DENİZ ALACAKLARI VE GEMİ ÜZERİNDE İHTİYATİ HACİZ
DENİZ ALACAKLARI VE GEMİ ÜZERİNDE İHTİYATİ HACİZ
I. Giriş
Deniz ticareti, büyük ölçüde milletlerarası nitelik taşıyan ve birden fazla devletin hukuk düzeniyle temas hâlinde bulunan bir ekonomik faaliyet alanıdır. Bir geminin maliki başka bir ülkede yerleşik olabilir, gemi farklı bir devletin bayrağını taşıyabilir, taşıma sözleşmesi üçüncü bir devletin hukukuna tabi tutulabilir ve gemi alacağın doğduğu tarihten kısa süre sonra tamamen farklı bir devletin limanına gidebilir. Bu hareketlilik, deniz ticareti alacaklılarının karşılaştığı en önemli tahsil risklerinden biridir.
Genel icra hukukunda borçlunun malvarlığı unsurları çoğunlukla belirli bir yerde bulunmakta ve bu malların kaçırılması bazı hukuki ve fiilî engellerle karşılaşmaktadır. Gemi ise niteliği gereği hareketlidir. Bir geminin birkaç saat içinde limandan ayrılması ve Türk yargı yetkisinin fiilen uygulanabileceği alandan çıkması mümkündür. Alacaklı esas hakkındaki davayı kazansa dahi, karar kesinleştiğinde borçluya veya gemiye ulaşamama riski bulunmaktadır.
Bu nedenle ihtiyati haczin gemiler bakımından işlevi yalnızca borçlunun malvarlığı üzerinde geçici bir sınırlama oluşturmak değildir. Gemi ihtiyati haciz yoluyla seferden menedilmekte, muhafaza altına alınmakta ve alacağın güvenceye bağlanması sağlanmaktadır. Uygulamada gemi malikinin, donatanın, kiracının veya sorumluluk sigortacısının yeterli bir teminat göstermesi üzerine gemi serbest bırakılmakta; böylece geminin ticari faaliyetine devam etmesi ile alacaklının tahsil güvencesi arasında denge kurulmaktadır.
Türk Ticaret Kanunu’nun cebrî icraya ilişkin özel hükümleri, ihtiyati haciz işlemlerinin yapıldığı sırada geminin bulunduğu ülke hukukunun uygulanmasını esas almaktadır. Kanunun 1350. maddesine göre geminin ihtiyaten veya icraen haczi, cebrî icra yoluyla satışı, mülkiyetin intikali ve cebrî icraya ilişkin diğer işlemler, işlemin yapıldığı sırada geminin bulunduğu ülkenin hukukuna tabidir. Türk hukukunda özel olarak düzenlenmeyen konularda ise İcra ve İflas Kanunu hükümleri tamamlayıcı olarak uygulanır.
II. İhtiyati Haciz Kavramı ve Hukuki Niteliği
İhtiyati haciz, para alacağının ileride yapılacak cebrî icrasını güvence altına alan geçici hukuki korumadır. Geminin ihtiyati haczi, esas itibarıyla geminin bir deniz alacağını teminat altına almak amacıyla mahkeme kararıyla tutulması veya hareketinin sınırlandırılmasıdır. Bu işlem, alacaklının alacağını kesin olarak elde ettiği veya geminin mülkiyetini kazandığı anlamına gelmez. İhtiyati haciz yalnızca daha sonra yapılacak icra takibinin veya açılacak davanın sonucunun etkisiz kalmasını önlemeyi amaçlar.
İhtiyati haciz ile kesin haciz birbirinden ayrılmalıdır. Kesin veya icrai haciz, başlatılmış bir icra takibinde alacağın tahsili ve geminin gerekirse satılması amacıyla uygulanır. İhtiyati haciz ise alacak henüz kesinleşmeden önce veya esas yargılama devam ederken teminat sağlama işlevi görür. 1999 Cenevre Sözleşmesi de düzenlediği “arrest” kavramını, deniz alacağının güvence altına alınması için mahkeme kararıyla geminin tutulması veya hareketinin sınırlandırılması olarak kabul etmekte; ilamın veya diğer icra edilebilir belgenin yerine getirilmesi amacıyla yapılan kesin haczi bu kavramın dışında bırakmaktadır.
Türk Ticaret Kanunu’nun 1353. maddesi, deniz alacaklarının güvence altına alınması için gemi üzerinde başvurulabilecek geçici korumanın ihtiyati haciz olduğunu açıkça düzenlemektedir. Deniz alacağı nedeniyle gemi üzerine ihtiyati tedbir konulması veya başka bir yöntemle geminin seferden menedilmesi istenemez. Böylece kanun koyucu, gemilerin geçici olarak seferden alıkonulmasına ilişkin hukuki korumayı tek bir kurum altında toplamıştır.
