Single Blog Title

This is a single blog caption

ASKERÎ FAALİYETLER VE DENİZ MAYINLARININ HUKUKİ BOYUTU

ASKERÎ FAALİYETLER VE DENİZ MAYINLARININ HUKUKİ BOYUTU

I. Giriş

Denizler yalnızca ulaşım ve ticaret alanları değil; aynı zamanda devletlerin savunma, güvenlik ve askerî güç kullanma faaliyetlerini gerçekleştirdiği stratejik alanlardır. Savaş gemilerinin seyri, askerî tatbikatlar, istihbarat faaliyetleri, denizaltı operasyonları, abluka, denizden kuvvet kullanılması ve mayın döşeme faaliyetleri, devletlerin denizlerde gerçekleştirebildiği başlıca askerî faaliyetler arasında yer almaktadır.

Bununla birlikte bir askerî faaliyetin denizde gerçekleştirilmesi, bu faaliyeti kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez. Öncelikle faaliyetin Birleşmiş Milletler Şartı uyarınca kuvvet kullanma yasağına uygun olup olmadığı değerlendirilmelidir. Birleşmiş Milletler Şartı’nın 2/4. maddesi, devletlerin başka bir devletin ülke bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı kuvvet kullanmasını veya kuvvet kullanma tehdidinde bulunmasını yasaklamaktadır. Şart’ın 51. maddesi ise bir silahlı saldırının meydana gelmesi hâlinde bireysel veya kolektif meşru savunma hakkını saklı tutmaktadır. Bu nedenle deniz mayını döşeme faaliyeti, teknik ve operasyonel kurallara uygun gerçekleştirilmiş olsa bile, hukuka aykırı bir saldırı veya kuvvet kullanma eyleminin parçasıysa uluslararası hukuka uygun kabul edilemez.

Kuvvete başvurmanın hukuka uygunluğu ile kuvvet kullanılırken uyulması gereken kurallar birbirinden farklıdır. Bir devletin meşru savunma hakkına dayanması, kullanılacak her savaş aracını ve yöntemi hukuka uygun hâle getirmez. Meşru savunma kapsamında gerçekleştirilen bir deniz harekâtı da ayrım gözetme, orantılılık, askerî gereklilik, gereksiz acıya yol açmama, sivil deniz ulaşımına yönelik önlemleri alma ve çevresel zararları sınırlandırma yükümlülüklerine tabidir.

Deniz mayınları bakımından temel hukuki sorun, mayının döşendiği anda değil, çoğunlukla daha sonra ve mayını döşeyen kuvvetin doğrudan kontrolü dışında etkisini göstermesidir. Bu özellik, mayının hedef seçme kapasitesi, aktif kalma süresi, bulunduğu alanın ilan edilmesi, ticaret gemilerine açık güvenli güzergâh bırakılması ve çatışma sonrasında temizlenmesi gibi hususları hukuki değerlendirmenin merkezine yerleştirmektedir.

II. Deniz Mayını Kavramı ve Başlıca Mayın Türleri

Deniz mayını, denize, deniz yatağına veya su altındaki belirli bir noktaya yerleştirilen ve bir geminin yaklaşması, teması, manyetik alanı, akustik izi, basınç değişikliği ya da uzaktan verilen bir komut üzerine patlamak üzere tasarlanan patlayıcı bir düzenektir. Mayının çalışma biçimi, hedef tespit yeteneği ve kontrol edilebilirliği, hukuki değerlendirmenin sonucunu doğrudan etkiler.

Temas mayınları, bir geminin mayına fiziksel olarak temas etmesiyle patlar. 1907 tarihli VIII Sayılı Lahey Sözleşmesi esas olarak “otomatik denizaltı temas mayınlarını” düzenlemektedir. Bu nedenle Sözleşme’nin hazırlandığı dönemde bulunmayan gelişmiş akustik, manyetik, basınç duyarlı veya yazılım destekli mayın sistemlerinin bütün özelliklerini doğrudan kapsadığı söylenemez. Bununla birlikte Sözleşme’de yer alan sivil deniz ulaşımını koruma, kontrolsüz mayınları yasaklama, tehlikeli bölgeleri bildirme ve savaş sonunda temizleme esasları çağdaş mayın hukukunun temelini oluşturmaya devam etmektedir.

