Yatlarda Bakım ve Onarım Sözleşmeleri Nasıl Hazırlanmalıdır?
Yatlarda Bakım ve Onarım Sözleşmeleri Nasıl Hazırlanmalıdır?
Yatlarda bakım ve onarım sözleşmeleri nasıl hazırlanmalıdır? Türk hukukuna göre eser sözleşmesi, fiyatlandırma, ayıplı ifa, gecikme, kabul, garanti, tersane ipoteği, sigorta ve yabancı unsurlu bakım-onarım risklerini açıklayan kapsamlı hukuki rehber.
Giriş
Yatlarda bakım ve onarım sözleşmeleri nasıl hazırlanmalıdır sorusu, deniz hukuku bakımından sadece teknik bir operasyon meselesi değildir. Bir yatın periyodik bakıma alınması, motor revizyonu, gövde onarımı, boya yenilemesi, elektronik sistem güncellemesi, karaya çekilmesi, klas veya sertifika öncesi hazırlığı, hatta iç dekorasyon müdahalesi dahi ciddi hukukî sonuçlar doğurabilir. Çünkü bu işlemler sırasında tekne kullanılamaz hale gelebilir, teslim süresi uzayabilir, maliyet beklenenden fazla artabilir, eksik veya ayıplı iş çıkabilir ve bazı durumlarda tersane veya onarım yapan şirket, alacağı için gemi üzerinde kanuni teminat talep edecek konuma gelebilir. Türk Borçlar Kanunu’ndaki eser sözleşmesi hükümleri ile Türk Ticaret Kanunu’ndaki gemi ve gemi rehni hükümleri birlikte okunduğunda, bakım ve onarım sözleşmesinin iyi hazırlanmasının neden çok önemli olduğu açıkça görülür.
Yat bakım ve onarım sözleşmelerinde en sık yapılan hata, işi yalnız teknik servis formu veya basit teklif mektubuyla yürütmektir. Oysa Türk Borçlar Kanunu m. 470 uyarınca eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Aynı Kanun m. 471, yüklenicinin iş sahibinin haklı menfaatlerini gözeterek sadakat ve özenle hareket etmek zorunda olduğunu ve bu özenin benzer alandaki basiretli bir yüklenicinin mesleki ve teknik standardına göre değerlendirileceğini söyler. Bir yatın bakımı veya onarımı da çoğu zaman bu rejime yaklaşır. Bu yüzden bakım-onarım ilişkisinde fiyat, kapsam, teslim, ayıp, garanti, ek iş, malzeme ve sorumluluk rejimi açık yazılmadığında uyuşmazlık ihtimali çok yükselir.
Bakım ve onarım sözleşmesinin hukuki niteliği nedir?
Yatlarda bakım ve onarım sözleşmeleri, çoğu durumda Türk Borçlar Kanunu anlamında eser sözleşmesi niteliği taşır. Çünkü burada onarım yapan taraf, yalnızca işgücü tahsis etmez; somut ve belirli bir sonuç ortaya koymayı üstlenir. Motorun revize edilmesi, gövde çatlağının giderilmesi, boya sisteminin yenilenmesi, pervane ve şaft hizalamasının düzeltilmesi, elektronik sistemin çalışır hale getirilmesi veya belirli performans testi sonucu alınması gibi işler, sonuç borcu ağır basan işlerdir. Bu nedenle “hizmet verdim, sonuç garanti etmedim” savunması her zaman yeterli olmaz. Eğer sözleşmenin konusu belirli bir teknik sonucu meydana getirmekse, eser sözleşmesi mantığı baskın hale gelir.
