Single Blog Title

This is a single blog caption

BORÇLUNUN TEMERRÜDÜNDE TEMERRÜT FAİZİ: ŞARTLARI, ORANI VE FAİZİN BAŞLANGIÇ ANI

BORÇLUNUN TEMERRÜDÜNDE TEMERRÜT FAİZİ: ŞARTLARI, ORANI VE FAİZİN BAŞLANGIÇ ANI

1. Borçlunun Temerrüdü Kavramı

Borç ilişkisinde borçlunun asli yükümlülüğü, üstlendiği edimi sözleşmeye ve kanuna uygun şekilde, kararlaştırılan zamanda yerine getirmektir. Borcun muaccel olmasına rağmen borçlu tarafından zamanında ifa edilmemesi, belirli şartların bulunması hâlinde borçlunun temerrüdü sonucunu doğurur.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 117. maddesine göre, kural olarak muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarıyla temerrüde düşmektedir. Bununla birlikte borcun ifa edileceği gün taraflarca önceden belirlenmişse ayrıca ihtara gerek bulunmamaktadır. Bu durumda kararlaştırılmış vadenin geçmesiyle birlikte temerrüt kendiliğinden gerçekleşir. TBK m.117 ayrıca haksız fiil ve sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan borçlar bakımından özel temerrüt tarihleri öngörmektedir.

Borçlunun temerrüde düşmesinin en önemli sonuçlarından biri, para borçları bakımından temerrüt faizi ödeme yükümlülüğünün doğmasıdır.

Temerrüt faizinin amacı, borçlunun parayı zamanında ödememesi nedeniyle alacaklının mahrum kaldığı ekonomik karşılığı belirli ölçüde telafi etmektir. Bu nedenle temerrüt faizi, asıl para borcuna bağlı fer’î bir alacak niteliğindedir.

2. Temerrüt Faizi İçin Borçlunun Kusuru Gerekli Değildir

Temerrüt faizinin önemli özelliklerinden biri, borçlunun kusurundan bağımsız olarak talep edilebilmesidir.

Borçlu para borcunu zamanında ödemediğinde, temerrüdün gerçekleşmiş olması temerrüt faizinin doğması bakımından yeterlidir. Borçlunun ödeme yapamamasında kusurunun bulunmadığını ileri sürmesi kural olarak temerrüt faizi ödeme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.

Bu yönüyle temerrüt faizi, TBK m.118 kapsamında düzenlenen gecikme zararından ayrılmaktadır. TBK m.118 uyarınca borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat edemediği takdirde geç ifadan doğan zararı da gidermekle yükümlüdür.

Dolayısıyla temerrüt faizi bakımından alacaklının ayrıca zararını ve zarar miktarını ispat etmesi gerekmez.

3. Temerrüt Faizinin Başlangıç Tarihi

Temerrüt faizinin hangi tarihten başlayacağı belirlenirken öncelikle borçlunun hangi tarihte temerrüde düştüğü tespit edilmelidir.

Belirli bir vade varsa

Borcun ödeme tarihi sözleşmede açıkça belirlenmişse, kural olarak vadenin geçmesiyle borçlu temerrüde düşer.

Örneğin;

“500.000 TL’nin 3 Mart 2026 tarihinde ödeneceği”

kararlaştırılmışsa, borç 3 Mart 2026 tarihinde muaccel olur ve ödeme yapılmaması durumunda kural olarak bu tarihin geçmesiyle temerrüt sonuçları meydana gelir. Bu tür durumlarda ayrıca noter ihtarnamesi gönderilmesine veya icra takibi yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

TBK m.117 bu konuda açık bir düzenleme içermektedir. Yargıtay uygulamasında da ödeme günü belirlenmiş para borçlarında ayrıca ihtar şartının aranmadığı kabul edilmektedir.

Belirli bir vade yoksa

Borcun ödeme tarihi önceden belirlenmemişse, kural olarak borçlunun temerrüde düşürülmesi gerekir.

