Lisanssız Yazılım Kullanımı Nedir? Türk Hukukunda Hukuki ve Cezai Sonuçları
Lisanssız Yazılım Kullanımı Nedir? Türk Hukukunda Sonuçları Nelerdir?
Lisanssız yazılım kullanımı Türk hukukunda hangi riskleri doğurur? FSEK kapsamında telif hakkı ihlali, üç kat bedel talebi, ceza sorumluluğu, şirket denetimleri ve hukuki korunma yollarını ayrıntılı inceleyin.
Dijitalleşmenin hızla derinleştiği günümüzde yazılım, artık yalnızca teknik bir araç değil; ticari faaliyetlerin, kurumsal organizasyonun, muhasebenin, tasarım süreçlerinin, üretimin ve veri yönetiminin omurgası haline gelmiştir. Tam da bu nedenle lisanssız yazılım kullanımı, yalnızca bilgi işlem departmanını ilgilendiren bir “teknik eksiklik” olarak değil, doğrudan fikri mülkiyet, sözleşme, tazminat ve ceza hukuku sonuçları doğurabilen ciddi bir risk alanı olarak değerlendirilmelidir. Türk hukukunda bilgisayar programları açık biçimde eser olarak korunur; mali hakların kullanımı münhasıran eser sahibine aittir ve çoğaltma, yayma, umuma iletim gibi kullanımlar hak sahibinin izni veya geçerli bir lisans ilişkisi olmadan gerçekleştirildiğinde hukuki uyuşmazlık doğabilir. Üstelik güncel konsolide FSEK metninin son değişiklik tarihi 25 Aralık 2021’dir; dolayısıyla bu alan hem yaşayan hem de yakından izlenmesi gereken bir mevzuat alanıdır.
Lisanssız yazılım denildiğinde çoğu kişinin aklına korsan CD, crack program veya kırılmış lisans anahtarı gelir. Oysa uygulamada ihlal bundan çok daha geniştir. Tek kullanıcı lisansının ofiste birden fazla cihaza kurulması, süreli lisansın süresi dolmasına rağmen yazılımın kullanılmaya devam edilmesi, eğitim veya deneme sürümünün ticari faaliyette kullanılması, abonelik modeliyle çalışan programın şirket içinde yetkisiz olarak çoğaltılması, lisans anahtarının başka şubelere veya grup şirketlerine yayılması ya da erişim kontrolü ve şifreleme gibi teknolojik önlemlerin devre dışı bırakılması da aynı risk alanının içindedir. Çünkü FSEK’te bilgisayar programı hem tanımlar kısmında ayrıca açıklanmış hem de ilim ve edebiyat eseri olarak özel korumaya bağlanmıştır; buna paralel olarak çoğaltma hakkı yalnızca fiziksel kopya çıkarmayı değil, programın yüklenmesi, görüntülenmesi, çalıştırılması, iletilmesi ve depolanmasını da kapsayacak şekilde düzenlenmiştir.
Bu sebeple lisanssız yazılım sorunu, “program bizde vardı ama kopyalamadık” savunmasıyla kolayca bertaraf edilebilecek bir alan değildir. Yazılım hukukunda çoğu zaman kullanımın kendisi, teknik olarak çoğaltma ve depolama eylemleriyle iç içe geçer. Bir eserin aslını veya kopyalarını çoğaltma hakkının münhasıran eser sahibine ait olduğu; yayma ve işaret, ses ve görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim haklarının da yine eser sahibinin mali hakları arasında yer aldığı dikkate alındığında, lisans sınırının aşılması çoğu olayda doğrudan telif koruma alanına temas eder. Bu nedenle lisans sözleşmesi ihlali ile telif hakkı ihlali çoğu somut olayda birlikte tartışılır.
Lisanssız yazılım tam olarak ne anlama gelir?