Bununla birlikte her bakım işi aynı yoğunlukta eser sözleşmesi değildir. Bazen periyodik gözlem, danışmanlık, seyir öncesi kontrol listesi, arıza tespiti veya management şirketi üzerinden organize edilen koordinasyon hizmetleri de söz konusu olabilir. Bu tür durumlarda vekâlet veya hizmet unsurları da devreye girebilir. Ancak yatın fiilen tersaneye veya atölyeye girip onarıldığı, parça değiştiği, boya yapıldığı, klas öncesi teknik iş yapıldığı dosyalarda uyuşmazlığın merkezi çoğu zaman eser sözleşmesi hükümleridir. Güvenli sözleşme hazırlanırken, işin “sonuç işi” mi yoksa “danışmanlık/koordinasyon işi” mi olduğu baştan açıkça belirlenmelidir.
Sözleşmede iş kapsamı neden ayrıntılı yazılmalıdır?
Yat bakım ve onarım sözleşmelerinde en büyük krizlerden biri, iş kapsamının açık yazılmamasıdır. “Genel bakım yapılacaktır”, “motor elden geçirilecektir”, “tekne revize edilecektir” gibi cümleler uyuşmazlığı önlemez; tam tersine büyütür. Çünkü bu tür ifadeler, hangi parçaların değişeceği, hangilerinin sadece kontrol edileceği, hangi yüzeylerin boyanacağı, hangi standartta boya uygulanacağı, hangi testlerin yapılacağı, hangi işlerin fiyata dahil olduğu ve hangi kalemlerin ayrıca ücretlendirileceği konusunda belirsizlik yaratır. Eser sözleşmesinin niteliği gereği, ortaya konacak sonucun teknik içeriği ne kadar belirsizse, ayıplı ifa ve eksik iş tartışması o kadar kolay çıkar.
Bu nedenle iyi bir bakım-onarım sözleşmesinde iş kapsamı, ana metne veya eki olan teknik şartnameye ayrıntılı şekilde yazılmalıdır. Teknenin adı, modeli, seri veya gövde numarası, motor-jeneratör kimlik bilgileri, mevcut arıza tanımı, yapılacak işlem basamakları, kullanılacak malzemeler, değişecek parçalar, kontrol ve test prosedürleri, boya sistemi, yüzey hazırlık düzeyi, elektronik güncelleme kapsamı ve teslim sonrası beklenecek fonksiyon tek tek belirtilmelidir. Türk Borçlar Kanunu m. 471’deki sadakat ve özen borcu, ancak böyle somutlaştırıldığında pratik anlam kazanır. Aksi halde taraflardan biri “ben bu kadarını üstlenmedim” derken, diğeri “ben çalışır ve problemsiz teslim bekliyordum” diyecektir.
Malzeme ve yedek parça rejimi açık kurulmalıdır
Türk Borçlar Kanunu m. 472, malzeme yüklenici tarafından sağlanmışsa yüklenicinin bu malzemenin ayıplı olması yüzünden iş sahibine karşı satıcı gibi sorumlu olduğunu; malzeme iş sahibi tarafından sağlanmışsa da yüklenicinin onu gereken özenle kullanmak, hesap vermek ve artanı geri vermek zorunda olduğunu düzenler. Aynı maddede, iş sahibinin sağladığı malzemenin ayıplı olduğu veya eserin gereği gibi ya da zamanında meydana getirilmesini tehlikeye düşürecek başka bir durum ortaya çıktığında, yüklenicinin bunu hemen bildirme yükümlülüğü olduğu da yazılıdır. Bu hüküm, yat bakım ve onarım sözleşmelerinde malzeme rejiminin neden ayrı bir başlık olarak düzenlenmesi gerektiğini açıkça gösterir.
Uygulamada çok sık rastlanan sorun şudur: İş sahibi bazı parçaları kendisi tedarik eder, tersane bazı parçaları kendi ağından getirir, sonra arıza çıktığında herkes birbirini suçlar. Bunu önlemek için sözleşmede hangi parçaların ve sarf malzemelerin yüklenici tarafından, hangilerinin iş sahibi tarafından sağlanacağı açıkça yazılmalıdır. Ayrıca eşdeğer parça kullanımına izin verilip verilmediği, OEM/yan sanayi ayrımı, ikinci el veya refurbish parça kullanımı, iş sahibinin ön onayı gerekip gerekmediği ve sökülen parçaların iadesi de ayrıca düzenlenmelidir. Bu alan boş bırakıldığında, malzeme ayıbı ile işçilik ayıbı birbirine karışır ve sorumluluk tespiti zorlaşır.
