5607 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu
GİRİŞ
Devletlerin egemenlik haklarından mali ve ekonomik düzenin korunması, ulusal güvenliğin ve toplumsal refahın sürdürülebilmesi açısından hayati bir öneme sahiptir. Küreselleşen dünyada sınırların geçirgenleşmesi ve ticari hareketliliğin artması, devletlerin gümrük egemenliğini, vergi gelirlerini ve adil piyasa rekabetini tehdit eden kaçakçılık fiillerini de daha karmaşık ve mücadele edilmesi zor bir boyuta taşımıştır. Türk hukuk sisteminde bu çok katmanlı suç tipiyle mücadele etmek, ekonomik düzeni sakatlayan kayıt dışı faaliyetlerin önüne geçmek ve kamunun huzurunu ile güvenliğini korumak amacıyla 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu yürürlüğe girmiştir.
Genel ceza normlarının ötesinde, kendine özgü usul kuralları, dinamik suç tanımları ve özel yaptırım rejimleri barındıran bu kanun; sadece mali kayıpları engellemeyi değil, aynı zamanda uluslararası nitelik taşıyan organize suç ağlarının finansal ana damarlarını kesmeyi de hedefler. Eşyanın gümrük işlemlerine tabi tutulmaksızın ülkeye sokulmasından, sahte belge kullanımıyla gerçekleştirilen ithalat ve ihracat usulsüzlüklerine; akaryakıt, tütün, alkol ve kültür varlığı kaçakçılığı gibi spesifik ve nitelikli alanlara kadar geniş bir suç yelpazesini düzenleyen 5607 sayılı Kanun, ekonomik ceza hukukunun en dinamik enstrümanlarından biridir. Kanun koyucu, bu metinle bir yandan cezaların caydırıcılığını üst düzeyde tutmaya çalışırken, diğer yandan da mülkiyet hakkı, adil yargılanma hakkı ve onarıcı adalet ilkeleri arasında hassas bir denge kurmaya gayret etmiştir.
Bu çalışma kapsamında, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun modern ceza hukukundaki yeri ve önemi ele alınacak; kanunda düzenlenen temel suç tipleri, bu suçların amacı, uygulamada sıkça karşılaşılan hukuki ihtilaflar ve özellikle ceza sorumluluğunu doğrudan etkileyen özel hükümler doktrindeki tartışmalar ve yargı pratikleri ışığında detaylı bir analize tabi tutulacaktır.
1. BÖLÜM: 5607 Sayılı Kanun Kapsamında Yer Alan Suçların Amacı ve Tanımları
Kanun önce kaçakçılık fiillerini, bunların yaptırımlarını sonra da kaçakçılık suçunu önlemeye yönelik yöntemini ve bununla ilgili esasları düzenlemektedir.
Kanun, devletin mali egemenliğini, gümrük düzenini ve adil piyasa rekabetini korumak amacıyla son derece geniş, detaylı ve teknik bir suç fiilleri yelpazesi öngörmüştür. Kanunun “Suçlar ve Kabahatler” başlıklı 3. maddesinde somutlaşan bu fiiller, temel olarak ithalat ve ihracat süreçlerindeki usulsüzlükler ile özel ihtisas gerektiren eşyaların yasa dışı ticareti olmak üzere iki ana eksende toplanmaktadır.
Bu kapsamda en sık karşılaşılan suç fiili; herhangi bir eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın veya gümrük kapıları dışından ülkeye sokmak (yani klasik ithalat kaçakçılığı) ya da ithali kanunen yasak olan bir malı ülkeye getirmektir. Bunun yanı sıra, eşyayı sahte veya aldatıcı belgelerle gümrük vergilerini kısmen veya tamamen ödemeyerek yurda sokmak, transit rejimi kapsamında ülkeden sadece geçmesi gereken veya gümrük depolarında tutulan eşyayı usulsüz şekilde iç piyasaya sürerek yurt içinde bırakmak da ithalat boyutundaki ağır suç fiilleri arasında yer alır. İhracat boyutunda ise, ülkeden çıkışı kanunen yasak olan eşyayı yurt dışına çıkarmak veya teşvik, mali destek ya da vergi iadesinden haksız kazanç elde etmek amacıyla gerçekte var olmayan veya niteliği farklı olan bir eşyayı ihraç edilmiş gibi göstermek suç olarak tanımlanmıştır. Kanun, sadece bu malları sınırlardan geçirenleri değil; kaçak olduğunu bilerek bu eşyayı ticari amaçla satın alan, satışa arz eden, taşıyan veya saklayan kişileri de aynı derecede cezai sorumluluk altına almaktadır.