Demirli mayınlar, deniz yatağına bağlanmakla birlikte suyun belirli bir derinliğinde tutulur. Serbest yüzen mayınlar ise sabit bir noktaya bağlı değildir ve akıntılarla hareket edebilir. Bu mayınlar, döşendikleri alanın dışına çıkarak sivil gemilere veya tarafsız devletlerin deniz alanlarına ulaşabilecekleri için özellikle yüksek risk taşırlar. Kontrollü mayınlar, kıyıdan veya başka bir kontrol merkezinden verilen komutla patlatılır. Etki mayınları ise hedef geminin manyetik, akustik veya basınç izine göre harekete geçer. Modern sistemlerde belirli gemi profillerini tanıma, belirli sayıda gemi geçtikten sonra aktifleşme veya belirli bir süre sonunda kendiliğinden etkisizleşme özellikleri bulunabilir.

Hukuki bakımdan belirleyici olan, mayına verilen teknik isim değil; mayının askerî hedeflerle sivil gemileri ayırt edip edemediği, bulunduğu alanın kontrol edilip edilemediği ve aktifliğinin güvenli biçimde sona erdirilip erdirilemediğidir. Ayrım yapma kabiliyeti bulunmayan ve etkileri belirli bir askerî hedef veya alanla sınırlandırılamayan mayınların kullanılması, ayrım gözetmeyen savaş araçlarının yasaklanması ilkesiyle bağdaşmayabilir. Uluslararası insancıl hukukta niteliği gereği ayrım gözetmeyen araçların kullanılması yasaktır; ICRC’nin teamül hukuku çalışmasında kontrolsüz biçimde sürüklenen silahlı temas mayınları bu tartışma kapsamında örnek gösterilmektedir.

III. Barış Zamanında Askerî Faaliyetler ve Mayın Döşenmesi

Barış zamanında deniz mayını döşenmesi, silahlı çatışma dönemindeki kullanımdan farklı bir hukuki rejime tabidir. Bir devletin kendi iç sularında ve karasularında savunma amacıyla mayın bulundurması mutlak olarak yasak değildir. Ancak böyle bir faaliyetin uluslararası seyrüseferi tehlikeye düşürmemesi, yabancı gemilerin geçiş haklarını hukuka aykırı biçimde ortadan kaldırmaması ve gerekli uyarıların yapılması gerekir.

Kıyı devletinin egemenliği, karasularının su tabakasına, deniz yatağına, toprak altına ve üzerindeki hava sahasına uzanır. Bununla birlikte bu egemenlik, yabancı gemilerin zararsız geçiş hakkı ve diğer uluslararası hukuk kurallarıyla sınırlandırılmıştır. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne göre bütün devletlerin gemileri karasularından zararsız geçiş hakkından yararlanır. Kıyı devleti, bildiği seyrüsefer tehlikelerini uygun biçimde ilan etmekle yükümlüdür.

Yabancı bir savaş gemisinin başka bir devletin karasularında mayın döşemesi, olağan geçiş faaliyeti olarak nitelendirilemez. BMDHS’nin 19. maddesi uyarınca silahla tatbikat yapılması, askerî araçların denize bırakılması, kıyı devletinin savunmasına ilişkin bilgi toplanması veya geçişle doğrudan ilgisi bulunmayan diğer faaliyetler zararsız geçiş niteliğini ortadan kaldırır. Bu nedenle kıyı devletinin rızası olmadan gerçekleştirilen mayın döşeme faaliyeti, yalnızca zararsız geçiş rejiminin ihlali değil, olayın özelliklerine göre kıyı devletinin egemenliğine yönelik hukuka aykırı müdahale veya kuvvet kullanma eylemi olarak da değerlendirilebilir.

Kıyı devletinin kendi karasularında gerçekleştireceği mayın tatbikatları da sınırsız değildir. BMDHS, kıyı devletine güvenliği bakımından zorunlu olan belirli alanlarda zararsız geçişi geçici olarak askıya alma yetkisi tanımaktadır. Ancak askıya alma ayrımcı olmamalı, belirli alanlarla sınırlı kalmalı ve önceden uygun biçimde ilan edilmelidir. Dolayısıyla barış zamanında yapılan bir mayın tatbikatında denizcilere duyuru yayımlanması, alanın koordinatlarının belirlenmesi, tatbikat süresinin açıklanması, deniz trafik makamlarıyla koordinasyon sağlanması ve faaliyet sonunda mayınların eksiksiz biçimde kaldırılması gerekir.

