Single Blog Title

This is a single blog caption

Devlet Hastanesinde Doktor Hatası Nedeniyle Tazminat Davası

Devlet Hastanesinde Doktor Hatası Nedir?

Devlet hastanesinde doktor hatası, kamu sağlık hizmeti sunulurken hekimin, sağlık personelinin veya hastane organizasyonunun tıp biliminin gereklerine uygun davranmaması nedeniyle hastanın zarara uğramasıdır. Bu durum uygulamada tıbbi malpraktis, hatalı tedavi, yanlış teşhis, ameliyat hatası, doğum hatası, acil servis ihmali veya kamu hastanesinde hizmet kusuru olarak adlandırılmaktadır.

Devlet hastanesinde yaşanan her olumsuz sonuç doğrudan doktor hatası anlamına gelmez. Tıbbi müdahaleler doğası gereği risk taşır. Bazı durumlarda komplikasyon denilen, tıp kurallarına uygun müdahaleye rağmen ortaya çıkabilen istenmeyen sonuçlar meydana gelebilir. Ancak gerekli tetkiklerin yapılmaması, hastanın şikâyetlerinin dikkate alınmaması, teşhiste gecikilmesi, yanlış ilaç verilmesi, ameliyat sonrası takibin ihmal edilmesi, acil müdahalenin zamanında yapılmaması veya hastane organizasyonunun yetersizliği sonucunda zarar doğmuşsa, idarenin tazminat sorumluluğu gündeme gelebilir.

Devlet hastanelerindeki tıbbi hatalarda dava, çoğu zaman doğrudan doktora karşı değil, sağlık hizmetini yürüten idareye karşı açılır. Çünkü devlet hastanesinde sunulan sağlık hizmeti bir kamu hizmetidir. Bu hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi halinde idarenin hizmet kusuru söz konusu olabilir. Anayasa’nın 125. maddesinde idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu açıkça düzenlenmiştir.

Devlet Hastanesinde Doktor Hatası Hangi Hallerde Gündeme Gelir?

Devlet hastanesinde doktor hatası çok farklı şekillerde ortaya çıkabilir. En sık karşılaşılan örnekler arasında yanlış teşhis, geç teşhis, eksik tetkik, hatalı ameliyat, ameliyat sonrası takip eksikliği, doğum sırasında anne veya bebeğe zarar verilmesi, acil serviste müdahalede gecikme, yanlış ilaç uygulanması, yanlış doz verilmesi, hastane enfeksiyonunun yönetilememesi ve yoğun bakım hizmetinin yetersizliği yer alır.

Örneğin kalp krizi belirtileriyle acile başvuran hastanın basit mide ağrısı olarak değerlendirilmesi, beyin kanaması belirtileri gösteren hastanın gerekli görüntüleme yapılmadan taburcu edilmesi, kırık bulunan hastaya yumuşak doku zedelenmesi denilmesi, doğum sırasında bebeğin oksijensiz kalmasına rağmen gerekli müdahalenin yapılmaması, ameliyat sonrası enfeksiyon belirtilerinin dikkate alınmaması veya kanser şüphesi bulunan hastanın ileri incelemeye yönlendirilmemesi tazminat davasına konu olabilir.

Burada temel ölçüt, hekimin veya hastanenin somut olayın şartlarına göre tıp biliminin güncel ve kabul gören kurallarına uygun davranıp davranmadığıdır. Hasta Hakları Yönetmeliği de hastanın modern tıbbi bilgi ve teknolojinin gereklerine uygun teşhis, tedavi ve bakım isteme hakkını kabul etmektedir. Yönetmelik, resmi ve özel bütün sağlık kurumlarını kapsamakta; hasta haklarının insan haysiyetine uygun şekilde korunmasını amaçlamaktadır.

Hizmet Kusuru Nedir?

Devlet hastanesinde doktor hatası nedeniyle açılacak tazminat davalarında temel kavram hizmet kusurudur. Hizmet kusuru, kamu hizmetinin hiç işlememesi, geç işlemesi veya kötü işlemesi anlamına gelir. Sağlık hizmeti bakımından bu kusur; teşhis, tedavi, ameliyat, acil müdahale, sevk, hasta takibi, yoğun bakım, laboratuvar, görüntüleme, kayıt tutma ve hastane organizasyonu gibi birçok aşamada ortaya çıkabilir.