Ayrıca kanun koyucu, toplumsal sağlığı, devletin vergi gelirlerini ve kamu güvenliğini doğrudan tehdit eden bazı özel sektörlere yönelik nitelikli suç fiilleri de ihdas etmiştir. Bu doğrultuda; akaryakıt kaçakçılığı (ulusal marker içermeyen veya sahte marker içeren akaryakıt üretimi, satışı), tütün, tütün mamulleri, makaron, yaprak sigara kağıdı, etil alkol ve alkollü içkilerin bandrolsüz, etiketsiz, sahte barkodla veya yasa dışı logolarla üretilmesi, ülkeye sokulması, ticari amaçla bulundurulması ve satılması kanunda çok daha ağır cezai yaptırımlara bağlanan spesifik suç fiillerini oluşturmaktadır.
2. BÖLÜM: 5607 Sayılı Kanun Kapsamında Yargıtay İçtihatları Örnekleri
*Sınırda devriye görevi yapan görevliler, Suriye’den Türkiye’ye yasal olmayan yollarla (tel engellerden) geçirilmiş 60 kg kaçak çay ele geçirmiştir. Olay yerinde 3 şüpheli şahıs tespit edilmiştir. Kaçağa konu eşyanın sınırdan yurda sokulmak istenirken veya hemen sonrasında (kesintiye uğramadan) yakalanması hali, 5607 sayılı Kanun’un 3/1. maddesinin ikinci cümlesi kapsamında kaçakçılık suçunu oluşturur.
Kararda eylemin, gümrük kapısından veya sınırdan yurda sokulmak istenirken ya da hemen sonrasında yakalanması nedeniyle, kesintiye uğramadan devam eden bir süreç olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle eylemin “kesintisiz suç” niteliğinde olduğu ve sanıkların cezalandırılmasında 5607 sayılı Kanun’un 3/1. maddesinin 2. cümlesinin dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır. Aynı kanunun 3/5. maddesi uyarınca cezalandırma talep edilmiştir.
5607 sayılı Kanun’un 4/2. maddesine göre; kaçakçılık suçunun üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi bir nitelikli haldir ve cezanın artırılmasını gerektirir. Karardaki eksik ceza tayini: Olayda 3 şahsın birlikte hareket ettiği tespit edilmesine rağmen, yerel mahkemenin sanıklar hakkında bu ceza artırımını uygulamadığı ve eksik ceza tayin ettiği belirtilmiştir. Yargıtay’ın kararı sanıklar ve katılan (şikayetçi) vekilinin temyiz itirazları haklı bulunmuştur. Yerel mahkemenin verdiği hüküm, yasaya aykırı bulunarak yürürlükteki 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca 16/06/2016 tarihinde oy birliği ile BOZULMASINA karar verilmiştir. (7.C.D 2014/29925 2016/8553)
*Sanık, gümrük kapısından yolcu olarak yurda giriş yaparken ticari miktar ve nitelikte olmayan muafiyet dışı sigaralarla yakalanmıştır. Yerel mahkeme, ithali yasak olmayan bu eşyalar için sanığın beraatine karar vermiş; ancak yakalanan sigaraların müsaderesine (devlete geçmesine) hükmetmiştir. Yargıtay, sigaralar yönünden verilen beraat kararının doğru olduğunu ancak sigaraların mülkiyetinin kamuya geçirilmesi (müsadere) kararının yanlış olduğunu belirtmiştir. Uygulanması Gereken İşlem: Kanun maddelerine göre, ticari mahiyette olmayan bu eşyaların doğrudan müsaderesine karar verilmesi yerine, işlem yapılmak üzere Gümrük İdaresine gönderilmesi gerekmektedir. Yargıtay Kararı: Yerel mahkemenin müsadere kararı yasaya aykırı bulunmuş, katılan gümrük idaresi vekilinin temyiz itirazı haklı görülerek hüküm 03.07.2014 tarihinde oy birliği ile BOZULMUŞTUR. (7.C.D 2013/16600, 2014/14169)