Münhasır ekonomik bölgede askerî faaliyetlerin kapsamı daha tartışmalıdır. Kıyı devletinin bu bölgede tam egemenliği bulunmaz; doğal kaynakların araştırılması ve işletilmesi, yapay adalar ve tesisler, deniz bilimsel araştırmaları ve deniz çevresinin korunması bakımından belirli egemen hak ve yetkileri vardır. Diğer devletler ise seyrüsefer, uçuş ve bunlarla bağlantılı uluslararası hukuka uygun deniz kullanım özgürlüklerinden yararlanır. Her iki taraf da diğerinin haklarına gerekli özeni göstermek zorundadır.

Bu çerçevede bir devletin başka bir devletin münhasır ekonomik bölgesinde gerçek deniz mayınlarıyla tatbikat yapması, sadece “seyrüsefer serbestisi” gerekçesiyle açıklanamaz. Tatbikatın kıyı devletinin petrol ve doğal gaz tesislerini, denizaltı kablolarını, balıkçılık faaliyetlerini veya çevresel menfaatlerini tehlikeye düşürmesi hâlinde gerekli özen yükümlülüğü ihlal edilmiş olabilir. Kullanılan sistemlerin aktif savaş mayını niteliğinde olması, faaliyetin önceden bildirilmemesi veya seyrüsefer tehlikesi yaratması, hukuka aykırılık değerlendirmesini ağırlaştırır.

Açık denizlerde askerî tatbikat yapılması, açık deniz serbestileri kapsamında değerlendirilebilir. Bununla birlikte açık deniz serbestileri de diğer devletlerin haklarına gerekli özen gösterilerek kullanılmalıdır. Tatbikat amacıyla bırakılan mayınların kontrolsüz biçimde aktif kalması, uluslararası deniz yollarını kapatması veya sivil gemiler için öngörülemeyen risk yaratması, açık deniz serbestisinin hukuka uygun kullanımı sayılamaz. Açık denizlerin tüm devletlere açık olması, bir devlete denizin belirli bir bölümünü tehlikeli ve kullanılamaz hâle getirme yetkisi vermez.

IV. Silahlı Çatışmalarda Deniz Mayınlarının Kullanılması

Silahlı çatışma sırasında deniz mayını kullanılması mutlak biçimde yasaklanmış değildir. Mayınlar düşman savaş gemilerini engellemek, askerî limanları korumak, deniz çıkarma harekâtını önlemek veya düşman kuvvetlerinin hareket alanını sınırlandırmak gibi meşru askerî amaçlarla kullanılabilir. Ancak mayının meşru bir askerî işleve sahip olması, kullanım biçiminin otomatik olarak hukuka uygun olduğu anlamına gelmez.

1907 tarihli VIII Sayılı Lahey Sözleşmesi, kontrol edilmeyen serbest yüzen otomatik temas mayınlarının, onları bırakan kişinin kontrolünden çıktıktan sonra en fazla bir saat içinde zararsız hâle gelmedikleri sürece kullanılmasını yasaklamaktadır. Ayrıca demirinden kopan sabit temas mayınlarının kopar kopmaz zararsız hâle gelmesi gerekir. Hedefini kaçıran torpidoların da zararsız hâle gelecek şekilde tasarlanması öngörülmüştür.

Sözleşme, düşman kıyıları ve limanları önünde sırf ticari deniz ulaşımını kesmek amacıyla otomatik temas mayınları döşenmesini yasaklamaktadır. Buradaki “sırf” ibaresi, hükmün uygulama alanını daraltmaktadır. Mayın döşeyen devlet, faaliyetin ticareti engellemenin yanında askerî bir amaca da hizmet ettiğini ileri sürebilir. Buna rağmen hüküm, ticaret gemilerinin doğrudan ve bağımsız hedef hâline getirilmesini yasaklayan temel yaklaşımı ortaya koymaktadır.

Deniz mayını kullanımı, uluslararası insancıl hukukun ayrım gözetme ilkesine tabidir. Taraflar her zaman askerî hedeflerle sivil kişiler ve sivil nesneler arasında ayrım yapmak zorundadır. Bir mayın tarlası yalnızca düşman savaş gemilerinin bulunduğu veya askerî harekât bakımından somut önem taşıyan bir alanda kullanılabilir. Yoğun ticaret gemisi trafiğinin bulunduğu bir deniz yoluna, hangi gemiyi vuracağı öngörülemeyen mayınlar bırakılması ayrım gözetmeyen saldırı yasağına aykırı olabilir.

