Single Blog Title

This is a single blog caption

Doğum Hatası Nedeniyle Anne ve Bebeğin Tazminat Hakları

Doğum Hatası Nedir?

Doğum hatası, gebelik takibi, doğum öncesi değerlendirme, doğum yöntemi seçimi, doğum sırasında müdahale, sezaryen kararı, bebek kalp atışlarının takibi, anneye yapılan tıbbi işlemler veya doğum sonrası bakım sürecinde tıp kurallarına aykırı davranılması nedeniyle anne veya bebeğin zarar görmesidir. Uygulamada bu tür olaylar tıbbi malpraktis, doktor hatası, doğumda ihmal, sezaryen kararında gecikme, bebekte oksijensiz kalma veya doğum hatası nedeniyle tazminat davası olarak adlandırılmaktadır.

Doğum, hem anne hem de bebek bakımından tıbbi açıdan hassas ve riskli bir süreçtir. Her olumsuz doğum sonucu otomatik olarak doktor hatası anlamına gelmez. Bazı komplikasyonlar, gebeliğin veya doğumun doğal riskleri içinde ortaya çıkabilir. Ancak doktor, ebe, hemşire, anestezi ekibi veya hastane organizasyonu gerekli dikkat ve özeni göstermemişse; riskler zamanında fark edilmemişse; doğum yöntemi hatalı seçilmişse; sezaryen kararı gecikmişse; anne ve bebek yeterince takip edilmemişse tazminat sorumluluğu gündeme gelebilir.

Hasta Hakları Yönetmeliği, sağlık hizmeti verilen resmi ve özel bütün kurumları kapsamakta; hastaların insan haysiyetine uygun şekilde sağlık hizmeti almasını, tıbbi müdahalelerde rıza ve bilgilendirme ilkelerinin korunmasını ve hak ihlallerine karşı hukuki korunma yollarının kullanılabilmesini amaçlamaktadır. Bu nedenle doğum hatası, yalnızca tıbbi bir değerlendirme konusu değil, aynı zamanda hasta hakları, malpraktis hukuku ve tazminat hukuku bakımından da önemli bir uyuşmazlık alanıdır.

Doğum Hatası Hangi Durumlarda Gündeme Gelir?

Doğum hatası birçok farklı aşamada ortaya çıkabilir. Hata bazen gebelik takibi sırasında başlar, bazen doğum esnasında meydana gelir, bazen de doğumdan sonra anne veya bebeğin takip edilmemesi nedeniyle ağır sonuç doğurur. Bu nedenle doğum hatası dosyalarında yalnızca doğum anına değil, gebeliğin başından itibaren bütün tıbbi sürece bakılmalıdır.

Gebelik döneminde gerekli ultrason kontrollerinin yapılmaması, riskli gebeliğin fark edilmemesi, bebekte gelişim geriliği veya anomalinin gözden kaçırılması, annenin tansiyon, diyabet, enfeksiyon veya kanama risklerinin yeterince takip edilmemesi doğum hatasına zemin hazırlayabilir. Doğum anında ise bebeğin kalp atışlarının yeterince izlenmemesi, NST veya diğer takip bulgularının yanlış değerlendirilmesi, normal doğumda ısrar edilmesi, sezaryen kararında gecikilmesi, vakum veya forseps gibi müdahalelerin hatalı uygulanması, doğum kanalında bebeğin sıkışması, omuz distosisi yönetiminde hata yapılması veya bebeğin oksijensiz kalmasına zamanında müdahale edilmemesi tazminat davasına konu olabilir.

Doğumdan sonra da sorumluluk devam eder. Yenidoğan bebeğin yoğun bakım ihtiyacının fark edilmemesi, solunum sıkıntısına geç müdahale edilmesi, sarılık, enfeksiyon, düşük kan şekeri veya nörolojik bulguların takip edilmemesi, annenin doğum sonrası kanama veya enfeksiyon belirtilerinin önemsenmemesi gibi durumlar da doğum hatası kapsamında değerlendirilebilir.

