizlenmemesi veya tedavi edilmesi gereken diş yerine yanlış dişe işlem yapılması tazminat davasına konu olabilir. Yargıtay’ın bir kararında, kanal tedavisi sırasında kanal eğesinin kırılarak çene kemiğine saplandığı iddiasına dayalı tazminat uyuşmazlığı ele alınmış; dosyada diş kaybı ve implant ihtiyacı gibi zarar iddiaları tartışılmıştır.
İmplant Hatasında Diş Hekiminin Sorumluluğu
İmplant uygulaması, çoğu zaman yalnızca basit bir diş tedavisi değil, cerrahi planlama, görüntüleme, kemik değerlendirmesi, protez aşaması ve takip süreci içeren kapsamlı bir işlemdir. Bu nedenle implant hatası iddiasında yalnızca implant vidasının yerleştirilip yerleştirilmediğine bakılmaz. Tedavi planı, cerrahi uygulama, kullanılan materyal, protez uyumu, enfeksiyon kontrolü, kontrol randevuları ve hastaya verilen talimatlar birlikte değerlendirilir.
Diş hekiminin sorumluluğu, yaptığı işlemin niteliğine göre değişebilir. Bazı diş tedavileri klasik tedavi ilişkisi kapsamında vekâlet sözleşmesi gibi değerlendirilirken, implant, protez, kaplama ve estetik diş uygulamaları bakımından eser sözleşmesi tartışması da gündeme gelebilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin implant tedavisine ilişkin bir kararında, diş tedavisinin eser sözleşmesi kapsamında değerlendirildiği, diş hekiminden beklenen özenin insan vücuduna yönelik müdahalelerde en üst derecede olması gerektiği ve implant yapımının uygun bulunmadığı durumda maddi-manevi tazminatın değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Bu yaklaşım, diş hekimliği uygulamalarında hastanın beklentisinin ve hekimin taahhüdünün önemini artırmaktadır. Örneğin hasta belirli sayıda implant, belirli nitelikte protez, estetik bir gülüş tasarımı veya sabit diş kullanımı için ödeme yapmışsa, ortaya çıkan sonucun bu tedavi planıyla uyumlu olup olmadığı incelenmelidir. Elbette insan bedeni üzerinde yapılan müdahalelerde mutlak sonuç garantisi her zaman kabul edilemez. Ancak hasta, kendisine vaat edilen tedavi sonucuna makul ölçüde ulaşamamışsa ve bunun sebebi hekimin kusurlu planlaması veya uygulaması ise tazminat sorumluluğu gündeme gelebilir.
Komplikasyon ile Diş Hekimi Hatası Arasındaki Fark
Diş tedavisi ve implant davalarında en önemli ayrım, komplikasyon ile kusurlu uygulama ayrımıdır. Komplikasyon, tıp ve diş hekimliği kurallarına uygun müdahaleye rağmen ortaya çıkabilecek istenmeyen sonuçtur. Örneğin implant sonrası geçici şişlik, ağrı, morarma, hassasiyet veya iyileşme sürecinde geçici rahatsızlık bazı hallerde doğal kabul edilebilir. Ancak her olumsuz sonuç “komplikasyon” denilerek açıklanamaz.
Bir sonucun komplikasyon olarak kabul edilebilmesi için öncelikle tedavinin standartlara uygun planlanmış ve uygulanmış olması gerekir. Ayrıca hastanın bu risk hakkında tedavi öncesinde bilgilendirilmesi, rızasının alınması ve komplikasyon ortaya çıktığında hekimin gerekli müdahaleyi zamanında yapması gerekir. Örneğin implant sonrası enfeksiyon gelişmişse, bu enfeksiyonun ne zaman fark edildiği, hastanın kontrole çağrılıp çağrılmadığı, antibiyotik veya cerrahi müdahale gerekip gerekmediği ve hekimin takip yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği incelenmelidir.
Aynı şekilde sinir hasarı bazı implant uygulamalarında risk olarak gösterilebilir. Fakat tedavi öncesinde panoramik röntgen veya tomografi ile sinir hattı yeterince değerlendirilmemişse, implant yanlış konumlandırılmışsa veya hastaya uyuşma ve his kaybı riski anlatılmamışsa, “komplikasyon” savunması yeterli olmayabilir. Burada kritik soru şudur: Diş hekimi, aynı şartlarda özenli ve uzman bir diş hekiminden beklenen dikkat ve tedbirleri almış mıdır?