Fiyatlandırma modeli neden net olmalıdır?
Bakım ve onarım sözleşmelerinde fiyatın nasıl belirlendiği, çoğu zaman işin kendisi kadar önemlidir. Türk Borçlar Kanunu m. 480, bedel götürü olarak belirlenmişse yüklenicinin eseri o bedelle meydana getirmek zorunda olduğunu, iş öngörülenden fazla emek ve masraf gerektirse bile kural olarak bedel artışı isteyemeyeceğini düzenler. Ancak başlangıçta öngörülemeyen veya öngörülebilip de taraflarca göz önünde tutulmayan durumlar, götürü bedelle işin yapılmasını son derece güçleştirirse yüklenici uyarlama veya dönme/fesih talep edebilir. m. 481 ise bedel hiç belirlenmemiş veya yaklaşık olarak belirlenmişse, bedelin yapıldığı yer ve zamandaki değer ile giderlere göre belirleneceğini söyler. m. 482 de yaklaşık bedelin aşırı ölçüde aşılacağının anlaşılması halinde iş sahibine sözleşmeden dönme veya uygun bedel uyarlaması/fesih imkânı tanır.
Bu rejim bakım-onarım dosyalarında çok önemlidir. Çünkü birçok tersane veya servis önce düşük bir ön teklif verir, sonra “iş büyüdü”, “gizli hasar çıktı”, “boya altında ek problem varmış”, “mil sökülünce yatak da değişmeli” gibi gerekçelerle maliyeti hızla yükseltir. Elbette bazı dosyalarda bu artış gerçekten teknik zorunluluktan doğabilir. Ancak güvenli sözleşme, bu ihtimali yönetir. En sağlıklı yöntem, ana iş kalemleri için götürü bedel veya tavan fiyat, belirsiz ve açıldıkça görülecek kalemler için ise yazılı onaya bağlı ek iş mekanizması kurmaktır. Böylece ne yüklenici işin tamamını zararlı hale getirecek belirsizlik altında kalır, ne de iş sahibi sınırsız fatura sürpriziyle karşılaşır.
Ek iş ve “change order” sistemi yazılı olmalıdır
Bakım-onarım sürecinde teknenin açılmasıyla yeni sorunların ortaya çıkması çok yaygındır. Özellikle motor, şaft, elektrik tesisatı, yakıt hattı, karina altı ve osmoz dosyalarında, ilk bakışta görünmeyen kusurlar daha sonra tespit edilebilir. İşte bu durumda en büyük tehlike, ek işlerin sözlü yürütülmesidir. Türk Borçlar Kanunu sözleşmelerin şekli konusunda taraf iradesine önem verir; taraflar belirli bir şekil kararlaştırmışsa, değişikliklerin de o şekle uygun yapılması beklenir. Bu yüzden bakım sözleşmesinde “ek iş/ilave maliyet” prosedürü mutlaka yazılı kurulmalıdır.
İyi bir change order sisteminde, yüklenici yeni teknik bulguyu yazılı bildirir; önerilen ek işi, maliyet etkisini ve teslim süresine etkisini açıkça yazar; iş sahibi de yazılı onay verirse bu iş yürütülür. Acil güvenlik riski olan haller için sınırlı bir istisna düşünülebilir; fakat onun da parasal limiti ve bildirim süresi belli olmalıdır. Aksi halde yüklenici her ek maliyeti “işi kurtarmak için yaptım” diye sunar, iş sahibi ise “benden izin alınmadı” savunmasına geçer. Bu nedenle change order rejimi, bakım ve onarım sözleşmesinin lüks unsuru değil, zorunlu omurgasıdır.
Süre, gecikme ve teslim takvimi nasıl düzenlenmelidir?
