Single Blog Title

This is a single blog caption

Batık Gemilerin Çıkarılması, Enkazın Kaldırılması ve Donatanın Hukuki Sorumluluğu

Batık Gemilerin Çıkarılması, Enkazın Kaldırılması ve Donatanın Hukuki Sorumluluğu

Giriş

Deniz kazaları sonucunda gemilerin batması, karaya oturması, yarı batık duruma gelmesi veya terk edilmesi; deniz ticareti hukuku, idare hukuku, çevre hukuku ve sigorta hukuku bakımından çok yönlü sonuçlar doğurmaktadır. Bir geminin ekonomik değerini kaybetmesi veya seyrüsefer yeteneğini yitirmesi, o geminin hukuki öneminin sona erdiği anlamına gelmez. Batık gemi; deniz ulaşımını engelleyebilir, liman ve kıyı tesislerinin faaliyetlerini aksatabilir, petrol ya da tehlikeli madde sızıntısına yol açabilir, deniz altı kablolarına zarar verebilir ve çevredeki diğer gemiler için çatma tehlikesi oluşturabilir.

Batık gemilerin kaldırılması çoğu zaman geminin ekonomik değerinden çok daha yüksek maliyetlere ulaşabilmektedir. Enkazın konumu, suyun derinliği, gemide bulunan yükün türü, yakıt miktarı, deniz ve hava şartları, geminin parçalanıp parçalanmadığı ve çevresel riskler operasyonun niteliğini belirlemektedir. Bu nedenle batık gemi olaylarında en önemli hukuki sorular; geminin mülkiyetinin kime ait olduğu, enkazın kaldırılmasından kimin sorumlu bulunduğu, kamu makamlarının hangi şartlarda resen müdahale edebileceği, masrafların kimden tahsil edileceği ve sigorta teminatının ne ölçüde devreye gireceğidir.

Türk hukukunda konu tek bir kanunda bütün yönleriyle düzenlenmemiştir. Türk Ticaret Kanunu, Limanlar Kanunu, Limanlar Yönetmeliği, Çevre Kanunu, gemi siciline ilişkin hükümler, kurtarma ve sorumluluğun sınırlandırılması rejimi birlikte uygulanmaktadır. Uluslararası alanda ise 2007 tarihli Enkazların Kaldırılmasına İlişkin Nairobi Uluslararası Sözleşmesi, tehlikeli enkazların tespiti, işaretlenmesi ve kaldırılmasına ilişkin yeknesak bir sistem kurmaktadır. Sözleşme 18 Mayıs 2007 tarihinde kabul edilmiş ve 14 Nisan 2015 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Batık, Enkaz, Terk Edilmiş ve Atıl Gemi Kavramları

Bir geminin “batık” sayılması, geminin tamamen deniz tabanına oturmasını veya su altında kalmasını ifade eder. “Yarı batık” gemi ise bir bölümü suyun altında bulunan, yüzdürme ve seyrüsefer kabiliyetini önemli ölçüde yitirmiş deniz aracıdır. “Karaya oturmuş gemi”, gövdesi deniz tabanına, kıyıya, kayalığa veya sığlığa temas ederek serbestçe hareket edemeyen gemidir.

“Enkaz” kavramı batık gemiden daha geniştir. Geminin tamamının yanında gemiden ayrılmış parçalar, yük, konteynerler, makineler ve kazaya bağlı olarak denize düşen diğer eşyalar da şartlarına göre enkaz niteliği taşıyabilir. Nairobi Sözleşmesi, enkaz kavramını yalnızca batmış veya karaya oturmuş gemiyle sınırlamamakta; gemiden denize düşmüş eşyaları ve batmak ya da karaya oturmak üzere bulunan gemileri de belirli şartlarla kapsamına almaktadır. Sözleşmenin temel amacı, can ve mal güvenliğiyle deniz çevresi bakımından tehlike oluşturan enkazların süratle tespit edilmesi ve kaldırılmasıdır.

“Terk edilmiş gemi” ile hukuken terk edilmiş mülkiyet birbirinden ayrılmalıdır. Geminin personelsiz bırakılması, limanda uzun süre bekletilmesi, donatanın fiilen gemiyle ilgilenmemesi veya masraflarını ödememesi tek başına mülkiyet hakkının sona erdiği anlamına gelmez. “Atıl gemi” de ekonomik veya teknik sebeplerle uzun süredir kullanılmayan gemiyi ifade eder. Atıl durumda bulunmak, gemiyi kendiliğinden sahipsiz mal hâline getirmez.

