Hukuk Makaleleri

Yabancıların Ehliyet, Vesayet, Kısıtlılık ve Kayyımlık İşlemleri Hangi Hukuka Tabidir ve Türk Mahkemeleri Ne Zaman Yetkilidir?

Yabancıların Ehliyet, Vesayet, Kısıtlılık ve Kayyımlık İşlemleri Hangi Hukuka Tabidir ve Türk Mahkemeleri Ne Zaman Yetkilidir?

Türkiye’de yaşayan yabancıların hukuki durumlarında, kişinin bir işlemi bizzat yapıp yapamayacağı, belirli bir hukuki işlem bakımından ehliyetinin bulunup bulunmadığı veya kişinin korunması amacıyla vesayet, kısıtlılık ya da kayyımlık tedbirlerine başvurulup başvurulamayacağı önemli hukuki sorunlar doğurabilir.

Özellikle yabancı uyruklu bir kişinin Türkiye’de yaşaması, Türkiye’de taşınmaz sahibi olması, ticari faaliyet yürütmesi, aile ilişkilerinin Türkiye’de bulunması veya Türkiye’deki bir mahkemede taraf olması durumunda milletlerarası özel hukuk kuralları gündeme gelebilir.

Bu tür durumlarda temel soru yalnızca “Türk mahkemesi bu işlemi yapabilir mi?” değildir.

Aynı zamanda;

  • kişinin hak ve fiil ehliyetine hangi ülke hukukunun uygulanacağı,
  • vesayet veya kısıtlılık kararının hangi şartlarda verilebileceği,
  • kayyım atanmasına hangi hukukun uygulanacağı,
  • Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin bulunup bulunmadığı,
  • Türkiye’de verilen kararların yabancı ülkelerde tanınıp tanınmayacağı

gibi konuların da birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Bu alanın temel düzenlemesi 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (MÖHUK) 9. ve 10. maddelerinde yer almaktadır.


1. Yabancıların hak ve fiil ehliyetine hangi hukuk uygulanır?

Milletlerarası özel hukuk bakımından ilk ayrım hak ehliyeti ve fiil ehliyeti arasında yapılmalıdır.

Hak ehliyeti, kişinin haklara ve borçlara sahip olabilme yeteneğini ifade eder.

Fiil ehliyeti ise kişinin kendi fiilleriyle hak kazanabilmesi, borç altına girebilmesi ve hukuki sonuç doğurabilmesi anlamına gelir.

Örneğin Türkiye’de yaşayan yabancı bir kişinin bir taşınmaz satın alması, sözleşme imzalaması veya başka bir hukuki işlem gerçekleştirmesi sırasında kişinin fiil ehliyeti gündeme gelebilir.

Bu konuda temel düzenleme MÖHUK m.9’dur.

MÖHUK m.9/1’e göre hak ve fiil ehliyeti ilgilinin millî hukukuna tabidir.

Dolayısıyla yabancı bir kişinin Türk vatandaşı olmaması, onun ehliyetsiz olduğu anlamına gelmez. Öncelikle kişinin kendi millî hukukuna göre ehliyetinin bulunup bulunmadığı belirlenir.

Örneğin Türkiye’de yaşayan bir Alman vatandaşının fiil ehliyeti değerlendirilirken, kural olarak Alman hukukunun ilgili hükümleri dikkate alınacaktır.


2. Yabancı kişinin Türkiye’de yaptığı işlem bakımından istisna

MÖHUK m.9 yalnızca kişinin millî hukukuna bakılmasını öngörmemektedir.

Maddenin ikinci fıkrası önemli bir istisna getirmektedir.

Buna göre, kişinin millî hukukuna göre ehliyetsiz olması durumunda, işlemin yapıldığı ülke hukukuna göre ehil olması hâlinde yaptığı hukuki işlemle bağlı olması mümkündür.

Ancak bu kuralın aile ve miras hukuku ile başka bir ülkedeki taşınmazlar üzerindeki aynî haklara ilişkin işlemler bakımından uygulanmayacağı ayrıca belirtilmiştir.

Bu düzenleme özellikle uluslararası ticari ve sözleşmesel işlemlerde önem taşıyabilir.

Örneğin yabancı bir kişi kendi ülkesinin hukukuna göre belirli bir işlem bakımından ehliyetsiz kabul edilmesine rağmen Türkiye’de yapılan işlem bakımından Türk hukukuna göre ehil durumda olabilir.

Somut olayın istisna kapsamında olup olmadığı ayrıca incelenmelidir.


3. Vatandaşlığın değişmesi ehliyet bakımından ne sonuç doğurur?

MÖHUK m.9/3’e göre kişinin kendi millî hukukuna göre kazandığı erginlik, vatandaşlığının değişmesiyle sona ermez.

Bu hüküm, kişinin vatandaşlık değiştirmesi nedeniyle daha önce kazandığı erginlik statüsünün otomatik olarak ortadan kalkmasını önlemektedir.

Dolayısıyla milletlerarası özel hukuk bakımından kişinin geçmişte hangi hukuk uyarınca erginlik kazandığı da önem taşıyabilir.


4. Vesayet, kısıtlılık ve kayyımlık bakımından temel düzenleme: MÖHUK m.10

Bu başlığın en önemli hükmü MÖHUK m.10’dur.

