Single Blog Title

This is a single blog caption

Yurt Dışından Temin Edilen Yazılımlarda Lisans İhlali ve Uygulanacak Hukuk Sorunu

Yurt Dışından Temin Edilen Yazılımlarda Lisans İhlali ve Uygulanacak Hukuk Sorunu

Yurt dışından temin edilen yazılımlar artık sadece büyük teknoloji şirketlerinin değil, küçük ve orta ölçekli işletmelerin de günlük iş akışının parçası hâline gelmiş durumda. Bulut tabanlı hizmetler, yabancı menşeli ERP sistemleri, uluslararası tasarım ve mühendislik yazılımları, SaaS platformları, kod kütüphaneleri ve çevrim içi abonelik modelleri sayesinde Türkiye’deki kullanıcılar, çoğu zaman yabancı bir üreticiyle birkaç tıklamayla sözleşme kurabiliyor. Ancak uyuşmazlık çıktığında asıl zor soru başlıyor: Bu ilişkiye hangi ülke hukuku uygulanacak? Türk hukuku mu, lisans sözleşmesinde seçilen yabancı hukuk mu, yoksa hak ihlalinin gerçekleştiği ülke hukuku mu? Bu soru, özellikle lisans ihlali, yetkisiz kullanım, kullanıcı sınırının aşılması, yabancı ülkede çoğaltılmış kopyaların Türkiye’ye getirilmesi ve tazminat taleplerinde son derece belirleyicidir.

Türk hukukunda bilgisayar programları açıkça eser olarak korunur. FSEK’te “bilgisayar programı”, bir bilgisayar sisteminin özel bir işlem veya görev yapmasını sağlayacak biçimde düzenlenmiş emir dizgesi ve buna ilişkin hazırlık çalışmaları olarak tanımlanır. Aynı kanun, bilgisayar programlarını ilim ve edebiyat eseri sayar; ayrıca programın yüklenmesi, görüntülenmesi, çalıştırılması, iletilmesi ve depolanmasını da çoğaltma hakkının kapsamına alır. Bu nedenle yurt dışından lisans alınmış veya temin edilmiş bir yazılım bakımından uyuşmazlık sadece “sözleşme ihlali” değil; telif hakkı, ithal, dağıtım, kullanım ve tazminat ekseninde çok katmanlı bir hukuk sorunu yaratabilir.

Bu konuda en kritik ayrım şudur: Yazılım lisans sözleşmesinden doğan uyuşmazlık ile fikrî mülkiyet hakkının ihlalinden doğan uyuşmazlık her zaman aynı hukuka tabi değildir. Bir başka ifadeyle, lisans sözleşmesine örneğin California hukuku veya İngiliz hukuku uygulanması kararlaştırılmış olabilir; fakat Türkiye’de gerçekleşen telif ihlali iddiası bakımından uygulanacak hukuk yine Türk hukuku olabilir. Türk Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun tam da bu ayrımı kurar. Bu nedenle yabancı yazılım ihtilaflarında ilk yapılması gereken şey, tek bir “uygulanacak hukuk” aramak değil, hangi talebin hangi hukukî kategoriye girdiğini ayırmaktır.

Sorun neden sadece “yabancı lisans sözleşmesi” meselesi değildir?

Yurt dışından alınan yazılımın Türkiye’de kullanılması, çoğu zaman üç ayrı düzlem yaratır. Birinci düzlem, lisans sözleşmesinin kurulması ve ifasıdır. İkinci düzlem, yazılımın fiilen kullanılması, çoğaltılması, dağıtılması veya sınır ötesi aktarımı nedeniyle doğan fikrî hak ihlali iddiasıdır. Üçüncü düzlem ise buna eşlik eden haksız rekabet, tüketici koruması, yetki sözleşmesi, tenfiz ve kamu düzeni tartışmalarıdır. MÖHUK’un sistematiği de zaten bu katmanları ayırır: sözleşmeler için ayrı, fikrî mülkiyet hakları için ayrı, haksız rekabet için ayrı bağlama kuralları getirir.