Mayınların askerî hedefe yönelmiş olması yanında beklenen sivil zararla elde edilmesi öngörülen somut ve doğrudan askerî avantaj arasında orantısızlık bulunmamalıdır. Örneğin sınırlı askerî değeri bulunan tek bir geminin geçişini engellemek amacıyla, yüzlerce ticaret gemisinin kullandığı bir boğazın veya liman yaklaşım kanalının uzun süre kapatılması orantılılık ilkesi bakımından sorun doğurabilir.

Mayın döşeyen tarafın uygulanabilir bütün önlemleri alması gerekir. Bu kapsamda hedef seçebilen sistemlerin tercih edilmesi, mayınların aktiflik süresinin sınırlandırılması, konumlarının kaydedilmesi, güvenli geçiş kanallarının oluşturulması, tehlike bölgelerinin duyurulması ve sivil deniz trafiğinin alternatif rotalara yönlendirilmesi önem taşır. Askerî gereklilik, alınması mümkün olan sivil koruma önlemlerinden vazgeçilmesini haklı göstermez.

 

V. Bildirim, İşaretleme ve Tehlike Alanlarının İlanı

Deniz mayını kullanımında bildirim yükümlülüğü, sivil deniz ulaşımının korunmasının temel araçlarından biridir. 1907 tarihli VIII Sayılı Lahey Sözleşmesi’ne göre demirli otomatik temas mayınları kullanıldığında barışçıl deniz ulaşımının güvenliği için mümkün olan bütün önlemler alınmalıdır. Mayınlar sınırlı süre içinde zararsız hâle getirilmeli; gözetim dışına çıkmaları durumunda askerî zorunlulukların izin verdiği en kısa zamanda tehlikeli bölgeler gemi sahiplerine ve diplomatik yollarla devletlere bildirilmelidir.

Bildirim yapılması, mayın döşemenin diğer şartlar bakımından hukuka aykırılığını ortadan kaldırmaz. Başka bir devletin karasularına hukuka aykırı biçimde mayın döşeyen devlet, yalnızca koordinatları duyurarak eylemini hukuka uygun hâle getiremez. Aynı şekilde ayrım gözetmeyen veya orantısız sonuç doğuran bir mayın tarlası da ilan edilmiş olması sebebiyle hukuka uygun kabul edilemez.

Bununla birlikte bildirim yapılmaması, özellikle sivil gemilerin zarar görmesi hâlinde devletin sorumluluğunu ağırlaştıran önemli bir unsur olabilir. Uluslararası Adalet Divanının Korfu Boğazı davası, bir devletin kendi sularındaki mayın tehlikesini bildiği veya bilmesi gerektiği durumlarda deniz ulaşımını uyarmaması meselesi bakımından temel öneme sahiptir. Dava, 1946 yılında İngiliz savaş gemilerinin Kuzey Korfu Kanalı’ndaki mayınlara çarpması üzerine ortaya çıkmış; Divan, deniz tehlikesinin bildirilmesi ve yabancı gemilerin uyarılması yükümlülüklerini değerlendirmiştir.

Bildirimlerin uygulanabilir ve yeterince açık olması gerekir. Yalnızca geniş bir deniz alanının “tehlikeli” olduğunun açıklanması, ticaret gemilerinin güvenli rota belirlemesine imkân vermeyebilir. Bildirimde tehlikenin yaklaşık koordinatları, geçerli olduğu süre, güvenli geçiş koridorları ve ilgili deniz trafik makamlarıyla iletişim bilgileri yer almalıdır. Bununla birlikte mayınları etkisiz hâle getirecek teknik detayların açıklanması beklenmez.

VI. Tarafsız Devletler ve Tarafsız Deniz Ulaşımı

Tarafsızlık hukuku, bir silahlı çatışmaya katılmayan devletlerin ülkesinin ve deniz alanlarının savaşan taraflarca askerî operasyon alanı olarak kullanılmasını engeller. Tarafsız devletin iç suları ve karasuları, savaşan devletlerin saldırı, takip, mayın döşeme veya askerî üs kurma faaliyetlerine kapalıdır.

1907 tarihli VIII Sayılı Lahey Sözleşmesi, kendi kıyıları önünde otomatik temas mayınları döşeyen tarafsız devletlerin de savaşan devletlere yüklenen güvenlik tedbirlerine uymasını öngörmektedir. Tarafsız devlet, mayınların bulunduğu yerleri önceden gemi sahiplerine bildirmeli ve diplomatik yollardan diğer devletlere duyurmalıdır.