Madde üç temel düzenleme içermektedir:

  1. Vesayet veya kısıtlılık kararının verilmesi veya kaldırılması sebepleri,
  2. Yabancının Türkiye’de mutad meskeninin bulunması hâlinde ortaya çıkabilecek özel durum,
  3. Vesayet ve kısıtlılık dışındaki konular ile kayyımlığa uygulanacak hukuk.

Bu nedenle vesayet, kısıtlılık ve kayyımlık işlemlerini tek bir hukuk kuralı üzerinden değerlendirmek doğru değildir.


5. Vesayet veya kısıtlılık kararının verilme sebeplerine hangi hukuk uygulanır?

MÖHUK m.10/1, vesayet veya kısıtlılık kararı verilmesi veya bu kararın sona erdirilmesi sebeplerini, hakkında karar verilmesi istenen kişinin millî hukukuna bağlamaktadır.

Bu düzenleme oldukça önemlidir.

Örneğin Türkiye’de yaşayan bir yabancı hakkında kısıtlılık kararı verilmesi isteniyorsa, öncelikle o kişinin vatandaşı olduğu ülkenin hukukunda hangi durumların kısıtlılık sebebi oluşturduğu araştırılabilir.

Dolayısıyla Türkiye’de yaşayan yabancı bakımından doğrudan Türk Medeni Kanunu’ndaki kısıtlılık sebeplerinin uygulanacağı varsayılmamalıdır.

Öncelikle MÖHUK m.10’un kanunlar ihtilafı kuralı uygulanır.


6. Yabancının millî hukukunda vesayet veya kısıtlılık mümkün değilse ne olur?

MÖHUK m.10/2 önemli bir istisna getirmektedir.

Yabancının millî hukukuna göre vesayet veya kısıtlılık kararı verilmesi mümkün değilse ve kişinin mutad meskeni Türkiye’de bulunuyorsa, Türk hukukuna göre vesayet veya kısıtlılık kararı verilebilir veya kaldırılabilir.

Ayrıca kişinin zorunlu olarak Türkiye’de bulunduğu hâllerde de Türk hukuku uygulanır.

Bu hüküm, Türkiye’de fiilen yaşayan yabancıların korunması bakımından oldukça önemlidir.

Örneğin yabancı bir kişinin kendi millî hukukunda bulunmayan bir koruma mekanizmasına Türkiye’de ihtiyaç duyulması hâlinde, kişinin mutad meskeninin Türkiye’de bulunması belirleyici olabilir.


7. “Mutad mesken” neden önemlidir?

MÖHUK m.10 bakımından mutad mesken, özellikle yabancının Türkiye ile gerçek ve sürekli bağlantısının belirlenmesi açısından önem taşır.

Bir yabancının Türkiye’de bulunması ile Türkiye’nin kişinin gerçek yaşam merkezi olması aynı şey değildir.

Örneğin:

  • Türkiye’ye kısa süreli olarak gelen turist,
  • birkaç aylığına Türkiye’de bulunan kişi,
  • Türkiye’de çalışan ve ailesiyle birlikte uzun süredir yaşayan kişi

aynı şekilde değerlendirilmez.

Mutad mesken değerlendirmesinde kişinin yaşamının fiili merkezi, sürekli ve düzenli yaşam ilişkileri ve somut olayın diğer koşulları önem taşıyabilir.

Bu nedenle yalnızca oturma izninin bulunması veya kişinin Türkiye’de belirli bir süre bulunması her olayda tek başına yeterli olmayabilir.


8. Vesayet ve kısıtlılık kararının verilmesinden sonraki işlemlerde hangi hukuk uygulanır?

MÖHUK m.10/3 burada çok önemli bir ayrım yapmaktadır.

Vesayet veya kısıtlılık kararının verilmesi veya sona erdirilmesi sebepleri dışındaki bütün kısıtlılık veya vesayete ilişkin hususlar Türk hukukuna tabidir.

Aynı fıkra kayyımlığın da Türk hukukuna tabi olduğunu açıkça düzenlemektedir.

Dolayısıyla sistem şu şekilde özetlenebilir:

Vesayet/kısıtlılık sebebi → kişinin millî hukuku

Ancak:

Diğer vesayet ve kısıtlılık meseleleri → Türk hukuku

ve:

Kayyımlık → Türk hukuku

Bu ayrım, uygulamada son derece önemlidir.


9. Kayyımlık hangi hukuka tabidir?

MÖHUK m.10/3 uyarınca kayyımlık Türk hukukuna tabidir.

Bu nedenle Türkiye’de yaşayan yabancı bir kişi hakkında kayyım atanması gerektiğinde, kayyımlığın şartları, kayyımın görevleri, yetkileri ve kayyımlığın sona ermesi bakımından Türk hukuku gündeme gelir.

Türk Medeni Kanunu’nun 426 ve devamındaki hükümleri bu konuda önem taşımaktadır.

TMK m.403’e göre vasi, vesayet altındaki küçüğün veya kısıtlının kişiliği ve malvarlığıyla ilgili menfaatlerini korumak ve hukuki işlemlerde onu temsil etmekle yükümlüdür. Aynı madde kayyımı ise belirli işleri görmek veya malvarlığını yönetmek için atanan kişi olarak düzenlemektedir.