Normal Doğumda Israr ve Geç Sezaryen Kararı

Doğum hatası davalarında en sık karşılaşılan iddialardan biri, normal doğumda gereğinden fazla ısrar edilmesi ve sezaryen kararının geç verilmesidir. Normal doğum tıbben uygun şartlarda tercih edilebilir; ancak bazı hallerde anne veya bebek açısından riskler ortaya çıktığında sezaryene geçilmesi gerekebilir. Risk belirgin hale geldiği halde normal doğumda ısrar edilmesi, bebeğin oksijensiz kalmasına, doğum travmasına, beyin hasarına veya anne yönünden ağır kanama ve organ zararlarına neden olabilir.

Bebeğin kalp atışlarında bozulma, doğumun ilerlememesi, bebeğin doğum kanalında sıkışması, annenin pelvis yapısının uygun olmaması, iri bebek şüphesi, plasenta sorunları, makat geliş, çoğul gebelik, önceki sezaryen öyküsü veya annenin hayati risk taşıyan hastalıkları gibi durumlarda doğum şekli dikkatle değerlendirilmelidir. Burada hekimin görevi, tek bir doğum yönteminde ısrar etmek değil, anne ve bebek için en güvenli tıbbi seçeneği zamanında belirlemektir.

Yargıtay’ın doğum sırasında bebeğin oksijensiz kaldığı iddiasına ilişkin bir kararında, davacılar gebelik takibinin ve doğumun özel hastanede yapıldığını, normal doğum denenirken kalp atışlarında düzensizlik üzerine sezaryen kararı alındığını, bebekte doğum sonrasında morarma ve gelişim sorunları ortaya çıktığını ileri sürmüştür. Yargıtay bu tür teknik dosyalarda konusunda uzman bilirkişi kurulundan rapor alınmasının önemini vurgulamıştır.

Bebekte Oksijensiz Kalma ve Kalıcı Zarar

Doğum hatası denildiğinde en ağır sonuçlardan biri bebeğin doğum sırasında oksijensiz kalmasıdır. Tıbbi olarak perinatal asfiksi olarak da ifade edilen bu durum, bebeğin doğum öncesinde, doğum sırasında veya doğumdan hemen sonra yeterli oksijen alamaması nedeniyle beyin ve organ hasarı yaşamasına yol açabilir. Böyle bir zarar, bebeğin hayatı boyunca sürecek bedensel ve zihinsel engellere neden olabilir.

Bebekte oksijensiz kalma iddiasında şu hususlar özellikle incelenir: Gebelik takibinde risk bulguları var mıydı? Doğum sırasında bebek kalp atışları düzenli izlendi mi? NST kayıtları doğru değerlendirildi mi? Doğumun uzadığı fark edildi mi? Sezaryen kararı zamanında verildi mi? Bebek doğduktan sonra canlandırma işlemleri doğru ve hızlı yapıldı mı? Yenidoğan yoğun bakım süreci uygun şekilde yönetildi mi?

Bebekte beyin hasarı, serebral palsi, epilepsi, gelişim geriliği, motor fonksiyon kaybı, görme veya işitme kaybı gibi ağır sonuçlar ortaya çıkmışsa, doğum sürecindeki tıbbi kayıtlar son derece önemlidir. Bebeğin doğum öncesi durumu, doğum anındaki kalp atışları, Apgar skorları, kan gazı değerleri, yoğun bakım kayıtları, nörolojik değerlendirmeler ve görüntüleme sonuçları birlikte incelenmelidir.

Bu tür davalarda yalnızca “bebek zarar gördü” demek yeterli değildir. Zarar ile doğum sürecindeki tıbbi hata arasında illiyet bağı kurulmalıdır. Ancak hastane kayıtlarının eksik tutulması, NST kayıtlarının dosyada bulunmaması, doğum eylemi gözlem formlarının yetersiz olması veya yoğun bakım kayıtlarının çelişkili olması halinde bu eksiklikler ayrıca dava stratejisinde değerlendirilmelidir.

Annenin Doğum Hatası Nedeniyle Uğrayabileceği Zararlar

Doğum hataları yalnızca bebeği değil, anneyi de ağır şekilde etkileyebilir. Doğum sırasında veya doğum sonrasında annenin hayatını tehdit eden kanama, rahim yırtılması, enfeksiyon, organ hasarı, idrar veya dışkı kaçırma, sinir hasarı, kalıcı ağrı, psikolojik travma, doğurganlığın kaybı veya rahmin alınması gibi sonuçlar ortaya çıkabilir.