Bu ayrım önemlidir. Bir geminin sahipsiz veya terk edilmiş görünmesi, kamu makamlarına seyir ve çevre güvenliği için müdahale yetkisi verebilir; ancak geminin mülkiyetinin sona erip ermediği ayrıca özel hukuk kurallarına göre belirlenir. Kamu makamının gemiyi kaldırma, imha etme veya sattırma yetkisi, mülkiyet hakkının kendiliğinden sona ermesinden değil, kanunda düzenlenen kamu güvenliği ve çevre koruma yetkisinden kaynaklanmaktadır.

Geminin Batmasının Mülkiyet Hakkına Etkisi

Bir geminin batması veya kullanılamaz hâle gelmesi kural olarak mülkiyet hakkını sona erdirmez. Gemi maliki, gemi enkaz hâline geldikten sonra da mülkiyet hakkını sürdürür. Mülkiyet hakkının sona ermesi için malikin terk iradesinin hukuken açıklanması, geminin cebrî icra veya idarî satışla başkasına geçmesi, tamamen yok olması ya da ilgili hukuk düzeninin öngördüğü başka bir sebebin gerçekleşmesi gerekir.

Geminin ekonomik açıdan tam zayi sayılması ile hukuki mülkiyetin sona ermesi aynı şey değildir. Sigorta hukukunda geminin onarım veya kurtarma maliyetinin değerini aşması nedeniyle hükmî tam ziya kabul edilmesi mümkündür. Ancak sigortacının sigorta tazminatını ödemesi, gemi enkazı üzerindeki mülkiyetin her durumda kendiliğinden sigortacıya geçtiği anlamına gelmez. Enkazın sigortacıya bırakılması, poliçe hükümlerine, tarafların iradesine ve uygulanacak hukuka göre değerlendirilmelidir.

Gemi üzerinde ipotek, haciz veya gemi alacaklısı hakkı bulunması da batmayla otomatik olarak ortadan kalkmaz. Türk Ticaret Kanunu, gemi alacağının verdiği kanuni rehin hakkının geminin zıyaı veya hasarı nedeniyle donatanın üçüncü kişilerden sahip olduğu tazminat istemini de kapsayabileceğini düzenlemektedir. Böylece geminin fiziki değerinin azalması durumunda, bazı ikame değerler rehin hakkının kapsamına girebilir.

Bununla birlikte enkazın kamu makamlarınca kaldırılıp satılması hâlinde özel bir tasfiye sistemi uygulanır. Bu durumda satış bedelinden öncelikle kaldırma ve satış masraflarının karşılanması, ardından hacizli alacakların sırasına göre ödeme yapılması gündeme gelir. Satılan gemi veya eşya, Limanlar Kanunu’ndaki şartlarla takyidatlardan arındırılmış şekilde alıcıya teslim edilebilir.

Kurtarma Faaliyeti ile Enkaz Kaldırmanın Ayrılması

Deniz ticareti hukukunda kurtarma faaliyeti ile enkaz kaldırma aynı işlem değildir. Türk Ticaret Kanunu’nun 1298’inci maddesine göre seyrüsefere elverişli sularda tehlikeye uğramış su aracının veya diğer eşyanın kurtarılması için yapılan her fiil veya hareket kurtarma faaliyeti oluşturur. Kurtarma, tehlike altındaki gemiyi, yükü veya diğer eşyayı emniyete almayı amaçlar. Faydalı sonuç elde edilmesi hâlinde kurtaran, şartlarına göre kurtarma ücretine hak kazanır.

Enkaz kaldırma ise çoğunlukla kurtarma aşamasından sonra gündeme gelir. Geminin artık seyrüsefere elverişli bir araç olarak kurtarılmasının mümkün olmadığı veya geminin bulunduğu yerde seyir ve çevre bakımından tehlike oluşturduğu durumlarda, enkazın çıkarılması, parçalanması, taşınması, imha edilmesi veya zararsız hâle getirilmesi gerekir.

Bir faaliyetin kurtarma mı yoksa enkaz kaldırma mı olduğu somut olay bakımından önemlidir. Kurtarma faaliyetinde kurtaranın ücret hakkı, kurtarılan değer, başarının derecesi, tehlikenin büyüklüğü, gösterilen çaba ve çevre zararının önlenmesine katkı gibi ölçütlere göre belirlenir. Türk Ticaret Kanunu, çevre zararı tehdidi oluşturan gemilerde kurtaranın belirli şartlarla özel tazminat isteyebileceğini de kabul etmektedir.