Aydınlatılmış Onam ve Hastanın Bilgilendirilmesi
Diş tedavilerinde aydınlatılmış onam son derece önemlidir. Hasta, yapılacak işlemin ne olduğunu, neden gerekli olduğunu, işlem yapılmazsa hangi sonuçların doğabileceğini, alternatif tedavi seçeneklerini, tedavinin risklerini, başarı ihtimalini ve tedavi sonrası dikkat etmesi gereken hususları bilmelidir. Hasta Hakları Yönetmeliği, hastanın sağlık hizmetleri ve uygulanacak tıbbi işlemler hakkında bilgi alma hakkını düzenler; tıbbi müdahalelerde rıza ilkesini de açıkça kabul eder.
1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesi, diş tabiplerinin yapacakları her türlü ameliyede hastanın, hasta küçük veya kısıtlı ise veli ya da vasisinin önceden muvafakatini almaları gerektiğini; büyük cerrahi müdahalelerde bu muvafakatin yazılı olması gerektiğini düzenlemektedir. Bu hüküm, diş tedavisi ve implant uygulamalarında onamın yalnızca şekli bir evrak değil, müdahalenin hukuka uygunluğunda temel unsur olduğunu gösterir.
Onam formunun varlığı her zaman yeterli değildir. Hastaya yalnızca “implant risklerini kabul ediyorum” şeklinde genel bir form imzalatılması, somut olayda yeterli görülmeyebilir. Hastaya implantın tutmama ihtimali, sinir hasarı, sinüs komplikasyonu, enfeksiyon, kemik grefti ihtiyacı, protez uyumsuzluğu, revizyon ihtimali, tedavi süresi, geçici diş kullanımı ve bakım yükümlülükleri açıkça anlatılmalıdır. Özellikle estetik diş hekimliği, gülüş tasarımı, zirkonyum kaplama, lamina veneer, implant üstü protez ve tüm ağız restorasyonu gibi yüksek bedelli işlemlerde bilgilendirme daha da önemlidir.
Özel Diş Kliniğinin Hukuki Sorumluluğu
Diş tedavileri çoğu zaman özel diş kliniği, ağız ve diş sağlığı polikliniği, özel hastane veya muayenehanede yapılmaktadır. Bu durumda sorumluluk yalnızca işlemi yapan diş hekimine ait olmayabilir. Klinik veya sağlık kuruluşu da sunduğu hizmetin organizasyonundan, kullanılan cihaz ve malzemelerden, sterilizasyon koşullarından, kayıtların tutulmasından, personel seçiminden, randevu ve takip sisteminden sorumlu olabilir.
Özel diş kliniği ile hasta arasındaki ilişki, birçok durumda tüketici işlemi olarak değerlendirilebilir. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a ilişkin güncel mevzuat, Ticaret Bakanlığı tarafından yayımlanmaktadır. Özel sağlık hizmetlerinde hasta, çoğu olayda hizmet alan tüketici; klinik veya hastane ise hizmet sunan taraf konumundadır.
Bu nedenle özel diş kliniği hatalarında görevli mahkeme çoğu zaman Tüketici Mahkemesi olabilir. Ancak her dosyada bu sonuç otomatik değildir. Serbest diş hekimi muayenehanesi, özel klinik, özel hastane, şirket bünyesinde verilen hizmet, estetik amaçlı işlem veya kamu kurumundaki diş tedavisi gibi ihtimaller ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Tüketici mahkemesi yolunda dava şartı arabuluculuk ve parasal sınırlar da ayrıca dikkate alınmalıdır.
Devlet Hastanesinde veya Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinde Hata
Diş tedavisi devlet hastanesinde, ağız ve diş sağlığı merkezinde veya kamu üniversitesi diş hekimliği fakültesinde yapılmışsa hukuki yol özel kliniklerden farklıdır. Kamu kurumlarında sunulan diş sağlığı hizmeti bir kamu hizmetidir. Bu hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi halinde idarenin hizmet kusuru gündeme gelebilir.
