Seyirden Yasaklama Kararına İtiraz Nasıl Yapılır? Hukuki Süreç ve Başvuru Yolları
Seyirden Yasaklama Kararına İtiraz Nasıl Yapılır? Hukuki Süreç ve Başvuru Yolları
Seyirden yasaklama kararına itiraz nasıl yapılır? 6222 sayılı Kanun, uygulama yönetmeliği ve Ceza Muhakemesi Kanunu çerçevesinde koruma tedbiri, güvenlik tedbiri, kaldırma talebi, savcılığa başvuru, mahkemeye başvuru, kanun yolu ve pratik dilekçe stratejisi hakkında kapsamlı hukuki inceleme.
Giriş
Seyirden yasaklama kararı, spor hukukunda en çok uygulanan ama en çok yanlış anlaşılan tedbirlerden biridir. Uygulamada pek çok kişi bu kararı yalnız “Passolig yasağı” veya “maça girememe cezası” olarak görür. Oysa 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun, seyirden yasaklamayı hem koruma tedbiri hem de güvenlik tedbiri olarak düzenlemektedir. Bu yüzden kararın hangi aşamada verildiği, hangi merci tarafından kaldırılabileceği ve hangi başvuru yolunun kullanılacağı birbirinden farklıdır. Doğru başvuru yolu seçilmezse, kişi gereksiz yere uzun süre yasaklı kalabilir.
Bu konuda ilk kritik ayrım şudur: Her “seyirden yasaklama” aynı nitelikte değildir. Bir yasak, soruşturma aşamasında derhal uygulanan koruma tedbiri olabilir. Bir başka yasak, mahkemenin kurduğu hükümle birlikte verilen güvenlik tedbiri olabilir. Ayrıca 6222 sayılı Kanun’un 22. maddesindeki bazı açıklamalar nedeniyle uygulanan idari tedbir niteliğinde yasaklar da vardır. Bu nedenle “itiraz edeceğim” demek tek başına yeterli değildir; önce kararın hangi hukukî zeminde verildiğini doğru tespit etmek gerekir.
Bir diğer önemli nokta da şudur: 6222 sayılı Kanun, soruşturma evresinde seyirden yasaklama tedbirinin kaldırılması merciini Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde ise mahkeme olarak göstermektedir. Kanun metninde, soruşturma aşamasındaki bu tedbir için ayrıca isimlendirilmiş özel bir “itiraz merci” düzenlenmemiştir. Bu yüzden uygulamada ilk başvuru çoğu zaman teknik anlamda “itiraz”dan çok, ilgili mercie yöneltilen tedbirin kaldırılması talebi şeklinde yapılır. Buna karşılık karar hâkim veya mahkeme kararı niteliği kazandığında, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun genel itiraz rejimi ayrıca gündeme gelebilir.
Bu makalede seyirden yasaklama kararına karşı hangi yollara başvurulabileceğini, soruşturma ve kovuşturma evresindeki farkları, savcılığa ve mahkemeye nasıl başvurulacağını, hangi delillerin öne çıkarılması gerektiğini ve hangi durumlarda yasağın kendiliğinden kalkacağını ayrıntılı biçimde ele alıyorum. Amaç, konuya hem pratik hem de mevzuata sadık bir çerçeve kazandırmaktır.
Seyirden yasaklama nedir?
6222 sayılı Kanun’un 18. maddesine göre kişi hakkında, Kanunda tanımlanan veya yollamada bulunulan ilgili kanunlardaki suçlardan dolayı mahkemece kurulan hükümde, güvenlik tedbiri olarak spor müsabakalarını seyirden yasaklama kararı verilir. Kanun, seyirden yasaklama ibaresinden kişinin müsabakaları ve antrenmanları izlemek amacıyla spor alanlarına girişinin yasaklanmasının anlaşılacağını açıkça belirtir. Yani bu tedbir yalnız maç günü stadyuma girmeyi değil, antrenman izlemek amacıyla spor alanına girişi de kapsar.