Bakım ve onarım sözleşmelerinde “yaklaşık teslim tarihi” ifadesi tek başına yeterli değildir. Türk Borçlar Kanunu m. 473, yüklenicinin işe zamanında başlamaması, işi sözleşmeye aykırı biçimde geciktirmesi veya iş sahibine yüklenemeyecek bir nedenle oluşan gecikme yüzünden işin kararlaştırılan zamanda bitirilemeyeceğinin açıkça anlaşılması halinde, iş sahibine teslim gününü beklemeden bazı haklar tanır. Aynı hüküm, ayıbın veya aykırılığın giderilmesi için süre verme ve aksi halde işi üçüncü kişiye verme imkânını da içerir. Bu madde, bakım-onarım projelerinde takvimin sadece “iyi niyetli hedef” olmadığını, hukuki sonuç doğurduğunu gösterir.
Bu nedenle sözleşmede başlangıç tarihi, karaya çekme tarihi, söküm/tespit aşaması, ek iş değerlendirme penceresi, test tarihi ve nihai teslim tarihi ayrı ayrı yazılmalıdır. Ayrıca gecikmenin hangi hallerde mazur sayılacağı, hangi hallerde yüklenicinin temerrüdüne dönüşeceği, mücbir sebep veya iş sahibinden kaynaklı gecikmelerin takvimi nasıl etkileyeceği ve gerekirse cezai şart uygulanıp uygulanmayacağı netleştirilmelidir. Bakım-onarımda belirsiz teslim tarihi, teknenin sezonu kaçırmasına, charter gelirinin kaybına veya sonraki bakım zincirinin bozulmasına yol açabilir. Bu yüzden takvim, sözleşmede dekoratif değil yaptırımlı olmalıdır.
Kabul, test ve teslim tutanağı zorunlu unsurdur
Türk Borçlar Kanunu m. 474, iş sahibinin eserin tesliminden sonra imkân bulur bulmaz eseri gözden geçirmesini ve ayıpları varsa uygun sürede bildirmesini zorunlu kılar; tarafların bilirkişi incelemesi talep edebileceğini de söyler. m. 475 ise ayıp halinde iş sahibine dönme, bedel indirimi veya ücretsiz onarım gibi seçimlik haklar verir. Bu düzenleme, bakım ve onarım sözleşmelerinde teslimin sadece “tekneyi alıp çıkma” anı olmadığını açıkça ortaya koyar. Teslim, test edilmiş, kontrol edilmiş ve gerektiğinde çekinceyle kabul edilmiş bir aşama olmalıdır.
Bu nedenle iyi sözleşmede mutlaka bir teslim ve kabul protokolü bulunmalıdır. Hangi testlerin yapılacağı, liman testi veya deneme seyri gerekip gerekmediği, motor yük testi, elektronik sistem kontrolü, boya/kaplama kabul standardı, sızdırmazlık kontrolü ve eksik iş listesi gibi başlıklar baştan düzenlenmelidir. Teslim tutanağına mevcut eksikler, rezervler, garanti kapsamında sonra düzeltilecek kalemler ve teslim edilen belgeler yazılmalıdır. Böylece iş sahibi “teslim aldım ama çekincem var” pozisyonunu koruyabilir. Aksi halde çok genel imzalanmış bir “teslim edildi” belgesi, sonradan ayıplı ifa iddialarını zayıflatabilir.
Tersane sahibinin kanuni ipotek hakkı neden mutlaka düşünülmelidir?
Yatlarda bakım ve onarım sözleşmeleri hazırlanırken çoğu iş sahibinin hiç düşünmediği ama belki de en önemli risk, Türk Ticaret Kanunu m. 1013’te düzenlenen tersane sahibinin ipotek hakkıdır. Hükme göre tersane sahibi, geminin yapımı ve onarımından doğan alacakları için, o yapı veya gemi üzerinde ipoteğin tescilini isteme hakkına sahiptir ve bu haktan önceden feragat geçerli değildir. Ayrıca bu istem hakkını teminat altına almak için gemi veya yapı siciline şerh verilebilir; yapım veya onarım henüz tamamlanmamışsa, tamamlanan işi karşılayan kısım ve kapsam dışı giderler için teminat ipoteği de istenebilir. Bu hüküm, bakım-onarım alacaklarının sadece fatura veya dava konusu olmaktan çıkıp, belirli koşullarda teknenin kendisini etkileyen ayni güvenceye dönüşebileceğini gösterir.