Bunun için alacaklının borçluya ödeme talebini içeren bir ihtarda bulunması mümkündür. İhtar;

  • noter ihtarnamesi,
  • yazılı ödeme talebi,
  • şartları bulunduğu ölçüde icra takibi,
  • dava,

gibi yollarla gerçekleştirilebilir.

Ancak her somut olayda alacağın niteliğinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Dolayısıyla dava veya icra takibinde faiz talep edilirken otomatik biçimde “dava tarihinden itibaren faiz” talep edilmesi doğru olmayabilir. Borçlu daha önce temerrüde düşmüş ise faiz de daha önceki temerrüt tarihinden itibaren talep edilebilir.

4. Temerrüt Faizinin Oranı Nasıl Belirlenir?

Temerrüt faizinde uygulanacak oran belirlenirken öncelikle;

  1. Borcun ticari nitelikte olup olmadığı,
  2. Tarafların sözleşmede faiz oranı belirleyip belirlemediği,
  3. Akdi faiz bulunup bulunmadığı,
  4. Özel bir kanun hükmünün mevcut olup olmadığı

incelenmelidir.

Bu nedenle bütün para borçlarına tek bir faiz oranı uygulanması mümkün değildir.

5. Adi İşlerde Kanuni Temerrüt Faizi

TBK m.120/1 uyarınca, uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte bulunan mevzuata göre belirlenmektedir.

Bu noktada 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun devreye girmektedir.

3095 sayılı Kanun’un 2. maddesine göre, bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, taraflarca aksine bir düzenleme yapılmadıkça 3095 sayılı Kanun’un 1. maddesinde belirlenen oran üzerinden temerrüt faizi ödemek zorundadır.

8485 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile kanuni faiz oranı 1 Haziran 2024 tarihinden itibaren yıllık %24 olarak belirlenmiştir. Bu oran 23 Temmuz 2026 tarihi itibarıyla yürürlüktedir.

Buna göre, ticari nitelik taşımayan ve özel bir faiz düzenlemesine tabi olmayan para borçlarında, taraflar arasında farklı bir geçerli temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa kural olarak yıllık %24 kanuni temerrüt faizi uygulanmaktadır.

6. Sözleşmede Temerrüt Faizi Kararlaştırılmışsa

Tarafların sözleşmede temerrüt faizini ayrıca belirlemeleri mümkündür.

Adi işlerde bu serbesti sınırsız değildir.

TBK m.120/2 uyarınca sözleşmeyle belirlenen yıllık temerrüt faizi, kanuni yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz.

Günümüzde genel kanuni faiz oranının yıllık %24 olması dikkate alındığında, TBK m.120/2’nin uygulandığı adi borç ilişkilerinde sözleşmeyle belirlenecek temerrüt faizinin üst sınırı kural olarak:

%24 + %24 = yıllık %48

olacaktır.

Bununla birlikte tüketici işlemleri, banka kredileri, kredi kartları ve özel kanunlarla düzenlenen diğer hukuki ilişkiler bakımından ayrıca ilgili özel mevzuatın incelenmesi gerekir.

7. Sözleşmede Akdi Faiz Var, Temerrüt Faizi Yoksa

TBK m.120/3 önemli bir düzenleme içermektedir.

Buna göre, tarafların sözleşmede bir akdi faiz oranı belirlemesine rağmen ayrıca temerrüt faizi belirlememiş olmaları ve kararlaştırılan akdi faiz oranının kanuni temerrüt faizinden yüksek olması hâlinde, temerrüt döneminde de akdi faiz oranı uygulanır.

3095 sayılı Kanun’un 2/3. maddesi de benzer şekilde, sözleşmede temerrüt faizinin kararlaştırılmadığı durumlarda akdi faiz oranı kanuni oranlardan yüksekse temerrüt faizinin akdi faizden daha düşük olamayacağını düzenlemektedir.

Örneğin kanuni faiz %24 iken tarafların geçerli biçimde yıllık %30 akdi faiz belirlemiş ancak ayrıca temerrüt faizi belirlememiş olmaları hâlinde, temerrüt faizinin kural olarak %24’e indirilmesi söz konusu olmayacak; yıllık %30 oranı esas alınacaktır.