Örneğin bir devlet hastanesinde gerekli uzman doktor bulunmaması, acil serviste hastaya zamanında müdahale edilmemesi, tetkik sonuçlarının geç değerlendirilmesi, ambulans veya sevk organizasyonunun yanlış yapılması, yoğun bakım yeri bulunamadığı için hastanın zarar görmesi, hastane kayıtlarının eksik tutulması veya ameliyat sonrası komplikasyonların zamanında fark edilmemesi hizmet kusuru kapsamında tartışılabilir.

Anayasa Mahkemesi sağlık hizmetlerinin yetersizliğiyle ilgili bir kararında, sağlık hizmetinin organizasyonu ve gerekli tedaviye erişim sağlanamaması nedeniyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğini değerlendirmiştir. Bu tür kararlar, kamu sağlık hizmetinin yalnızca hekimin bireysel müdahalesinden ibaret olmadığını; organizasyon, sevk, kayıt ve takip yükümlülüklerinin de idarenin sorumluluğunda bulunduğunu göstermektedir.

Devlet Hastanesinde Doktor Hatasında Dava Kime Karşı Açılır?

Devlet hastanesinde meydana gelen tıbbi hata nedeniyle açılacak tazminat davası, kural olarak ilgili idareye karşı açılır. Eğer olay Sağlık Bakanlığı’na bağlı bir devlet hastanesinde gerçekleşmişse dava çoğunlukla Sağlık Bakanlığı aleyhine açılır. Eğer olay kamu üniversitesi hastanesinde gerçekleşmişse ilgili üniversite veya ilgili kamu idaresi davalı olabilir. Somut olayda hastanenin statüsü, hizmeti sunan kurum ve zarara neden olan organizasyon yapısı doğru belirlenmelidir.

Bu ayrım son derece önemlidir. Özel hastanede meydana gelen doktor hatalarında çoğu zaman tüketici mahkemesi veya adli yargı gündeme gelirken, devlet hastanesinde meydana gelen tıbbi hatalarda görevli mahkeme genellikle idare mahkemesidir. Yanlış mahkemede dava açılması, sürecin uzamasına ve hak kaybı riskine neden olabilir.

Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer husus, hekimin kişisel kusuru ile idarenin hizmet kusurunun farklı kavramlar olmasıdır. Kamu hastanesinde görev yapan doktorun tıbbi müdahalesi nedeniyle zarar doğmuşsa, hasta bakımından öncelikli yol çoğu zaman idareye karşı tam yargı davasıdır. İdare, şartları oluşursa ödediği tazminatı daha sonra ilgili personele rücu edebilir. Ancak hasta açısından dava stratejisi belirlenirken doğrudan doktora mı, idareye mi, yoksa farklı bir hukuki yola mı başvurulacağı somut olaya göre değerlendirilmelidir.

Tam Yargı Davası Nedir?

Devlet hastanesinde doktor hatası nedeniyle açılan tazminat davası, idare hukukunda çoğunlukla tam yargı davası olarak adlandırılır. Tam yargı davası, idarenin eylem veya işlemi nedeniyle kişisel hakkı ihlal edilen kişinin uğradığı maddi ve manevi zararların giderilmesini istediği dava türüdür.

Devlet hastanesindeki yanlış teşhis, hatalı tedavi, ameliyat kusuru, doğum hatası veya müdahalede gecikme iddiası, idari eylem niteliğinde değerlendirilebilir. Bu durumda hasta veya hasta yakınları, doğrudan dava açmadan önce belirli süreler içinde ilgili idareye başvurmak zorundadır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesine göre idari eylemlerden hakları ihlal edilen kişilerin, dava açmadan önce eylemi yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerekir. İdare talebi kısmen veya tamamen reddederse ya da otuz gün içinde cevap vermezse dava açma süresi işlemeye başlar.

İdareye Başvuru Nasıl Yapılır?

Devlet hastanesinde doktor hatası nedeniyle tazminat talep edilecekse, dava açmadan önce ilgili idareye yazılı başvuru yapılmalıdır. Bu başvuru, yalnızca genel bir şikâyet dilekçesi gibi hazırlanmamalıdır. Başvuruda olay tarihi, hastane adı, müdahaleyi yapan birim, hasta bilgileri, zararın nasıl meydana geldiği, idarenin hangi yönlerden kusurlu olduğu, talep edilen maddi ve manevi tazminat miktarı ve deliller açıkça belirtilmelidir.