Bu nedenle yabancı üreticiden alınan bir yazılım bakımından “sözleşmede yabancı hukuk seçilmiş, demek ki her konuda o hukuk uygulanır” demek doğru değildir. Aynı şekilde “yazılım Türkiye’de kullanıldı, o hâlde her durumda Türk hukuku uygulanır” demek de eksiktir. Doğru yaklaşım, talep bazlı ayrım yapmaktır. Lisans sözleşmesinden doğan borç ilişkisi başka; telif hakkı ihlalinden doğan talepler başka; haksız rekabetten doğan talepler başka hukuka tabi olabilir. Uygulamada en çok hata da bu ayrım yapılmadan tek hukuk rejimiyle tüm dosyanın çözülmeye çalışılması nedeniyle ortaya çıkar.

Yabancı yazılımın Türkiye’ye getirilmesi neden ayrıca önemlidir?

FSEK m.23, yayma hakkını düzenler ve burada yabancı menşeli yazılımlar bakımından çok önemli bir kural koyar. Maddeye göre, eser sahibinin izniyle yurt dışında çoğaltılmış nüshaların Türkiye’ye getirilmesi ve bunlardan yayma yoluyla yararlanma hakkı münhasıran eser sahibine aittir; ayrıca yurt dışında çoğaltılmış nüshalar, eser sahibinin veya yayma hakkı sahibinin izni olmadan ithal edilemez. Aynı maddede, tükenme etkisi bakımından Türkiye içi ilk satış veya dağıtıma dayalı bir model benimsenir. Bu şu anlama gelir: Yazılımın yurt dışında hak sahibinin izniyle çoğaltılmış olması, onu otomatik olarak Türkiye’de serbestçe ithal edip dağıtılabilir kılmaz.

Bu hüküm, özellikle kurumsal şirketlerin yabancı ülkede satın aldıkları lisansları Türkiye’deki iştiraklerine, şubelerine veya bayilerine aktarmaya çalıştıkları durumlarda çok önemlidir. Yurt dışında hukuka uygun edinilmiş bir kopya veya lisans, Türkiye’deki yayma ve ithal hakkı bakımından ayrıca incelenmelidir. Dolayısıyla “ABD’de satın alındı, burada da kullanılır” mantığı her zaman güvenli değildir. Yazılımın lisans modeli, bölgesel kullanım şartları, ithal izni, kullanıcı kapsamı ve Türkiye’ye yönelik yetki zinciri ayrıca değerlendirilmelidir. FSEK m.23’ün bu yönü, yabancı yazılımlarda lisans ihlalinin neden sadece EULA tartışması değil, aynı zamanda ithal ve dağıtım sorunu da olabildiğini gösterir.

Lisans sözleşmesine hangi hukuk uygulanır?

Yabancılık unsuru taşıyan yazılım lisans sözleşmelerinde ilk bakılacak hüküm MÖHUK m.28’dir. Bu madde, fikrî mülkiyet haklarına ilişkin sözleşmelerin tarafların seçtikleri hukuka tabi olduğunu açıkça düzenler. Yani taraflar, lisans sözleşmesine örneğin İngiliz hukukunun, New York hukukunun veya Alman hukukunun uygulanacağını kararlaştırabilir. Tarafların hukuk seçimi yapmadığı hâllerde ise sözleşmeden doğan ilişkiye, fikrî mülkiyet hakkını veya onun kullanımını devreden tarafın sözleşme kurulduğu andaki işyeri hukuku; işyeri yoksa mutad mesken hukuku uygulanır. Ancak hâlin bütün şartlarına göre sözleşmeyle daha sıkı ilişkili başka bir hukukun bulunması hâlinde sözleşme o hukuka tabi olur.