Aynı maddenin üçüncü fıkrası ise çok daha önemli bir uygulama alanı yaratır. Buna göre, madde kapsamındaki suçlardan dolayı soruşturma başlatılması halinde şüpheli hakkında seyirden yasaklama tedbiri derhal uygulanır. Savcı soruşturma evresinde, mahkeme ise kovuşturma evresinde bu tedbiri kaldırmazsa, yasak koruma tedbiri olarak devam eder. Bu nedenle kişi hakkında henüz kesinleşmiş mahkûmiyet olmasa bile, soruşturma açıldığı anda stadyuma giriş yasağı fiilen başlayabilir.
Kanun, yasağın sonuçlarını daha da ileri taşır. Yasağa ilişkin bilgiler elektronik bilgi bankasına derhal kaydedilir; spor kulüpleri ile federasyonlara erişim sağlanır ve ilgili kulüplere bildirim yapılır. Ayrıca bu madde kapsamında yasaklanan kişi, taraftarı olduğu takımın maç günlerinde müsabaka başlangıç saatinde ve bir saat sonra en yakın genel kolluk birimine başvurmakla yükümlüdür. Bu yükümlülüğe aykırılık da ayrıca adli para cezası doğurur. Başka bir deyişle seyirden yasaklama, yalnız “stada giremezsin” sonucu doğurmaz; aktif bir denetim rejimi yaratır.
Hangi durumlarda seyirden yasaklama gündeme gelir?
Seyirden yasaklama, 6222 sayılı Kanun kapsamındaki suçlarla bağlantılıdır. Örneğin spor alanlarına yasak madde sokulması, tehdit veya hakaret içeren tezahürat, usulsüz seyirci girişi, yasak alanlara girme, spor alanlarında taşkınlık yapılması ve tesislere zarar verilmesi gibi fiiller bu çerçevede soruşturma ve yasaklama doğurabilir. Kanun ayrıca taraftar gruplarınca spor alanları dışında işlenen bazı kasten yaralama, hakaret içeren tezahürat ve mala zarar verme suçları bakımından da 18. madde hükümlerinin uygulanacağını düzenler. Bu yüzden yasak yalnız stadyum içi fiillere bağlı değildir.
Bunun dışında 18. maddenin yedinci fıkrası, alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisinde olduğu açıkça anlaşılan kişinin spor alanına alınmayacağını; bu şekilde giren ve çıkmamakta ısrar eden kişinin zor kullanılarak dışarı çıkarılacağını ve bir yıl süreyle spor müsabakalarını seyirden yasaklanacağını öngörür. Uygulamada bu bent çok sık işletildiği için, birçok seyirden yasaklama dosyası doğrudan tribün olayından değil, stadyuma etkilenmiş halde girme veya içeride bu halde kalma nedeniyle oluşmaktadır.
Ayrıca 22. madde kapsamında sporda şiddeti teşvik edebilecek açıklamalar nedeniyle verilen idari para cezasına ek olarak üç aylık seyirden yasaklama da söz konusu olabilir. Ancak bu yazının ana odağı 18. madde rejimi, yani soruşturma ve yargılama bağlantılı seyirden yasaklama olduğundan, başvuru yollarını esas olarak bu çerçevede açıklamak daha doğru olacaktır.
İtiraz mı, kaldırma talebi mi?
Seyirden yasaklama dosyalarında en sık düşülen hata, her başvuruyu aynı isimle yapmaya çalışmaktır. Oysa mevzuat dili dikkatle okunduğunda, soruşturma evresinde kullanılan temel mekanizmanın çoğu zaman “itiraz” değil, tedbirin kaldırılması talebi olduğu görülür. Çünkü 6222 sayılı Kanun’un 18/3. maddesi ile yönetmeliğin 22/c bendi, soruşturma evresinde kaldırma merciini Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde ise mahkeme olarak belirlemiştir. Bu, uygulamada ilk dilekçenin doğrudan soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Başsavcılığına verilmesi gerektiği anlamına gelir.
Buna karşılık karar hâkim veya mahkeme kararı niteliği taşıyorsa, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun genel itiraz rejimi ayrıca devreye girebilir. CMK m.267, hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebileceğini düzenler. CMK m.268 ise kural olarak itirazın, kararın öğrenildiği tarihten itibaren iki hafta içinde kararı veren mercie verilecek dilekçeyle yapılacağını söyler. Bu süre, 2024 değişikliğiyle yedi günden iki haftaya çıkarılmıştır. Dolayısıyla koruma tedbirinin mahkeme kararına bağlandığı veya hâkim kararının söz konusu olduğu senaryolarda, artık genel CMK itiraz rejimi de dikkate alınmalıdır.