Bu durumda çoğu olayda doğrudan özel hukuk tazminat davası yerine, ilgili idareye başvuru ve idare mahkemesinde tam yargı davası yolu değerlendirilir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesine göre idari eylemlerden hakları ihlal edilen kişilerin, eylemi öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurması gerekir; talebin reddi veya otuz gün içinde cevap verilmemesi halinde dava süresi içinde dava açılabilir.
Bu ayrım çok önemlidir. Özel diş kliniğinde yapılan hatalı implant ile devlet ağız ve diş sağlığı merkezinde yapılan hatalı diş çekimi aynı hukuki yola tabi olmayabilir. Yanlış mahkemede dava açılması veya idareye başvuru süresinin kaçırılması hak kaybına neden olabilir. Bu nedenle diş tedavisi hatalarında ilk yapılması gerekenlerden biri, işlemin hangi kurumda ve hangi hukuki ilişki kapsamında yapıldığını belirlemektir.
Hangi Tazminatlar Talep Edilebilir?
Diş tedavisi veya implant hatası nedeniyle zarar gören hasta, şartları oluşmuşsa maddi ve manevi tazminat talep edebilir. Maddi tazminat, hastanın ekonomik zararlarını karşılamaya yöneliktir. Hatalı tedavi için ödenen bedelin iadesi, yeni tedavi masrafları, implantların sökülmesi ve yeniden yapılması giderleri, kemik grefti, sinüs lifting, protez yenileme, ilaç giderleri, muayene ücretleri, röntgen ve tomografi bedelleri, ulaşım masrafları, iş gücü kaybı ve geçici iş göremezlik zararı maddi tazminat kapsamında istenebilir.
Örneğin implantlar hatalı açıyla yerleştirildiği için sökülmek zorunda kalmışsa, hastanın yalnızca ilk ödediği bedelin iadesi değil; implantların çıkarılması, kemik kaybının giderilmesi, yeni implant ve protez tedavisi, geçici diş kullanımı ve uzun tedavi sürecinden doğan ek masrafları da talep etmesi mümkündür. Hatalı kanal tedavisi nedeniyle diş kaybı yaşanmış ve hasta implant yaptırmak zorunda kalmışsa, implant bedeli de zarar kalemleri içinde değerlendirilebilir.
Manevi tazminat ise hastanın yaşadığı acı, elem, ızdırap, estetik görünüm bozukluğu, konuşma ve çiğneme güçlüğü, sosyal hayattan uzaklaşma, özgüven kaybı, uzun süre dişsiz kalma, ağrılı tedavi süreci, kalıcı his kaybı veya yüz görünümünün bozulması nedeniyle talep edilir. Diş sağlığı, kişinin yalnızca fiziksel sağlığını değil; sosyal hayatını, konuşmasını, beslenmesini ve dış görünümünü de doğrudan etkiler. Bu nedenle diş tedavisi hatalarında manevi tazminat talebi çoğu zaman önemli bir yer tutar.
Diş Tedavisi Hatası Nasıl İspatlanır?
Diş tedavisi ve implant hatalarında ispat süreci teknik bilgi gerektirir. Hasta, zarara uğradığını, bu zararın diş tedavisiyle bağlantılı olduğunu ve hekimin veya kliniğin kusurlu davrandığını ortaya koymalıdır. Ancak tedaviye ilişkin belgeler çoğu zaman klinik veya hastane nezdinde bulunduğundan, ilk aşamada tüm tıbbi kayıtların eksiksiz temin edilmesi gerekir.
Delil olarak tedavi planı, röntgenler, panoramik film, periapikal film, tomografi görüntüleri, ölçüler, laboratuvar kayıtları, implant markası ve seri bilgileri, kullanılan materyal belgeleri, onam formu, reçeteler, fatura ve ödeme belgeleri, randevu kayıtları, kontrol notları, doktorla yapılan WhatsApp ve e-posta yazışmaları, fotoğraflar, ikinci diş hekimi görüşleri ve yeni tedaviye ilişkin masraflar kullanılabilir.