Başvurunun ilgili idareye usulüne uygun şekilde yapılması önemlidir. Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerde başvuru Sağlık Bakanlığı’na, İl Sağlık Müdürlüğü’ne veya ilgili hastane üzerinden yönlendirilecek şekilde yapılabilir. Kamu üniversitesi hastanelerinde ise ilgili üniversite rektörlüğü veya hastane yönetimi üzerinden hukuki başvuru yolu değerlendirilebilir.

İdareye başvuru yapılmadan doğrudan idare mahkemesinde tam yargı davası açılması halinde, dava “idari merci tecavüzü” veya usul eksikliği nedeniyle sorun yaşayabilir. Bu nedenle başvuru dilekçesinin dikkatli hazırlanması gerekir. Başvuruda zararın tüm kalemleri gösterilmeli; hastanın uğradığı bedensel, ekonomik ve manevi zararlar somutlaştırılmalıdır.

Dava Açma Süresi Ne Kadardır?

Devlet hastanesinde doktor hatası nedeniyle tazminat talebinde süreler çok önemlidir. İlk süre, zararın ve idari eylemin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık idareye başvuru süresidir. İkinci sınır ise her halde eylem tarihinden itibaren beş yıldır. Bu süreler içinde idareye başvuru yapılmalıdır.

İdare başvuruyu reddederse, ret kararının tebliğini izleyen günden itibaren dava açma süresi başlar. İdare otuz gün içinde cevap vermezse, bu sürenin sonunda başvuru reddedilmiş sayılır ve yine dava açma süresi gündeme gelir. İdare mahkemelerinde genel dava açma süresi, özel kanunda farklı süre yoksa altmış gündür.

Süre hesabı her dosyada ayrı yapılmalıdır. Çünkü tıbbi hatalarda zarar her zaman olay günü tam olarak anlaşılmayabilir. Örneğin yanlış teşhis nedeniyle kanserin ilerlediği daha sonra öğrenilebilir. Ameliyat hatası revizyon ameliyatında ortaya çıkabilir. Doğum hatasında bebeğin kalıcı zarar gördüğü tıbbi raporlarla sonradan anlaşılabilir. Bu nedenle “öğrenme tarihi” ve “eylem tarihi” ayrımı dava sürecinde kritik öneme sahiptir.

Hangi Zararlar İçin Tazminat İstenebilir?

Devlet hastanesinde doktor hatası nedeniyle zarar gören hasta, şartları oluşmuşsa maddi tazminat ve manevi tazminat talep edebilir. Maddi tazminat, hastanın ekonomik zararlarını karşılamayı amaçlar. Tedavi giderleri, ilaç masrafları, özel hastanede yeniden tedavi veya ameliyat giderleri, fizik tedavi giderleri, protez ve medikal malzeme bedelleri, ulaşım masrafları, bakıcı giderleri, kazanç kaybı, geçici iş göremezlik ve sürekli iş göremezlik zararları maddi tazminat kapsamında talep edilebilir.

Manevi tazminat ise hastanın yaşadığı acı, elem, ızdırap, bedensel bütünlüğünün bozulması, yaşam kalitesinin düşmesi, sosyal hayatının etkilenmesi, psikolojik yıkım ve geleceğe yönelik kaygıları nedeniyle istenir. Özellikle kalıcı sakatlık, organ kaybı, doğumda bebek zararı, yüz veya vücutta iz kalması, yanlış teşhis nedeniyle hastalığın ilerlemesi, ağır enfeksiyon, yoğun bakım süreci veya ölüm halinde manevi tazminat talebi önem kazanır.

Hasta hayatını kaybetmişse yakınları destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat talep edebilir. Ölen kişinin eşi, çocukları, anne-babası ve fiilen destek ilişkisi bulunan kişiler somut olaya göre tazminat davası açabilir.

Yanlış Teşhis Nedeniyle Devlet Hastanesine Dava Açılabilir mi?

Yanlış teşhis, devlet hastanesi kaynaklı tazminat davalarının en önemli sebeplerinden biridir. Ancak her yanlış teşhis otomatik olarak tazminat hakkı doğurmaz. Hukuki sorumluluk için hekimin, teşhis tarihinde elindeki bulgulara göre gerekli dikkat ve özeni göstermemiş olması gerekir.