Buradan çıkan pratik sonuç şudur: Seyirden yasaklama kararına karşı “tek tip” başvuru yoktur. Dosyanın aşamasına ve kararın kaynağına göre, ya savcılığa kaldırma talebi, ya mahkemeye kaldırma talebi, ya da kararın niteliğine göre CMK itirazı veya esas hükmün tabi olduğu olağan kanun yolu işletilir. Bu yüzden dilekçe yazmadan önce mutlaka şu sorunun cevabı belirlenmelidir: Yasak şu anda soruşturma evresindeki savcılık-kolluk tedbiri mi, kovuşturma evresindeki mahkeme tedbiri mi, yoksa hükümle kurulmuş güvenlik tedbiri mi?
Soruşturma evresinde başvuru yolu
Soruşturma evresinde seyirden yasaklama, 6222 m.18/3 uyarınca soruşturma başlatılmasıyla birlikte derhal uygulanır. Yönetmelik m.22’ye göre genel kolluk gerekli işlemleri yaptıktan sonra resen seyirden yasaklama tedbiri uygular ve düzenlenen formu ilgili spor güvenlik birimine gönderir. Aynı düzenleme, tedbirin soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı tarafından kaldırılmasına karar verilmediği takdirde koruma tedbiri olarak devam edeceğini söyler. Bu nedenle soruşturma aşamasında ilk ve en doğru başvuru, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına verilecek seyirden yasaklama tedbirinin kaldırılması talepli dilekçedir.
Bu başvuruda ileri sürülebilecek temel gerekçeler somut olaya göre değişir. Örneğin fiilin 6222 kapsamına girmediği, kişi hakkında yanlış kimlik veya yanlış blok eşleştirmesi yapıldığı, kamera kaydında fail tespitinin net olmadığı, şüpheyi destekleyen somut delillerin zayıf olduğu, kişinin fiili işlemediği veya yasağın ölçüsüz sonuç doğurduğu ileri sürülebilir. Savcı CMK m.160 gereği şüphelinin lehine ve aleyhine delilleri toplamakla yükümlü olduğundan, kaldırma dilekçesinde lehe delillerin özellikle gösterilmesi önemlidir. Kamera kayıtları, elektronik bilet hareketleri, tanık anlatımları, telefon konum verileri, sağlık durumu veya fiilin oluş biçimine ilişkin belgeler savcılık nezdinde kritik olabilir.
Soruşturma aşamasında başvuru bakımından dikkat edilmesi gereken bir başka husus da, kanunda bu kaldırma talebi için ayrıca düzenlenmiş özel ve kısa bir başvuru süresinin gösterilmemiş olmasıdır. Bu, başvurunun bekletilebileceği anlamına gelmez; çünkü yasak her maçta fiilen sonuç doğurur. Özellikle kolluğa imza yükümlülüğü başlamışsa, dilekçenin gecikmeden verilmesi ve savcılıktan açık bir karar istenmesi gerekir. Hukuk tekniği bakımından burada en doğru ifade, “itiraz” kelimesini kullanmak mümkün olsa da, dilekçeyi koruma tedbirinin kaldırılması talebi olarak kurmaktır. Bu yaklaşım 18/3 ve yönetmelik 22/c ile daha uyumludur.
Kovuşturma evresinde başvuru yolu
Dosya iddianame düzenlenip mahkemece kabul edildiğinde, artık kovuşturma evresine geçilir. CMK m.170’e göre savcı, yeterli şüphe varsa iddianame düzenler; iddianamenin kabulüyle kamu davası açılmış olur. Bu aşamadan sonra 6222 m.18/3 uyarınca seyirden yasaklama tedbirinin kaldırılması merci artık mahkemedir. Yönetmelik m.22/c de aynı ayrımı tekrarlar. Bu nedenle kovuşturma aşamasında yapılacak başvuru, yargılamayı gören mahkemeye yöneltilmiş seyirden yasaklama tedbirinin kaldırılması talepli ara karar istemi şeklinde olmalıdır.