Bu düzenlemenin önemli bir sonucu, uygulamada talebin yanlış hukuki kurum üzerine kurulmasının önlenmesidir. Bir uyuşmazlığın konusu geminin mülkiyeti veya zilyetliği olsa dahi, gemiyi seferden alıkoymaya yönelik geçici hukuki koruma talebi ihtiyati tedbir değil, Türk Ticaret Kanunu’nun özel ihtiyati haciz hükümleri çerçevesinde ileri sürülmelidir.
III. Deniz Alacağı Kavramı
Deniz alacağı, deniz ticaretiyle bağlantılı her türlü alacağı ifade eden sınırsız bir kavram değildir. Türk Ticaret Kanunu’nun 1352. maddesinde hangi istemlerin deniz alacağı sayılacağı sınırlı olarak gösterilmiştir. Kanunun kullandığı yöntem, genel bir tanım vererek benzer alacakların hâkim tarafından listeye eklenmesi değil, ihtiyati haciz hakkı doğuran istemlerin tek tek sayılmasıdır.
Bu nedenle bir alacağın ekonomik veya fiilî olarak gemiyle bağlantılı olması tek başına yeterli değildir. Alacak, TTK m.1352’de yer alan kategorilerden birinin kapsamına girmelidir. Liste dışında kalan bir alacak nedeniyle borçlu gemi maliki olsa bile gemi hakkında özel ihtiyati haciz kararı verilemez. Buna karşılık alacaklı, borçlunun gemi dışındaki malvarlığı unsurları bakımından genel icra hukuku hükümlerine başvurabilir.
TTK m.1352’deki deniz alacakları birkaç ana grup altında incelenebilir. İlk grupta geminin işletilmesinden doğan zararlar bulunmaktadır. Geminin işletilmesinin sebep olduğu maddi zararlar, geminin işletilmesiyle doğrudan bağlantılı can kaybı ve bedensel zararlar ile çevreye veya kıyı şeridine verilen zararlar bu kapsamdadır. Çevre zararını önlemek, sınırlandırmak veya ortadan kaldırmak amacıyla yapılan makul giderler de deniz alacağı sayılmaktadır. Batmış, karaya oturmuş, enkaz hâline gelmiş veya terk edilmiş geminin yüzdürülmesi, kaldırılması ya da zararsız hâle getirilmesine ilişkin masraflar da aynı korumadan yararlanır.
İkinci grubu sözleşmesel deniz alacakları oluşturur. Geminin kullanılması veya kiralanması amacıyla yapılan sözleşmelerden doğan istemler, çarter parti düzenlenip düzenlenmediğine bakılmaksızın deniz alacağıdır. Gemide yolcu veya eşya taşınmasına ilişkin sözleşmeler, taşınan eşya ve bagajın zıyaı veya hasarı, müşterek avarya, römorkaj ve kılavuzluk alacakları bu kapsamdadır. Geminin işletilmesi, yönetimi, bakımı veya korunması için sağlanan yakıt, kumanya, konteyner, teçhizat, malzeme ve hizmetlerden doğan istemler de deniz alacağı niteliğindedir.
Üçüncü grupta geminin fiziksel varlığına, finansmanına ve işletme organizasyonuna ilişkin alacaklar bulunmaktadır. Geminin yapımı, yeniden yapımı, onarımı, donatılması veya niteliğinin değiştirilmesi; liman, kanal, dok, iskele, rıhtım ve karantina ücretleri; gemi için alınan krediler ve malik adına yapılan harcamalar; sigorta primleri, karşılıklı sigorta aidatları, komisyon, brokaj ve acente ücretleri deniz alacağı sayılır. Gemi adamlarının ücretleri, ülkelerine geri gönderilme giderleri ve sosyal sigorta katkıları da kanunda açıkça koruma altına alınmıştır.
Son grupta gemi üzerindeki ayni haklar ve ortaklık ilişkilerinden doğan uyuşmazlıklar yer almaktadır. Geminin mülkiyeti veya zilyetliği, ortak maliklerin geminin işletilmesi veya gelirleri hakkındaki uyuşmazlıkları, gemi rehni, gemi ipoteği ve gemi satış sözleşmesinden kaynaklanan istemler de deniz alacağıdır.
IV. Deniz Alacağı ile Gemi Alacaklısı Hakkının Ayrılması
Deniz alacağı ile gemi alacaklısı hakkı aynı kavramlar değildir. Her gemi alacaklısı hakkı veren alacak aynı zamanda deniz alacağı niteliğinde olmakla birlikte, her deniz alacağı sahibine gemi alacaklısı hakkı vermez.