Enkaz kaldırmada ise ücret, çoğunlukla kamu hukuku yükümlülüğünün yerine getirilmesi veya taraflar arasındaki hizmet sözleşmesi kapsamında yapılan giderlerden oluşur. Kamu makamı enkazı resen kaldırmışsa, yapılan makul masrafların donatandan tahsil edilmesi gündeme gelir. Türk Ticaret Kanunu’nda kurtarma faaliyeti ve enkaz kaldırılmasından doğan alacakların, enkaz kaldırma işleminin tamamlandığı tarihten itibaren iki yıllık zamanaşımına tabi olduğu düzenlenmiştir.

Donatanın Enkazı Kaldırma Yükümlülüğü

Türk hukukunda liman idari sahasındaki batık ve tehlikeli gemilerin kaldırılmasında birincil sorumluluk donatana ve gemi ilgililerine aittir. Limanlar Kanunu’nun 7’nci maddesine göre liman başkanlığı idari sorumluluk sahasında can, mal veya çevre bakımından risk oluşturan ya da seyir ve seferin güvenliğine engel olabilecek şekilde karaya oturmuş, yarı batık, batık, terk edilmiş veya atıl durumda bulunan gemi ve eşyası, donatan veya kaptan tarafından liman başkanının belirleyeceği süre içinde çıkarılmalı ya da bulunduğu yerden kaldırılmalıdır. Verilecek ilk süre kırk beş günden fazla olamaz.

Donatanın sorumluluğu yalnızca gemiyi su yüzüne çıkarmaktan ibaret değildir. Riskin niteliğine göre yakıtın ve tehlikeli yüklerin tahliyesi, enkazın işaretlenmesi, çevresel sızıntıların durdurulması, geminin parçalarının toplanması, enkazın güvenli bir yere taşınması veya tamamen imha edilmesi gerekebilir. Limanlar Yönetmeliği de batık, yarı batık veya terk edilmiş gemilerin en kısa zamanda çıkarılması, çekilmesi veya zararsız hâle getirilmesinden gemi ilgililerini sorumlu tutmaktadır.

Buradaki “gemi ilgilileri” ifadesi, olayın niteliğine göre malik, donatan, işleten, kaptan, acente veya gemi üzerinde hukuken sorumluluk taşıyan diğer kişileri kapsayabilir. Bununla birlikte kaldırma masraflarının nihai olarak kim üzerinde kalacağı, kanuni yükümlülüğün yanında taraflar arasındaki işletme, kira, yönetim ve sigorta sözleşmelerine göre belirlenir.

Çıplak gemi kiralamasında geminin teknik ve ticari işletmesi kiracıya bırakılmış olabilir. Ancak idarî makamların gemi malikine veya sicilde kayıtlı donatana yönelttiği talepler ile tarafların kendi aralarındaki nihai masraf paylaşımı farklı meselelerdir. Malik kamu makamına karşı sorumlu tutulduktan sonra, sözleşmeye aykırı işletme veya kusurlu davranış nedeniyle kiracıya ya da işleticiye rücu edebilir.

Liman Başkanlığının Müdahale Yetkileri

Donatanın yükümlülüğünü süresinde yerine getirmemesi, kamu makamının müdahale yetkisini doğurur. Geminin yabancı bayraklı olması hâlinde belirlenen süre, geminin kayıtlı olduğu devletin makamlarına, donatana ve kaptana bildirilir. Adreslere ulaşılamaması durumunda uluslararası denizcilik bülteninde ilan yapılır. Türk bayraklı gemilerde ise bildirim donatana veya kaptana yapılır; adresler bilinmiyorsa kanunda belirtilen şekilde ulusal gazetede ilan yoluna başvurulur.

Gemi üzerinde haciz bulunması, kaldırma işlemine mutlak engel değildir. Durum haczi uygulayan icra dairesine bildirilir. Teknik veya meteorolojik zorunluluklar sebebiyle donatanın itirazı üzerine verilen süre bir defaya mahsus olmaksızın değil, kanundaki sınırlar çerçevesinde ve en fazla kırk beş günlük ek süreyle uzatılabilir.

Belirlenen süre içinde ilgililere ulaşılamaması veya ilgililerin enkazı kaldırmaktan kaçınması hâlinde liman başkanı; gemiyi ve eşyasını çıkarmaya, çıkarttırmaya, kaldırmaya, imha ettirmeye, satmaya veya sattırmaya yetkilidir. Satış aşamasına kadar yapılan masraflar kamu kaynağından karşılanabilir; ancak satış bedelinden öncelikle bu masraflar tahsil edilir. Artan tutar, haciz bulunması hâlinde ilgili icra dosyasına gönderilir. Kalan tutar ise belirli süreyle hak sahibi adına emanet hesabında tutulur. Satılan malın takyidatlardan arındırılmış şekilde teslim edilmesi, enkazın ekonomik dolaşıma güvenli biçimde dönmesini amaçlamaktadır.

