Yatırımcı Parasını Koydu, Kurucu Sözünü Tutmadı: Startup Kurucusuna Karşı Hangi Davalar Açılabilir?
Yatırımcı Parasını Koydu, Kurucu Sözünü Tutmadı: Startup Kurucusuna Karşı Hangi Davalar Açılabilir?
Bir startup yatırımında yatırımcı çoğu zaman yalnızca şirketin bugünkü değerine para yatırmaz.
Asıl yatırım;
kurucu ekibe, geliştirilen teknolojiye, gelecekte oluşacak şirket değerine ve kurucuların yatırım sözleşmesinde verdikleri taahhütlere yapılır.
Bu nedenle yatırım sözleşmelerinde kuruculara çok sayıda özel yükümlülük getirilebilir.
Örneğin kurucu;
- şirkette belirli bir süre çalışmayı,
- başka bir rakip şirket kurmamayı,
- şirketin fikrî mülkiyet haklarını başka yere aktarmamayı,
- yatırım parasını yalnızca belirlenen amaçlar için kullanmayı,
- belirli kararları yatırımcının onayı olmadan almamayı,
- şirket hisselerini belirli süre devretmemeyi,
- belirli hisseleri yatırımcıya devretmeyi,
- yatırımcıya yönetim kurulunda temsil hakkı sağlamayı,
- düzenli finansal raporlama yapmayı,
- şirketin faaliyetlerini başka bir şirket üzerinden yürütmemeyi
taahhüt etmiş olabilir.
Peki yatırım yapıldıktan sonra kurucu bu sözlerin hiçbirini yerine getirmezse ne olur?
Yatırımcı parasını geri isteyebilir mi?
Kurucudan tazminat talep edilebilir mi?
Sözleşmedeki cezai şart tahsil edilebilir mi?
Kurucunun şirket paylarına tedbir konulabilir mi?
Kurucu başka bir şirket kurup startup’ın müşterilerini ve teknolojisini oraya taşırsa ne yapılabilir?
Bu soruların cevabı yatırım sözleşmesinin içeriğine göre değişmekle birlikte Türk hukukunda yatırımcının elinde oldukça güçlü hukuki araçlar bulunabilir.
Ancak başlangıçta çok önemli bir ayrım yapılmalıdır:
Yatırım sözleşmesine aykırılık ile şirketler hukukuna aykırılık aynı şey değildir.
Bir işlem yatırım sözleşmesini ihlal ettiği halde şirketler hukuku bakımından geçerli olabilir.
Buna karşılık kurucunun yaptığı işlem aynı zamanda Türk Ticaret Kanunu’na veya şirket esas sözleşmesine aykırıysa, yatırımcı sözleşmeden doğan hakların yanında şirketler hukukuna özgü davaları da kullanabilir.
Önce Şuna Bakılmalı: Yatırım Sözleşmesini Kim İmzaladı?
Bir uyuşmazlık çıktığında ilk incelenmesi gereken konu budur.
Yatırım sözleşmesinin tarafları;
- yatırımcı,
- şirket,
- kurucular,
- mevcut pay sahipleri
olabilir.
Bazı sözleşmelerde yalnızca yatırımcı ile şirket taraf olurken bazı yatırım sözleşmelerinde kurucular da kişisel olarak taraf haline getirilir.
Bu fark son derece önemlidir.
Örneğin;
“Kurucu A, üç yıl boyunca şirkette tam zamanlı çalışacaktır.”
yükümlülüğü kurucunun kişisel taahhüdüyse, bunun ihlalinden doğan talepler doğrudan kurucuya yöneltilebilir.
Buna karşılık belirli bir yükümlülüğü yalnızca şirket üstlenmişse kurucuya sırf şirket ortağı veya yöneticisi olduğu için otomatik olarak kişisel borç yüklenemez.
Dolayısıyla dava açmadan önce sözleşmedeki;
“Parties”, “Founders”, “Company”, “Shareholders”, “Obligors”
gibi tanımlar mutlaka incelenmelidir.