Bu madde, yazılım lisans sözleşmeleri bakımından MÖHUK m.24’teki genel sözleşme kuralına göre daha özel bir hükümdür. MÖHUK m.24 de tarafların açık veya açıkça anlaşılabilen bir hukuk seçimi yapabileceğini ve seçim yoksa sözleşmeyle en sıkı ilişkili hukukun uygulanacağını düzenler. Ancak yazılım lisans sözleşmeleri, fikrî mülkiyet hakkının veya kullanım yetkisinin devrine ilişkin olduğundan, kural olarak önce m.28 dikkate alınmalıdır. Buna rağmen karma sözleşmelerde, örneğin lisans + bakım + eğitim + entegrasyon + destek içeren hibrit yapılarda, m.24 ile m.28’in birlikte değerlendirilmesi gerekebilir. Özellikle karakteristik edimin ne olduğu ve sözleşmenin ağırlık merkezinin hangi hizmette toplandığı bazen ayrıca tartışılır.

Buradaki en önemli pratik sonuç şudur: Yabancı üretici ile imzalanan lisans sözleşmesinde hukuk seçimi varsa, sözleşmenin kurulması, yorumlanması, lisansın kapsamı, ödeme yükümlülüğü, bakım ve destek şartları, fesih sebepleri ve sözleşmeye aykırılık hükümleri kural olarak o seçilen hukuka göre değerlendirilir. Fakat bu sonuç, telif ihlali iddiasının da otomatik olarak aynı hukuka tabi olduğu anlamına gelmez. İşte uyuşmazlığın en sık karıştırılan noktası budur.

Telif ihlali ve korsan kullanım iddiasında hangi hukuk uygulanır?

MÖHUK m.23 bu soruyu açık biçimde cevaplar: Fikrî mülkiyete ilişkin haklar, hangi ülkenin hukukuna göre koruma talep ediliyorsa o hukuka tabidir. Bu, uluslararası telif hukukunda “korumanın talep edildiği ülke hukuku” veya lex protectionis yaklaşımıdır. Aynı madde ayrıca tarafların, fikrî mülkiyet hakkının ihlalinden doğan talepler hakkında, ihlalden sonra mahkemenin hukukunun uygulanmasını kararlaştırabileceklerini düzenler. Yani lisans sözleşmesinde yabancı hukuk seçilmiş olsa bile, Türkiye’de gerçekleştiği ileri sürülen bir yazılım kullanım ihlali için koruma Türk hukukuna göre talep ediliyorsa, ihlal talepleri kural olarak Türk hukukuna tabi olur.

Bu kural, yabancı yazılım dosyalarında çok kritik bir ayrım yaratır. Örneğin ABD merkezli bir yazılım sağlayıcısı ile yapılan EULA’da Delaware hukuku seçilmiş olabilir. Buna rağmen yazılımın Türkiye’de yetkisiz çoğaltıldığı, sahte anahtarla aktive edildiği, kullanıcı sınırının Türkiye’de aşıldığı veya yurt dışından çoğaltılmış kopyaların Türkiye’ye izinsiz getirildiği iddiasıyla Türkiye’de koruma talep ediliyorsa, telif ihlali bakımından Türk hukuku uygulanabilir. Bu durumda FSEK m.68’deki üç kata kadar bedel talebi, m.70’teki tazminat imkânı ve m.71’deki ceza riski ayrıca gündeme gelir. Sözleşmeye uygulanan hukuk ile ihlale uygulanan hukukun ayrışması, işte bu noktada somutlaşır.

Bu nedenle yabancı yazılım lisansı bulunan şirketlerin en büyük yanılgısı, EULA’daki hukuk seçimi maddesinin kendilerini her tür telif iddiasından koruduğunu sanmalarıdır. Oysa sözleşme hukuku ile koruma hukuku her zaman aynı yönde ilerlemez. Eğer koruma Türkiye’de talep ediliyorsa, Türkiye’deki ihlal iddiaları bakımından Türk hukuku devreye girebilir. Bu, hem şirketler hem de avukatlar açısından stratejik öneme sahiptir; çünkü savunma metni hazırlanırken önce talebin sözleşmesel mi, yoksa doğrudan fikrî hak ihlali mi olduğu netleştirilmelidir.