Bu yüzden bakım-onarım sözleşmesinde ödeme planı, hakediş, ara ödeme, teslime bağlı bakiye ödeme, uyuşmazlıklı kalemlerin nasıl çözüleceği ve faturaya itiraz rejimi açık yazılmalıdır. İş sahibi “beğenmedim, hiç ödemiyorum” yaklaşımına girerse, tersane de yalnız alacak davası değil, daha güçlü teminat araçlarına yönelebilir. Tersane için de benzer şekilde, yaptığı işin kapsamını ve teslim durumunu ispatlayamamak risklidir. İyi sözleşme hem yüklenicinin meşru alacağını korur hem de iş sahibini sürpriz ayni teminat baskısından uzak tutar. Bu nedenle TTK m. 1013, yat bakım-onarım sözleşmelerinde mutlaka düşünülmesi gereken bir maddedir.
Sigorta ve sorumluluk dağılımı ayrıca yazılmalıdır
Bakım ve onarım sürecinde tekne çoğu zaman karada, yüzer havuzda, travel lift alanında veya tersane sahasında bulunur. Bu süreçte yangın, düşme, çarpma, boya/kimyasal zarar, çevresel kirlilik, üçüncü kişi müdahalesi ve test sırasında oluşan hasarlar gündeme gelebilir. Türk Ticaret Kanunu ve tekne sigortası rejimi tekneyi sigortalama imkânı tanır; fakat bakım sırasında kimin hangi poliçeden sorumlu olduğu otomatik değildir. Bu nedenle sözleşmede, iş sahibinin mevcut hull poliçesinin bakım sürecini kapsayıp kapsamadığı, tersanenin işyeri ve üçüncü kişi sorumluluk sigortası, çalışan zararları, deneme seyri riski ve yedek parça sorumluluğu ayrıca yazılmalıdır. Tersane sigortası ile tekne poliçesinin birbirine güvenilerek boş bırakılması, hasar anında ciddi boşluk yaratır.
Ayrıca sorumluluk sınırlaması maddeleri de dikkatle kurulmalıdır. TBK m. 112’ye göre borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kusursuzluğunu ispat etmedikçe alacaklının zararını gidermekle yükümlüdür. Bu nedenle bakım-onarım yapan tarafın ağır kusur veya açık ihmal içeren durumlarda geniş sorumsuzluk maddeleriyle tamamen korunması güvenli değildir. Özellikle pahalı ekipman, yanlış montaj, eksik torklama, hatalı elektrik bağlantısı veya boya sisteminin açıkça teknik şartnameye aykırı uygulanması gibi hallerde sorumluluk tartışması büyür. Sağlam sözleşme, hem makul sorumluluk sınırı kurar hem de ağır kusur veya temel ifa ihlallerini bunun dışında bırakır.
Yabancı tersane veya yabancı bayraklı yat varsa ne değişir?
Bakım ve onarım sözleşmesi yabancı bir tersane ile yapılıyorsa ya da tekne yabancı bayraklıysa, sözleşmeye uygulanacak hukuk ayrıca önem kazanır. MÖHUK m. 24’e göre sözleşmeden doğan borç ilişkileri tarafların açıkça seçtikleri hukuka tabidir; hukuk seçimi yoksa sözleşmeyle en sıkı ilişkili hukuk uygulanır. Aynı Kanun m. 22 ise deniz taşıma araçları üzerindeki ayni hakların menşe ülke hukukuna tabi olduğunu söyler. Bu, sözleşmeye Türk hukuku seçilmiş olsa bile tekne üzerindeki ayni hak veya sicil meselelerinin yabancı hukuk etkisinde kalabileceği anlamına gelir.