*Dosya kapsamında 06.08.2009 ve 27.08.2009 tarihlerine ait iki ayrı olay tutanağı bulunmaktadır. Bu tarihlerde yapılan çalışmalarda sahipsiz (yakalanma anında başında kimse olmayan) 2 adet at ve bu atların üzerine yüklenmiş vaziyette 300 karton Prestige ile 600 karton United marka olmak üzere toplam 900 karton kaçak sigara ele geçirilmiştir. Kolluk güçlerince yapılan araştırmada, bu kaçak sigaraların belli bir köyden, ismi metinde gizlenmiş olan bir şahsa ait olduğu iddia edilmiş ve bu iddiaya dayanılarak sanık hakkında kamu davası açılmıştır. Sanık, yargılama sürecindeki savunmalarında olay tutanağının içeriğini kesinlikle kabul etmemiştir. Sanık, olayda sadece ele geçirilen atların kendisine ait olduğunu beyan etmiştir. Ancak bu atların üzerindeki kaçak sigaralarla hiçbir ilgisinin, bilgisinin ve bağının bulunmadığını ileri sürmüştür. Yargıtay, yerel mahkemenin yasal olmayan gerekçelerle ve eksik araştırmayla hüküm kurduğunu belirterek şu eleştirilerde bulunmuştur: Tutanak İmzacıları Dinlenmemiştir: Olay tutanağını düzenleyen ve imzalayan görevliler mahkemece tanık olarak dinlenmemiştir. Bu kişilerin dinlenerek, söz konusu kaçak sigaraların sanığa ait olduğuna dair ellerinde ne gibi bilgi, bulgu ve ulaştıkları kanıtlar olduğunun netleştirilmesi gerekirdi.
Hatalı Gerekçe: Yerel mahkeme mahkumiyet kararını verirken “sanığın beyanlarına bölgenin koşulları itibariyle itibar edilemeyeceği…” şeklinde soyut ve yasal olmayan bir gerekçeye dayanmıştır. Yargıtay, somut delil yerine bölge şartlarını öne sürerek sanık beyanını doğrudan geçersiz saymayı hukuka aykırı bulmuştur. Sanığın temyiz itirazları, yukarıda sıralanan eksik inceleme ve hatalı gerekçeler nedeniyle yerinde (haklı) görülmüştür. Yerel mahkemenin vermiş olduğu mahkumiyet hükmü, yürürlükte olan 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca 30.12.2013 tarihinde oy birliği ile BOZULMUŞTUR. (7.C.D 2013/4060, 2013/25290)
*Bulgaristan’dan Türkiye’ye giriş yapmak üzere Kapıkule Tır Gümrük Sahası’na gelen bir tır ve sürücüsü hakkında işlem yapılmıştır. Polis giriş ve gümrük tescil işlemlerinin ardından, araçtan şüphelenilmesi ve risk kriterleri çerçevesinde tır, X-Ray tarama cihazına sevk edilmiştir. Araç X-Ray taramasına girmeden önce, sanığa gümrüğe tabi bir eşyasının bulunup bulunmadığı sorulmuş ve sanık yazılı olarak gümrüğe tabi eşyası olmadığını beyan etmiştir. X-Ray taraması sonrasında araçta yapılan aramada; araca ait ana yakıt deposunun haricinde, dışarıdan tespiti güç olacak şekilde tasarlanmış ilave bir depo (ek depo) bulunmuştur. Bu ilave depo içerisinde dava konusu olan kaçak akaryakıt ele geçirilmiştir. Metinde, sanığın “gümrüğe tabi eşyam yoktur” şeklinde yazılı beyanda bulunmasının ardından yapılan aramada ana depo harici ek depoda kaçak akaryakıt bulunmasının, suçun unsurlarını oluşturduğu belirtilmektedir. Dışarıdan tespiti güç olan bu ilave depodaki akaryakıtın gümrük işlemlerine tabi tutulmaksızın yurda ithal edilmek istendiği sabittir. Bu nedenle sanığın bu eylemden dolayı mahkumiyetine karar verilmesi gerekir. İlk derece mahkemesi (yerel mahkeme), sanığın bu eylemini gümrük işlemlerine tabi tutulmaksızın ithal etmek olduğu kabul edilmesine rağmen, sanık hakkında hatalı bir gerekçeyle beraat kararı vermiştir. Katılan (şikayetçi/kurum) vekilinin temyiz itirazları Yargıtay tarafından haklı ve yerinde görülmüştür. Yerel mahkemenin verdiği beraat kararı hukuka aykırı bulunmuştur. Hükmün, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca yasaya aykırılık nedeniyle BOZULMASINA 10/12/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verilmiştir. (7.C.D 2013/1797, 2013/23824)