Lisanssız yazılım, en sade tanımıyla, hak sahibinin veya yetkili dağıtıcının verdiği kullanım izni dışında kullanılan yazılımdır. Buradaki kilit kavram “izin”dir. Bir yazılımın internetten indirilmiş olması, kurulum dosyasına fiilen erişilebilmesi, başka bir firmadan kopya alınmış olması ya da şirketin elinde geçmiş yıllardan kalma bir seri numarası bulunması tek başına hukuka uygun kullanım anlamına gelmez. Geçerli lisans modeli; kullanıcı sayısı, cihaz sayısı, süre, sürüm, coğrafi kapsam, ticari kullanım izni, güncelleme hakkı ve bakım koşulları gibi unsurlarla birlikte değerlendirilir. Bu nedenle hukuken esas soru, “program çalışıyor mu?” değil, “program geçerli lisans şartları içinde mi kullanılıyor?” sorusudur. Bu sonuç, FSEK’te bilgisayar programlarının eser olarak kabul edilmesi ve mali hakların eser sahibine bırakılmasıyla doğrudan bağlantılıdır.
Özellikle şirketlerde lisanssız kullanım çoğu zaman açık korsanlık biçiminde değil, süreç bozukluğu şeklinde ortaya çıkar. Satın alma biriminin lisans modelini yanlış anlaması, dışarıdan destek veren bilgi işlem firmasının tek lisansı çoklu kurulum için kullanması, eski çalışanların hesaplarının kapatılmaması, bulut lisansların yerel kurulumla karıştırılması veya abonelik iptal edildiği halde eski kopyaların sistemde aktif tutulması gibi durumlar uygulamada çok sık görülür. Hukuki sorumluluk bakımından önemli olan, şirketin “kasıtlı korsanlık” içinde olup olmaması kadar, hak sahibinin izni dışında kullanımın gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediğidir. İhlalin kapsamı belirlenirken kurulu sürüm, aktif kullanıcı, kullanım süresi, sunucu erişimi, log kayıtları ve lisans evrakı birlikte incelenir. Bu değerlendirme, çoğaltma ve kullanım yetkisinin FSEK’te geniş yorumlanması nedeniyle önem taşır.
Türk hukukunda lisanssız yazılımın temel dayanağı
Türk hukukunda bilgisayar programlarının korunmasının ana omurgası 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’dur. Kanunun tanımlar başlıklı 1/B maddesinde bilgisayar programı; bir bilgisayar sisteminin özel bir işlem veya görev yapmasını sağlayacak biçimde düzenlenmiş emir dizgesi ve bu dizgenin oluşum ve gelişimini sağlayacak hazırlık çalışmaları olarak tanımlanmıştır. Kanunun 2. maddesinde ise bilgisayar programları ve bir sonraki aşamada program sonucu doğurması koşuluyla hazırlık tasarımları, ilim ve edebiyat eserleri arasında sayılmıştır. Aynı maddede, bilgisayar programının herhangi bir öğesine temel oluşturan düşünce ve ilkelerin eser sayılmayacağı da ayrıca belirtilmiştir. Bu ayrım çok önemlidir: korunan şey salt soyut fikir değil, programın hukuken korumaya elverişli ifade biçimidir.
FSEK’in 18. maddesi, mali hakları kullanma yetkisinin münhasıran eser sahibine ait olduğunu düzenler. Kanunun 22. maddesinde çoğaltma hakkı, 23. maddesinde yayma hakkı, 25. maddesinde ise işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı eser sahibinin mali hakları arasında sayılmıştır. Özellikle 22. madde bakımından önem taşıyan husus, bilgisayar programının yüklenmesi, görüntülenmesi, çalıştırılması, iletilmesi ve depolanması gibi fiillerin de çoğaltma hakkının kapsamına açıkça alınmış olmasıdır. Bu nedenle lisanssız yazılım kullanımı, çoğu zaman yalnızca sözleşmeye aykırılık değil, doğrudan mali hak alanına müdahale niteliği taşır.
Hangi haller lisans ihlali sayılabilir?
Lisanssız yazılım kullanımı sadece “kaçak program yüklemek” demek değildir. Uygulamada aşağıdaki durumlar sıklıkla ihlal tartışması doğurur: tek kullanıcı lisansının birden fazla bilgisayara yüklenmesi, OEM lisansın bağlı olduğu donanımdan bağımsız kullanılması, deneme sürümünün iş faaliyetinde sürekli şekilde kullanılması, eğitim amaçlı lisansların ticari projelerde değerlendirilmesi, abonelik süresi sona erdiği halde programın aktif tutulması, kurum için alınan lisansın grup şirketleri arasında paylaşılması ve teknik korumaların kırılması. Çünkü programın hukuka uygun edinilmesi ile hukuka uygun kullanılmasının sınırları aynı değildir; lisans belgesi hangi kapsamı veriyorsa meşru kullanım da o çerçevede kalmalıdır. Bu sonuç, eser sahibine ait münhasır çoğaltma, yayma ve iletim haklarının kapsamından doğar.