10. Temsil kayyımı hangi durumlarda atanabilir?

Türk Medeni Kanunu m.426, temsil kayyımlığını düzenlemektedir.

Örneğin;

  • ergin kişinin hastalığı,
  • başka bir yerde bulunması,
  • acil bir işini kendisinin görememesi,
  • temsilci atayacak durumda olmaması,
  • yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaatinin çatışması,
  • yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine engel bulunması

gibi durumlarda temsil kayyımı atanabilir.

Özellikle uluslararası nitelikteki işlemlerde kişinin Türkiye’de bulunmaması veya işlem sırasında temsil ihtiyacının ortaya çıkması kayyımlık bakımından önem taşıyabilir.


11. Yönetim kayyımı hangi durumlarda atanabilir?

TMK m.427, yönetim kayyımlığını düzenlemektedir.

Yönetimi kimseye ait olmayan mallar için gerekli önlemler alınabilir ve belirli hâllerde yönetim kayyımı atanabilir.

Örneğin;

  • kişinin uzun süredir bulunamaması,
  • nerede olduğunun bilinmemesi,
  • kişinin vesayet altına alınmasını gerektirecek kadar ağır bir durum bulunmamasına rağmen malvarlığını yönetememesi,
  • mirasçıların henüz belirlenemediği tereke,
  • ceninin menfaatlerinin gerektirmesi,
  • tüzel kişinin gerekli organlardan yoksun kalması

gibi durumlarda yönetim kayyımlığı gündeme gelebilir.

Türkiye’de malvarlığı bulunan yabancılar açısından bu hükümler özellikle önem taşıyabilir.


12. Yabancının Türkiye’deki malvarlığı için kayyım atanabilir mi?

Evet, somut olayın şartlarına göre gündeme gelebilir.

Örneğin yabancı bir kişi uzun süredir bulunamıyor ve Türkiye’de bulunan malvarlığının yönetilmesi gerekiyorsa, Türk hukukunun kayyımlığa ilişkin hükümleri uygulanabilir.

Burada MÖHUK m.10/3’ün kayyımlığı doğrudan Türk hukukuna tabi kılması önemlidir.

Dolayısıyla kayyımlık bakımından yalnızca kişinin yabancı olması nedeniyle yabancı hukukun uygulanacağı sonucuna varılamaz.


13. Türk Medeni Kanunu’nda kısıtlılık sebepleri

Eğer somut olayda Türk hukukunun uygulanması gerekiyorsa, Türk Medeni Kanunu’nun vesayeti gerektiren hâllere ilişkin hükümleri gündeme gelir.

TMK m.405, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle işlerini göremeyen, korunması ve bakımı için sürekli yardıma ihtiyaç duyan veya başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan ergin kişinin kısıtlanmasını düzenlemektedir.

Bunun yanında Türk Medeni Kanunu’nda;

  • savurganlık,
  • alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı,
  • kötü yaşama tarzı,
  • kötü yönetim,
  • özgürlüğü bağlayıcı cezaya mahkûmiyet,
  • kişinin kendi isteğiyle kısıtlanması

gibi farklı kısıtlılık sebepleri de düzenlenmiştir.

Ancak yabancı kişi bakımından bu hükümlere doğrudan geçilmeden önce MÖHUK m.10’un uygulanması gerekir.


14. Küçükler bakımından vesayet

Vesayet yalnızca ergin kişiler için söz konusu değildir.

Türk Medeni Kanunu m.404, velayet altında bulunmayan her küçüğün vesayet altına alınacağını düzenlemektedir. Ayrıca böyle bir durumun varlığını öğrenen belirli kamu görevlileri ve mahkemelerin durumu yetkili vesayet makamına bildirmesi gerekir.

Bu düzenleme, Türkiye’de yaşayan yabancı çocuklar bakımından da milletlerarası özel hukuk sorunlarını gündeme getirebilir.

Çocuğun yabancı olması, vesayet konusunun otomatik olarak yabancı hukuka tabi olduğu anlamına gelmez.

Somut olayda çocuğun vatandaşlığı, mutad meskeni, Türkiye’deki durumu ve uygulanabilir milletlerarası sözleşmeler ayrıca değerlendirilmelidir.


15. Türk mahkemeleri ne zaman yetkilidir?

Uygulanacak hukukun belirlenmesi ile Türk mahkemelerinin yetkisi birbirinden farklıdır.

Bir yabancı hakkında yabancı hukukun uygulanması gerektiği sonucuna varılması, Türk mahkemelerinin mutlaka yetkisiz olduğu anlamına gelmez.

Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi ayrıca belirlenmelidir.

MÖHUK’un genel sisteminde Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi m.40 ve devamındaki hükümler çerçevesinde değerlendirilir.

Bu nedenle şu iki soru birbirinden ayrılmalıdır:

1. Türk mahkemesi davaya veya vesayet işlemine bakabilir mi?

2. Türk mahkemesi hangi ülkenin hukukunu uygulayacak?

Bu iki sorunun cevabı aynı olmak zorunda değildir.


16. Türkiye’de yaşayan yabancı bakımından Türk mahkemelerinin rolü

Türkiye’de mutad meskeni bulunan bir yabancının vesayet veya kısıtlılık bakımından korunmaya ihtiyaç duyması hâlinde, MÖHUK m.10/2’deki şartların gerçekleşmesi durumunda Türk hukuku uygulanabilir.