Örneğin hastanın şikâyetleri ciddi bir hastalığa işaret ettiği halde gerekli kan tahlilleri, görüntüleme yöntemleri veya konsültasyon yapılmamışsa; tetkik sonuçları hatalı yorumlanmışsa; hasta ilgili branşa sevk edilmemişse; acil müdahale gerektiren tablo basit bir rahatsızlık gibi değerlendirilmişse idarenin hizmet kusuru gündeme gelebilir.

Geç teşhis de bu kapsamda değerlendirilir. Kanser, kalp hastalığı, beyin kanaması, apandisit, enfeksiyon, damar tıkanıklığı veya doğum komplikasyonları gibi durumlarda erken teşhis hayati öneme sahip olabilir. Teşhisteki gecikme nedeniyle hastalık ilerlemiş, tedavi şansı azalmış, hasta sakat kalmış veya hayatını kaybetmişse tam yargı davası açılması mümkündür.

Ameliyat Hatası ve Ameliyat Sonrası Takip Eksikliği

Devlet hastanelerinde ameliyat hataları da tazminat davasına konu olabilir. Yanlış bölgeye müdahale edilmesi, ameliyat tekniğinin hatalı uygulanması, ameliyat sırasında damar veya sinir hasarı oluşturulması, yabancı cisim unutulması, kanama kontrolünün sağlanamaması, anestezi hatası veya ameliyat sonrası komplikasyonların yönetilememesi bu kapsamda değerlendirilebilir.

Ancak ameliyat sonrası ortaya çıkan her olumsuzluk doktor hatası değildir. Bazı enfeksiyonlar, kanamalar, his kayıpları veya fonksiyon bozuklukları tıbbi komplikasyon olabilir. Bununla birlikte komplikasyonun hastaya önceden anlatılması, risk gerçekleştiğinde zamanında fark edilmesi ve uygun tedavinin yapılması gerekir. Aksi halde başlangıçta komplikasyon olarak değerlendirilebilecek bir durum, kötü yönetim nedeniyle hizmet kusuruna dönüşebilir.

Ameliyat sonrası takip eksikliği özellikle önemlidir. Hastanın ateş, şiddetli ağrı, akıntı, nefes darlığı, kanama, şişlik veya fonksiyon kaybı gibi şikâyetleri ciddiye alınmamışsa; gerekli tetkik ve kontroller yapılmamışsa; hasta erken taburcu edilmişse veya kontrole çağrılmamışsa idarenin sorumluluğu doğabilir.

Aydınlatılmış Onam Devlet Hastanelerinde de Zorunludur

Devlet hastanesinde yapılan tıbbi müdahalelerde de hastanın bilgilendirilmesi ve rızasının alınması gerekir. Hasta Hakları Yönetmeliği’ne göre tıbbi müdahalelerde hastanın rızası aranır; hasta küçük veya kısıtlı ise belirli hallerde veli veya vasisinin izni gerekir. Acil ve zorunlu haller dışında hastanın vücut bütünlüğüne rızası olmadan müdahale edilmesi hukuki sorumluluk doğurabilir.

Aydınlatılmış onam, yalnızca hastaya form imzalatmak değildir. Hastaya yapılacak işlemin amacı, yöntemi, riskleri, alternatif tedavi seçenekleri, başarı ihtimali, komplikasyonlar ve tedaviyi reddetmesi halinde doğabilecek sonuçlar anlatılmalıdır. Özellikle ameliyat, doğum, anestezi, yoğun bakım, kanser tedavisi, ortopedik cerrahi, kalp-damar müdahalesi ve riskli işlemlerde bu yükümlülük daha da önemlidir.

Onam formunun matbu, genel ve hastaya özel riskleri içermeyen nitelikte olması her zaman yeterli olmayabilir. Hukuki değerlendirmede hastanın gerçekten bilgilendirilip bilgilendirilmediği, bilgilendirmenin hangi aşamada yapıldığı, formun içeriği ve hastaya soru sorma imkânı tanınıp tanınmadığı önem taşır.

Tıbbi Kayıtların Önemi

Devlet hastanesinde doktor hatası iddiasında en önemli deliller tıbbi kayıtlardır. Epikriz raporu, ameliyat notu, hemşire gözlem formu, anestezi formu, laboratuvar sonuçları, görüntüleme kayıtları, konsültasyon notları, yoğun bakım kayıtları, reçeteler, taburcu belgeleri ve onam formları mutlaka temin edilmelidir.