Tarafsız bir devlet, kendi savunması amacıyla karasularına mayın döşeyebilir. Ancak mayınların savaşan taraflardan yalnızca birinin gemilerini hedef alacak biçimde kullanılması, tarafsızlık yükümlülükleriyle bağdaşmayabilir. Savunma önlemleri tarafsız ve ayrım gözetmeyen biçimde uygulanmalı; devletin kıyılarını, limanlarını veya kritik tesislerini bütün savaşan taraflara karşı koruma amacı taşımalıdır.

Tarafsız ticaret gemileri, sırf tarafsız bayrak taşımaları sebebiyle her koşulda mutlak korumadan yararlanmaz. Bir tarafsız ticaret gemisinin düşman adına askerî faaliyette bulunması, mayın döşemesi, mayın temizleme faaliyetlerine askerî amaçla katılması veya düşman kuvvetlerine doğrudan istihbarat sağlaması hâlinde hukuki statüsü değişebilir. Ancak olağan ticari faaliyetini sürdüren tarafsız gemilerin deniz mayınlarıyla ayrım gözetmeksizin tehlikeye atılması hukuka uygun değildir.

VII. Uluslararası Boğazlar ve Türk Boğazları

Uluslararası seyrüseferde kullanılan boğazlarda mayın döşenmesi, boğazların dar yapısı ve yoğun deniz trafiği nedeniyle özellikle ağır sonuçlar doğurur. BMDHS’deki transit geçiş rejiminde gemiler ve hava araçları, boğazdan kesintisiz ve süratli biçimde geçme hakkına sahiptir. Boğaza kıyıdaş devletler transit geçişi engelleyemez ve bildikleri seyrüsefer tehlikelerini uygun biçimde duyurmakla yükümlüdür. Transit geçiş sırasında gemilerin kuvvet kullanma tehdidinden ve normal geçiş biçimleriyle ilgisi bulunmayan faaliyetlerden kaçınması gerekir.

Bir savaş gemisinin transit geçiş sırasında mayın bırakması, normal ve kesintisiz geçiş faaliyeti sayılamaz. Böyle bir eylem, kıyıdaş devletlerin egemenliğini, boğazdaki güvenliği ve uluslararası deniz ulaşımını doğrudan etkiler. Öte yandan boğaza kıyıdaş devletin de genel güvenlik gerekçesiyle boğazı süresiz ve bütünüyle mayınlaması, transit geçiş hakkını fiilen ortadan kaldırabilir.

Türk Boğazları bakımından genel BMDHS transit geçiş rejiminden farklı olarak 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin özel rejimi uygulanır. Montrö Sözleşmesi ticaret gemilerinin geçiş serbestisini esas almakta; savaş gemilerinin geçişini ise geminin türü, tonajı, bayrak devleti, Karadeniz’e kıyıdaş olup olmaması ve savaş durumuna göre sınırlamaktadır. Türkiye, savaş gemilerinin geçişlerine ilişkin bildirim ve denetim yetkilerini Sözleşme çerçevesinde kullanmaktadır.

Türk Boğazlarında deniz mayını bulunması, yalnızca askerî güvenlik meselesi değildir. İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının yoğun ticaret trafiği, akıntıları, dar geçiş alanları ve kıyı yerleşimlerine yakınlığı sebebiyle tek bir mayın dahi büyük ölçekli seyrüsefer ve çevre riski yaratabilir. Bu nedenle mayın tespiti hâlinde deniz trafiğinin geçici olarak düzenlenmesi, bölgenin ilan edilmesi, mayın avlama ve temizleme faaliyetlerinin yürütülmesi ve ticaret gemilerinin alternatif bekleme alanlarına yönlendirilmesi gerekir.

Montrö Sözleşmesi savaş ve barış dönemlerinde savaş gemileri bakımından farklı rejimler kurduğundan, Türk Boğazlarında savunma amacıyla mayın kullanılması da Türkiye’nin savaşan veya tarafsız devlet olmasına, yakın savaş tehdidinin bulunup bulunmamasına ve ticaret gemilerinin geçiş haklarına göre değerlendirilmelidir. Her durumda alınacak tedbirlerin Sözleşme’nin özel hükümleriyle, uluslararası insancıl hukukla ve sivil deniz ulaşımının güvenliğiyle uyumlu olması gerekir.