Gemi alacaklısı hakkı, belirli alacakların sahibine gemi ve eklentileri üzerinde kanundan doğan bir rehin hakkı sağlar. Bu hak, geminin malikinin değişmesinden etkilenmeden, kural olarak gemiye zilyet olan kişilere karşı ileri sürülebilir. Gemi adamlarının ücretleri, geminin işletilmesiyle doğrudan bağlantılı ölüm ve bedensel zararlar, kurtarma ücreti, belirli liman ve kılavuzluk resimleri, geminin işletilmesinden kaynaklanan bazı haksız fiil alacakları ve müşterek avarya garame payları TTK m.1320 kapsamında gemi alacaklısı hakkı verebilir.
Buna karşılık yakıt tedarikçisinin alacağı, gemi acentesinin komisyonu, gemi sigorta primi veya geminin kiralanmasından kaynaklanan istem deniz alacağı olmakla birlikte her durumda gemi alacaklısı hakkı doğurmaz. Bu alacakların ihtiyati haciz yoluyla teminat altına alınabilmesi mümkündür; ancak cebrî satış bedelinin paylaşılmasında sahip olacakları sıra ve geminin el değiştirmesi hâlindeki durumları gemi alacaklısı hakkından farklıdır.
Bu ayrım, geminin ihtiyati haczinde son derece önemlidir. Gemi alacaklısı hakkıyla güvence altına alınmış bir alacak bakımından, geminin mülkiyetinin daha sonra üçüncü kişiye geçmiş olması haczi her durumda engellemez. Buna karşılık yalnızca şahsi nitelikteki bir deniz alacağında, haciz uygulanacak geminin mülkiyeti ile alacaktan sorumlu kişi arasındaki ilişkinin ayrıca incelenmesi gerekir.
Gemi alacaklısı hakkının kanuni rehin niteliği taşıması, alacaklıya cebrî satış bedelinden öncelikli olarak yararlanma imkânı da verebilir. TTK, gemi alacaklısı haklarının önemli bir bölümünü, gemi üzerinde tescil edilmiş veya edilmemiş diğer kanuni ve sözleşmesel rehinlerden önce gelen haklar olarak düzenlemiştir.
V. İhtiyati Haciz Talebinin Şartları
Geminin ihtiyati haczinin ilk ve temel şartı, ileri sürülen istemin TTK m.1352 anlamında deniz alacağı olmasıdır. Muaccel bir deniz alacağı bakımından, alacağın deniz alacağı niteliğinde olması kanun tarafından başlı başına ihtiyati haciz sebebi sayılmıştır. Dolayısıyla genel ihtiyati haciz rejiminden farklı olarak borçlunun mallarını kaçırdığı, yerleşim yerinin bulunmadığı veya tahsilin tehlikeye düştüğü ayrıca ispatlanmak zorunda değildir.
Alacak henüz muaccel olmamışsa durum farklıdır. Vadesi gelmemiş deniz alacakları için İcra ve İflas Kanunu’nun 257. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen şartların gerçekleşmesi gerekir. Bu hâllerde borçlunun belirli bir yerleşim yerinin bulunmaması veya taahhütlerinden kurtulmak amacıyla mallarını gizleme, kaçırma ya da kaçmaya hazırlanma gibi özel ihtiyati haciz sebepleri aranır.
İhtiyati haciz yargılamasında tam ispat değil, yaklaşık ispat ölçüsü uygulanmaktadır. Alacaklının, ileri sürdüğü alacağın kanunda sayılan deniz alacaklarından biri olduğu ve parasal değeri konusunda mahkemeye kanaat verecek deliller sunması yeterlidir. Mahkeme bu aşamada esas davadaki gibi bütün delilleri ayrıntılı biçimde inceleyerek kesin bir alacak tespiti yapmaz.
Yaklaşık ispat kapsamında çarter parti, konişmento, yakıt teslim belgesi, fatura, liman hizmet belgeleri, gemi sicil kayıtları, klas kayıtları, acente sözleşmeleri, banka dekontları, ekspertiz raporları, hasar tutanakları, deniz protestosu, elektronik yazışmalar ve ihtarnameler sunulabilir. Belgelerin yabancı dilde olması hâlinde tercümelerinin hazırlanması, yabancı şirketlerin temsil ve sicil belgelerinin dosyaya eklenmesi ve geminin kimlik bilgilerinin açıkça belirtilmesi önemlidir.
İhtiyati haciz isteyen alacaklının kural olarak 10.000 Özel Çekme Hakkı tutarında teminat göstermesi zorunludur. Karşı taraf, geminin seferden alıkonulduğu dönemdeki günlük işletme giderleri ile yoksun kalınan kazançları gerekçe göstererek teminatın artırılmasını isteyebilir. Alacaklı da teminatın azaltılması talebinde bulunabilir. Mahkemenin belirlediği ek teminat süresinde yatırılmazsa ihtiyati haciz kendiliğinden kalkar. Gemi adamlarının TTK m.1320/1-a kapsamındaki ücret ve bağlantılı alacakları bakımından ise alacaklı teminat yatırma yükümlülüğünden muaftır.