Özellikle yabancının millî hukukunda böyle bir koruma mekanizmasının bulunmaması ve kişinin Türkiye’de mutad meskeninin bulunması önemlidir.

Bu düzenleme, Türkiye’de fiilen yaşayan kişinin korunmasını sağlamak bakımından önemli bir güvence niteliğindedir.


17. Türkiye’de bulunan ancak mutad meskeni başka ülkede olan yabancı

Her yabancı bakımından Türkiye’nin otomatik olarak yetkili veya uygulanacak hukuk ülkesi olduğu düşünülmemelidir.

Örneğin Fransa’da yaşayan ve yalnızca birkaç haftalığına Türkiye’ye gelen bir Fransız vatandaşının vesayet durumunda, kişinin Türkiye’de bulunması ile Türkiye’nin onun mutad meskeni olması arasında ayrım yapılmalıdır.

Buna karşılık kişi uzun süredir Türkiye’de yaşıyor, ailesi ve ekonomik hayatı Türkiye’de bulunuyor ve günlük yaşamının merkezi Türkiye ise mutad mesken bakımından farklı bir değerlendirme yapılabilir.

Bu nedenle somut olayın bütün bağlantıları incelenmelidir.


18. Yabancıların vesayet ve kayyımlık işlemlerinde neden MÖHUK önemlidir?

Çünkü yabancının Türkiye’de bulunması tek başına hangi hukukun uygulanacağını belirlemez.

MÖHUK sisteminde farklı konular için farklı bağlantı noktaları bulunmaktadır.

Ehliyet bakımından:
Kural olarak kişinin millî hukuku uygulanır.

Vesayet veya kısıtlılık sebepleri bakımından:
Kural olarak kişinin millî hukuku uygulanır.

Yabancının millî hukukunda vesayet veya kısıtlılık mümkün değilse:
Türkiye’deki mutad mesken veya zorunlu bulunma hâline göre Türk hukuku uygulanabilir.

Vesayet/kısıtlılığın diğer meselelerinde:
Türk hukuku uygulanır.

Kayyımlık bakımından:
Türk hukuku uygulanır.

Bu nedenle her işlem için aynı hukuk kuralını kullanmak doğru değildir.


19. Türkiye’de verilen vesayet veya kısıtlılık kararı yabancı ülkede geçerli olur mu?

Bu da ayrıca değerlendirilmesi gereken önemli bir konudur.

Türk mahkemesi tarafından verilen vesayet, kısıtlılık veya kayyımlık kararının başka bir ülkede hukuki sonuç doğurması gerektiğinde, ilgili yabancı ülkenin yabancı mahkeme kararlarının tanınmasına ilişkin kuralları gündeme gelebilir.

Örneğin Türkiye’de yaşayan ancak Almanya vatandaşı olan bir kişi hakkında Türkiye’de kısıtlılık kararı verilmişse, bu kararın Almanya’daki resmi işlemlerde veya malvarlığı bakımından kullanılabilmesi için Alman hukukundaki tanıma ve kabul şartlarının ayrıca incelenmesi gerekebilir.

Bu nedenle kararın Türkiye’de verilmesi ile başka bir ülkede otomatik olarak hüküm ve sonuç doğurması birbirinden farklıdır.


20. Uygulamada hangi belgeler önem taşıyabilir?

Somut olayın niteliğine göre;

  • pasaport veya kimlik,
  • Türkiye’deki ikamet belgeleri,
  • yabancı ülke medeni hâl kayıtları,
  • sağlık kurulu raporları,
  • kişinin vatandaşlığını gösteren belgeler,
  • malvarlığına ilişkin belgeler,
  • tapu kayıtları,
  • vekâletname,
  • yabancı mahkeme kararları,
  • apostilli belgeler,
  • yeminli tercümeler

gündeme gelebilir.

Yabancı ülkelerden alınan belgelerin Türkiye’de kullanılabilmesi için belgenin türüne göre apostil, konsolosluk işlemleri, tercüme veya noter tasdiki gerekebilir.


Sonuç

Türkiye’de yaşayan yabancıların ehliyet, vesayet, kısıtlılık ve kayyımlık meseleleri, milletlerarası özel hukuk bakımından birbirinden farklı kurallara tabi olabilir.

Bu konudaki temel düzenleme MÖHUK m.9 ve m.10’dur.

MÖHUK m.9 uyarınca kural olarak kişinin hak ve fiil ehliyeti millî hukukuna tabidir. Ancak kanunda bu kurala ilişkin özel istisnalar bulunmaktadır.

Vesayet ve kısıtlılık bakımından ise MÖHUK m.10 daha ayrıntılı bir sistem öngörmektedir.

Vesayet veya kısıtlılık kararının verilme ve sona erme sebepleri, kural olarak kişinin millî hukukuna tabidir.

Ancak yabancının millî hukukuna göre vesayet veya kısıtlılık kararı verilmesi mümkün değilse ve kişinin mutad meskeni Türkiye’de ise, Türk hukukuna göre karar verilebilir veya karar kaldırılabilir. Kişinin zorunlu olarak Türkiye’de bulunduğu hâllerde de Türk hukuku uygulanabilir.

Bunun dışında kalan vesayet ve kısıtlılık meseleleri ile kayyımlık Türk hukukuna tabidir.