VIII. Çatışma Sonrasında Mayın Temizleme Yükümlülüğü

Deniz mayınlarının en ağır hukuki sonuçlarından biri, çatışmalar sona erdikten sonra da tehlike yaratmaya devam etmeleridir. Aktif kalan bir mayın, yıllar sonra balıkçı gemilerine, ticaret gemilerine, deniz bilimsel araştırma araçlarına veya çevredeki tesislere zarar verebilir.

1907 tarihli VIII Sayılı Lahey Sözleşmesi’nin 5. maddesine göre savaşın sona ermesinden sonra taraflar döşedikleri mayınları kaldırmak için ellerinden gelen çabayı göstermek zorundadır. Her devlet kendi döşediği mayınları temizlemeli; karşı tarafın kıyıları önüne döşediği mayınların konumlarını bildirmelidir. Devletler kendi sularında bulunan mayınları mümkün olan en kısa sürede kaldırmalıdır.

Mayın temizleme yükümlülüğü, savaşın sona ermesiyle ortadan kalkmaz. Aksine çatışma sonrasındaki temel yükümlülüklerden biri hâline gelir. Mayınları döşeyen devletin konum kayıtlarını paylaşmaması, temizleme çalışmalarına teknik destek vermemesi veya bilinen tehlikeleri bildirmemesi, devam eden uluslararası sorumluluğa yol açabilir.

Mayınların hangi devlet tarafından döşendiğinin belirlenemediği durumlarda kıyı devleti, bayrak devletleri ve uluslararası kuruluşlar arasında iş birliği yapılması gerekir. Temizleme operasyonları sırasında ticari deniz ulaşımının tamamen durdurulması yerine, güvenli koridorlar oluşturulması ve düzenli seyir duyuruları yayımlanması önem taşır.

Mayın temizleme gemileri de çatışma sırasında özel risk altındadır. Bir mayın temizleme faaliyeti doğrudan savaşan tarafın askerî harekâtına hizmet ediyorsa ilgili araç askerî hedef niteliği kazanabilir. Buna karşılık çatışma sonrasında sivil deniz ulaşımını yeniden güvenli hâle getirmek amacıyla yürütülen insani nitelikteki temizleme faaliyetlerine saldırılması, olayın şartlarına göre uluslararası insancıl hukuk ihlali oluşturabilir.

IX. Deniz Çevresine Verilen Zararlar

Deniz mayınları yalnızca gemilere ve insanlara değil, deniz çevresine de zarar verebilir. Patlamalar deniz memelileri, balık popülasyonları, deniz yatağı, mercanlar, su altı kültür varlıkları ve kıyı ekosistemleri üzerinde olumsuz etkiler doğurabilir. Mayının petrol tankeri, kimyasal madde taşıyan gemi veya denizaltı boru hattına zarar vermesi hâlinde ikincil ve çok daha büyük bir çevre felaketi meydana gelebilir.

1977 tarihli I No.lu Ek Protokol’ün 55. maddesi, savaş sırasında doğal çevrenin yaygın, uzun süreli ve ağır zararlara karşı korunması için özen gösterilmesini ve doğal çevreye bu nitelikte zarar vermesi beklenen savaş araçlarının kullanılmamasını öngörmektedir.

Bu düzenlemedeki “yaygın, uzun süreli ve ağır” eşik oldukça yüksektir ve bütün çevre zararlarını kapsamamaktadır. Bununla birlikte mayın kullanımı ayrım, orantılılık ve önlem alma ilkeleri bakımından ayrıca değerlendirilir. Bir mayın tarlasının çevresel etkileri yüksek eşiklere ulaşmasa bile beklenen askerî avantajla karşılaştırıldığında aşırı zarar doğuruyorsa hukuka aykırı olabilir.

Devletler mayın döşenecek alanlarda denizaltı enerji hatlarını, petrol ve doğal gaz tesislerini, yoğun tanker güzergâhlarını ve hassas ekosistemleri dikkate almak zorundadır. Özellikle uzun süre aktif kalabilecek mayın sistemlerinde çevresel risk değerlendirmesi yalnızca ilk döşeme anına göre değil, çatışmanın sona ermesinden sonraki dönem de dikkate alınarak yapılmalıdır.

X. Devlet Sorumluluğu ve Zararların Tazmini

Deniz mayınlarının hukuka aykırı biçimde döşenmesi veya bilinen mayın tehlikesinin bildirilmemesi, ilgili devletin uluslararası sorumluluğunu doğurabilir. Fiilin devletin silahlı kuvvetleri, resmî organları veya devlet adına hareket eden kişiler tarafından gerçekleştirilmesi hâlinde davranış devlete isnat edilir.