Yabancı lisans sözleşmesiyle tüketici sözleşmesi aynı şey midir?

Hayır. Yazılımın yabancı üreticiden temin edilmesi, tek başına onu tüketici sözleşmesi yapmaz. Ancak yazılım, meslekî veya ticarî olmayan amaçla bir tüketiciye sunuluyorsa MÖHUK m.26 devreye girer. Bu maddeye göre tüketici sözleşmeleri, tüketicinin mutad meskeni hukukunun emredici hükümleri uyarınca sahip olacağı asgarî koruma saklı kalmak kaydıyla tarafların seçtikleri hukuka tabidir. Hukuk seçimi yapılmamışsa ve maddede sayılan şartlar mevcutsa tüketicinin mutad meskeni hukuku uygulanır. Ayrıca tüketici sözleşmelerinde şekil ve bazı yetki kuralları bakımından da özel koruma vardır.

Bu kural, yabancı uygulama mağazalarından, uluslararası SaaS sağlayıcılardan veya yabancı dijital platformlardan yazılım alan Türk son kullanıcılar için önemlidir. EULA’ya yabancı hukuk yazılmış olsa bile, tüketicinin Türkiye’deki mutad mesken hukukunun emredici asgarî koruması tamamen bertaraf edilemez. Üstelik MÖHUK m.45’e göre tüketici sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda, tüketicinin seçimine göre tüketicinin yerleşim yeri veya mutad meskeni ya da karşı tarafın işyeri, yerleşim yeri veya mutad meskeninin bulunduğu Türk mahkemeleri yetkili olabilir; tüketiciye karşı açılacak davalarda da tüketicinin Türkiye’deki mutad meskeni mahkemesi yetkilidir. Dolayısıyla yabancı yazılım sözleşmelerinde tüketici boyutu varsa, hukuk seçimi ve yetki kaydı daha sınırlı sonuç doğurur.

Haksız rekabet ve piyasa etkisi bakımından hangi hukuk uygulanır?

Yabancı yazılımın lisanssız kullanımı bazen sadece hak sahibini değil, rakipleri de etkiler. Özellikle yurt dışından temin edilen ama Türkiye’de lisanssız şekilde kullanılan yazılımlar, işletmeye haksız maliyet avantajı sağlıyorsa haksız rekabet iddiaları da gündeme gelebilir. MÖHUK m.37’ye göre haksız rekabetten doğan talepler, haksız rekabet nedeniyle piyasası doğrudan etkilenen ülke hukukuna tabidir; zarar görenin münhasıran işletmesine ilişkin menfaatleri ihlal edilmişse, o işletmenin işyerinin bulunduğu ülke hukuku uygulanır. Bu nedenle yabancı yazılımın korsan kullanımının Türkiye pazarını etkilediği iddia ediliyorsa, haksız rekabet boyutunda da Türk hukuku gündeme gelebilir.

Bu özellikle distribütörlük, bayilik, franchise ve kamu/özel ihale alanlarında önemlidir. Şirket yabancı menşeli yazılımı Türkiye’de lisanssız kullanıp rakiplerine göre düşük maliyetle hizmet veriyorsa, mesele yalnızca lisans sözleşmesine aykırılık değil, Türk pazarını doğrudan etkileyen haksız rekabet sorunu da olabilir. Bu durumda uygulanacak hukuk, sözleşmede seçilen yabancı hukuk değil; doğrudan etkilenen piyasanın hukuku, yani çoğu kez Türk hukuku olacaktır.

Türk mahkemeleri ne zaman yetkilidir, yabancı mahkeme şartı ne zaman geçerlidir?