Türk hukukunun uygulanması hâlinde ise özellikle 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 403 ve devamındaki vesayet hükümleri, kayyımlık bakımından 426 ve devamındaki maddeler, kısıtlılık bakımından ise 405 ve devamındaki hükümler önem kazanır.

Bu nedenle uygulamada temel yaklaşım şu şekilde kurulabilir:

Önce kişinin ehliyeti veya vesayet/kısıtlılık durumunun niteliği belirlenir → MÖHUK kapsamında uygulanacak hukuk tespit edilir → Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi incelenir → uygulanacak hukuk çerçevesinde vesayet, kısıtlılık veya kayyımlık işlemi yürütülür → verilen kararın yabancı ülkelerdeki etkisi ayrıca değerlendirilir.

Özellikle “yabancı Türkiye’de yaşıyor, o hâlde her durumda Türk hukuku uygulanır” şeklindeki yaklaşım doğru değildir.

Aynı şekilde “kişi yabancı olduğu için Türkiye’de vesayet veya kayyım işlemi yapılamaz” şeklindeki yaklaşım da doğru değildir.

Somut olayda kişinin vatandaşlığı, mutad meskeni, Türkiye’de bulunma şekli, korunma ihtiyacı, malvarlığının bulunduğu yer, aile ilişkileri ve uygulanabilir milletlerarası sözleşmeler birlikte değerlendirilmelidir.

Yabancıların Ehliyet, Vesayet, Kısıtlılık ve Kayyımlık İşlemlerinde İlgili Kanun Maddeleri

Türkiye’de yaşayan yabancıların ehliyet, vesayet, kısıtlılık ve kayyımlık işlemleri, yabancılık unsuru nedeniyle öncelikle 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) hükümleri çerçevesinde değerlendirilir.

Bu alanda özellikle MÖHUK m.9 ve m.10 temel kanunlar ihtilafı kurallarını oluşturur. Bunun yanında Türk hukukunun uygulanmasının söz konusu olduğu durumlarda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun vesayet hükümleri devreye girer.

Burada en önemli ayrım şudur:

MÖHUK, öncelikle hangi ülke hukukunun uygulanacağını belirler; Türk Medeni Kanunu ise Türk hukukunun uygulanması gerektiği belirlenen hâllerde somut vesayet, kısıtlılık veya kayyımlık kurumunun nasıl uygulanacağını düzenler.


1. MÖHUK m.9 — Hak ve Fiil Ehliyeti

Yabancıların ehliyeti bakımından temel hüküm MÖHUK m.9’dur.

MÖHUK m.9/1 uyarınca:

“Hak ve fiil ehliyeti ilgilinin millî hukukuna tâbidir.”

Bu düzenleme, Türkiye’de yaşayan yabancı bir kişinin hak ve fiil ehliyetinin kural olarak vatandaşlığının bulunduğu ülke hukukuna göre belirlenmesi anlamına gelir.

Örneğin Almanya vatandaşı bir kişinin Türkiye’de gerçekleştireceği bir hukuki işlem bakımından ehliyeti inceleniyorsa, kural olarak Alman hukukunun ilgili hükümleri dikkate alınır.

Dolayısıyla bir kişinin Türkiye’de bulunması, onun ehliyetine otomatik olarak Türk hukukunun uygulanacağı anlamına gelmez.

MÖHUK m.9/2 — İşlemin Yapıldığı Ülke Hukuku

MÖHUK m.9/2 önemli bir istisna öngörmektedir.

Millî hukukuna göre ehliyetsiz olan kişi, işlemin yapıldığı ülke hukukuna göre ehil ise yaptığı hukuki işlemle bağlıdır. Ancak bu düzenleme aile ve miras hukuku ile başka bir ülkedeki taşınmazlar üzerindeki aynî haklara ilişkin işlemler bakımından uygulanmaz.

Bu nedenle yabancı kişinin Türkiye’de yaptığı her işlem bakımından yalnızca millî hukukuna bakmak da doğru değildir.

Somut işlemin niteliği ve kanunda öngörülen istisnalar ayrıca değerlendirilmelidir.

MÖHUK m.9/3 — Vatandaşlığın Değişmesi

MÖHUK m.9/3’e göre kişinin millî hukukuna göre kazandığı erginlik, vatandaşlığının değişmesiyle sona ermez.

Bu hüküm, kişinin daha önce kazandığı erginlik statüsünün sonradan vatandaşlık değiştirmesi nedeniyle ortadan kalkmasını önlemektedir.


2. MÖHUK m.10 — Vesayet, Kısıtlılık ve Kayyımlık

Başlığımız bakımından en önemli hüküm MÖHUK m.10’dur.

MÖHUK m.10 üç ayrı durumu düzenlemektedir:

  1. Vesayet veya kısıtlılık kararının verilmesi ve sona erdirilmesi sebepleri,
  2. Yabancının millî hukukuna göre vesayet veya kısıtlılığın mümkün olmadığı durumlar,
  3. Diğer vesayet ve kısıtlılık meseleleri ile kayyımlık.

Maddenin sistematiği özellikle dikkatle ele alınmalıdır.


3. MÖHUK m.10/1 — Vesayet ve Kısıtlılık Sebepleri

MÖHUK m.10/1’e göre vesayet veya kısıtlılık kararı verilmesi ya da sona erdirilmesi sebepleri, hakkında karar verilmesi istenen kişinin millî hukukuna tabidir.