Hasta Hakları Yönetmeliği kapsamında hasta, sağlık durumu ile ilgili kayıtları inceleme ve suret alma hakkına sahiptir. Tıbbi kayıtların verilmemesi, eksik verilmesi veya sonradan düzenlendiği izlenimi doğuran belgeler bulunması halinde bu durum ayrıca hukuki süreçte ileri sürülebilir.
İmplant davalarında özellikle işlem öncesi ve sonrası görüntüleme kayıtları belirleyicidir. İmplantın yerleşim açısı, sinir kanalına uzaklığı, sinüsle ilişkisi, kemik seviyeleri, enfeksiyon bulguları ve protezin implantla uyumu bu kayıtlar üzerinden incelenir. Kanal tedavilerinde ise işlem öncesi ve sonrası röntgenler, kırık alet olup olmadığı, kanal dolgusu kalitesi ve dişin çekilme sebebi önem taşır.
Bilirkişi Raporunun Önemi
Diş tedavisi ve implant hatalarında mahkeme genellikle bilirkişi raporu alır. Bu rapor, davanın sonucunu büyük ölçüde etkiler. Bilirkişi heyetinde mümkün olduğunca ilgili uzmanlık alanından diş hekimleri bulunmalıdır. İmplant dosyalarında ağız, diş ve çene cerrahisi, periodontoloji, protetik diş tedavisi ve radyoloji değerlendirmesi gerekebilir. Kanal tedavisi dosyalarında endodonti uzmanı; protez ve kaplama dosyalarında protetik diş tedavisi uzmanı; ortodonti dosyalarında ortodonti uzmanı görüşü önem kazanır.
Bilirkişi raporunda yalnızca “implant tutmamıştır” veya “komplikasyondur” denilmesi yeterli değildir. Tedavi öncesi planlama doğru mu, hasta implant için uygun mu, gerekli görüntüleme yapılmış mı, implant doğru açı ve derinlikte yerleştirilmiş mi, protez planlaması uygun mu, enfeksiyon yönetimi doğru mu, hasta yeterince bilgilendirilmiş mi ve ortaya çıkan zarar ile tedavi arasında illiyet bağı var mı sorularına açık ve gerekçeli cevap verilmelidir.
Yargıtay’ın implant tedavisine ilişkin kararında da işin teknik ağırlıklı olduğu, uzman raporuyla değerlendirme yapılması gerektiği ve diş tedavisinde özen borcunun yüksek seviyede ele alınması gerektiği vurgulanmıştır. Bu nedenle eksik, yüzeysel, branş dışı veya tüm kayıtları incelemeyen bilirkişi raporlarına mutlaka itiraz edilmelidir. Gerekirse ek rapor, yeni heyet raporu veya üniversite/Adli Tıp Kurumu değerlendirmesi talep edilmelidir.
Ceza Soruşturması Açılabilir mi?
Diş tedavisi veya implant hatası bazı hallerde yalnızca tazminat davasına değil, ceza soruşturmasına da konu olabilir. Özellikle ağır bedensel zarar, kalıcı sinir hasarı, yanlış dişin çekilmesi, bilinçli risk alma, sahte belge düzenlenmesi, kayıtların değiştirilmesi veya tedavinin yetkisiz kişilerce yapılması gibi durumlarda savcılığa suç duyurusunda bulunulabilir.
Ancak sağlık meslek mensupları hakkında yürütülecek soruşturmalarda özel usuller bulunmaktadır. 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu Ek Madde 18’e göre kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ile vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim, diş hekimi ve diğer sağlık meslek mensuplarının muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamaları nedeniyle yapılacak soruşturmalarda belirli izin mekanizmaları uygulanmakta; Mesleki Sorumluluk Kurulu süreci gündeme gelebilmektedir.
Ceza soruşturması ile tazminat davası birbirinden farklıdır. Ceza soruşturmasında diş hekiminin cezai sorumluluğu araştırılırken, tazminat davasında hastanın uğradığı maddi ve manevi zararların giderilmesi amaçlanır. Ancak ceza dosyasında alınacak raporlar, ifadeler ve belgeler tazminat davasında önemli delil olarak kullanılabilir.
Diş Tedavisi Hatası Şüphesinde Hasta Ne Yapmalıdır?