Anayasa Mahkemesi, tıbbi müdahale sonucunda zarar oluştuğu iddia edilen olaylarda müdahalenin tıp biliminin güncel kurallarına uygun yapılıp yapılmadığının büyük ölçüde teşhis ve tedavi sürecindeki kayıtların incelenmesiyle belirlenebileceğini ifade etmiştir. AYM’ye göre, hasta dosyasında bulunması gereken bilgi veya belgenin yargı mercilerine ibraz edilmemesi nedeniyle sağlık kuruluşunun sorumluluğu değerlendirilemiyorsa, bu durum başvurucu aleyhine yorumlanmamalıdır.

Bu nedenle hasta veya hasta yakınları, dava açmadan önce hastane dosyasını eksiksiz şekilde talep etmelidir. Eksik kayıt, çelişkili belge, sonradan düzenlenmiş evrak veya verilmeyen tıbbi kayıtlar dava sürecinde ayrıca vurgulanmalıdır.

Bilirkişi Raporu Davanın Kaderini Belirleyebilir

Devlet hastanesinde doktor hatası nedeniyle açılan tam yargı davalarında bilirkişi incelemesi büyük önem taşır. Mahkeme, olayın tıbbi yönünü değerlendirmek için genellikle ilgili uzmanlık alanından hekimlerin bulunduğu bilirkişi heyetinden rapor alır. Bu raporda, teşhis ve tedavi sürecinin tıp kurallarına uygun olup olmadığı, gerekli tetkiklerin yapılıp yapılmadığı, ameliyat tekniğinin doğru uygulanıp uygulanmadığı, komplikasyonun doğru yönetilip yönetilmediği ve zarar ile tıbbi müdahale arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı incelenir.

Bilirkişi raporu eksik, çelişkili veya yüzeysel hazırlanmışsa rapora itiraz edilmelidir. Özellikle ilgili branş uzmanı bulunmayan, tüm tıbbi kayıtları değerlendirmeyen, hastanın somut şikâyetlerini tartışmayan veya yalnızca genel ifadelerle “kusur yoktur” sonucuna varan raporlar yeterli kabul edilmemelidir. Bu tür durumlarda ek rapor, yeni bilirkişi heyeti veya Adli Tıp Kurumu/üniversite bilirkişi incelemesi talep edilebilir.

Tıbbi hata davalarında yalnızca teknik tıbbi kusur değil; kayıt eksikliği, bilgilendirme yetersizliği, sevk organizasyonu, hastane koşulları ve takip süreci de bilirkişi incelemesine dahil edilmelidir.

Ceza Soruşturması Açılabilir mi?

Devlet hastanesinde doktor hatası bazı durumlarda ceza soruşturmasına da konu olabilir. Özellikle taksirle yaralama, taksirle ölüme neden olma, görevi kötüye kullanma, belge düzeninde usulsüzlük veya hasta kayıtlarının değiştirilmesi gibi iddialar varsa savcılığa suç duyurusunda bulunulabilir.

Ancak sağlık meslek mensupları hakkında yürütülecek soruşturmalarda özel izin usulleri bulunmaktadır. 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu Ek Madde 18’e göre kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan hekim, diş hekimi ve diğer sağlık meslek mensuplarının muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamaları nedeniyle yapılacak soruşturmalarda 4483 sayılı Kanun hükümleri uygulanır; soruşturma izni Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilir. Kurul kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir.

Ceza soruşturması ile tam yargı davası farklıdır. Ceza soruşturmasında sağlık personelinin cezai sorumluluğu araştırılırken, tam yargı davasında idarenin tazminat sorumluluğu değerlendirilir. Ancak ceza dosyasında alınacak raporlar, ifadeler ve deliller idari tazminat davası bakımından da önem taşıyabilir.

Hasta Yakınları Dava Açabilir mi?

Hasta hayattaysa tazminat davasını kural olarak hasta açar. Ancak hasta ayırt etme gücüne sahip değilse, küçükse veya kısıtlıysa kanuni temsilcilerinin dava açması gündeme gelebilir. Hasta hayatını kaybetmişse yakınları destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat talep edebilir.