Mahkemeye verilecek dilekçede, artık dosyada oluşan delil durumu daha ayrıntılı ele alınmalıdır. İddianamede anlatılan olayla mevcut delillerin uyumsuzluğu, kamera kaydının yetersizliği, resmi tutanakların çelişkisi, şüpheyi aşan kuvvetli bağın bulunmaması, beraat ihtimalinin yüksekliği veya kişiye özgü ağır mağduriyet doğuran özel durumlar öne çıkarılabilir. Özellikle kişi lisanslı sporcuysa, spor kulübünde veya federasyonda görevliyse ya da yasağın mesleki ve ekonomik etkileri varsa, mahkemeden daha ölçülü değerlendirme talep edilebilir. Ancak burada esas argüman her zaman hukuki dayanak ve delil eksikliği olmalıdır; salt mağduriyet vurgusu tek başına yeterli olmaz. Bu son cümle, 6222’nin tedbir mantığı ile CMK’nın delil esaslı yapısının ortak sonucudur.
Mahkeme aşamasında ayrıca CMK’nın itiraz rejimi de önem kazanabilir. Eğer ortada hâkim veya mahkeme kararı niteliğinde bir tedbir kararı varsa, CMK m.267-268 çerçevesinde genel itiraz yolu değerlendirilmelidir. Burada usulî süre, kararın öğrenilmesinden itibaren iki haftadır. Ancak pratikte, seyirden yasaklama çoğu dosyada ara karar ve kaldırma talebi üzerinden tartışıldığı için, başvurunun teknik adlandırılmasından çok doğru merciye ve doğru süre içinde yapılması önemlidir.
Hükümle verilen güvenlik tedbirine karşı başvuru
6222 m.18/1 uyarınca seyirden yasaklama, mahkemece kurulan hükümde güvenlik tedbiri olarak da verilebilir. Bu durumda artık konu, soruşturma evresindeki geçici koruma tedbirinden çıkıp hükmün parçası haline gelir. Bu tür bir karar bakımından başvuru yolu, artık tek başına “tedbiri kaldırın” dilekçesi değil; hükmün tabi olduğu olağan kanun yolu olur. Çünkü tedbir, esasa ilişkin hükümle birlikte kurulmuştur.
Burada önemli olan, hükmün tamamına yönelen kanun yolu stratejisini kurmaktır. Eğer esas hüküm istinafa tabiyse, güvenlik tedbiri de istinaf dilekçesinde ayrıca ve açıkça tartışılmalıdır. Eğer olağan kanun yolu bakımından başka bir rejim varsa, buna göre hareket edilir. Kısacası, hükümle verilen seyirden yasaklamaya karşı doğru yol, tedbiri hükümden bağımsız düşünmek değil; hükmün hukuki kaderi içinde değerlendirmektir. Bu değerlendirme, 18/1’deki “mahkemece kurulan hükümde” ibaresinin doğal sonucudur.
Karar kendiliğinden ne zaman kalkar?
Seyirden yasaklama her zaman ayrıca itirazla kaldırılmak zorunda değildir. 6222 m.18/5 ve yönetmelik m.22’ye göre koruma tedbiri olarak uygulanan seyirden yasaklama; savcı veya mahkeme kaldırma kararı verirse, kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilirse, sanık hakkında beraat veya düşme kararı verilirse derhal kaldırılır. Bu hüküm son derece önemlidir; çünkü uygulamada bazen dosya fiilen kapanmış olmasına rağmen elektronik kayıtlarda veya uygulamada yasağın sürdüğü sanılabilmektedir. Böyle bir durumda kişi, ilgili kararın sisteme işlenmesini ve yasağın derhal kaldırılmasını talep etmelidir.
Buna karşılık kamu davasının açılmasının ertelenmesi, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hapis cezası yerine seçenek yaptırım uygulanması, hapis cezasının ertelenmesi veya önödeme gibi hallerde yasak otomatik olarak hemen bitmez. Kanun ve yönetmelik, bu hallerde kararın kesinleşmesinden veya önödeme tarihinden itibaren bir yıl süreyle seyirden yasaklama tedbirinin devam edeceğini açıkça düzenler. Bu nedenle “HAGB aldım, yasak da kalktı” düşüncesi çoğu zaman yanlıştır. Uygulamada en sık karıştırılan noktalardan biri tam da budur.