Özellikle teknik korumayı aşan çözümler bakımından risk daha da ağırlaşır. 25 Aralık 2021 tarihli 7346 sayılı Kanun ile FSEK m.72 başlığıyla birlikte değiştirilmiş; eser, icra, fonogram, yapım ve yayınların kullanımını kontrol eden etkili teknolojik önlemleri etkisiz kılmaya yönelik ürün ve araçların imal veya ithali, dağıtımı, satışı, kiraya verilmesi, ticari amaçla elde bulundurulması ile bunların reklam, pazarlama, tasarım veya uygulama hizmetlerinin sunulması altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla yaptırıma bağlanmıştır. Bu düzenleme, crack, bypass, lisans kırıcı araç ve erişim engeli aşmaya dönük ticari çözümler bakımından son derece önemlidir.
Hukuka uygun kullanımın sınırları nelerdir?
FSEK, hukuka uygun edinilmiş bilgisayar programları bakımından bazı sınırlı serbestiler tanır. Kanunun 38. maddesine göre, sözleşmede belirleyici hükümler yoksa bilgisayar programının amacına uygun kullanımı için gerekli olduğu ölçüde çoğaltılması ve işlenmesi serbesttir. Aynı maddede, programı hukuki yollardan edinen kişinin programı yüklemesi, çalıştırması ve hataları düzeltmesinin sözleşme ile engellenemeyeceği; kullanım için gerekli olduğu sürece bir adet yedekleme kopyası yapmasının da sözleşme ile önlenemeyeceği düzenlenmiştir. Ayrıca, programın işleyişini gözlemleme, tetkik etme ve sınama ile belli şartlar altında ara işlerliği sağlamak için zorunlu teknik işlemler de belirli sınırlar içinde serbest bırakılmıştır.
Ancak burada çoğu zaman gözden kaçan kritik nokta şudur: bu serbestiler, yalnızca programı hukuki yollardan edinen kişi bakımından ve gerekli olduğu ölçüde geçerlidir. Dolayısıyla geçerli lisans olmaksızın kurulan, crack’lenmiş, yetkisiz çoğaltılmış veya lisans kapsamı aşılmış yazılım bakımından m.38’deki koruyucu çerçeve savunma alanı oluşturmaz. Başka bir ifadeyle yedekleme, hata düzeltme veya ara işlerlik istisnaları, lisanssız kullanımın meşrulaştırılması için kullanılamaz. Bunlar meşru kullanıcıya tanınmış dar istisnalardır; korsan kullanıma genel af niteliği taşımaz.
Şirketler bakımından risk neden daha büyüktür?
Şirketlerde lisanssız yazılım kullanımı, bireysel kullanıma kıyasla çok daha ciddi sonuçlar doğurur. Bunun ilk nedeni ihlalin kapsamının genişlemesidir. Kullanıcı sayısı, cihaz sayısı, şube sayısı, uzak erişim noktaları ve sunucu altyapısı arttıkça, izinsiz çoğaltma veya lisans kapsamı aşımı da teknik olarak genişleyebilir. FSEK’in mali haklar rejimi çoğaltma, yayma ve umuma iletim haklarını geniş biçimde koruduğu için, kurumsal kullanımda her fazladan kurulum ve her yetkisiz erişim ihlalin niceliğini büyütebilir. Bu nedenle küçük görünen bir lisans açığı, denetim sırasında yüksek hacimli bir telif ihlali olarak ortaya çıkabilir. Bu, doğrudan kanundaki münhasır mali hak düzenlemelerinin kurumsal ölçeğe uygulanmasından çıkan pratik bir sonuçtur.