Annenin zarar gördüğü dosyalarda özellikle doğum öncesi risklerin değerlendirilip değerlendirilmediği, doğum sırasında annenin vital bulgularının takip edilip edilmediği, kanama bulgularına zamanında müdahale edilip edilmediği, sezaryen veya normal doğum tekniğinin doğru uygulanıp uygulanmadığı, anestezi sürecinin doğru yönetilip yönetilmediği, doğum sonrası taburculuk kararının uygun olup olmadığı incelenir.

Örneğin doğum sonrası aşırı kanama bulguları olan annenin “normaldir” denilerek taburcu edilmesi, enfeksiyon belirtilerinin dikkate alınmaması veya rahim yırtılması riskinin zamanında fark edilmemesi halinde hastane ve doktor sorumluluğu gündeme gelebilir. Bu durumda anne maddi ve manevi tazminat talep edebilir. Zarar kalıcı hale gelmişse iş gücü kaybı, bakıcı ihtiyacı, sürekli tedavi giderleri ve ekonomik geleceğin sarsılması gibi kalemler de değerlendirilmelidir.

Aydınlatılmış Onam ve Doğumda Rıza

Doğum sürecinde annenin bilgilendirilmesi ve tıbbi müdahalelere rızasının alınması temel hasta haklarındandır. Hasta Hakları Yönetmeliği’ne göre tıbbi müdahalelerde hastanın rızası gerekir; hasta küçük veya kısıtlı ise veli ya da vasinin izni aranır, ancak acil ve hayati hallerde istisnai hükümler uygulanabilir. Rızanın geçerli olabilmesi için hastanın bilgilendirilmiş olması gerekir.

Doğumda aydınlatılmış onam, yalnızca hastaya bir form imzalatmak değildir. Anneye normal doğumun ve sezaryenin riskleri, doğumun seyrine göre müdahale gerekebileceği, vakum veya forseps gibi yöntemlerin hangi şartlarda uygulanabileceği, anestezi riskleri, kanama, enfeksiyon, rahim yırtılması, bebeğin sıkışması, acil sezaryen ihtimali ve yenidoğan yoğun bakım ihtiyacı gibi konular anlaşılır şekilde açıklanmalıdır.

Özellikle planlı sezaryen, riskli gebelik, önceki sezaryen sonrası normal doğum denemesi, çoğul gebelik, iri bebek şüphesi veya annenin ciddi hastalıkları bulunan durumlarda bilgilendirme çok daha önemlidir. Genel ve matbu bir onam formu her zaman yeterli olmayabilir. Mahkeme, yalnızca imzanın varlığına değil, annenin gerçekten ve somut riskler yönünden aydınlatılıp aydınlatılmadığına bakar.

Acil durumlarda annenin veya bebeğin hayatını korumak amacıyla hızlı müdahale gerekebilir. Ancak acil hal bulunmadığı halde yeterli bilgilendirme yapılmadan tıbbi müdahalede bulunulması, tıbbi işlem teknik olarak doğru yapılmış olsa dahi hukuki sorumluluk doğurabilir.

Özel Hastanede Doğum Hatası Nedeniyle Tazminat Davası

Doğum özel hastanede, özel tıp merkezinde veya özel klinikte gerçekleşmişse dava yolu çoğu zaman özel hukuk ve tüketici hukuku ekseninde değerlendirilir. Özel hastane, yalnızca doğumu yaptıran doktorun eylemlerinden değil, sunduğu sağlık hizmetinin bütün organizasyonundan sorumludur. Doğumhanenin yeterliliği, ameliyathane koşulları, anestezi ekibi, yenidoğan yoğun bakım imkânı, hemşire ve ebe hizmetleri, kayıt sistemi, acil müdahale organizasyonu ve uzman hekim erişimi hastanenin sorumluluk alanına girer.

Özel hastanedeki doğum hatasında dava, somut olaya göre doktor, hastane, anestezi uzmanı, ilgili sağlık personeli ve bazı hallerde sigorta şirketine yöneltilebilir. Özel sağlık hizmetleri çoğu durumda tüketici işlemi olarak değerlendirildiğinden, görevli mahkeme bakımından tüketici mahkemesi gündeme gelebilir. Ticaret Bakanlığı’nın güncel mevzuat sayfasında 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve ilgili ikincil mevzuat yayımlanmaktadır.