Pay Sahipleri Sözleşmesi ile Şirket Esas Sözleşmesi Aynı Şey Değildir
Startup yatırımlarında yatırım sözleşmesinin yanında çoğu zaman bir Shareholders’ Agreement – SHA, yani pay sahipleri sözleşmesi hazırlanır.
Pay sahipleri sözleşmesinde;
- yönetim kurulu yapısı,
- yatırımcı veto hakları,
- pay devir yasakları,
- drag-along,
- tag-along,
- rekabet yasağı,
- ön alım hakları,
- kurucunun şirkette kalma yükümlülüğü,
- vesting,
- reserved matters,
- bilgi ve raporlama hakları
gibi hükümler bulunabilir.
Ancak pay sahipleri sözleşmesi ile şirket esas sözleşmesi hukuken aynı değildir.
Pay sahipleri sözleşmesi esas itibarıyla tarafları arasında borç doğuran bir sözleşmedir.
Dolayısıyla kurucu pay sahipleri sözleşmesini ihlal ettiğinde, yapılan şirket işleminin her durumda otomatik olarak geçersiz olduğu söylenemez.
Örneğin yatırım sözleşmesine göre yatırımcının izni olmadan şirketin belirli bir taşınmazının satılmaması kararlaştırılmış olsun.
Kurucu bu hükme rağmen taşınmazı üçüncü kişiye satarsa;
“Yatırım sözleşmesi ihlal edildi, o halde satış otomatik olarak geçersizdir.”
sonucuna her zaman ulaşılamaz.
Ancak kurucu sözleşmeye aykırılık nedeniyle tazminat veya cezai şart sorumluluğu altına girebilir. İşlem aynı zamanda TTK’ya veya esas sözleşmeye aykırıysa ayrıca şirketler hukuku yolları da kullanılabilir.
Yargıtay da pay sahipleri/ortaklık sözleşmesinden doğan yükümlülüklerin taraflar arasında hukuken sonuç doğurabileceğini açık biçimde kabul etmektedir.
1. Kurucuya Karşı Sözleşmeye Aykırılık Nedeniyle Tazminat Davası
En temel hukuki yol budur.
Türk Borçlar Kanunu’nun 112. maddesine göre borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kusursuz olduğunu ispat etmedikçe alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.
Dolayısıyla kurucu yatırım sözleşmesinde üstlendiği bir yükümlülüğü yerine getirmez ve yatırımcı bundan zarar görürse sözleşmeye aykırılık nedeniyle tazminat gündeme gelebilir.
Örneğin yatırımcı şirkete 2 milyon dolar yatırım yapmıştır.
Kurucu sözleşmede;
“Şirketin faaliyet alanındaki bütün projeler şirket bünyesinde yürütülecektir.”
taahhüdünde bulunmuştur.
Buna rağmen yatırım sonrasında aynı teknolojiyi kullanarak kendi adına ikinci bir şirket kurmuş, müşterileri yeni şirkete yönlendirmiş ve gelirleri orada toplamaya başlamışsa yatırımcı açısından ciddi bir sözleşme ihlali söz konusu olabilir.
Tazminat kapsamında olayın özelliklerine göre;
- yatırımcının doğrudan uğradığı zarar,
- yapılan yatırımın değer kaybı,
- sözleşmenin ihlal edilmemesi halinde elde edilecek ekonomik menfaat,
- doğrudan ihlal nedeniyle yapılan masraflar
tartışılabilir.
Ancak zararın yatırımcının kişisel zararı mı yoksa şirketin zararı mı olduğu dikkatle ayrılmalıdır.
Şirket Zarar Gördüyse Yatırımcı Parayı Kendisine İsteyebilir mi?
Her zaman değil.
Örneğin kurucu şirket hesabındaki 20 milyon TL’yi kendi başka şirketine aktarmışsa asıl zarar yatırımcının değil, öncelikle şirketin malvarlığında meydana gelmiş olabilir.
Bu durumda doğrudan;
“Ben %20 ortağım, 20 milyon TL’nin %20’si olan 4 milyon TL’yi bana öde.”
şeklinde bir yaklaşım doğru olmayabilir.