VI. Görevli ve Yetkili Mahkeme
Gemilerin ihtiyati haczine ilişkin talepler, deniz ticaretinden kaynaklanan ticari iş niteliğindedir. Görevli mahkeme kural olarak asliye ticaret mahkemesidir. Deniz ticareti ve deniz sigortası uyuşmazlıklarına bakmak üzere ihtisas mahkemesi belirlenen yerlerde talep ilgili ihtisas mahkemesine yöneltilmelidir.
Dava açılmadan önce Türk bayraklı bir gemi hakkında ihtiyati haciz kararı, geminin demir attığı, şamandıraya veya tonoza bağlandığı, yanaştığı ya da kızağa alındığı yer mahkemesinden istenebilir. Bunun yanında Türk gemi siciline kayıtlı gemiler için sicil yeri mahkemesi, sicile kayıtlı olmayan gemiler için malikin yerleşim yeri mahkemesi ve özel sicile kayıtlı gemiler için kiracının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.
Yabancı bayraklı gemiler bakımından yetki daha dar düzenlenmiştir. Türkiye’de bulunan yabancı bayraklı bir gemi hakkında ihtiyati haciz kararı yalnızca geminin demir attığı, bağlandığı, yanaştığı veya kızağa alındığı yer mahkemesi tarafından verilebilir. Bu nedenle yabancı geminin limana varış ve ayrılış bilgilerinin takip edilmesi ve doğru mahkemeye süratle başvurulması uygulamada büyük önem taşır.
Taraflar arasındaki sözleşmede yabancı mahkemenin yetkili kılınmış veya tahkim şartı kabul edilmiş olması, Türk mahkemesinin gemi hakkında ihtiyati haciz kararı vermesine engel değildir. Deniz alacağının esasına yabancı hukuk uygulanacak olsa dahi, geminin Türkiye’de bulunduğu yerdeki yetkili Türk mahkemesi alacağın teminat altına alınması amacıyla ihtiyati haciz kararı verebilir.
Esas dava Türkiye’de açılmışsa, ihtiyati haciz talebi yalnızca davayı görmekte olan mahkemeye yapılabilir. Esas uyuşmazlık yabancı mahkemede veya hakem heyeti önünde görülüyorsa, kesin hüküm verilinceye kadar Türk bayraklı ve yabancı bayraklı gemiler için belirlenen özel yetkili mahkemelerden ihtiyati haciz talep edilebilir.
VII. Hangi Gemiler İhtiyaten Haczedilebilir?
İhtiyati haczin hangi gemi üzerinde uygulanabileceği TTK m.1369’da ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Temel kural, deniz alacağının doğduğu geminin belirli şartlarla haczedilebilmesidir. Deniz alacağı doğduğu sırada geminin maliki olan kişi hem alacaktan sorumlu olmalı hem de haczin uygulandığı sırada geminin maliki olmaya devam etmelidir.
Geminin kiracısının sorumluluğundan doğan alacaklarda, deniz alacağı doğduğu sırada kiracı olan kişinin haciz sırasında geminin maliki hâline gelmiş olması durumunda da gemi haczedilebilir. Ayrıca alacak gemi rehni, gemi ipoteği veya benzer ayni yükümlülükle güvence altına alınmışsa; uyuşmazlık geminin mülkiyeti veya zilyetliğiyle ilgiliyse ya da alacak gemi alacaklısı hakkı veriyorsa ilgili geminin ihtiyati haczi mümkündür.
Kanun, belirli şartlarla başka gemilerin, öğretideki adıyla “kardeş gemilerin” ihtiyati haczine de izin vermektedir. Haciz tarihinde başka bir gemi, deniz alacağından sorumlu kişiye aitse ve bu kişi alacağın doğduğu sırada alacağın doğduğu geminin maliki, kiracısı, tahsis olunanı veya taşıtanı durumundaysa diğer gemi de ihtiyaten haczedilebilir.
Kardeş gemi haczi, deniz ticaretinde alacaklının korunması bakımından önemli olsa da uygulamada gemilerin ayrı şirketler adına tescil edilmesi nedeniyle sınırlı kalabilmektedir. Denizcilik şirket gruplarında her gemi için ayrı bir şirket kurulması yaygın olduğundan, ekonomik olarak aynı grup tarafından kontrol edilen iki geminin sicilde farklı tüzel kişilere ait olması mümkündür. Salt ekonomik bağlantı veya ortak yönetim, her durumda kardeş gemi haczi için yeterli değildir. Şirketler arasındaki tüzel kişilik ayrılığının kötüye kullanıldığı ileri sürülüyorsa tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasına ilişkin şartların somut delillerle ortaya konulması gerekir.
Geminin mülkiyeti veya zilyetliğiyle ilgili uyuşmazlıklarda kardeş gemi haczi uygulanamaz. Bu durumda yalnızca mülkiyet veya zilyetlik uyuşmazlığının doğrudan konusu olan gemi ihtiyaten haczedilebilir.