Özel hastane davalarında dava açmadan önce arabuluculuk şartı da ayrıca değerlendirilmelidir. Çünkü tüketici mahkemelerinde görülecek birçok uyuşmazlıkta dava şartı arabuluculuk söz konusu olabilir. Bununla birlikte doğum hatası gibi ağır bedensel zarar içeren dosyalarda uyuşmazlığın yalnızca ücret iadesi veya basit tüketici şikâyeti olarak görülmemesi gerekir. Bebekte kalıcı sakatlık, annenin bedensel zararı, destekten yoksun kalma, sürekli bakım ihtiyacı ve yüksek manevi tazminat talepleri kapsamlı şekilde hesaplanmalıdır.

Devlet Hastanesinde Doğum Hatası ve Tam Yargı Davası

Doğum hatası devlet hastanesinde, şehir hastanesinde veya kamu üniversitesi hastanesinde meydana gelmişse izlenecek yol özel hastane davalarından farklıdır. Devlet hastanesinde sunulan sağlık hizmeti kamu hizmetidir. Bu hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi halinde idarenin hizmet kusuru doğabilir.

Bu durumda çoğu olayda doğrudan adli yargıda doktora karşı tazminat davası açmak yerine, ilgili idareye başvuru ve ardından idare mahkemesinde tam yargı davası açılması gerekir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesine göre idari eylemlerden hakları ihlal edilen kişilerin, eylemi öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerekir; talebin reddi veya otuz gün içinde cevap verilmemesi halinde dava süresi içinde dava açılabilir.

Devlet hastanesindeki doğum hatalarında davalı genellikle Sağlık Bakanlığı veya ilgili kamu idaresidir. Kamu üniversitesi hastanelerinde ilgili üniversite veya kamu tüzel kişiliği de gündeme gelebilir. Yanlış idareye başvuru yapılması, sürenin kaçırılması veya yanlış yargı yoluna gidilmesi ciddi hak kaybı doğurabileceğinden, dosyanın başında hastanenin hukuki statüsü doğru belirlenmelidir.

Anne ve Bebek Hangi Tazminatları Talep Edebilir?

Doğum hatası nedeniyle anne ve bebek açısından maddi ve manevi tazminat talep edilebilir. Bebeğin sağ doğup kalıcı sakatlık yaşaması halinde, bebeğin ileride karşılaşacağı tedavi giderleri, özel eğitim giderleri, rehabilitasyon giderleri, bakıcı giderleri, medikal cihaz ve protez giderleri, ulaşım masrafları, sürekli iş göremezlik zararı, çalışma gücü kaybı ve ekonomik geleceğin sarsılması gibi kalemler dava konusu yapılabilir.

Bebekte serebral palsi, ağır nörolojik hasar, görme veya işitme kaybı, hareket kısıtlılığı veya zihinsel gelişim geriliği varsa tazminat hesabı yalnızca bugünkü masraflarla sınırlı tutulmamalıdır. Çocuğun ömür boyu bakım ihtiyacı, eğitim ihtiyacı, sağlık giderleri ve ileride çalışamayacak olmasından doğacak ekonomik kayıp uzman bilirkişi incelemesiyle hesaplanmalıdır.

Anne yönünden ise tedavi giderleri, ilaç ve ameliyat masrafları, iş göremezlik zararı, kalıcı maluliyet, doğurganlığın kaybı, psikolojik tedavi giderleri ve bakıcı giderleri maddi tazminat kapsamında istenebilir. Manevi tazminat ise annenin yaşadığı acı, korku, travma, bedensel bütünlüğünün bozulması, çocuğunun zarar görmesi nedeniyle duyduğu derin üzüntü ve yaşam kalitesindeki düşüş nedeniyle talep edilir.

Bebek hayatını kaybetmişse anne ve baba başta olmak üzere yakınlar manevi tazminat isteyebilir. Ayrıca şartları varsa destekten yoksun kalma tazminatı da değerlendirilebilir. Anne hayatını kaybetmişse eş, çocuklar ve diğer destekten yoksun kalan kişiler maddi ve manevi tazminat talebinde bulunabilir.

Deliller: Doğum Hatası Nasıl İspatlanır?