İkinci neden, şirketlerde sorumluluğun çoğu zaman yalnızca programı kuran personele indirgenememesidir. Uygulamada lisans denetimi yapılmaması, envanter tutulmaması, dış BT şirketinin kurduğu sistemlerin kontrol edilmemesi, satın alma belgeleri ile aktif kurulumların eşleştirilmemesi ve eski kullanıcıların erişimlerinin açık bırakılması kurumsal uyum zafiyeti olarak değerlendirilir. İhlal iddiası doğduğunda hak sahibi çoğu zaman yalnızca tek bir cihazı değil, tüm altyapıyı incelemek ister. Bu da şirketler açısından maddi risk kadar operasyonel ve itibari risk yaratır. Münhasır mali hakların eser sahibine ait olması ve teknolojik önlemleri aşmanın ayrıca yaptırıma bağlanmış olması, kurumsal yapıları bireysel kullanıma göre daha hassas hale getirir.
Üç kat bedel talebi ve tazminat boyutu
Lisanssız yazılım uyuşmazlıklarında en çok dikkat çeken başlıklardan biri “üç kat bedel” talebidir. FSEK m.68’e ilişkin öğreti ve yargı pratiğinde, hak sahibinin mali haklarına tecavüz halinde farazi sözleşme bedeli veya rayiç bedel üzerinden en çok üç katına kadar talepte bulunabilmesi özel bir koruma mekanizması olarak ele alınmaktadır. Lexpera’daki güncel literatür kayıtlarında da FSEK m.68/1’de ifadesini bulan “üç kat bedel” kurumunun açık talep gerektirdiği, farazi bedelin belirlenmesinde somut olayın niteliği, ihlal edilen hakkın türü, coğrafi kapsam, ihlal süresi ve kullanılan vasıta gibi unsurların dikkate alındığı belirtilmektedir. Ayrıca öğretide ve Yargıtay değerlendirmelerinde, hak sahibine tanınan bu seçeneğin kullanılmasının davacıya ait olduğu vurgulanmaktadır.
Bu nedenle lisanssız yazılım dosyalarında ekonomik risk, yalnızca eksik lisans sayısı kadar değildir. Hak sahibi, “normalde şu kadar lisans satardım” şeklindeki basit bir hesapla yetinmeyebilir; ihlalin süresi, kullanıcı yoğunluğu, ticari fayda, işletme ölçeği, kullanılan sürüm ve yazılımın piyasa değeri üzerinden çok daha yüksek tutarlar ileri sürebilir. Özellikle CAD, muhasebe, ERP, proje yönetimi, tasarım, veri tabanı ve sunucu lisansları gibi ticari değeri yüksek ürünlerde bedel tartışması ciddi boyuta ulaşabilir. Bu noktada bilirkişi incelemesi, lisans sözleşmesinin yorumu ve fiili kullanımın tespiti belirleyici hale gelir. FSEK m.68 çerçevesindeki üç kat bedel pratiği de tam bu nedenle caydırıcıdır.
Cezai sorumluluk var mı?
Evet, lisanssız yazılım kullanımı bazı hallerde ceza hukuku riskini de beraberinde getirir. FSEK’in ceza hükümleri çerçevesinde hak sahibinin izni olmaksızın eserin işlenmesi, çoğaltılması, dağıtılması, umuma iletilmesi veya yayımlanması gibi fiiller, somut olayın niteliğine göre hapis ve adli para cezası riski doğurabilir. Uygulama yazılarında ve güncel hukuk değerlendirmelerinde de FSEK m.71’in mali ve manevi haklara tecavüz niteliğindeki fiiller bakımından cezai yaptırım öngördüğü; lisanssız yazılımın izinsiz işleme, çoğaltma, değiştirme, dağıtma veya depolama gibi biçimlerde kullanılması halinde suç tartışmasının gündeme gelebildiği ifade edilmektedir.
Buna ek olarak, yukarıda değinildiği üzere FSEK m.72 artık yalnızca klasik “koruyucu programları kırma” alanıyla sınırlı değildir. 7346 sayılı Kanun sonrasında erişim kontrolü, şifreleme ve çoğaltım kontrol mekanizmalarıyla sağlanan etkili teknolojik önlemleri etkisiz kılmaya yönelik ürün, araç ve hizmetler de doğrudan yaptırım alanına alınmıştır. Dolayısıyla lisanssız yazılım dosyalarında sadece asıl yazılımın yetkisiz kullanımı değil, o kullanımı mümkün kılan kırma araçları ve ticari hizmetler de ayrıca değerlendirilir. Bu ayrım, özellikle kurumsal ağlarda toplu kurulum yapan üçüncü taraf BT firmaları bakımından önemlidir.