MÖHUK m.40’a göre Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini, iç hukukun yer itibarıyla yetki kuralları belirler. Yani önce uyuşmazlığın niteliğine göre iç hukukta hangi mahkemenin yetkili olacağına bakılır; yabancılık unsuru bunun üstüne gelir. Ancak MÖHUK m.47, münhasır yetki bulunmayan hallerde tarafların yabancılık unsuru taşıyan ve borç ilişkilerinden doğan uyuşmazlıkların yabancı bir devlet mahkemesinde görülmesi konusunda anlaşabileceklerini söyler. Bu anlaşma yazılı delille ispatlanabiliyorsa geçerlidir. Buna rağmen yabancı mahkeme kendini yetkisiz sayarsa veya Türk mahkemelerinde yetki itirazı ileri sürülmezse dava yine Türk mahkemesinde görülebilir.

Bu hüküm, yabancı yazılım lisans sözleşmelerindeki forum selection clause yani yabancı mahkeme kayıtları bakımından çok önemlidir. B2B lisans sözleşmelerinde örneğin “California courts shall have exclusive jurisdiction” gibi hükümler bulunabilir. Türk hukuku bakımından bu tür kayıtlar, m.47 şartları varsa kural olarak anlamlıdır. Ancak bu kayıtlar her durumda mutlak değildir. Tüketici sözleşmeleri gibi özel yetki koruması bulunan alanlarda m.45 devreye girer ve bu koruma tarafların anlaşmasıyla bertaraf edilemez. Ayrıca yabancı mahkemenin kararı Türkiye’de kendiliğinden icra edilmez; ayrı bir tenfiz süreci gerekir.

Yabancı mahkeme kararını almak yetiyor mu?

Hayır. MÖHUK m.50’ye göre yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin verilmiş ve kesinleşmiş ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk mahkemesinin tenfiz kararı vermesine bağlıdır. MÖHUK m.54 de tenfiz şartlarını sayar: karşılıklılık, kararın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması, kamu düzenine açıkça aykırı olmaması ve savunma hakkının temel usul güvencelerinin ihlal edilmemiş olması bunların başlıcalarıdır. Yani yabancı yazılım sağlayıcısı kendi ülkesinde karar almış olsa bile, bu kararın Türkiye’de icrası için ayrıca Türk mahkemesine gelmesi gerekir.

Bu pratik olarak şunu gösterir: EULA’da yabancı mahkeme seçilmiş olması, Türk tarafın Türkiye’de hiçbir savunma imkânı kalmadığı anlamına gelmez. Özellikle yabancı kararın Türkiye’de icrası hedefleniyorsa, tenfiz aşamasında kamu düzeni, usulüne uygun tebligat, yetki ve diğer şartlar tekrar incelenir. Yabancı üreticiler için bu, sözleşme stratejisinin; Türk kullanıcılar içinse savunma stratejisinin önemli bir parçasıdır.

Yabancı hukuk seçilmişse Türk hâkimi ne yapar?

MÖHUK m.2’ye göre hâkim, Türk kanunlar ihtilâfı kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku re’sen uygular. Hâkim, yetkili yabancı hukukun içeriğinin tespitinde tarafların yardımını isteyebilir. Buna rağmen yabancı hukukun ilgili hükümleri bütün araştırmalara rağmen tespit edilemezse Türk hukuku uygulanır. Aynı maddede, hukuku seçme imkânı verilen hallerde taraflarca aksi açıkça kararlaştırılmadıkça seçilen hukukun maddî hukuk hükümlerinin uygulanacağı da belirtilir. Yani yabancı hukukun uygulanması, “taraf isterse bakılır” türünden bir mesele değildir; Türk mahkemesi bunu resen dikkate alır. Ancak yabancı hukuku ortaya koyma konusunda tarafların ciddi hazırlık yapması gerekir.