Diş tedavisi veya implant hatası şüphesi bulunan hasta öncelikle tüm belgeleri toplamalıdır. Klinikle yapılan görüşmeler, ödeme dekontları, faturalar, tedavi planı, röntgen ve tomografi görüntüleri, implant bilgileri, onam formları, reçeteler, kontrol kayıtları ve doktorla yapılan yazışmalar saklanmalıdır. Hasta başka bir diş hekimine gitmişse, ikinci hekimin değerlendirmesi ve yeni tedavi planı da dosyaya eklenmelidir.
İkinci aşamada, mevcut diş durumunun güncel olarak belgelenmesi gerekir. Yeni panoramik film, tomografi, fotoğraf ve uzman değerlendirmesi hatalı tedavinin sonuçlarını ortaya koymak açısından önemlidir. Ancak mümkünse mevcut deliller alınmadan implantların sökülmesi veya tedavinin tamamen değiştirilmesi konusunda dikkatli olunmalıdır. Çünkü tedavi değiştikten sonra önceki hatanın ispatı zorlaşabilir.
Üçüncü olarak, işlemin özel klinikte mi, özel hastanede mi, muayenehanede mi, devlet ağız ve diş sağlığı merkezinde mi yoksa üniversite hastanesinde mi yapıldığı belirlenmelidir. Buna göre görevli mahkeme, arabuluculuk, idareye başvuru ve dava süresi değişebilir.
Dördüncü olarak, zarar kalemleri eksiksiz hesaplanmalıdır. Hastalar çoğu zaman yalnızca ödedikleri tedavi bedelini talep etmeyi düşünür. Oysa hatalı diş tedavilerinde yeniden tedavi giderleri, implantların çıkarılması, kemik grefti, protez yenileme, iş gücü kaybı, uzun tedavi sürecindeki ulaşım ve ilaç giderleri ile manevi zararlar da talep konusu yapılabilir.
Sonuç: Diş Tedavisi ve İmplant Hatalarında Etkili Hukuki Süreç Şarttır
Diş tedavisi ve implant hataları, hastanın sağlığını, görünümünü, konuşmasını, beslenmesini ve sosyal hayatını doğrudan etkileyen ciddi sağlık hukuku uyuşmazlıklarıdır. Hatalı implant, yanlış kanal tedavisi, gereksiz diş çekimi, protez uyumsuzluğu, sinir hasarı, enfeksiyon, hatalı kaplama veya eksik bilgilendirme nedeniyle hasta hem maddi hem manevi zarara uğrayabilir.
Bu tür davalarda her kötü sonuç otomatik olarak diş hekiminin kusuru sayılmaz. Ancak her “komplikasyon” savunması da hekimin veya kliniğin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Esas olan; tedavinin doğru planlanıp planlanmadığı, gerekli görüntüleme ve muayenenin yapılıp yapılmadığı, hastanın yeterince bilgilendirilip bilgilendirilmediği, onamın geçerli olup olmadığı, tedavinin diş hekimliği kurallarına uygun yürütülüp yürütülmediği ve ortaya çıkan zararın doğru yönetilip yönetilmediğidir.
Diş tedavisi hatası yaşayan hasta; tıbbi kayıtlarını toplamalı, görüntüleme belgelerini saklamalı, ikinci hekim görüşü almalı, özel klinik veya kamu hastanesi ayrımını doğru yapmalı ve maddi-manevi tazminat taleplerini eksiksiz şekilde ileri sürmelidir. İmplant ve protez gibi işlemlerde Yargıtay’ın da vurguladığı üzere diş hekiminden beklenen özen yüksek seviyededir; bu nedenle eksik planlama, hatalı uygulama veya yetersiz takip halinde hukuki sorumluluk doğabilir.
Doğru hazırlanmış bir dosyada; tedavi öncesi vaatler, onam eksiklikleri, röntgen ve tomografi bulguları, implantın konumu, protezin uyumu, enfeksiyon ve sinir hasarı bulguları, yeni tedavi masrafları ve hastanın yaşadığı manevi zarar birlikte ortaya konularak etkili bir tazminat süreci yürütülebilir. Diş tedavisi ve implant hatalarında temel amaç, yalnızca hatanın tespit edilmesi değil, hastanın uğradığı zararın mümkün olan en geniş kapsamda giderilmesidir.