Delil tespiti, bilgisayarlarda arama ve dijital inceleme
Lisanssız yazılım uyuşmazlıklarının en hassas yönlerinden biri delildir. Çünkü ihlal çoğu zaman fiziksel bir eşya üzerinden değil, dijital kurulum, kullanıcı logları, lisans anahtarları, ağ erişim kayıtları, abonelik geçmişi ve cihaz envanteri üzerinden ispatlanır. Ceza soruşturması boyutuna taşınan dosyalarda ise CMK m.134 devreye girer. Bu maddeye göre bilgisayarlar, bilgisayar programları ve kütüklerinde arama ve kopyalama için somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde etme imkanının olmaması gerekir; şifrenin çözülememesi veya işlemin uzun sürecek olması halinde elkoyma mümkün olmakla birlikte gerekli kopyalar alındıktan sonra cihazların gecikmeksizin iade edilmesi öngörülür. Ayrıca sistemdeki verilerin yedeklenmesi ve bundan bir kopyanın ilgilisine verilmesi de kanuni güvenceler arasındadır.
Anayasa Mahkemesi kararlarında da CMK m.134’ün dijital deliller bakımından özel ve güvenceli bir rejim olduğu vurgulanmıştır. Mahkeme, bilgisayar ve telefonlara elkoyma tedbirinin kanundaki şartlara uygun uygulanıp uygulanmadığının ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini; hukuka aykırı elkoyma iddiaları bakımından 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesindeki tazminat yolunun etkili bir başvuru imkânı sunduğunu belirtmiştir. Bu içtihat çizgisi, lisanssız yazılım soruşturmalarında hem kolluk hem de hak sahipleri bakımından delil toplama sürecinin sınırlarını hatırlatır. Yani dijital inceleme yapılabilir; ancak bu inceleme sınırsız ve güvencesiz değildir.
İhtar gelirse veya denetim başlarsa ne yapılmalı?
Lisanssız yazılım iddiasıyla ihtarname, denetim çağrısı veya uzlaşma teklifi geldiğinde yapılan en büyük hata, paniğe kapılıp cihazlardan program silmek, geçmiş kayıtları yok etmek veya iç yazışmaları temizlemeye çalışmaktır. Bu tür adımlar, geçmiş ihlali ortadan kaldırmaz; tersine delil karartma şüphesi yaratabilir. Doğru yaklaşım, önce mevcut tabloyu objektif biçimde tespit etmektir. Hangi program hangi cihazda kurulu, hangi sürüm aktif, hangi lisans belgeleri mevcut, kullanıcı sayısı ne kadar, abonelikler güncel mi, dış BT firması ne kurdu, bulut erişimleri kimlerde açık; bunların tamamı eş zamanlı incelenmelidir. Bu yaklaşım, FSEK’te mali hakların kapsamı ve CMK m.134’te öngörülen dijital delil rejimi birlikte düşünüldüğünde en sağlıklı savunma zemininin düzenli kayıt ve kontrollü hareket olduğu gerçeğine dayanır.
Somut olaya göre bazen lisans açığının hızlıca kapatılması ve ticari uzlaşma, uzun bir yargılamadan daha avantajlı olabilir. Bazen de hak sahibinin iddiası fazla geniş yorumlanmış, kullanıcı sayısı abartılmış veya lisans modelinin kapsamı yanlış okunmuş olabilir. Bu nedenle standart cevap yoktur. Ancak her durumda sözleşme metinlerinin, fatura ve satın alma kayıtlarının, kullanıcı loglarının ve kurulum envanterinin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Lisanssız yazılım dosyalarında hukuki savunma, çoğu zaman teknik inceleme ile birlikte yürür.
Şirketler nasıl korunabilir?
Şirketler açısından en etkili yol, kriz çıktıktan sonra savunma yapmak değil, kriz çıkmadan önce lisans uyum sistemi kurmaktır. Bunun için tüm cihaz ve sunucuların güncel yazılım envanteri çıkarılmalı; her program için lisans türü, kullanıcı sayısı, kurulum tarihi, yenileme süresi ve satın alma belgesi eşleştirilmelidir. Dış BT firmalarının yaptığı kurulumlar ayrıca denetlenmeli; deneme sürümü, eğitim sürümü ve kişisel kullanım lisanslarının ticari faaliyetlerde yer alıp almadığı kontrol edilmelidir. Özellikle uzaktan çalışma düzeninde ev-ofis cihazları ve bulut erişimleri bakımından şirket içi politika oluşturulması büyük önem taşır. Bu tedbirler, FSEK’te mali hakların münhasır niteliği ve teknolojik önlemleri aşmanın ayrıca yaptırıma bağlanmış olması nedeniyle artık tercih değil gerekliliktir.