Seyir, can, mal veya çevre güvenliği bakımından ciddi ve yakın tehlike bulunması hâlinde liman başkanının önceden süre vermesi beklenmez. Gemi hakkında haciz, ihtiyati tedbir veya başka bir mahkeme kararı bulunsa dahi liman başkanı geminin güvenli yere nakledilmesi de dâhil olmak üzere gerekli tedbirleri alabilir. Bu yetki, özel hukuk alacaklılarının menfaatlerinden önce can, çevre ve seyir güvenliğinin korunmasına dayanır. Alınan tedbirlerin giderleri esas olarak donatan tarafından karşılanır.

Limanlar Yönetmeliği, sürüklenme, karaya oturma, yangın, çatışma veya batma tehlikesinin seyir, can, mal ve çevre güvenliği açısından risk oluşturması hâlinde liman başkanlığınca resen kurtarma işlemi başlatılabileceğini düzenlemektedir. Acil olmayan hâllerde ise gemi ilgililerinin yetmiş iki saat içinde kurtarma talebinde bulunmaması üzerine idare resen harekete geçebilir.

Hacizli Gemiler ve Enkaz Kaldırmanın Önceliği

Bir geminin hacizli olması, geminin limanda sınırsız süreyle tehlikeli biçimde tutulmasına izin vermez. Limanlar Yönetmeliği’ne göre sahipsiz, terk edilmiş, atıl veya hacizli gemi üzerinde liman başkanınca inceleme yapılır. Seyir, can, mal ve çevre güvenliği bakımından risk tespit edilirse geminin başka bir yere nakli, yakıtının boşaltılması veya diğer gerekli tedbirler alınabilir.

Üzerinde ihtiyati veya kesin haciz bulunan ve önemli risk teşkil eden gemi hakkında liman başkanı, geminin satışı için ilgili icra makamına başvurabilir. Personelsiz olarak bir yıldan fazla veya personeliyle birlikte iki yıldan fazla liman idari sahasında bekleyen hacizli gemilerin önemli risk oluşturduğu kabul edilmektedir.

Enkaz kaldırma giderlerinin önceliği Türk Ticaret Kanunu’nda ayrıca düzenlenmiştir. Karaya oturmuş veya batmış geminin seyrüsefer güvenliği ya da deniz çevresinin korunması amacıyla kamu kurumları tarafından kaldırılması hâlinde, kaldırma giderleri bütün gemi alacaklarından önce ödenir. Böylece gemi adamı ücretleri, kurtarma ücretleri, liman alacakları, gemi ipoteği veya diğer ayni haklar bulunsa dahi kamu kurumunun zorunlu kaldırma giderleri öncelikli hâle gelir.

Bu düzenlemenin temelinde, enkaz kaldırmanın yalnızca malikin yararına yapılan bir faaliyet olmaması bulunmaktadır. Enkazın kaldırılması; seyir güvenliği, çevrenin korunması ve liman faaliyetlerinin devamlılığı gibi kamu yararlarına hizmet eder. Bu nedenle masrafların satış bedelinden öncelikle karşılanması, idarenin gerekli müdahaleleri finansman kaygısıyla ertelememesini sağlar.

Enkaz Kaldırma Masraflarında Sorumluluğun Sınırlandırılması

Deniz ticareti hukukunda donatanın belirli deniz alacaklarına karşı sorumluluğunu geminin tonajı üzerinden hesaplanan tutarla sınırlandırabilmesi mümkündür. Türk Ticaret Kanunu’nun 1328’inci maddesi, deniz alacaklarından doğan sorumluluğun 1976 tarihli Deniz Alacaklarına Karşı Sorumluluğun Sınırlandırılması Sözleşmesi ve 1996 Protokolüne göre sınırlandırılmasını kabul etmektedir. Bu rejim yabancılık unsuru bulunmayan olaylarda da uygulanmaktadır.

Ancak Türk hukuku enkaz kaldırma alacakları bakımından önemli bir istisna getirmiştir. Türk Ticaret Kanunu’nun 1331’inci maddesi, 1976 Sözleşmesi’nin 2’nci maddesinin birinci fıkrasının “d” ve “e” bentlerinde sayılan alacaklar bakımından sorumluluğun sınırlandırılamayacağını düzenlemektedir. Bu bentler, batmış, enkaz hâline gelmiş, karaya oturmuş veya terk edilmiş geminin ve gemideki eşyaların kaldırılması, imhası veya zararsız hâle getirilmesi giderleriyle ilgilidir.