Devletin sorumluluğu yalnızca mayını bizzat döşemesi hâlinde doğmaz. Kendi karasularındaki mayınların varlığını bildiği hâlde yabancı gemileri uyarmaması, özel veya silahlı grupların mayın döşemesini önlemek için gerekli tedbirleri almaması ya da etkili kontrolü altındaki alanlarda mayın temizleme yükümlülüğünü ihmal etmesi de sorumluluğa yol açabilir.

Zararların kapsamına geminin onarım veya kayıp bedeli, yük zararı, kurtarma ve enkaz kaldırma giderleri, ölüm ve yaralanmadan kaynaklanan talepler, çevre temizleme masrafları, balıkçılık ve turizm kayıpları ile limanların kapanmasından doğan ekonomik zararlar girebilir. Bununla birlikte her zarar kalemi bakımından nedensellik bağı, zararın öngörülebilirliği ve zarar gören tarafın kendi davranışının etkisi ayrıca değerlendirilmelidir.

Savaş gemileri devlet bağışıklığından yararlanmakla birlikte bu durum bayrak devletinin uluslararası sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. BMDHS’de de savaş gemisinin kıyı devletinin düzenlemelerine aykırı davranması sonucunda doğan kayıp ve zararlardan bayrak devletinin sorumluluğu kabul edilmektedir.

Bireysel ceza sorumluluğu bakımından ise deniz mayınlarının sivillere veya sivil gemilere bilerek yöneltilmesi, ayrım gözetmeyen saldırı kapsamında kullanılması veya orantısız sivil zararın bilerek göze alınması, olayın özelliklerine ve uygulanacak hukuka göre savaş suçu tartışması doğurabilir. Ancak her mayın kazası kendiliğinden savaş suçu oluşturmaz. Failin kastı, hedef seçimi, alınan önlemler, beklenen askerî avantaj ve öngörülen sivil zarar birlikte incelenmelidir.

XI. Deniz Ticareti Hukuku Bakımından Sonuçlar

Deniz mayınları deniz ticaretini yalnızca gemilere fiziksel zarar vererek etkilemez. Bir bölgede mayın bulunduğuna ilişkin güvenilir ihbar dahi limanların kapanmasına, taşıma rotalarının değişmesine, navlun bedellerinin ve sigorta primlerinin yükselmesine, teslim sürelerinin uzamasına ve sözleşmelerin ifasında güçlük yaşanmasına yol açabilir.

Bir taşıma sözleşmesinde kararlaştırılan limanın mayın tehlikesi nedeniyle güvenli olmaktan çıkması hâlinde taşıyanın o limana gitme yükümlülüğü yeniden değerlendirilir. Çarter sözleşmelerinde limanın güvenli liman niteliği, alternatif liman tayini, savaş rizikosu hükümleri, rota değiştirme yetkisi, ek yakıt ve bekleme giderlerinin hangi tarafa ait olacağı önem kazanır.

Gemi malikinin veya kaptanın resmî mayın uyarılarına rağmen makul bir gerekçe olmadan tehlikeli bölgeye girmesi, sigorta ve sorumluluk uyuşmazlıklarında kusur değerlendirmesine konu olabilir. Buna karşılık yetkili makamların bildirim yapmaması veya mayın alanının yanlış gösterilmesi hâlinde kaptanın tehlikeyi öngörememesi mümkündür.

Deniz sigortalarında mayın zararları çoğunlukla olağan deniz rizikolarından ayrı biçimde savaş rizikoları kapsamında değerlendirilir. Poliçenin kapsamı, savaş, iç savaş, düşmanca hareket, mayın, torpido, terk edilmiş savaş silahları ve terör eylemleri bakımından ayrı ayrı incelenmelidir. Özellikle çatışma yıllar önce sona ermiş olsa bile eski bir savaş mayınının patlamasından doğan zararın hangi teminat kapsamında kaldığı poliçe hükümlerine göre uyuşmazlık yaratabilir.

Mayın sebebiyle geminin batması veya seyrüsefere engel hâle gelmesi durumunda enkaz kaldırma, kurtarma, müşterek avarya, yük zararı ve çevre kirliliği sorunları birlikte ortaya çıkabilir. Kaptanın gemiyi ve yükü ortak tehlikeden korumak amacıyla yaptığı olağanüstü ve makul fedakârlıklar müşterek avarya kapsamında değerlendirilebilir. Geminin kurtarılması için verilen profesyonel kurtarma hizmetleri de kurtarma ücretine hak kazandırabilir.