8. Ticari İşlerde Temerrüt Faizi

Ticari işlerde faiz bakımından ayrıca Türk Ticaret Kanunu hükümlerinin dikkate alınması gerekir.

TTK m.8/1;

“Ticari işlerde faiz oranı serbestçe belirlenir.”

hükmünü içermektedir.

TTK m.9 ise ticari işlerde kanuni faiz, anapara faizi ve temerrüt faizi hakkında ilgili mevzuat hükümlerinin uygulanacağını belirtmektedir. TTK m.10’a göre de aksine sözleşme bulunmadıkça ticari bir borcun faizi, vadenin bitiminden; belirli bir vade bulunmuyorsa ihtar tarihinden itibaren işlemeye başlar.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun uygulamasında, özellikle her iki tarafın tacir olduğu ve işlemin ticari nitelikte bulunduğu sözleşmeler bakımından TTK m.8’deki faiz serbestisi önem taşımaktadır. Hukuk Genel Kurulu, ticari işlerde TBK m.88 ve m.120’deki sınırlamaların doğrudan uygulanamayacağı yönünde kararlar vermiştir.

Dolayısıyla ticari işlerde sözleşmede geçerli bir temerrüt faizi oranı açıkça belirlenmişse öncelikle bu sözleşme hükmünün uygulanabilirliği araştırılmalıdır.

9. Ticari İşlerde Sözleşmede Faiz Belirlenmemişse Avans Faizi

3095 sayılı Kanun m.2/2 ticari işler bakımından özel bir imkân sağlamaktadır.

Buna göre TCMB’nin önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avans işlemleri için uyguladığı faiz oranı genel kanuni faizden yüksekse, sözleşmede faiz hükmü bulunmasa dahi ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden talep edilebilir.

TCMB tarafından 20 Aralık 2025 tarihinde yürürlüğe konulan düzenleme ile;

  • reeskont işlemlerinde yıllık iskonto oranı %38,75,
  • avans işlemlerinde yıllık faiz oranı %39,75

olarak belirlenmiştir.

Bu nedenle 2026 yılı bakımından, şartları oluşan ticari para borçlarında ve sözleşmeyle başka bir geçerli oran belirlenmemişse, yıllık %39,75 avans faizi talep edilmesi mümkündür.

Burada özellikle “reeskont faizi” ile “avans faizi” birbirine karıştırılmamalıdır. 3095 sayılı Kanun m.2/2’nin ticari temerrüt bakımından esas aldığı oran avans faizidir.

10. TTK m.1530 Kapsamında Mal ve Hizmet Tedarikinde Özel Temerrüt Faizi

Ticari ilişkiler bakımından ayrıca TTK m.1530 özel olarak değerlendirilmelidir.

Ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedariki amacıyla yapılan işlemlerde, alacaklı sözleşmeden kaynaklanan edimini yerine getirmiş olmasına rağmen borçlu ödeme borcunu zamanında yerine getirmezse kanunda öngörülen şartlar altında borçlu ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşebilmektedir.

TCMB tarafından 2 Ocak 2026 tarihli ve 33125 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan düzenlemeyle TTK m.1530/7 kapsamında 2026 yılı için;

Mal ve hizmet tedarikinde geç ödemelerde uygulanacak temerrüt faizi: yıllık %43

Alacağın tahsili masrafları için talep edilebilecek asgari giderim: 2.020 TL

olarak belirlenmiştir. Bu oranlar 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren geçerlidir.

Dolayısıyla ticari nitelikteki her borç için doğrudan %43 faiz uygulanması mümkün değildir. Bu oran özellikle TTK m.1530 kapsamındaki mal ve hizmet tedarikinden kaynaklanan geç ödemeler için öngörülmüştür.

11. Faize Faiz Yürütülmesi Kural Olarak Mümkün Değildir

Türk hukukunda kural olarak temerrüt faizine ayrıca temerrüt faizi yürütülemez.

TBK m.121 açık biçimde;

“Temerrüt faizine, ayrıca temerrüt faizi yürütülemez.”

hükmünü içermektedir.