Bunun sonucu olarak Türk hukukunda donatanın enkaz kaldırma masrafları bakımından genel deniz alacakları sınırlama rejimine başvurması kural olarak mümkün değildir. Enkaz kaldırma maliyeti geminin değerini veya standart sorumluluk sınırlarını aşsa bile donatanın bütün makul giderlerden sorumlu tutulması gündeme gelebilir.

Bu yaklaşım kamu yararı bakımından anlaşılabilir olsa da donatanlar açısından ağır bir mali risk yaratmaktadır. Özellikle büyük konteyner gemileri, tankerler veya çevresel tehlike taşıyan gemilerde enkaz kaldırma maliyeti yüz milyonlarca dolara ulaşabilir. Bu nedenle zorunlu veya kapsamlı sigorta teminatı, donatanın ödeme gücü ve devletin masrafları tahsil edebilmesi bakımından büyük önem taşır.

Çevre Kirliliğinden Doğan Sorumluluk

Batık gemiler yalnızca fiziksel seyir engeli değildir. Gemide bulunan yakıt, yağ, kimyasal madde, tehlikeli yük veya diğer kirleticiler deniz çevresine uzun süreli zarar verebilir. Bu durumda enkaz kaldırma yükümlülüğünün yanında çevre kirliliğini önleme, sınırlama ve giderme yükümlülükleri de doğar.

Tankerden taşınan kalıcı petrolün sızması hâlinde petrol kirliliğine ilişkin özel uluslararası sorumluluk rejimi; diğer gemilerin yakıtından kaynaklanan kirlilikte bunker petrolü sorumluluğu; tehlikeli ve zararlı maddelerde ilgili uluslararası ve ulusal çevre hükümleri gündeme gelebilir. Bunker Petrolü Sözleşmesi, gemilerde yakıt olarak taşınan petrolün sebep olduğu kirlenme zararları için yeterli ve etkili tazminat sağlanmasını amaçlamaktadır.

Enkazın kaldırılması ile çevre zararının tazmini aynı talep değildir. Geminin deniz tabanından çıkarılması için yapılan vinç, dalgıç, römorkör ve parçalama masrafları enkaz kaldırma gideridir. Denizin temizlenmesi, kıyıların eski hâline getirilmesi, balıkçılık kayıpları ve üçüncü kişilerin çevresel zararları ise ayrı tazminat kalemleri oluşturabilir.

Donatanın kazanın meydana gelmesinde kusursuz olduğunu ileri sürmesi, idarî kaldırma yükümlülüğünü her durumda ortadan kaldırmaz. Enkaz kaldırma rejimi çoğunlukla kusur esasından ziyade gemiyle hukuki ve ekonomik bağlantıya dayanır. Kazaya başka gemi, kılavuz, tersane veya liman işletmesi kusuruyla sebep olmuşsa donatan, masrafları ödedikten sonra kusurlu kişilere rücu edebilir.

2007 Nairobi Enkazların Kaldırılması Sözleşmesi

Nairobi Sözleşmesi, karasularının ötesindeki ve kıyı devletinin ekonomik yetki alanında bulunan tehlikeli enkazların kaldırılması için ortak bir hukuk düzeni kurmayı amaçlamaktadır. Sözleşme, taraf devletlere gemi kazalarının raporlanması, enkazın yerinin belirlenmesi, tehlike değerlendirmesi yapılması, enkazın işaretlenmesi ve kaldırılması için yetki vermektedir. Taraf devletler, seçimlik bir bildirimle Sözleşmenin belirli hükümlerini karasuları ve ülkesel deniz alanlarında da uygulayabilir.

Sözleşme uyarınca kayıtlı gemi maliki, tehlike oluşturan enkazın yerinin belirlenmesi, işaretlenmesi ve kaldırılmasına ilişkin masraflardan kural olarak kusursuz şekilde sorumludur. Malikin sorumluluktan kurtulabileceği hâller sınırlıdır. Savaş veya olağanüstü nitelikte kaçınılmaz doğal olay, zarara tamamen üçüncü kişinin kasıtlı davranışının sebep olması ya da sorumlu makamın seyir yardımcılarının bakımındaki kusuru gibi savunmalar gündeme gelebilir.

Nairobi Sözleşmesinin en önemli özelliklerinden biri zorunlu sigorta sistemidir. Taraf devlet bayrağı taşıyan 300 groston ve üzerindeki gemilerin, enkaz kaldırma sorumluluğunu karşılayacak sigorta veya mali güvence bulundurması gerekir. Gemide yetkili devlet tarafından düzenlenmiş sertifikanın taşınması öngörülmekte ve zarar gören devlete sigortacıya doğrudan başvuru imkânı tanınmaktadır. Bu sistem, gemi malikinin şirket yapısı veya mali durumu nedeniyle enkaz masraflarının tahsil edilememesi riskini azaltmaktadır.