TTK’nın cebrî icraya ilişkin özel hükümleri ticaret gemilerinin yanında yatlar ile gezinti, spor, eğitim, öğretim ve bilim amaçlarına tahsis edilmiş gemiler bakımından da uygulanmaktadır. Buna karşılık kamu hizmetine tahsis edilmiş devlet gemileri, harp gemileri ve donanmaya bağlı yardımcı gemiler bakımından cebrî icra hükümleri aynı şekilde uygulanmaz.
Türkiye, 1999 Cenevre Sözleşmesi’ne katılırken devlet mülkiyetindeki gemilerin bağışıklığı konusunda 1926 tarihli Devlet Gemilerinin Muafiyetine İlişkin Sözleşme ile 1934 tarihli Ek Protokol hükümlerine öncelik verme hakkını saklı tuttuğunu açıklamıştır.
VIII. İhtiyati Haciz Kararının Uygulanması
Alacaklı, ihtiyati haciz kararının verildiği tarihten itibaren üç iş günü içinde kararın infazını istemek zorundadır. Başvuru, kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki veya geminin bulunduğu yerdeki icra dairesine yapılabilir. Üç iş günlük süre içinde infaz talep edilmezse ihtiyati haciz kararı kendiliğinden kalkar.
Gemi, mahkeme kararının verilmesi ile kendiliğinden haczedilmiş olmaz. Kararın icra dairesi aracılığıyla fiilen uygulanması gerekir. İcra dairesi talep üzerine ihtiyati haczi derhâl uygular. Geminin limandan ayrılma ihtimali dikkate alınarak ihtiyati haciz gece veya resmî tatil günlerinde de uygulanabilir.
İhtiyati haciz kararı uygulandığında gemi, bayrağı ve kayıtlı olduğu sicil dikkate alınmaksızın icra müdürü tarafından seferden menedilir ve muhafaza altına alınır. Karar kaptana, malike, malik olmayan donatana veya bunların temsilcisine tebliğ edilir. Gemi, tebligat yapılan kişiye yediemin sıfatıyla bırakılabilir.
İcra müdürü haciz kararını geminin bulunduğu bölgeden sorumlu Sahil Güvenlik Komutanlığına veya emniyet teşkilatına, liman başkanlığına ve gümrük idaresine bildirir. Kararın uygulandığı günü izleyen ilk iş gününde geminin kayıtlı olduğu sicile, yabancı bayraklı gemilerde ise ayrıca geminin bayrak devletinin en yakın konsolosluğuna bildirim yapılır. Bu bildirimler, geminin limandan ayrılmasının ve sicil üzerinde hacizle bağdaşmayan işlemler yapılmasının önlenmesini sağlar.
Geminin ihtiyati haciz kararı uygulanacağı sırada hareket etmiş veya seferde bulunuyor olması ihtimali de kanunda düzenlenmiştir. Türk bayraklı gemilerde borçtan sorumlu kişilere belirli süre içinde teminat verilmesi, aksi hâlde geminin sonraki seferinde icra dairesine teslim edilmesi ihtar edilir. Yabancı bayraklı gemiler bakımından ise haciz, gemi Türk karasularını terk edinceye kadar Sahil Güvenlik yardımıyla uygulanabilir.
İhtiyati haciz yalnızca geminin fiziksel varlığını değil, borçlunun geminin işletilmesinden elde ettiği gelir ve menfaatleri de kapsar. İcra dairesi geminin bakımı, korunması, idaresi ve gerektiğinde işletilmesi için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür. Geminin limanda uzun süre tutulması hâlinde liman giderleri, mürettebat masrafları, yakıt, bakım, güvenlik ve çevre riskleri önemli maliyetler doğurabilir.
IX. Geminin Teminat Karşılığında Serbest Bırakılması
İhtiyati haczin amacı gemiyi uzun süre ticari faaliyetten alıkoymak değil, alacaklıya yeterli güvence sağlamaktır. Bu nedenle kanun, uygun teminat gösterilmesi hâlinde geminin serbest bırakılmasına imkân tanımaktadır.
Geminin değeri depo edilerek veya icra memurunun kabul edeceği taşınmaz rehni, gemi ipoteği ya da itibarlı banka kefaleti gösterilerek gemi borçluya bırakılabilir. Bu durumda ihtiyati haciz hukuken devam etmekte, ancak gemi fiilen serbest bırakılmaktadır. Haciz kaydı sicilde korunur.
Geminin maliki veya borçlu, geminin değerini aşmamak kaydıyla deniz alacağının tamamı, işlemiş ve işleyecek faizleri ile giderlerini karşılayacak yeterli teminat göstererek ihtiyati haczin kaldırılmasını isteyebilir. Takip başlamadan önce kaldırma talebini değerlendirme yetkisi ihtiyati haciz kararını veren mahkemeye, takip başladıktan sonra ise icra mahkemesine aittir.