Buna göre Türkiye’de yaşayan yabancı bir kişi hakkında kısıtlılık kararı verilmesi isteniyorsa, ilk aşamada kişinin millî hukukunda hangi durumların kısıtlılık sebebi oluşturduğu değerlendirilir.

Örneğin bir yabancı hakkında akıl hastalığı, savurganlık veya başka bir sebeple kısıtlılık kararı verilmesi talep edildiğinde, doğrudan Türk Medeni Kanunu’na geçilmeden önce MÖHUK m.10 kapsamında uygulanacak hukuk belirlenmelidir.

Bu nedenle:

“Yabancı Türkiye’de yaşıyor → Türk Medeni Kanunu uygulanır.”

şeklindeki otomatik yaklaşım doğru değildir.


4. MÖHUK m.10/2 — Türkiye’de Mutad Mesken ve Zorunlu Bulunma

MÖHUK m.10/2 yabancılar bakımından önemli bir koruma mekanizması getirir.

Yabancının millî hukukuna göre vesayet veya kısıtlılık kararı verilmesi mümkün değilse ve kişinin mutad meskeni Türkiye’de bulunuyorsa, Türk hukukuna göre vesayet veya kısıtlılık kararı verilebilir veya kaldırılabilir.

Ayrıca kişinin zorunlu olarak Türkiye’de bulunduğu hâllerde de Türk hukuku uygulanır.

Bu düzenleme, Türkiye’de fiilen yaşayan veya Türkiye’de korunması gereken yabancılar açısından büyük önem taşır.

Burada “mutad mesken” kavramı özellikle önemlidir.

Kişinin Türkiye’de kısa süreli bulunması ile Türkiye’nin kişinin gerçek ve sürekli yaşam merkezi olması aynı hukuki sonucu doğurmayabilir.

Örneğin Türkiye’ye birkaç haftalığına gelen bir yabancı ile uzun yıllardır Türkiye’de yaşayan, burada çalışan, ailesi bulunan ve hayatının merkezini Türkiye’de kurmuş bir yabancı aynı şekilde değerlendirilmemelidir.


5. MÖHUK m.10/3 — Diğer Vesayet ve Kısıtlılık İşlemleri

MÖHUK m.10/3, kararın verilmesi veya sona erdirilmesi sebepleri dışında kalan bütün vesayet ve kısıtlılık meselelerini Türk hukukuna bağlamaktadır.

Daha da önemlisi, aynı hüküm kayyımlığın da Türk hukukuna tabi olduğunu açıkça belirtmektedir.

Bu nedenle sistem şu şekilde özetlenebilir:

Konu Uygulanacak hukuk
Vesayet/kısıtlılık kararının verilme sebebi Kural olarak kişinin millî hukuku
Vesayet/kısıtlılık kararının sona erme sebebi Kural olarak kişinin millî hukuku
Millî hukukta koruma mümkün değil + Türkiye’de mutad mesken Türk hukuku uygulanabilir
Zorunlu olarak Türkiye’de bulunma Türk hukuku
Diğer vesayet ve kısıtlılık meseleleri Türk hukuku
Kayyımlık Türk hukuku

Dolayısıyla MÖHUK m.10, tek bir hukuk yerine konunun niteliğine göre farklı bağlantı kuralları öngörmektedir.


6. TMK m.396 — Vesayet Organları

Türk hukukunun uygulanacağı belirlenirse, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 396. maddesi önem kazanır.

TMK m.396’ya göre vesayet organları vesayet daireleri ile vasi ve kayyımlardır.

Bu düzenleme, Türk hukukundaki vesayet sisteminin temelini oluşturur.


7. TMK m.397 — Vesayet Makamı ve Denetim Makamı

TMK m.397’ye göre kamu vesayeti, vesayet makamı ve denetim makamından oluşan vesayet daireleri tarafından yürütülür.

Vesayet makamı Sulh Hukuk Mahkemesi, denetim makamı ise Asliye Hukuk Mahkemesidir.

Bu nedenle yabancı hakkında Türk hukukuna göre vesayet işlemi yürütülecekse, görevli makam bakımından TMK’nın bu düzenlemeleri önem taşır.


8. TMK m.403 — Vasi ve Kayyım

TMK m.403, vasi ve kayyımın görev alanlarını ortaya koyan temel hükümlerden biridir.

Vasi, vesayet altındaki kişinin kişiliği ve malvarlığıyla ilgili menfaatlerini korumak ve hukuki işlemlerde onu temsil etmekle görevlidir.

Kayyım ise belirli işleri görmek veya malvarlığını yönetmek amacıyla atanır.

Bu nedenle vesayet ile kayyımlık aynı kurum değildir.

Vesayet daha kapsamlı bir koruma ve temsil mekanizması iken kayyımlık çoğunlukla belirli bir işin görülmesi veya belirli bir malvarlığının yönetilmesi amacıyla uygulanır.


9. TMK m.404 — Küçüklerin Vesayeti

TMK m.404, velayet altında bulunmayan her küçüğün vesayet altına alınmasını düzenlemektedir.

Türkiye’de yaşayan yabancı çocuklar bakımından da bu konu milletlerarası özel hukuk bakımından önem taşıyabilir.