Kovuşturmaya yer olmadığı kararında hangi yol izlenir?
Seyirden yasaklama dosyalarında bazen kişi şüpheli konumundadır, bazen de asıl tartışma mağdur tarafın savcılığın takipsizlik kararına karşı ne yapacağıdır. CMK m.172’ye göre savcı, kamu davası açmak için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması halinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir; kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir. CMK m.173 ise suçtan zarar görenin bu karara karşı, kendisine tebliğden itibaren iki hafta içinde sulh ceza hâkimliğine itiraz edebileceğini düzenler. Bu başvuru, seyirden yasaklı şüphelinin yasağı kaldırma yolu değil; mağdurun savcının takipsizlik kararına karşı başvuru yoludur. Uygulamada bu iki kurum sık karıştırıldığı için özellikle ayrıştırmak gerekir.
Bununla birlikte, KYOK verilmişse 6222 m.18/5 ve yönetmelik m.22 uyarınca koruma tedbiri olan seyirden yasaklama da derhal kaldırılmalıdır. Dolayısıyla şüpheli yönünden yapılacak işlem, KYOK’a itiraz değil; takipsizlik kararının elektronik bilgi bankasına ve spor güvenlik birimine yansıtılarak yasağın kaldırılmasının sağlanmasıdır. Eğer buna rağmen kayıt devam ediyorsa, bu durumda savcılığa ve ilgili spor güvenlik birimine yazılı başvuruyla fiilî kaldırma talep edilmelidir. Bu son cümle, 18/5 ile yönetmelik 22/ç hükmünün birlikte uygulanmasından doğan pratiktir.
Başvuruda hangi deliller öne çıkarılmalıdır?
Seyirden yasaklama dosyalarında başarı çoğu zaman hukuki soyut tartışmadan değil, doğru delil kurgusundan gelir. İlk sırada kamera kayıtları yer alır. 6222 rejimi zaten teknik donanım, elektronik bilgi bankası, kamera ve e-bilet sistemi üzerinden kurulduğu için, olayın hangi blokta, hangi anda, kim tarafından işlendiği çoğu zaman görüntü ve turnike verisiyle çözülebilir. Yanlış blok eşlemesi, hatalı kimlik tespiti, olay anında başka yerde bulunma veya fiilin hiç gerçekleşmemiş olması iddiası, en güçlü biçimde bu teknik delillerle ispatlanır.
Bunun yanında resmi tutanaklar, kolluk raporları, özel güvenlik kayıtları, tanık anlatımları, giriş-çıkış verileri ve kişinin stadyum içi konumunu gösteren veriler önemlidir. Eğer yasak alkol veya uyuşturucu etkisi iddiasına dayanıyorsa, bu etkilenmişlik halinin gerçekten “açıkça anlaşılır” olup olmadığı, olay tutanağı, kamera ve gerekiyorsa sağlık verileri üzerinden tartışılabilir. Hatalı kişiselleştirme, benzer görünüşlü kişiler, üçüncü kişinin kart kullanması veya usul eksikliği gibi hususlar da başvurunun merkezine alınmalıdır. Bu değerlendirme, 18/7’nin uygulanma mantığı ile CMK m.160’taki lehe delil toplama yükümlülüğünün birlikte okunmasından çıkarılmaktadır.
Dilekçede ne talep edilmelidir?
İyi bir dilekçe, yalnız “yasağın kaldırılmasını talep ederiz” demekle yetinmemelidir. Öncelikle başvurunun hangi sıfatla yapıldığı açıkça yazılmalıdır: soruşturma evresinde şüpheli müdafii veya vekili olarak mı, kovuşturmada sanık müdafii olarak mı, yoksa hükme karşı kanun yolunda mı? İkinci olarak, kararın dayanağı olan dosya numarası, soruşturma veya esas numarası, yasağın fiilen hangi tarihten beri uygulandığı ve hangi somut fiile bağlandığı belirtilmelidir. Üçüncü olarak, kaldırma talebinin hukuki dayanağı gösterilmeli; 6222 m.18/3 ve yönetmelik m.22 uyarınca soruşturmada savcının, kovuşturmada mahkemenin kaldırma yetkisine atıf yapılmalıdır.