Teminatın türü ve miktarı alacaklı ile gemi maliki veya malik olmayan donatan arasında serbestçe kararlaştırılabilir. Uygulamada nakit para, banka teminat mektubu veya uygun şartlarda sorumluluk sigortacısı ya da P&I kulübü tarafından verilen garanti mektupları gündeme gelebilir. Tarafların anlaşamaması hâlinde teminatın yeterliliği ve şekli mahkeme tarafından belirlenir.
Teminat miktarı geminin değerini aşamaz. Bu sınırlamanın sebebi, teminatın haczedilen geminin yerine geçmesidir. Geminin cebrî satışından elde edilebilecek en yüksek ekonomik değer ne ise, yerine gösterilecek teminatın da kural olarak bu değeri aşmaması gerekir. 1999 Cenevre Sözleşmesi de güvence miktarının haczedilen geminin değerini geçemeyeceğini kabul etmektedir.
Geminin serbest bırakılması amacıyla teminat verilmesi, borcun veya sorumluluğun kabul edildiği anlamına gelmez. Teminat veren kişi, alacağın mevcut olmadığı, zamanaşımına uğradığı, yanlış kişiye yöneltildiği veya sorumluluğun sınırlı olduğu yönündeki bütün itiraz ve defilerini ileri sürmeye devam edebilir. TTK m.1373 bu hususu açıkça düzenlemektedir.
X. İhtiyati Hacze İtiraz ve Teminatın Değiştirilmesi
İhtiyati haciz kararı çoğunlukla borçlu veya gemi maliki dinlenmeden verilir. Bunun temel sebebi, karşı tarafın önceden haberdar olması hâlinde geminin limandan ayrılması riskidir. Ancak kararın uygulanmasından sonra ilgili kişiler ihtiyati hacze itiraz edebilir.
İtirazda öncelikle ileri sürülen istemin deniz alacağı olmadığı, alacağın yaklaşık olarak ispatlanamadığı, haczedilen geminin borçtan sorumlu kişiye ait bulunmadığı, kardeş gemi şartlarının oluşmadığı, mahkemenin yetkisiz olduğu veya yeterli teminatın gösterilmediği ileri sürülebilir. Geminin hacizden önce iyiniyetli üçüncü kişiye devredildiği iddiası da alacağın niteliğine göre önem taşıyabilir.
Esas dava açılmadan önce yapılan itirazı ihtiyati haciz kararını veren mahkeme inceler. Esas hakkında Türkiye’de dava açılmışsa itiraz konusunda davayı gören mahkeme yetkilidir. Uyuşmazlık yabancı mahkemede veya tahkimde görülüyorsa itirazı ihtiyati haciz kararını veren Türk mahkemesi değerlendirir. Aynı mahkemeler teminatın artırılması, azaltılması, türünün değiştirilmesi veya kaldırılması talepleri hakkında da karar verebilir.
Teminat veren kişi, değişen şartlara göre teminat miktarının azaltılmasını, teminatın başka bir güvenceyle değiştirilmesini veya tamamen kaldırılmasını her zaman talep edebilir. Özellikle alacak miktarının yargılama sırasında azalması, belirli taleplerin reddedilmesi veya geminin değerinin ilk tahminden düşük olduğunun anlaşılması teminatın yeniden değerlendirilmesine neden olabilir.
XI. Yeniden Haciz ve Aynı Alacak İçin Başka Geminin Haczi
Bir geminin aynı alacak nedeniyle defalarca ihtiyaten haczedilmesi, deniz ticaretini ölçüsüz biçimde engelleyebilir. Bu sebeple TTK, daha önce haczedilip serbest bırakılmış bir geminin yeniden haczini istisnai şartlara bağlamıştır.
İlk teminatın türü veya miktarı yetersizse, teminatı veren kişinin yükümlülüğünü yerine getiremeyeceği anlaşılırsa veya gemi alacaklının makul iradesi dışında serbest kalmışsa yeniden haciz mümkün olabilir. Ancak elde edilen toplam teminat, geminin değerini aşamaz.
Aynı deniz alacağı nedeniyle kardeş geminin haczedilmesi de benzer şartlara tabidir. Daha önce alınan teminat yeterliyse ve teminatın geçerliliği konusunda ciddi bir risk bulunmuyorsa alacaklı aynı alacak için ikinci bir gemiyi haczettirerek aşırı güvence elde edemez.
Buna karşılık geminin hukuka aykırı biçimde hacizden kaçması, liman makamlarının talimatlarına rağmen ayrılması veya verilen teminatın geçersiz hâle gelmesi alacaklıya yeniden haciz imkânı sağlayabilir. Düzenlemenin amacı alacaklının hakkını korurken aynı alacak için borçlu üzerinde ölçüsüz baskı kurulmasını önlemektir.