Ancak yabancı çocuğun vesayete tabi olup olmadığı değerlendirilirken doğrudan TMK m.404’e geçilmemeli; öncelikle MÖHUK m.10 ve varsa uygulanabilir milletlerarası sözleşmeler incelenmelidir.


10. TMK m.405 ve Devamı — Kısıtlılık

Türk hukukunun uygulanması hâlinde kısıtlılık sebepleri bakımından TMK m.405 ve devamındaki hükümler gündeme gelir.

TMK m.405, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle işlerini göremeyen, korunması ve bakımı için sürekli yardıma ihtiyaç duyan veya başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan erginlerin kısıtlanmasına ilişkin düzenlemeyi içerir.

Bunun yanında Türk Medeni Kanunu’nda;

  • savurganlık,
  • alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı,
  • kötü yaşama tarzı,
  • kötü yönetim,
  • özgürlüğü bağlayıcı ceza nedeniyle kısıtlılık,
  • kişinin kendi isteğiyle kısıtlanması

gibi durumlara ilişkin hükümler de bulunmaktadır.

Ancak yabancı kişi söz konusu olduğunda bu hükümlerin uygulanıp uygulanmayacağı öncelikle MÖHUK m.10 kapsamında belirlenmelidir.


11. TMK m.426 — Temsil Kayyımı

Kayyımlık bakımından özellikle TMK m.426 önemlidir.

Belirli durumlarda temsil kayyımı atanması mümkündür.

Örneğin kişinin;

  • hastalığı,
  • başka bir yerde bulunması,
  • acil bir işini kendisinin görememesi,
  • yasal temsilci ile temsil edilen kişinin menfaatlerinin çatışması

gibi durumlarda temsil kayyımlığı gündeme gelebilir.

MÖHUK m.10/3 kayyımlığı Türk hukukuna tabi tuttuğu için, uluslararası nitelikteki bir kayyımlık işleminde Türk Medeni Kanunu’nun bu hükümleri önem kazanır.


12. TMK m.427 — Yönetim Kayyımı

TMK m.427, yönetim kayyımlığını düzenlemektedir.

Bir malvarlığının yönetiminin gerekli olduğu ancak bu yönetimi gerçekleştirecek kişinin bulunmadığı veya kanunda belirtilen diğer durumların ortaya çıktığı hâllerde yönetim kayyımı atanabilir.

Örneğin Türkiye’de malvarlığı bulunan yabancı bir kişinin uzun süre bulunamaması ve Türkiye’deki malvarlığının yönetilmesi için koruyucu bir mekanizmaya ihtiyaç duyulması hâlinde kayyımlık gündeme gelebilir.

Bu noktada MÖHUK m.10/3 → Türk hukuku → TMK m.427 şeklinde bir uygulama zinciri kurulabilir.


13. TMK m.432 ve Devamı — Koruma Amacıyla Özgürlüğün Kısıtlanması

Türk hukukunun uygulanmasının söz konusu olduğu bazı durumlarda TMK m.432 ve devamındaki koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasına ilişkin hükümler de önem kazanabilir.

Özellikle kişinin korunması, bakımı veya toplum açısından ortaya çıkabilecek ciddi risklerin bulunması hâlinde kanunda öngörülen şartlar çerçevesinde ilgili koruma tedbirleri gündeme gelebilir.

Ancak yabancılar bakımından bu hükümler değerlendirilirken yine MÖHUK’un kanunlar ihtilafı kuralları ve varsa uygulanabilir uluslararası sözleşmeler göz önünde bulundurulmalıdır.


14. TMK m.472 ve Devamı — Vesayetin Sona Ermesi

Vesayet veya kısıtlılık kararının sona ermesi bakımından da MÖHUK m.10 önemlidir.

Çünkü kararın sona erdirilmesi sebebi bakımından MÖHUK m.10/1 yine kişinin millî hukukuna işaret etmektedir.

Bunun dışında kalan vesayete ilişkin hususlar ise m.10/3 gereğince Türk hukukuna tabidir.

Türk hukukunda diğer kısıtlılıklar bakımından vesayetin kaldırılması TMK m.472 ve devamında düzenlenmiştir. Örneğin kısıtlılık sebebinin ortadan kalkması hâlinde vesayet makamının kararıyla vesayetin sona erdirilmesi gündeme gelebilir.

Kayyımlık bakımından ise TMK m.477, temsil kayyımlığının görevlendirilen işin tamamlanmasıyla; yönetim kayyımlığının ise kayyımın atanmasını gerektiren sebebin ortadan kalkması veya kayyımın görevden alınmasıyla sona ermesini düzenler.


15. MÖHUK m.40 ve Devamı — Türk Mahkemelerinin Milletlerarası Yetkisi

Burada çok önemli bir ayrım daha yapılmalıdır:

Uygulanacak hukukun belirlenmesi ile Türk mahkemelerinin yetkili olup olmadığı aynı mesele değildir.

MÖHUK m.40 ve devamındaki hükümler Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin belirlenmesinde önem taşır.