Sözleşme, kıyı devletinin mülkiyet iddiasında bulunmaksızın, kendi ekonomik ve çevresel menfaatlerini tehdit eden enkazlara müdahale etmesine hukukî dayanak sağlamaktadır. Alınan tedbirlerin tehlikeyle orantılı olması; enkazın kaldırılması için gerekli olanın ötesine geçilmemesi gerekir. Kayıtlı malike önce kaldırma fırsatı tanınmakla birlikte acil durumlarda etkilenen devlet doğrudan müdahale edebilir.

Temmuz 2026 itibarıyla Türkiye bakımından Nairobi Sözleşmesi’nin yürürlüğe konulduğunu gösteren bir katılım ve onay düzenlemesi bulunmamaktadır. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının resmî bir yayınında da Türkiye’nin taraf devletler arasında bulunmadığı belirtilmiş; ulusal işlemlerin Limanlar Kanunu ve ilgili mevzuat çerçevesinde yürütüldüğü açıklanmıştır.

Türkiye’nin Sözleşmeye taraf olmaması, Türk makamlarının karasuları ve liman idari sahalarında enkaz kaldırma yetkisine sahip olmadığı anlamına gelmez. Limanlar Kanunu ve Limanlar Yönetmeliği önemli müdahale yetkileri tanımaktadır. Bununla birlikte Türkiye’nin münhasır ekonomik bölgesinde veya karasuları dışındaki alanlarda bulunan yabancı gemi enkazları bakımından yeknesak uluslararası yetki, zorunlu sigorta sertifikası ve sigortacıya doğrudan dava imkânından yararlanılamaması hukuki boşluk oluşturabilir.

Enkaz Kaldırma Sigortası ve P&I Teminatı

Enkaz kaldırma giderleri, uygulamada çoğunlukla koruma ve tazmin kulüpleri olarak bilinen P&I sigortaları kapsamında teminat altına alınmaktadır. Tekne ve makine sigortası esas olarak geminin kendisinde meydana gelen fiziksel zararları karşılar. P&I sigortası ise donatanın üçüncü kişilere, kamu makamlarına ve çevreye karşı sorumluluklarını kapsayan daha geniş bir sorumluluk teminatı sağlar.

P&I teminatının bulunması, sigortacının her enkaz kaldırma giderini sınırsız şekilde karşılayacağı anlamına gelmez. Poliçe veya kulüp kurallarında enkazın kaldırılmasının zorunlu olması, yetkili makam tarafından talep edilmesi, giderlerin makul bulunması ve donatanın sigortacıyla iş birliği yapması gibi şartlar aranabilir.

Donatanın gemiyi bilerek terk etmesi, emniyetsiz işletmesi, klas ve sertifika yükümlülüklerini ağır biçimde ihlal etmesi veya sigortacıdan onay almaksızın makul olmayan sözleşmeler yapması, teminat uyuşmazlığına yol açabilir. Bununla birlikte kamu makamının acil müdahalesi gereken olaylarda donatandan sigortacının ön onayını beklemesi istenemez. Donatan, müdahaleyi geciktirmeden sigortacıya bilgi vermeli ve maliyetlerin denetlenebilir olmasını sağlamalıdır.

Nairobi Sözleşmesine taraf devletlerde 300 groston ve üzerindeki gemiler için zorunlu sigorta sertifikası ve doğrudan sigortacıya başvuru sistemi bulunmaktadır. Türkiye’nin ulusal hukukunda Limanlar Kanunu kapsamındaki bütün gemiler için Nairobi modeliyle eşdeğer genel bir zorunlu enkaz kaldırma sigortası sisteminin bulunmaması, özellikle sigortasız, terk edilmiş veya tek gemilik şirketlere ait gemiler yönünden tahsilat sorunlarına yol açabilir.

Enkaz Kaldırma Sözleşmeleri

Donatan veya idare, enkazın kaldırılması için uzman kurtarma ve deniz inşaatı şirketleriyle sözleşme yapabilir. Bu sözleşmelerde işin kapsamı, enkazın hangi seviyeye kadar kaldırılacağı, parçaların ve yükün akıbeti, çevre güvenliği, iş programı, fiyatlandırma ve risk paylaşımı açıkça düzenlenmelidir.