Mayın tehdidinin bulunduğu bölgelerde taşıyan, donatan, çarterer, yük ilgilileri ve sigortacılar arasındaki sözleşmelerde savaş rizikosu maddelerinin açık biçimde düzenlenmesi gerekir. Kaptanın tehlikeli alana girmeyi reddetme yetkisi, alternatif liman, yükün boşaltılması, ek navlun, gecikme, sözleşmenin sona erdirilmesi ve sigorta teminatının devamı önceden belirlenmelidir.

XII. Sonuç

Deniz mayınları uluslararası hukukta mutlak biçimde yasaklanmış savaş araçları değildir. Bununla birlikte mayınların hukuka uygun kullanımı, sıkı şartlara bağlanmıştır. Bir deniz mayınının meşru askerî amaca yönelmesi; askerî hedeflerle sivil gemileri ayırt edebilmesi; etkilerinin belirli bir alan ve zamanla sınırlandırılması; kontrol kaybı hâlinde zararsız hâle gelmesi; konumunun kaydedilmesi; gerektiğinde ilan edilmesi ve çatışma sonrasında temizlenmesi gerekir.

Deniz mayını kullanımının hukuka uygunluğu iki aşamalı değerlendirilmelidir. Öncelikle mayın döşeme faaliyetinin Birleşmiş Milletler Şartı bakımından hukuka uygun bir kuvvet kullanma veya meşru savunma eyleminin parçası olup olmadığı belirlenmelidir. Daha sonra kullanım biçiminin uluslararası insancıl hukukun ayrım, orantılılık, askerî gereklilik ve önlem alma ilkelerine uygunluğu incelenmelidir.

Barış zamanında başka bir devletin karasularına rızası dışında mayın döşenmesi, kıyı devletinin egemenliğinin ağır ihlalini oluşturabilir. Karasularından geçen yabancı savaş gemisinin mayın bırakması zararsız geçiş kapsamında değerlendirilemez. Münhasır ekonomik bölgede ve açık denizde gerçekleştirilen askerî faaliyetler de sivil seyrüsefer, kıyı devletinin kaynak hakları, deniz tesisleri ve çevre bakımından gerekli özen yükümlülüğüne tabidir.

1907 tarihli VIII Sayılı Lahey Sözleşmesi teknolojik bakımdan eski bir düzenleme olmasına rağmen kontrolsüz mayınların yasaklanması, ticaret gemilerinin korunması, tehlikeli alanların bildirilmesi ve savaş sonunda mayınların temizlenmesi ilkeleri bakımından önemini sürdürmektedir. San Remo El Kitabı ise gelişen mayın teknolojilerini ve çağdaş deniz savaş hukukunu dikkate alan daha kapsamlı bir değerlendirme çerçevesi sunmaktadır.

Tarafsız devletlerin karasuları savaşan tarafların mayınlama faaliyetlerine kapalıdır. Uluslararası boğazların mayınlanması ise yalnızca kıyı devletlerini değil, uluslararası toplumun seyrüsefer menfaatlerini etkiler. Türk Boğazları bakımından Montrö Sözleşmesi’nin özel rejimi, Türkiye’nin güvenlik yetkileri ile ticaret gemilerinin geçiş serbestisi arasında temel hukuki dengeyi oluşturmaktadır.

Deniz mayınlarından doğan sorumluluk yalnızca savaş dönemiyle sınırlı değildir. Çatışma sonrasında temizlenmeyen, kaydı tutulmayan veya konumu bildirilmeyen mayınlar yıllar boyunca sivil deniz ulaşımını ve çevreyi tehdit edebilir. Bu nedenle mayın döşeyen devletin yükümlülüğü, mayının suya bırakılmasıyla başlayıp çatışmanın sona ermesiyle bitmez; mayının güvenli biçimde etkisizleştirilmesine ve deniz alanının yeniden güvenli hâle getirilmesine kadar devam eder.

Sonuç olarak deniz mayınları, askerî gereklilik ile insani ve ticari menfaatler arasındaki dengenin en hassas olduğu savaş araçlarından biridir. Hukuka uygun mayın kullanımı, yalnızca askerî hedefi vurma amacıyla değil; sivil gemilerin korunması, tarafsız devletlerin haklarına saygı, deniz çevresinin muhafazası, şeffaf bildirim ve etkili temizleme yükümlülükleriyle birlikte değerlendirilmelidir.

Leave a Reply

Call Now Button