Dolayısıyla Türkiye’de yaşayan bir yabancı hakkında vesayet veya kısıtlılık işlemi söz konusu olduğunda şu iki soru ayrı ayrı cevaplanmalıdır:

1. Türk mahkemeleri bu konuda milletlerarası yetkiye sahip mi?

2. Türk mahkemeleri yetkili ise hangi ülkenin hukukunu uygulayacak?

Örneğin Türk mahkemesi milletlerarası bakımdan yetkili olabilir; ancak MÖHUK m.10/1 nedeniyle kısıtlılık sebebinin belirlenmesinde yabancı kişinin millî hukukunun uygulanması gerekebilir.

Buna karşılık aynı dosyada kayyımlık meselesi varsa MÖHUK m.10/3 gereğince Türk hukuku uygulanabilir.


16. MÖHUK ve Türk Medeni Kanunu Birlikte Nasıl Uygulanır?

Sistemi basitleştirerek şu şekilde ifade edebiliriz:

Birinci aşama: Kişinin yabancı unsuru belirlenir.

İkinci aşama: MÖHUK m.9 veya m.10 kapsamında uygulanacak hukuk tespit edilir.

Üçüncü aşama: Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi değerlendirilir.

Dördüncü aşama: Türk hukuku uygulanacaksa TMK’nın ilgili hükümleri devreye girer.

Beşinci aşama: Verilen kararın yabancı ülkede tanınması veya uygulanması gerekiyorsa o ülkenin hukuku ayrıca değerlendirilir.

Bu sistem, milletlerarası vesayet ve kayyımlık işlemlerinde özellikle önemlidir.


İlgili Maddelerin Kısa Özeti

Kanun Madde Konu Temel işlevi
MÖHUK 9 Ehliyet Hak ve fiil ehliyetini kural olarak kişinin millî hukukuna bağlar.
MÖHUK 10/1 Vesayet/kısıtlılık sebepleri Karar verilmesi veya sona erdirilmesi sebeplerini kişinin millî hukukuna bağlar.
MÖHUK 10/2 Türkiye’de mutad mesken Belirli hâllerde Türk hukukunun uygulanmasına imkân verir.
MÖHUK 10/3 Vesayet/kısıtlılık ve kayyımlık Diğer hususları ve kayyımlığı Türk hukukuna bağlar.
MÖHUK 40 vd. Milletlerarası yetki Türk mahkemelerinin uluslararası yetkisinin belirlenmesinde temel hükümleri içerir.
TMK 396 Vesayet organları Vesayet daireleri, vasi ve kayyımları düzenler.
TMK 397 Vesayet makamları Sulh hukuk mahkemesini vesayet makamı, asliye hukuk mahkemesini denetim makamı olarak belirler.
TMK 403 Vasi ve kayyım Vasi ve kayyımın temel görevlerini belirler.
TMK 404 Küçüklük Velayet altında bulunmayan küçüklerin vesayetini düzenler.
TMK 405 vd. Kısıtlılık Kısıtlılık sebeplerini düzenler.
TMK 426 Temsil kayyımı Belirli hâllerde temsil kayyımı atanmasını düzenler.
TMK 427 Yönetim kayyımı Belirli malvarlıklarının yönetimi için kayyım atanmasını düzenler.
TMK 432 vd. Koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması Kanunda öngörülen şartlarla koruma tedbirlerini düzenler.
TMK 472 vd. Vesayetin sona ermesi Vesayetin kaldırılması ve sona ermesine ilişkin hükümleri içerir.

Sonuç

MÖHUK bakımından en kritik nokta m.9 ile m.10 arasındaki ayrımdır.

Ehliyet bakımından:
MÖHUK m.9 uyarınca kural olarak kişinin millî hukuku uygulanır.

Vesayet veya kısıtlılık kararının verilme/sona erme sebepleri bakımından:
MÖHUK m.10/1 uyarınca kural olarak kişinin millî hukuku uygulanır.

Yabancının millî hukukunda vesayet veya kısıtlılık mümkün değilse:
MÖHUK m.10/2’deki şartlar kapsamında Türkiye’deki mutad mesken veya zorunlu bulunma hâli Türk hukukunun uygulanmasına yol açabilir.

Diğer vesayet ve kısıtlılık meseleleri bakımından:
MÖHUK m.10/3 gereğince Türk hukuku uygulanır.

Kayyımlık bakımından:
MÖHUK m.10/3 doğrudan Türk hukukunu gösterir.

Bu nedenle Türkiye’de yaşayan yabancı bakımından “yabancı olduğu için kendi ülkesi hukuku uygulanır” veya “Türkiye’de yaşadığı için her durumda Türk hukuku uygulanır” şeklinde iki uç yaklaşım da doğru değildir.

Doğru yöntem, önce MÖHUK’un kanunlar ihtilafı kuralını, ardından Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini, daha sonra da uygulanacak hukukun maddi hükümlerini incelemektir.

Bu çerçevede MÖHUK m.9 ve m.10 → MÖHUK m.40 ve devamı → TMK’nın ilgili vesayet/kayyımlık hükümleri birlikte değerlendirilmelidir.

Not: Bu metin genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Özellikle vesayet ve kısıtlılık dosyalarında kişinin vatandaşlığı, mutad meskeni, Türkiye’deki bulunma sebebi, sağlık durumu, malvarlığının bulunduğu ülkeler ve uygulanabilir milletlerarası sözleşmeler sonucu değiştirebilir. Ayrıca somut olayda görev ve yetki kuralları ayrı ayrı incelenmelidir.

Leave a Reply

Call Now Button