*Suç tarihinde İran sınırından Türkiye topraklarına yasa dışı yollarla geçiş yapan bir grubun güvenlik güçlerince fark edilerek takibe alınması sonucunda, 26 adet 60 litrelik jelikan bidon içerisinde toplam 1560 litre kaçak İran mazotu ele geçirilmiş olup; sınır kapısı haricindeki yasal olmayan güzergahlardan gerçekleştirilen bu eylemin, kaçak eşya ile birlikte sınırı geçtikten sonra takip üzerine yakalanma durumu kapsamında değerlendirilerek 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 3/1. maddesinde düzenlenen kaçakçılık suçunu oluşturduğu açıkça vurgulanmıştır. Yerel mahkemenin bu eylemin ilgili kanun maddesi kapsamındaki suç unsurunu oluşturduğunu gözetmeden yazılı şekilde hatalı karar vermesi üzerine, katılan vekilinin temyiz itirazları haklı bulunmuş ve yasal usullere aykırı olan bu hüküm, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi yollamasıyla hâlen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca 16.05.2013 tarihinde oybirliğiyle bozulmuştur. (7.C.D 2013/4539, 2013/11001)
*Yasal olmayan yollardan yurda getirilen veya yurt içinde alım satıma konu edilen eşyalarla ilgili kaçakçılık suçlarında, ithalat esnasında öngörülen gümrük vergileri ile diğer eş etkili vergiler ve mali yüklerin ödenmemesi nedeniyle devletin yoksun kaldığı bu gelir “kamu zararı” olarak nitelendirilmektedir; ancak sanık hakkında Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) müessesesinin uygulanabilmesi için bu kamu zararının giderilmesi şart koşulmuşken, mahkeme tarafından sanığa “gümrüklenmiş değerin” kamu zararı olduğu bildirilerek yanıltıcı bir beyanda bulunulmuş ve bu yüksek zararın ödenemediği gerekçesiyle yasal şartlar oluşmadığı söylenerek HAGB uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Yargıtay, asıl kamu zararının gümrüklenmiş değer değil, sadece ödenmeyen gümrük vergileri ve mali yükler olduğunu vurgulayarak yerel mahkemenin bu hatalı değerlendirmesini yasaya aykırı bulmuş, sanığın temyiz itirazlarını yerinde görerek hükmü 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca 23/01/2013 tarihinde oybirliğiyle bozmuştur. (7.C.D 2010/12975, 2013/1697)
*Gümrük mevzuatında eşyanın yurda ithaline ilişkin olarak muafiyet ve istisna tanınacağı sayılmış haller dışında, gümrük kapısı haricinden eşya ithal edilmesinde herhangi bir muafiyet ve istisna tanınmadığı belirtilmiştir. 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 3/1. maddesinde, eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın Türkiye’ye ithal eden kişinin bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacağı, eşyanın gümrük kapıları dışından Türkiye’ye ithal edilmesi halinde ise verilecek cezanın üçte birinden yarısına kadar artırılacağı hükme bağlanmıştır. Kararda, anılan kanunun 3/5. maddesinin uygulanabilmesi için, sanıkların yasal olmayan yollarla yurt dışına çıktıktan sonra aldıkları eşyalarla birlikte yine yasal olmayan yollardan yurda geri dönmeleri durumunda, getirdikleri eşyanın ticari nitelikte olup olmadığına bakılmaksızın doğrudan 3/1. madde fıkrası uyarınca cezalandırılmaları gerektiği vurgulanmıştır. Somut olayda yasal olmayan yollarla başka bir ülke topraklarına giderek oradan satın aldıkları dava konusu eşyayı yine yasal olmayan şekilde gümrük kapısı dışından yurda ithal ettiği sabit olan sanıkların, ithal ettikleri eşyanın ticari nitelikte olup olmadığına bakılmaksızın 5607 sayılı Kanun’un 3/1. maddesi ve ilgili artırım fıkrası uyarınca cezalandırılmaları gerekirken yerel mahkemece yazılı şekilde hatalı hüküm kurulmuştur. Bu doğrultuda o yer Cumhuriyet Savcısı ve katılan idare temsilcisinin temyiz itirazları yerinde görülerek, yasaya aykırı bulunan yerel mahkeme hükmünün 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca 11.09.2012 tarihinde oybirliğiyle bozulmasına karar verilmiştir. (7.C.D 2010/10779, 2012/23747)