Türk Ticaret Kanunu’nun 553. maddesine göre kurucular, yönetim kurulu üyeleri ve yöneticiler kanundan veya esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ederek verdikleri zarardan sorumlu olabilirler.
TTK m.555 ise şirketin uğradığı zararın tazminini şirketin yanında her bir pay sahibinin de dava edebileceğini; ancak pay sahibinin tazminatın şirkete ödenmesini isteyebileceğini düzenlemektedir.
Dolayısıyla startup kurucusu aynı zamanda yönetim kurulu üyesi veya yönetici ise iki ayrı sorumluluk zemini ortaya çıkabilir:
Yatırım sözleşmesine aykırılık nedeniyle yatırımcıya karşı sözleşmesel sorumluluk
ve
şirketi zarara uğratması nedeniyle TTK kapsamında yönetici sorumluluğu.
Bu ikisinin birbirine karıştırılmaması gerekir.
2. Sözleşmedeki Cezai Şart Kurucudan İstenebilir mi?
Startup yatırım sözleşmelerinde yatırımcının en güçlü koruma araçlarından biri cezai şarttır.
Örneğin sözleşmede;
“Kurucu, yatırımcının yazılı onayı olmaksızın rakip faaliyette bulunursa 500.000 USD cezai şart ödeyecektir.”
şeklinde hüküm bulunabilir.
TBK m.179 ceza koşulunun sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi halinde kararlaştırılabileceğini düzenlemektedir.
Üstelik kural olarak cezai şartın talep edilebilmesi için yatırımcının aynı miktarda zarar gördüğünü ispatlaması gerekmez. TBK m.180 uyarınca alacaklı hiç zarar görmese dahi kararlaştırılan cezanın ifasını isteyebilir; zarar ceza tutarını aşıyorsa kanundaki koşullarla aşan kısmın da istenmesi mümkün olabilir.
Yargıtay’dan Startup Uyuşmazlıklarına Çok Yakın Bir Örnek
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 06.02.2020 tarihli, 2018/3864 E., 2020/996 K. sayılı kararı bu konuda son derece önemlidir.
Taraflar arasında bir limited şirket ortaklık sözleşmesi bulunmaktadır.
Sözleşmede;
- şirket faaliyet alanına giren projelerin şirket üzerinden yürütüleceği,
- ortakların faaliyet alanındaki işlerde belirlenen kurallara uyacağı,
- sözleşmeye aykırı davranan tarafın zararı karşılayacağı,
- ayrıca 500.000 USD cezai şart ödeyeceği
kararlaştırılmıştır.
Ortaklardan biri daha sonra şirketin faaliyet konusuna giren işleri kendi işletmesi üzerinden gerçekleştirmiştir.
Yargıtay, bilirkişi raporuyla da sözleşme sonrasında şirketin faaliyet alanına giren işlerin davalı tarafından yapıldığının belirlendiğini dikkate alarak sözleşmeye aykırılık ve cezai şart hükümlerinin değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiş ve davanın reddine ilişkin kararı bozmuştur.
Bu karar startup yatırımları bakımından oldukça değerlidir.
Çünkü tipik bir uyuşmazlığa doğrudan cevap vermektedir:
Kurucu yatırım aldıktan sonra aynı işi başka bir şirket üzerinden yaparsa yatırım sözleşmesindeki cezai şart gerçekten uygulanabilir.
Elbette her olayda sözleşmenin içeriği ve cezai şartın geçerliliği ayrıca incelenmelidir.
Cezai Şart Ne Kadar Yüksek Olabilir?
Taraflar cezai şart miktarını kural olarak serbestçe belirleyebilir.
Ancak TBK m.182 uyarınca hâkim aşırı gördüğü cezai şartı indirebilir.
Tacirler arasındaki ceza koşullarında ise Türk Ticaret Kanunu’nun özel hükümleri nedeniyle ayrıca değerlendirme yapılması gerekir.
Bu nedenle startup sözleşmesine;
“Her ihlal için 10 milyon dolar ödenir.”
yazılması tek başına yatırımcıya kesin biçimde 10 milyon dolar kazandırmaz.