Doğum hatası davalarında delillerin eksiksiz toplanması davanın kaderini belirler. En önemli deliller tıbbi kayıtlardır. Gebelik takip dosyası, ultrason raporları, NST kayıtları, doğum eylemi takip formu, partograf kayıtları, ameliyat notu, sezaryen kararı ve zamanı, anestezi formu, hemşire ve ebe gözlem formları, bebek Apgar skorları, kan gazı sonuçları, yenidoğan yoğun bakım kayıtları, epikriz raporları ve görüntüleme sonuçları mutlaka incelenmelidir.

Bunun yanında doğum öncesi ve sonrası doktor görüşmeleri, WhatsApp yazışmaları, randevu kayıtları, fatura ve ödeme belgeleri, fotoğraflar, ikinci hekim raporları, engellilik raporları, rehabilitasyon belgeleri ve özel eğitim giderleri de delil niteliği taşıyabilir. Özel hastanelerde reklam, tanıtım, doktorun vaatleri ve hastanenin yenidoğan yoğun bakım kapasitesine ilişkin bilgiler de önem kazanabilir.

Hasta Hakları Yönetmeliği, hastanın sağlık durumu ile ilgili dosya ve kayıtları inceleyebilmesine ve suret alabilmesine imkân tanır. Bu hak doğum hatası dosyalarında özellikle önemlidir; çünkü doğumun nasıl ilerlediği, sezaryen kararının ne zaman verildiği ve bebeğin ne zaman risk altına girdiği çoğu zaman hastane kayıtlarıyla anlaşılır.

Hastane kayıt vermekten kaçınırsa, eksik kayıt sunarsa veya kayıtlar arasında çelişki varsa bu durum ayrıca dava dilekçesinde vurgulanmalıdır. Çünkü tıbbi hata davalarında kayıtların düzenli, zamanında ve güvenilir tutulması sağlık kuruluşunun yükümlülükleri arasındadır.

Bilirkişi Raporunun Önemi

Doğum hatası davaları teknik bilgi gerektirdiğinden mahkeme genellikle bilirkişi raporu alır. Bilirkişi heyetinde kadın doğum uzmanı, neonatoloji uzmanı, çocuk nöroloğu, anestezi uzmanı veya ilgili diğer branşlardan hekimler bulunmalıdır. Bebeğin veya annenin zararına göre bilirkişi heyetinin uzmanlık alanı değişebilir.

Bilirkişi raporunda şu sorulara cevap aranmalıdır: Gebelik takibi tıp kurallarına uygun yapıldı mı? Riskli gebelik bulguları fark edildi mi? Doğum yöntemi doğru seçildi mi? Normal doğumda gereğinden fazla ısrar edildi mi? Sezaryen kararı zamanında verildi mi? Bebek kalp atışları doğru takip edildi mi? Doğum sonrası yenidoğan müdahalesi yeterli miydi? Annenin doğum sonrası kanama, enfeksiyon veya diğer riskleri uygun şekilde yönetildi mi? Zarar ile tıbbi müdahale arasında illiyet bağı var mı?

Eksik veya yüzeysel bilirkişi raporlarına mutlaka itiraz edilmelidir. Özellikle yalnızca “komplikasyon” denilerek geçilen, NST kayıtlarını değerlendirmeyen, sezaryen karar zamanını tartışmayan, yenidoğan yoğun bakım kayıtlarını incelemeyen veya çocuğun kalıcı zararının doğum süreciyle bağlantısını açıklamayan raporlar yeterli kabul edilmemelidir. Doğum hatası davalarında raporun bilimsel, gerekçeli, branş uzmanlarınca hazırlanmış ve dosyadaki tüm kayıtları değerlendirmiş olması gerekir.

Ceza Soruşturması Açılabilir mi?

Doğum hatası bazı hallerde yalnızca tazminat davasına değil, ceza soruşturmasına da konu olabilir. Taksirle yaralama, taksirle ölüme neden olma, görevi ihmal, kayıtların değiştirilmesi veya belgede sahtecilik gibi iddialar varsa savcılığa suç duyurusunda bulunulabilir.

Ancak sağlık meslek mensupları hakkında yürütülecek soruşturmalarda özel izin usulleri bulunmaktadır. 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu Ek Madde 18’e göre, kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ile vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim, diş hekimi ve diğer sağlık meslek mensuplarının muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamaları nedeniyle yapılacak soruşturmalarda 4483 sayılı Kanun hükümleri uygulanır; soruşturma izni Sağlık Bakanlığı bünyesindeki Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilir.