XII. Haksız İhtiyati Hacizden Doğan Sorumluluk
Geminin seferden menedilmesi çok yüksek ekonomik zararlara yol açabilir. Bir ticaret gemisinin birkaç gün limanda tutulması; navlun kaybı, çarter ücretleri, liman ve demuraj giderleri, mürettebat masrafları, yük tesliminde gecikme, sonraki seferlerin iptali ve ticari itibar kaybı gibi sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle ihtiyati haciz talep eden alacaklı, talebinin hukuki ve maddi dayanaklarını dikkatle değerlendirmelidir.
Haczin haksız veya hukuka aykırı olduğunun anlaşılması hâlinde gemi maliki, donatan veya zarar gören diğer kişiler alacaklıya karşı tazminat davası açabilir. TTK m.1361’e göre ihtiyati haciz kararını veren mahkeme, haksız çıkan alacaklıya karşı açılacak tazminat davasını da görmeye yetkilidir. Deniz alacağının esası başka bir mahkemede veya hakem heyeti önünde görülüyorsa, esas uyuşmazlığın sonucu tazminat davasında bekletici mesele yapılır.
Haksız ihtiyati haciz değerlendirmesinde yalnızca esas davanın reddedilmesi yeterli görülmeyebilir. Alacaklının ihtiyati haciz talebinde bulunduğu sırada haklı ve makul bir sebebe dayanıp dayanmadığı, sunduğu deliller, geminin borçla bağlantısı ve talep edilen teminatın ölçülü olup olmadığı incelenmelidir.
1999 Cenevre Sözleşmesi, haksız veya gerekçesiz haciz ile aşırı teminat talebinden kaynaklanan zararların tazmin edilmesini ve mahkemenin alacaklıdan bu zararları karşılamak üzere güvence istemesini kabul etmektedir. Haksız hacizden doğan sorumluluk, haczin uygulandığı devletin hukukuna göre belirlenir.
Alacaklının başta yatırdığı 10.000 Özel Çekme Hakkı tutarındaki teminatın işlevlerinden biri de haksız haciz nedeniyle doğabilecek zararların güvence altına alınmasıdır. Ancak geminin günlük işletme giderlerinin ve gelir kaybının bu miktarı aşması mümkündür. Bu durumda karşı taraf, haciz devam ederken teminatın artırılmasını talep edebilir.
XIII. 1999 Cenevre Sözleşmesi’nin Türk Hukukundaki Önemi
1999 tarihli Gemilerin İhtiyati Haczine İlişkin Milletlerarası Sözleşme, gemilerin ihtiyati haczi konusunda milletlerarası yeknesaklık sağlamayı amaçlamaktadır. Sözleşme 12 Mart 1999 tarihinde Cenevre’de kabul edilmiş ve genel olarak 14 Eylül 2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye Sözleşme’ye 11 Eylül 2019 tarihinde katılmış, Sözleşme Türkiye bakımından 11 Aralık 2019 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Sözleşmenin temel ilkesi, geminin yalnızca Sözleşme’de sayılan deniz alacakları nedeniyle ihtiyaten haczedilebilmesidir. Sözleşmedeki deniz alacağı listesi kapalı olmakla birlikte 1952 tarihli önceki sözleşmeye göre daha geniştir. Çevre zararları, enkaz kaldırma giderleri, sigorta primleri, brokaj ücretleri ve gemi satış sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklar da listeye dâhil edilmiştir.
Sözleşme, taraf devletin yargı yetkisi içinde bulunan gemilere, geminin taraf devlet bayrağı taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın uygulanabilecek geniş bir uygulama alanı benimsemiştir. Bununla birlikte devlet gemileri ve bağışıklık konusu ayrıca değerlendirilir. Türkiye bu konuda 1926 tarihli Devlet Gemilerinin Muafiyetine İlişkin Sözleşme ve 1934 Ek Protokolü hükümlerine öncelik verme hakkını saklı tutmuştur.
Türk Ticaret Kanunu’nun deniz alacakları ve gemilerin ihtiyati haczi hükümleri, Türkiye Sözleşme’ye taraf olmadan önce yürürlüğe girmiş olmakla birlikte Sözleşmenin sistematiğiyle büyük ölçüde uyumludur. Buna rağmen yabancılık unsuru taşıyan her olayda Sözleşmenin uygulama alanı, ilgili geminin statüsü, devlet bağışıklığı, tarafların yetki veya tahkim anlaşması ve Türk Ticaret Kanunu hükümleri birlikte değerlendirilmelidir.
XIV. Uygulamada Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
Gemi ihtiyati haczi taleplerinde sürat, çoğu zaman hukuki gerekçenin gücü kadar önemlidir. Geminin limana varış ve tahmini hareket saatinin belirlenmesi, güncel gemi sicil bilgilerinin temin edilmesi, maliklik zincirinin incelenmesi ve geminin fiilî işletme ilişkisinin tespit edilmesi gerekir.