Bu nedenle yabancı unsur içeren bakım-onarım sözleşmelerinde “uygulanacak hukuk” ve “yetkili mahkeme/tahkim” maddeleri özellikle önemlidir. Aksi halde uyuşmazlık çıktığında önce işin esası değil, nerede ve hangi hukukla çözüleceği tartışılır. Yabancı bayraklı teknenin bakımından sonra çıkacak sicil, bayrak, klas veya teminat sorunları da ayrıca büyüyebilir. Bu dosyalarda sözleşme, yalnız iş kapsamını değil; uluslararası ihtilaf halinde izlenecek hukuki yolu da baştan netleştirmelidir.
Tüketici boyutu bazı dosyalarda gündeme gelebilir
Her yat bakım ve onarım ilişkisi ticari değildir. 6502 sayılı Kanun, her türlü tüketici işlemini kapsar ve hizmeti, bir ücret veya menfaat karşılığında yapılan ya da yapılması taahhüt edilen mal sağlama dışındaki her türlü tüketici işleminin konusu olarak tanımlar. Bu nedenle özel kullanım amacıyla hareket eden bir yat sahibinin, profesyonel bir servis veya tersaneden bakım-onarım hizmeti alması somut olayın özelliklerine göre tüketici işlemi tartışması doğurabilir. Bu ihtimal her dosyada otomatik değildir; ama özellikle ticari amaç taşımayan özel yat sahipleri için göz ardı edilmemelidir.
Bu durumda sözleşmedeki haksız şartlar, aşırı tek yanlı sorumluluk sınırlamaları, bilgilendirme eksiklikleri ve görev-yetki meseleleri ayrıca önem kazanır. Bu yüzden özel kullanım amaçlı yatlarda standart tersane formlarının olduğu gibi imzalanması risklidir. Sözleşmenin taraf sıfatlarına göre yeniden gözden geçirilmesi gerekir. Bakım ve onarım sözleşmesinde tüketici boyutu varsa, “profesyonel denizcilik sözleşmesi” mantığıyla yazılmış bazı ağır kayıtların sonradan ciddi tartışma doğurması mümkündür.
Sonuç
Yatlarda bakım ve onarım sözleşmeleri nasıl hazırlanmalıdır sorusunun en doğru cevabı şudur: Bu sözleşmeler, basit servis formu gibi değil; teknik şartname ile desteklenen, eser sözleşmesi mantığına uygun, fiyatı ve ek işi yöneten, teslim-kabul rejimini kuran, sigorta ve sorumluluğu dağıtan ve tersane alacağı riskini öngören profesyonel sözleşmeler olarak hazırlanmalıdır. Türk Borçlar Kanunu m. 470-475 ve 480-482; işin niteliği, yüklenicinin özen borcu, malzeme sorumluluğu, gecikme, ayıp ve bedel rejimi bakımından temel çerçeveyi sunar. Türk Ticaret Kanunu m. 1013 ise bakım-onarım alacaklarının bazı koşullarda gemi üzerinde güçlü bir ayni güvenceye dönüşebileceğini gösterir.
Kısacası, iyi bir yat bakım-onarım sözleşmesi şu soruları cevapsız bırakmamalıdır: Ne yapılacak, hangi standarda göre yapılacak, hangi malzeme kullanılacak, fiyat nasıl belirlenecek, ek iş nasıl onaylanacak, teslim ne zaman olacak, test ve kabul nasıl yapılacak, ayıp çıkarsa ne olacak, sigorta kimde olacak ve ödeme krizi çıkarsa tekne üzerindeki teminat riski nasıl yönetilecek? Bu sorular yazılı ve net cevaplanırsa, sözleşme gerçekten koruyucu hale gelir. Yazılmazsa, teknik sorun hukukî krize dönüşür. Yatlarda bakım ve onarım ilişkisinde gerçek güvenlik, işi ustaya vermekte değil; o işi hukuken doğru çerçevelemekte başlar.