Sonuç
Lisanssız yazılım kullanımı, Türk hukukunda yalnızca teknik bir lisans eksikliği değildir; doğrudan telif hakkı ihlali, tazminat riski, üç kat bedel talebi, ceza soruşturması ve dijital delil süreçlerini tetikleyebilen çok katmanlı bir hukuki sorundur. Bilgisayar programları FSEK kapsamında eser olarak korunur; mali haklar eser sahibine aittir; programın yüklenmesi, çalıştırılması ve depolanması dahi çoğaltma hakkı bağlamında değerlendirilebilir. Hukuka uygun edinilmiş yazılımlar bakımından m.38 bazı sınırlı kullanım serbestileri tanısa da, bu istisnalar lisanssız kullanımı meşrulaştırmaz. Üstelik güncel hukuk düzeni yalnızca yetkisiz kullanımı değil, teknolojik önlemleri etkisiz kılan ürün ve hizmetleri de ayrıca yaptırıma bağlamaktadır.
Bu nedenle özellikle şirketler bakımından doğru yaklaşım, “bir sorun çıkarsa sonra lisans alırız” anlayışı değil; baştan kurulan lisans uyum politikası, düzenli envanter, sözleşme denetimi ve gerektiğinde uzman hukuki destek alınmasıdır. Lisanssız yazılım çoğu zaman fark edilmez sanılır; oysa tespit edildiğinde maddi ve cezai sonuçları, ilk anda tasarruf edildiği düşünülen bedelden çok daha ağır olabilir. Hukuken en güvenli yol, yazılım kullanımını baştan itibaren belgeye, lisans kapsamına ve iç denetim mekanizmasına bağlamaktır.
Sık Sorulan Sorular
Lisanssız yazılım kullanmak her durumda suç mudur?
Her olay otomatik olarak aynı sonuca bağlanmaz; ancak hak sahibinin izni olmadan işleme, çoğaltma, dağıtma veya umuma iletim gibi fiiller somut olayın niteliğine göre FSEK kapsamında cezai risk doğurabilir. Teknolojik önlemleri etkisiz kılan ürün ve hizmetler bakımından ise FSEK m.72 ayrıca hapis cezası öngörmektedir.
Sonradan lisans satın almak geçmiş ihlali ortadan kaldırır mı?
Kural olarak hayır. Sonradan lisans alınması ileriye dönük hukuka uygunluk sağlar; fakat geçmiş dönemdeki yetkisiz kullanım nedeniyle doğmuş tazminat veya ceza riskini kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Bu nedenle tespit ve savunma süreci geçmiş kullanım verileri üzerinden ayrıca değerlendirilir.
Şirket çalışanı kurduysa sorumluluk yalnızca çalışana mı aittir?
Uygulamada yalnızca programı kuran kişinin değil, yazılımın kurumsal altyapıda nasıl ve hangi kapsamda kullanıldığı da incelenir. Şirket ölçeğinde yapılan yetkisiz kurulumlar, mali haklara müdahalenin kapsamını büyütebilir ve kurumsal sorumluluk tartışmasını gündeme getirir.
Bir adet yedek kopya yapmak yasak mıdır?
Hayır. Programı hukuki yollardan edinen ve kullanma hakkına sahip olan kişi, kullanım için gerekli olduğu sürece bir adet yedekleme kopyası yapabilir; bu hak sözleşme ile de engellenemez. Ancak bu serbesti, lisanssız kullanım için geçerli değildir.
Bilgisayarlara el konulabilir mi?
Soruşturma kapsamında CMK m.134 şartları oluşursa bilgisayar ve bilgisayar programlarında arama, kopyalama ve gerekli durumlarda elkoyma mümkündür. Ancak bunun için somut delillere dayanan kuvvetli şüphe ve başka surette delil elde edilememe şartı aranır; verilerin yedeklenmesi ve kopyasının ilgilisine verilmesi de kanuni güvenceler arasındadır.