Bundan sonra delil temelli bölüm gelir. Kamera kaydı, e-bilet verisi, tanık, sağlık raporu, işyeri kaydı, yolculuk verisi veya resmi tutanak çelişkisi varsa açıkça gösterilmelidir. Dilekçenin sonunda talep kısmı net kurulmalıdır: “Koruma tedbiri niteliğindeki seyirden yasaklama kararının kaldırılmasına, elektronik bilgi bankasındaki kaydın derhal düzeltilmesine ve buna bağlı kolluğa başvuru yükümlülüğünün sona erdiğinin ilgili birimlere bildirilmesine” karar verilmesi istenebilir. Bu son talep özellikle önemlidir; çünkü tedbir kaldırılıp kayıt güncellenmezse, uygulamada mağduriyet sürmeye devam edebilir. Bu son cümle, 18/4 ve yönetmelik 22 sisteminin doğal sonucudur.
Süre kaçırılırsa ne olur?
Hakim veya mahkeme kararına karşı CMK kapsamındaki itiraz yolu kullanılacaksa, iki haftalık süre önemlidir. CMK m.268 bu süreyi açıkça düzenler. Eğer bu tür bir kanun yolu süresi kusursuz biçimde kaçırılmışsa, CMK m.40 ve devamındaki eski hâle getirme hükümleri gündeme gelebilir. Kanun, kusuru olmaksızın süreyi geçiren kişinin eski hale getirme isteyebileceğini; kanun yoluna başvuru hakkının bildirilmemesi halinde de kişinin kusursuz sayılacağını belirtmektedir. Ancak eski hâle getirme istisnaî bir kurumdur; esas olan süresinde başvurmaktır.
Buna karşılık savcılığa yöneltilen kaldırma talebi bakımından, 6222 m.18/3’te özel bir “itiraz süresi” düzenlenmediği için asıl sorun süreden çok gecikmedir. Uygulamada kişi ne kadar beklerse, her müsabakada yeni mağduriyet yaşayabilir ve kolluğa başvuru yükümlülüğü nedeniyle ayrıca risk altına girer. Bu nedenle koruma tedbirine karşı başvuruda hız, kanun yolu tekniği kadar önemlidir.
Sonuç
Seyirden yasaklama kararına itiraz nasıl yapılır sorusunun tek cümlelik cevabı yoktur; çünkü önce yasağın hangi aşamada ve hangi merci eliyle doğduğunu tespit etmek gerekir. Soruşturma evresinde 6222 m.18/3 ve yönetmelik m.22 uyarınca kaldırma merci Cumhuriyet savcısıdır; bu nedenle başvuru çoğu zaman savcılığa yöneltilen tedbirin kaldırılması talebi şeklinde yapılır. Kovuşturma evresinde kaldırma merci mahkemedir; bu aşamada mahkemeye ara karar talebi sunulur ve kararın niteliğine göre CMK m.267-268 çerçevesindeki genel itiraz rejimi de değerlendirilebilir. Hükümle birlikte verilen güvenlik tedbirinde ise artık esas hükmün tabi olduğu olağan kanun yolu işletilir.
Bu süreçte en önemli hususlar şunlardır: kararın hukukî niteliğini doğru saptamak, doğru mercie başvurmak, teknik delilleri güçlü biçimde sunmak ve elektronik bilgi bankasındaki fiilî kaydın da düzeltilmesini istemek. Ayrıca KYOK, beraat veya düşme halinde yasağın derhal kaldırılması gerektiği; buna karşılık HAGB, erteleme, seçenek yaptırım veya önödeme halinde yasağın bir yıl daha sürebileceği unutulmamalıdır. Uygulamada doğru strateji, “itiraz” kelimesine takılmak değil; 6222 sayılı Kanun’un kurduğu tedbir mimarisini doğru okuyup, soruşturmada savcılık, kovuşturmada mahkeme ve hükümde kanun yolu ekseninde ilerlemektir. Seyirden yasaklama dosyalarında gerçek başarı da tam burada başlar.