Ölüm halinde eş, çocuklar, anne-baba ve somut olayda destek ilişkisini ispatlayan diğer kişiler dava açabilir. Destekten yoksun kalma tazminatı, ölen kişinin hayatta kalsaydı destek sağlayacağı kişilerin ekonomik kaybının giderilmesini amaçlar. Manevi tazminat ise yakınların yaşadığı acı, elem ve ızdırabın bir nebze giderilmesine yöneliktir.

Doğum hatası nedeniyle bebeğin engelli doğması veya kalıcı zarar görmesi halinde ise hem çocuk hem anne-baba yönünden farklı tazminat kalemleri gündeme gelebilir. Çocuğun ömür boyu bakım giderleri, tedavi masrafları, özel eğitim giderleri, çalışma gücü kaybı ve aile bireylerinin manevi zararları ayrıca hesaplanmalıdır.

Devlet Hastanesinde Doktor Hatası Şüphesinde Ne Yapılmalıdır?

Devlet hastanesinde doktor hatası şüphesi varsa öncelikle tüm tıbbi kayıtlar talep edilmelidir. Hastane dosyası, epikriz, ameliyat notu, tetkik sonuçları, görüntüleme kayıtları, reçeteler, onam formları ve taburcu belgeleri eksiksiz alınmalıdır. Daha sonra mümkünse aynı branştan bağımsız bir uzman görüşü alınarak olayın tıbbi yönden değerlendirilmesi sağlanmalıdır.

İkinci aşamada, olayın hangi idareye bağlı sağlık kuruluşunda meydana geldiği belirlenmelidir. Sağlık Bakanlığı hastanesi, eğitim ve araştırma hastanesi, şehir hastanesi, kamu üniversitesi hastanesi veya başka bir kamu sağlık kurumu olup olmadığı dava yolunu etkileyebilir.

Üçüncü aşamada, idareye başvuru süresi kaçırılmadan maddi ve manevi tazminat talepli başvuru yapılmalıdır. Başvuru dilekçesinde zarar kalemleri açıkça belirtilmeli, olayın kronolojisi anlatılmalı ve deliller eklenmelidir. İdarenin talebi reddetmesi veya otuz gün içinde cevap vermemesi üzerine idare mahkemesinde tam yargı davası açılmalıdır.

Sonuç: Devlet Hastanesinde Doktor Hatasında Doğru Hukuki Yol Tam Yargı Davasıdır

Devlet hastanesinde doktor hatası nedeniyle zarar gören hasta, yalnızca yaşadığı mağduriyete katlanmak zorunda değildir. Yanlış teşhis, hatalı tedavi, ameliyat kusuru, doğum hatası, acil müdahalede gecikme, enfeksiyon yönetiminde ihmal veya hastane organizasyonundaki eksiklik nedeniyle zarar oluşmuşsa idarenin tazminat sorumluluğu gündeme gelebilir.

Bu tür olaylarda en önemli husus, devlet hastanesindeki sağlık hizmetinin kamu hizmeti niteliğinde olduğunu unutmamaktır. Bu nedenle çoğu durumda özel hastane davalarından farklı olarak idareye başvuru ve idare mahkemesinde tam yargı davası yolu izlenmelidir. Sürelerin kaçırılmaması, doğru idarenin belirlenmesi, tıbbi kayıtların eksiksiz toplanması, zarar kalemlerinin somutlaştırılması ve bilirkişi raporuna etkili itiraz hazırlanması davanın sonucunu doğrudan etkiler.

Devlet hastanesinde doktor hatası iddiası bulunan dosyalarda kötü sonuç ile hukuki kusur arasındaki ayrım dikkatle yapılmalıdır. Her komplikasyon tazminat sebebi değildir; fakat her “komplikasyon” savunması da idareyi sorumluluktan kurtarmaz. Önemli olan, sağlık hizmetinin tıp kurallarına uygun, zamanında, eksiksiz, kayıtlı, denetlenebilir ve hasta haklarına uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğidir.

Bu nedenle devlet hastanesinde doktor hatası nedeniyle zarar gören hasta veya hasta yakınları, vakit kaybetmeden tıbbi kayıtlarını toplamalı, idareye başvuru süresini kaçırmamalı ve maddi-manevi zararlarının giderilmesi için tam yargı davası yolunu değerlendirmelidir.

Leave a Reply

Call Now Button