Alacaklı, talep dilekçesinde geminin adı, IMO numarası, bayrağı, çağrı işareti, sicil bilgileri, mevcut limanı ve mümkünse yanaşma yerini göstermelidir. Gemi adları değişebildiğinden, geminin tespitinde IMO numarası özel önem taşır.
Deniz alacağının borçlusuyla gemi maliki aynı kişi değilse, TTK m.1369’daki özel şartlar ayrıntılı biçimde açıklanmalıdır. Çarterer, gemi yöneticisi, işleten veya acente borçlu olsa bile geminin otomatik olarak haczedilebileceği düşünülmemelidir. Alacağın gemi alacaklısı hakkı verip vermediği, gemi üzerinde ipotek bulunup bulunmadığı ve borçlunun başka gemilerinin mevcut olup olmadığı ayrıca araştırılmalıdır.
Karar alındıktan sonra üç iş günlük infaz süresi kaçırılmamalı; liman başkanlığı, icra müdürlüğü ve gerektiğinde Sahil Güvenlik birimleriyle uygulama koordinasyonu sağlanmalıdır. Esas dava veya icra takibi bakımından İcra ve İflas Kanunu’nun ihtiyati haczi tamamlayan süreleri de ayrıca gözetilmelidir.
Gemi maliki bakımından ise haciz kararının dayanağı, alacağın deniz alacağı niteliği, maliklik durumu, teminat miktarı ve yetkili mahkeme derhâl incelenmelidir. Geminin uzun süre limanda kalmasının yaratacağı zarar dikkate alınarak, sorumluluk kabul edilmeksizin uygun teminat gösterilmesi ve haczin kaldırılması çoğu olayda ekonomik açıdan daha uygun olabilir.
XV. Sonuç
Deniz alacakları nedeniyle geminin ihtiyati haczi, deniz ticareti hukukunun en etkili geçici hukuki koruma araçlarından biridir. Gemilerin hareketli yapısı, farklı devletlerin bayrak ve sicil sistemlerine tabi olması ve kısa süre içinde yargı alanı dışına çıkabilmesi, deniz alacaklıları bakımından özel bir koruma mekanizmasını zorunlu kılmaktadır.
Türk Ticaret Kanunu, geminin ancak kanunda sınırlı biçimde sayılan deniz alacakları nedeniyle ihtiyaten haczedilebileceğini kabul etmiştir. Deniz alacağı dışında kalan bir istem için gemi üzerinde ihtiyati haciz veya ihtiyati tedbir yoluyla seferden men kararı verilemez. Alacağın deniz alacağı olması muaccel alacaklar bakımından ihtiyati haciz sebebi sayılmakta; alacaklının alacağın niteliği ve miktarı konusunda yaklaşık ispat sağlaması yeterli görülmektedir.
Deniz alacağı ile gemi alacaklısı hakkı arasındaki ayrım mutlaka gözetilmelidir. Gemi alacaklısı hakkı kanuni rehin ve öncelik sağlarken, deniz alacağı esas olarak geminin ihtiyati haczini isteme imkânı verir. Her deniz alacağı, geminin sonraki malikine karşı ileri sürülebilen ayni nitelikte bir hak doğurmaz.
İhtiyati haczin hangi gemiye uygulanabileceği, alacağın doğduğu sıradaki malik veya kiracı ile haciz tarihindeki malik arasındaki ilişkiye bağlıdır. Belirli şartlarda kardeş gemi haczi mümkün olmakla birlikte, farklı tek gemi şirketleri adına tescilli gemiler bakımından ortak ekonomik kontrol tek başına yeterli olmayabilir.
Kararın uygulanmasında üç iş günlük süre, alacaklı teminatı, geminin seferden menedilmesi ve ilgili kurumlara yapılacak bildirimler kritik öneme sahiptir. Yeterli teminat gösterildiğinde geminin serbest bırakılması, sorumluluğun kabulü anlamına gelmez. Böylece alacaklının tahsil güvencesi korunurken geminin ticari faaliyetini sürdürmesi sağlanır.
Haksız ihtiyati haczin gemi maliki ve donatan açısından ağır zararlar doğurabilmesi nedeniyle alacaklının talebini sağlam delillere dayandırması gerekir. Haczin hukuka aykırı çıkması hâlinde geminin işletilememesinden doğan zararlar, gelir kaybı ve diğer makul giderler için tazminat sorumluluğu gündeme gelebilir.
1999 Cenevre Sözleşmesi’nin Türkiye bakımından yürürlüğe girmesiyle birlikte gemilerin ihtiyati haczi alanında millî ve milletlerarası hukuk kurallarının birlikte uygulanacağı daha güçlü bir sistem oluşmuştur. Bu sistemin temel amacı, dünya deniz ticaretinin kesintisiz devam etmesi ile deniz alacaklılarının etkili hukuki korumaya erişmesi arasında adil ve ölçülü bir denge kurmaktır.