Bu, yazılım lisans uyuşmazlıklarında çok pratik bir sonuç doğurur. Sözleşmeye örneğin Alman hukuku seçilmişse, Türk mahkemesinde bu hukukun ilgili hükümlerini ispatlayacak çeviri, uzman görüşü, yabancı mevzuat metni ve gerekiyorsa uygulama örnekleri sunulmalıdır. Aksi hâlde yabancı hukukun içeriği tespit edilemez ve Türk hukuku uygulanabilir. Özellikle standart EULA’ların çoğunda yabancı hukuk seçimi yazılı olsa da, uyuşmazlık anında o hukukun somut lisans yorumuna ilişkin içerik yeterince dosyaya sunulmadığında beklenmedik sonuçlar ortaya çıkabilir.

Kamu düzeni ve doğrudan uygulanan kurallar ne zaman devreye girer?

MÖHUK m.5’e göre yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmü Türk kamu düzenine açıkça aykırıysa, bu hüküm uygulanmaz; gerekli görülen hâllerde Türk hukuku uygulanır. MÖHUK m.6 ise düzenleme amacı ve uygulama alanı bakımından Türk hukukunun doğrudan uygulanan kuralları kapsamına giren hallerde, yetkili yabancı hukuk uygulansa bile o Türk kuralının uygulanacağını söyler. Bu hükümler, özellikle yabancı yazılım sözleşmelerindeki aşırı sorumsuzluk kayıtları, tüketici korumasını tamamen etkisizleştiren hükümler veya Türkiye’deki zorunlu hukuk alanlarına temas eden düzenlemeler bakımından önem taşır.

Dolayısıyla “EULA’da yabancı hukuk seçilmiş, her şey oraya göre çözülecek” anlayışı Türk milletlerarası özel hukuk sisteminde mutlak değildir. Türk kamu düzenine açık aykırılık veya doğrudan uygulanan kuralların alanına giren hususlar varsa, yabancı hukukun sınırları çizilebilir. Yazılım lisans ilişkileri özellikle veri koruma, tüketici hukuku, ithal, dağıtım ve bazı fikrî mülkiyet yaptırımları bakımından bu filtrelerden geçebilir.

Şirketler ve yazılım alan işletmeler ne yapmalı?

Yurt dışından yazılım temin eden şirketlerin ilk yapması gereken şey, lisans sözleşmesini sadece fiyat ve kullanıcı sayısı bakımından değil, hukuk seçimi, yetki, bölgesel kullanım, ithal, alt lisans, grup şirketi kullanımı ve veri aktarımı bakımından okumaktır. Özellikle Türkiye’de kullanılacak yabancı yazılımlarda “which law governs” sorusu, “who can use” sorusundan sonra gelen küçük bir madde değil; uyuşmazlığın kaderini belirleyen ana başlıklardan biridir. Sözleşmede hukuk seçimi varsa bu kaydın kapsamı; yoksa MÖHUK m.28 uyarınca lisans veren tarafın işyeri hukukunun devreye girebileceği bilinmelidir.

İkinci olarak, sözleşmesel lisans ihlali ile telif ihlali savunması birbirinden ayrılmalıdır. Yabancı sağlayıcı “sözleşmeye aykırı kullanım” diyorsa hangi hukukun seçildiği önemlidir. Ama iddia, Türkiye’de telif korumasının ihlali ise MÖHUK m.23 nedeniyle Türk hukuku gündeme gelebilir. Bu ayrım yapılmadan hazırlanan ihtarname cevapları ve dava stratejileri genellikle eksik kalır. Özellikle Türk şirketlerinin yabancı üreticilerle yürüttüğü lisans denetimlerinde, bu iki iddia türü çoğu zaman aynı yazışmada birbirine karıştırılır.