Sabit fiyatlı sözleşmeler maliyetin önceden belirlenmesini sağlamakla birlikte deniz tabanındaki beklenmeyen koşullar, geminin parçalanması veya yeni çevre risklerinin ortaya çıkması ek ücret taleplerine yol açabilir. Götürü bedel, günlük ücret, ekipman ve personel maliyetine dayalı ödeme veya başarı primi gibi farklı modeller kullanılabilir.

Kaldırma şirketinin çevreye veya üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde sorumluluk paylaşımı önemlidir. Donatanın kamu makamlarına karşı asli yükümlülüğü devam ederken, yüklenicinin teknik kusurundan kaynaklanan zararlar bakımından rücu hakkı doğabilir. Bu sebeple yüklenicinin mesleki sorumluluk ve çevre sigortalarının bulunması aranmalıdır.

Enkazdan çıkarılan metal, makine, yük veya diğer ekonomik değerlerin kime ait olacağı da sözleşmede belirlenmelidir. Kurtarma şirketinin enkaz üzerinde kendiliğinden mülkiyet kazanacağı kabul edilemez. Hurda ve diğer değerlerin satış bedelinin kaldırma maliyetinden mahsup edilmesi kararlaştırılabilir.

Tarihî ve Arkeolojik Batıklar

Her batık gemi sıradan ticari enkaz olarak değerlendirilemez. Tarihî, askerî, kültürel veya arkeolojik değeri bulunan batıklar özel koruma rejimine tabidir. Türk Ticaret Kanunu’nun kurtarmaya ilişkin hükümlerinde deniz yatağındaki prehistorik, arkeolojik veya tarihî değere sahip kültür eserleri, kurtarma hükümleri kapsamındaki “eşya” tanımının dışında bırakılmıştır.

Bu nedenle tarihî batık üzerinde çalışma yapılması, ticari enkaz kaldırma veya klasik kurtarma faaliyeti gibi ele alınamaz. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, müze ve koruma mevzuatı ile ilgili kamu kurumlarının izinleri uygulanır. Batığın bulunduğu yerde korunması, bilimsel kazı yapılması veya müzeye taşınması konusunda kültürel miras ilkeleri önceliklidir.

Batıktaki altın, sikke, silah veya ticari yükün yüksek ekonomik değeri bulunması, batığın ticari amaçla serbestçe çıkarılabileceği anlamına gelmez. Arkeolojik bağlam, geminin kendisi kadar önemlidir. Eşyaların izinsiz çıkarılması, parçalanması veya satılması hem idarî hem de cezai sorumluluk doğurabilir.

Savaş gemisi batıkları ayrıca devlet dokunulmazlığı, askerî mezarlık niteliği ve bayrak devletinin hakları bakımından özel sorunlar doğurur. Bir savaş gemisinin batması, bayrak devletinin mülkiyet ve dokunulmazlık iddiasını her durumda ortadan kaldırmaz. İnsan kalıntılarının bulunduğu batıklarda onur, mezar dokunulmazlığı ve uluslararası iş birliği ilkeleri de gözetilmelidir.

Yetki, Uygulanacak Hukuk ve Uyuşmazlıklar

Batığın Türk liman idari sahasında veya Türk karasularında bulunması hâlinde Türk idarî makamlarının yetkisi açıktır. Liman başkanlığı seyir ve çevre güvenliği için emir verebilir, süre belirleyebilir ve gerektiğinde resen müdahale edebilir.

Batığın Türkiye’nin karasuları dışında fakat ekonomik menfaatlerinin etkilendiği bir bölgede bulunması hâlinde yetkinin kapsamı daha karmaşık hâle gelir. Bayrak devleti yetkisi, kıyı devletinin çevresel ve ekonomik hakları, açık deniz serbestileri ve uygulanabilir uluslararası sözleşmeler birlikte değerlendirilir. Nairobi Sözleşmesinin önemi özellikle bu noktada ortaya çıkar.

Enkaz kaldırma sözleşmesinden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarında taraflar uygulanacak hukuku, yetkili mahkemeyi veya tahkimi kararlaştırabilir. Ancak liman başkanının verdiği kaldırma, taşıma, imha veya satış kararları idarî işlem niteliğindedir. Bu işlemlere karşı başvuru yolu ve görevli yargı, işlemin kamu gücüne dayanan niteliğine göre belirlenir.

Kamu makamının enkazı kaldırması sonucunda yaptığı giderler için donatana başvurması, idarî işlemin yanında bir alacak uyuşmazlığı da doğurabilir. Giderlerin gerçekten yapılmış, gerekli ve tehlikeyle orantılı olup olmadığı tartışılabilir. Donatan, müdahalenin gereksiz veya maliyetin fahiş olduğunu ileri sürebilir; ancak açık ve yakın tehlike hâlinde idarenin takdir yetkisi geniştir.