Ceza soruşturması ile tazminat davası farklı amaçlara sahiptir. Ceza soruşturmasında sağlık personelinin cezai sorumluluğu araştırılırken, tazminat davasında anne, bebek veya yakınların uğradığı maddi ve manevi zararların giderilmesi amaçlanır. Ancak ceza dosyasında alınacak raporlar, ifadeler ve belgeler hukuk veya idare mahkemesindeki tazminat davası bakımından önemli delil oluşturabilir.

Doğum Hatası Şüphesinde Aile Ne Yapmalıdır?

Doğum hatası şüphesi bulunan aile öncelikle tüm tıbbi kayıtları istemelidir. Gebelik takip dosyası, doğum kayıtları, NST çıktıları, sezaryen karar saati, doğum eylemi formu, ameliyat notu, anestezi kayıtları, yoğun bakım kayıtları, epikrizler ve bebeğe ilişkin nörolojik değerlendirmeler eksiksiz alınmalıdır.

İkinci olarak, anne ve bebeğin güncel tıbbi durumu belgelenmelidir. Bebekte kalıcı hasar varsa çocuk nöroloji, fizik tedavi, rehabilitasyon, engellilik raporu, özel eğitim raporları ve bakım ihtiyacına ilişkin belgeler toplanmalıdır. Anne zarar gördüyse kadın doğum, psikiyatri, fizik tedavi veya ilgili branş raporları temin edilmelidir.

Üçüncü olarak, doğumun özel hastanede mi yoksa devlet hastanesinde mi gerçekleştiği belirlenmelidir. Özel hastanede tüketici mahkemesi ve arabuluculuk, devlet hastanesinde idareye başvuru ve tam yargı davası gündeme gelebilir. Yanlış hukuki yol izlenmesi, süre ve usul kaybı yaratabileceğinden bu ayrım davanın başında yapılmalıdır.

Dördüncü olarak, zarar kalemleri eksiksiz hesaplanmalıdır. Özellikle bebeğin ağır ve kalıcı engeli varsa yalnızca manevi tazminat değil; ömür boyu bakım, tedavi, rehabilitasyon, özel eğitim, iş gücü kaybı ve ekonomik gelecek zararları birlikte değerlendirilmelidir.

Sonuç: Doğum Hatasında Anne ve Bebeğin Hakları Etkili Şekilde Korunmalıdır

Doğum hatası, anne ve bebek açısından hayat boyu etkileri olabilecek ağır bir sağlık hukuku uyuşmazlığıdır. Normal doğumda hatalı ısrar, geç sezaryen kararı, bebek kalp atışlarının takip edilmemesi, yenidoğan müdahalesinde gecikme, anne kanamasının fark edilmemesi, gebelik takibinde risklerin gözden kaçırılması veya doğum sonrası bakım eksikliği nedeniyle ciddi zararlar meydana gelebilir.

Bu tür olaylarda her kötü sonuç doktor hatası sayılmaz; ancak her “komplikasyon” savunması da hastane veya doktoru sorumluluktan kurtarmaz. Asıl değerlendirme, doğumun tıp biliminin kabul ettiği standartlara uygun yönetilip yönetilmediği, anne ve bebeğin zamanında takip edilip edilmediği, gerekli müdahalelerin gecikmeden yapılıp yapılmadığı, aydınlatılmış onamın alınıp alınmadığı ve ortaya çıkan zararla tıbbi süreç arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığıdır.

Doğum hatası nedeniyle anne, bebek veya yakınları maddi ve manevi tazminat talep edebilir. Özel hastane söz konusuysa doktor, hastane ve ilgili sağlık personelinin sorumluluğu; devlet hastanesi söz konusuysa idarenin hizmet kusuru ve tam yargı davası yolu dikkatle değerlendirilmelidir. Bu nedenle doğum hatası şüphesi bulunan ailelerin vakit kaybetmeden tıbbi kayıtları toplaması, süreleri kaçırmaması ve maddi-manevi zararlarını eksiksiz şekilde hukuki sürece taşıması büyük önem taşır.

Leave a Reply

Call Now Button