3095 sayılı Kanun’da da kanuni faiz ve temerrüt faizi hesaplanırken mürekkep faiz yürütülemeyeceği kabul edilmektedir.

Ticari işlerde ise TTK m.8/2 belirli ve sınırlı durumlarda bileşik faize izin vermektedir. Buna göre üç aydan aşağı olmamak kaydıyla faizin anaparaya eklenerek yeniden faiz yürütülmesi, yalnızca cari hesaplarda ve her iki taraf bakımından ticari iş niteliğini taşıyan ödünç sözleşmelerinde ve kanundaki şartlar altında mümkündür.

Bu nedenle ticari iş bulunması tek başına sınırsız biçimde bileşik faiz talep edilmesine olanak sağlamaz.

12. Dava ve İcra Takibinde Faiz Talebinin Doğru Kurulması

Bir alacağın dava veya icra takibine konu edilmesi sırasında faiz talebi yalnızca “yasal faiziyle birlikte” şeklinde genel bir ifadeyle bırakılmamalıdır.

Öncelikle alacağın;

  • adi işten mi,
  • ticari işten mi,
  • TTK m.1530 kapsamındaki mal veya hizmet tedarikinden mi,
  • tüketici işleminden mi,
  • kambiyo senedinden mi,
  • haksız fiilden mi,
  • sebepsiz zenginleşmeden mi

kaynaklandığı belirlenmelidir.

Daha sonra sözleşmede;

  • vade,
  • akdi faiz,
  • temerrüt faizi,
  • gecikme faizi veya gecikme tazminatı

bulunup bulunmadığı incelenmelidir.

Buna göre faiz başlangıç tarihi ile faiz türü ayrı ayrı tespit edilmelidir.

Örneğin ticari bir para alacağında şartları mevcutsa talebin;

“500.000 TL asıl alacağın temerrüt tarihi olan 03.03.2026 tarihinden itibaren işleyecek, değişen oranlar gözetilmek suretiyle 3095 sayılı Kanun m.2 kapsamında TCMB kısa vadeli avans işlemleri için uygulanan faiz oranı üzerinden hesaplanacak ticari temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline”

şeklinde kurulması, yalnızca “yasal faiziyle” denilmesine kıyasla alacaklının haklarını daha güçlü şekilde koruyacaktır.

Bununla birlikte alacağın TTK m.1530 kapsamındaki ticari mal veya hizmet tedarikinden kaynaklanması durumunda 2026 yılı bakımından yıllık %43 oranındaki özel geç ödeme faizi ayrıca değerlendirilmelidir.

13. Sonuç

Borçlu temerrüdünde uygulanacak faiz oranının tespitinde tek bir oran bulunmamaktadır. Öncelikle borcun kaynağı ve hukuki niteliği belirlenmelidir.

23 Temmuz 2026 itibarıyla genel çerçevede;

Adi işlerde kanuni temerrüt faizi: yıllık %24

3095 sayılı Kanun kapsamında ticari işlerde talep edilebilen TCMB avans faizi: yıllık %39,75

TTK m.1530 kapsamındaki mal ve hizmet tedarikinde 2026 geç ödeme faizi: yıllık %43

olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ancak sözleşmeyle geçerli biçimde farklı bir faiz oranının belirlenmiş bulunması hâlinde sözleşme hükümleri ile TBK, TTK, 3095 sayılı Kanun ve varsa özel kanundaki sınırlamalar birlikte değerlendirilmelidir.

Temerrüt faizinin başlangıç tarihi bakımından ise temel ayrım, borcun belirli vadeli olup olmadığıdır. Belirli bir vade varsa kural olarak ayrıca ihtar gerekmeksizin vadenin geçmesiyle temerrüt gerçekleşir. Belirli bir vade bulunmuyorsa borçlunun kural olarak ihtarla temerrüde düşürülmesi gerekir.

Bu nedenle dava ve icra takiplerinde yalnızca faiz oranının değil, temerrüt tarihinin doğru belirlenmesi de alacağın miktarını doğrudan etkileyen temel hukuki sorunlardan biridir.

Leave a Reply

Call Now Button