Üçüncü olarak, yabancı üreticiden gelen mahkeme veya tahkim tehdidi karşısında yetki ve tenfiz boyutu mutlaka incelenmelidir. Yabancı mahkeme kararı, Türkiye’de doğrudan icra edilmez; tenfiz gerekir. Tüketici ilişkileri veya Türkiye’de kamu düzeni filtresine takılabilecek alanlar bakımından ayrıca dikkatli olunmalıdır. Özellikle uluslararası yazılım sözleşmelerinde aceleyle kabul edilen forum ve law clause hükümleri, ileride çok pahalı bir yargılama riskine dönüşebilir.

Sonuç

Yurt dışından temin edilen yazılımlarda lisans ihlali ve uygulanacak hukuk sorunu, tek bir “yabancı hukuk” veya tek bir “Türk hukuku” cevabıyla çözülemez. Türk milletlerarası özel hukuk sistemi, bu dosyaları talep türüne göre ayırır. Lisans sözleşmesi bakımından öncelikle MÖHUK m.28 ve gerekirse m.24 devreye girer; telif hakkı ihlali bakımından MÖHUK m.23 gereği korumanın talep edildiği ülke hukuku uygulanır; haksız rekabet yönü varsa m.37 dikkate alınır; tüketici sözleşmelerinde m.26 ve m.45 özel koruma sağlar; yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de icrası için de m.50 ve m.54 uyarınca tenfiz gerekir.

Bu nedenle en doğru yaklaşım şudur: Önce uyuşmazlığın ne olduğunu, sonra hangi ülke hukukunun hangi talep bakımından devreye girdiğini tespit etmek gerekir. Yabancı EULA’daki hukuk seçimi önemlidir; ama her şeyi çözmez. Türkiye’de gerçekleşen kullanım, ithal, dağıtım veya telif ihlali bakımından Türk hukuku çok güçlü şekilde devreye girebilir. Yabancı yazılım kullanan şirketler için en büyük risk, lisans sözleşmesini bir satın alma eki gibi görmek; en doğru hareket ise hukuk seçimi, yetki, ithal, veri ve kullanım sınırlarını en baştan bir uluslararası uyuşmazlık perspektifiyle değerlendirmektir.

Sık Sorulan Sorular

Yabancı yazılım lisans sözleşmesinde İngiliz hukuku seçilmişse Türkiye’de her konuda İngiliz hukuku mu uygulanır?
Hayır. Lisans sözleşmesinden doğan borç ilişkisi bakımından seçilen hukuk kural olarak önemlidir. Ancak Türkiye’de koruma talep edilen telif ihlali iddialarında MÖHUK m.23 gereği Türk hukuku uygulanabilir.

Yurt dışında hukuka uygun alınmış yazılım Türkiye’ye serbestçe getirilebilir mi?
Her zaman değil. FSEK m.23, eser sahibinin izniyle yurt dışında çoğaltılmış nüshaların Türkiye’ye getirilmesi ve bunlardan yayma yoluyla yararlanma hakkının münhasıran eser sahibine ait olduğunu; izinsiz ithalin mümkün olmadığını düzenler.

Yabancı üreticinin yabancı mahkemeden aldığı karar Türkiye’de doğrudan icra edilir mi?
Hayır. Yabancı mahkeme kararının Türkiye’de icrası için MÖHUK m.50 ve m.54 çerçevesinde tenfiz kararı gerekir.

Tüketici olarak yabancı uygulama mağazasından yazılım aldıysam yabancı hukuk seçimi beni tamamen bağlar mı?
Hayır. MÖHUK m.26, tüketicinin mutad meskeni hukukunun emredici hükümleri uyarınca sahip olacağı asgarî korumayı saklı tutar. Ayrıca MÖHUK m.45 tüketici lehine Türk mahkemelerinde yetki kuralları getirir.

Yabancı hukuk seçilmiş ama içeriği mahkemede ortaya konulamıyorsa ne olur?
MÖHUK m.2’ye göre hâkim yabancı hukuku re’sen uygular; ancak bütün araştırmalara rağmen içeriği tespit edilemezse Türk hukuku uygulanır.

Leave a Reply

Call Now Button