Türk Hukukunda Düzenleme İhtiyacı

Türk hukukundaki Limanlar Kanunu ve Limanlar Yönetmeliği, liman idari sahalarındaki tehlikeli ve terk edilmiş gemiler bakımından etkili yetkiler içermektedir. Özellikle idarenin gemiyi kaldırma, nakletme, imha etme ve satma yetkisi ile kamu kaldırma giderlerinin önceliği uygulama bakımından önemlidir.

Bununla birlikte düzenlemeler ağırlıklı olarak liman idari sahalarına odaklanmaktadır. Türkiye’nin karasuları dışındaki deniz yetki alanlarında bulunan tehlikeli enkazların raporlanması, işaretlenmesi, kaldırılması, yabancı maliklere bildirim yapılması ve zorunlu sigorta teminatı konusunda daha kapsamlı bir sisteme ihtiyaç bulunmaktadır.

Nairobi Sözleşmesine katılım seçeneği değerlendirilirken Türkiye’nin 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne ilişkin tutumu ve deniz yetki alanı tezleri korunabilir. Katılım sırasında Sözleşmenin uygulama alanı, uyuşmazlık çözüm hükümleri ve karasularına genişletme seçeneği hakkında uygun beyanlar yapılması mümkündür.

Ulusal hukukta ayrıca belirli tonaj üzerindeki Türk bayraklı ve Türk limanlarına gelen yabancı gemiler için enkaz kaldırma sigortası veya mali güvence aranması düşünülebilir. Sigortacıya doğrudan başvuru hakkı, terk edilmiş ve mali gücü bulunmayan gemi şirketlerinden kaynaklanan tahsilat sorunlarını azaltabilir.

Sonuç

Batık gemilerin çıkarılması ve enkazın kaldırılması, yalnızca gemi malikinin özel mülkiyetini ilgilendiren teknik bir faaliyet değildir. Enkaz; deniz ulaşımını, çevreyi, limanları, balıkçılığı, kıyı tesislerini ve üçüncü kişilerin can ve mal güvenliğini etkileyebilir. Bu sebeple hukuk düzeni, mülkiyet hakkıyla kamu yararı arasında özel bir denge kurmaktadır.

Geminin batması, mülkiyet hakkını kendiliğinden sona erdirmez. Malik, enkaz üzerindeki hakkını korumakla birlikte, enkazın oluşturduğu risklerden ve kaldırma giderlerinden de sorumlu olabilir. Geminin terk edilmiş veya ekonomik değerini yitirmiş olması, donatanın kamu hukukundan doğan kaldırma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.

Türk hukukunda liman idari sahasındaki tehlikeli, batık, yarı batık, terk edilmiş veya atıl gemilerin kaldırılmasından öncelikle donatan ve gemi ilgilileri sorumludur. Liman başkanı en fazla kırk beş günlük süre verebilir; ilgililerin hareketsiz kalması hâlinde gemiyi resen kaldırabilir, imha ettirebilir veya sattırabilir. Ciddi ve yakın tehlike hâlinde ise haciz veya mahkeme tedbiri bulunsa dahi derhâl müdahale edilebilir.

Kamu kurumunun seyir güvenliği veya çevrenin korunması amacıyla yaptığı enkaz kaldırma giderleri, gemi üzerindeki diğer alacaklardan önce ödenir. Ayrıca Türk hukukunda enkaz kaldırma giderleri yönünden donatanın genel deniz alacakları sınırlama rejiminden yararlanması mümkün değildir. Bu durum, donatan bakımından ağır fakat kamu güvenliği yönünden güçlü bir sorumluluk sistemi oluşturmaktadır.

Nairobi Sözleşmesi; tehlikeli enkazların bildirilmesi, işaretlenmesi, kaldırılması, kayıtlı malikin kusursuz sorumluluğu ve zorunlu sigorta bakımından yeknesak bir uluslararası sistem sunmaktadır. Türkiye’nin liman idari sahalarına ilişkin ulusal düzenlemeleri önemli olmakla birlikte, karasuları dışındaki enkazlar ve zorunlu mali güvence bakımından Sözleşme modelinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

Gelecekte oluşturulacak etkili sistem; süratli idarî müdahale, açık sorumluluk kuralları, zorunlu sigorta, sigortacıya doğrudan başvuru, çevresel zararların önceliği ve tarihî batıkların korunmasını birlikte içermelidir. Böylece enkaz kaldırma maliyetlerinin kamu üzerinde kalması önlenirken deniz güvenliği ve çevre koruması da daha güçlü biçimde sağlanabilir.

Leave a Reply

Call Now Button