*Halk arasında “on numara yağ” olarak bilinen ve akaryakıta dönüştürülmüş olan petrol ürünlerinin satışı, 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu kapsamında doğrudan “kaçak petrol” olarak değerlendirilmektedir. İlgili kanunun “Kaçak Petrol” başlıklı 2. maddesinin 21. fıkrasının (c) alt bendi uyarınca; EPDK’dan (Kurumdan) izin alınmadan, akaryakıt haricinde kalan solvent, madeni ve baz yağ, asfalt, solvent nafta ve benzeri petrol ürünlerinden elde edilen akaryakıt ya da akaryakıta dönüştürmek maksadıyla kullanılan veya bulundurulan bu tür ürünler kaçak petrol kapsamında sayılmıştır. Somut olayda sanıklar tarafından satışı yapılan maddelerin akaryakıta dönüştürülmüş petrol ürünü (on numara yağ) olduğu sabit görüldüğünden, sanıkların eylemlerinin 5015 sayılı Kanun’un ek 5. maddesi kapsamında kaldığı gözetilerek bu suçtan cezalandırılmaları ve dosya kapsamına uymayan 1705 sayılı Ticarette Tağşişin Men’i ve İhracatın Murakabesi ve Korunması Hakkında Kanun uyarınca yazılı şekilde mahkumiyet kurulmaması gerekmektedir. Yerel mahkemenin bu yasal çerçeveyi göz ardı ederek hatalı kanun maddesi üzerinden hüküm kurması üzerine, üst Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları haklı bulunmuş ve yasaya aykırı olan yerel mahkeme hükmünün 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi yollamasıyla yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca, daire üyesi Orhan Koçak’ın değişik gerekçeli karşı oyuna karşılık oy çokluğuyla (hükmün bozulması yönünden ise oy birliğiyle) 05.06.2012 tarihinde bozulmasına karar verilmiştir. (7.C.D. 2010/12257, 2012/21934)
3.BÖLÜM: 5607 Sayılı Kanun Hakkında Genel Değerlendirme ve Sonuç
5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu hakkında genel bir hukuki değerlendirme yapıldığında; kanunun sadece cezalandırıcı bir norm metni olmanın ötesinde, devletin mali güvenliğini, gümrük egemenliğini, kamu sağlığını ve serbest piyasadaki adil rekabet ortamını koruma altına alan çok işlevli ve dinamik bir kalkan niteliğinde olduğu açıkça görülmektedir. Küreselleşen ve dijitalleşen ticaret ağları karşısında sınır aşan suç örgütlerinin finansal mekanizmalarını felç etmeyi amaçlayan bu kanun, bünyesinde barındırdığı teknik suç tanımları, eşyanın gümrüklenmiş değerine göre kademeli olarak artan yaptırım rejimleri ve nitelikli kaçakçılık türlerine (akaryakıt, tütün, alkol vb.) yönelik öngördüğü ağır cezalar ile ekonomik ceza hukukunun en caydırıcı enstrümanlarından biridir. Bununla birlikte kanunun asıl başarısı, suçla mücadelenin katı ve tavizsiz yapısı ile modern hukukun vazgeçilmez unsurları olan onarıcı adalet ve orantılılık ilkeleri arasında kurmaya çalıştığı hassas dengede saklıdır; nitekim mevzuatta yer alan etkin pişmanlık hükümleri vasıtasıyla bir yandan devletin ve kamunun uğradığı vergi ile gümrük kayıpları ivedilikle telafi edilerek hazine zararları minimize edilmekte, diğer yandan da adli makamlarla samimi işbirliğine giden faillere ceza indirimi veya cezasızlık kapısı aralanarak suçluların topluma yeniden kazandırılması hedeflenmektedir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da sıkça vurgulandığı üzere, mülkiyet hakkı ve adil yargılanma hakkı gibi temel anayasal güvencelerin zedelenmemesi adına mahkemelerce sanıklara etkin pişmanlık ihtarının usulüne uygun olarak yapılması ve kamusal zararın belirlenmesinde hakkaniyetli kriterlerin esas alınması, yasanın ruhuna uygun bir adalet tecellisi için hayati öneme sahiptir. Sonuç itibarıyla, 5607 sayılı Kanun, kamu yararı ile kişi hak ve hürriyetleri arasındaki çizgiyi koruduğu, yargı pratiğindeki aksaklıkları Yargıtay’ın yapıcı yorumlarıyla esnetebildiği ve ekonomik suçların evrilen doğasına uyum sağlayabildiği ölçüde Türk hukuk sisteminde toplumsal refahın ve mali düzenin en güçlü teminatlarından biri olmaya devam edecektir.