Sözleşmenin taraflarının tacir olup olmadığı, ihlalin ağırlığı, sözleşmenin ekonomik büyüklüğü ve uygulanacak özel hükümler birlikte değerlendirilmelidir.
3. Kurucudan Sözleşmenin Aynen İfası İstenebilir mi?
Bazı durumlarda yatırımcının amacı para almak değildir.
Yatırımcı;
“Kurucu verdiği sözü yerine getirsin.”
diyebilir.
Örneğin kurucu;
- belirli payları yatırımcıya devretmeyi,
- fikrî mülkiyet haklarını şirkete aktarmayı,
- belirli belgeleri teslim etmeyi,
- belirli hukuki işlemleri gerçekleştirmeyi
taahhüt etmiş olabilir.
Bu durumda şartları varsa aynen ifa talebi gündeme gelebilir.
TBK m.113 yapma borcunun ifa edilmemesi halinde alacaklının belirli koşullarla edimin gerçekleştirilmesine yönelik hukuki koruma talep edebileceğini düzenlemektedir. Ayrıca yapmama borcuna aykırılığın giderilmesi de istenebilir.
Ancak pay devri söz konusu olduğunda ayrıca şirket türü ve kanuni şekil şartları incelenmelidir.
Pay Devri Taahhüdünde Şekil Şartına Dikkat
Bu nokta özellikle limited şirket yatırımlarında kritik önemdedir.
TTK m.595 uyarınca limited şirket esas sermaye payının devrinde kanunun öngördüğü şekil şartları bulunmaktadır.
Bu nedenle yatırım sözleşmesine basitçe;
“Kurucu %10 payını yatırımcıya devredecektir.”
yazılması her durumda yatırımcıya doğrudan pay sahipliği kazandırmayabilir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2023/1265 E., 2024/4759 K. sayılı kararında limited şirket pay devrine ilişkin şekil şartları üzerinde durulmuş; şekle aykırı sözleşme ve ona bağlı cezai şartın geçerliliği de değerlendirilmiştir.
Buna karşılık yatırım sözleşmesinin yalnızca gelecekte gerçekleştirilecek pay devirlerinin esaslarını düzenleyen bir çerçeve sözleşme niteliğinde olduğu durumlarda hukuki nitelendirme farklılaşabilir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin başka bir kararında da ortaklar arasında imzalanan sözleşmenin pay devrinin kendisi değil, ileride gerçekleştirilecek devirleri düzenleyen çerçeve sözleşme niteliğinde olabileceği kabul edilmiştir.
Dolayısıyla yatırım sözleşmesinin başlığı değil, gerçekte hangi hukuki işlemi içerdiği belirleyicidir.
4. Yatırım Parasının İadesi İstenebilir mi?
Bazı uyuşmazlıklarda yatırımcı artık şirkette kalmak istemez.
Örneğin;
- taahhüt edilen paylar hiç verilmemiş,
- yatırımın ön koşulları gerçekleşmemiş,
- kurucu yatırım sözleşmesinin esaslı hükümlerini ihlal etmiş,
- yatırım karşılığında yapılması gereken sermaye işlemleri yapılmamış
olabilir.
Bu durumda olayın hukuki niteliğine göre yatırım bedelinin iadesi, sözleşmeden dönme veya sözleşmenin sona erdirilmesi gündeme gelebilir.
TBK m.125 uyarınca borçlunun temerrüdünde alacaklı belirli şartlarla ifayı ve gecikme tazminatını isteyebileceği gibi, ifadan vazgeçerek zararının tazminini talep edebilir veya sözleşmeden dönebilir. Sözleşmeden dönme halinde daha önce yerine getirilen edimlerin geri istenmesi de mümkündür.
Ancak startup yatırımlarında;
“Sözleşme ihlal edildi, yatırdığım bütün parayı geri alırım.”
şeklinde otomatik bir kural yoktur.
Çünkü yatırım parası doğrudan kurucuya değil şirkete sermaye olarak konulmuş ve yatırımcı karşılığında geçerli biçimde şirket paylarını kazanmış olabilir.
Böyle bir durumda sözleşmeden dönmenin şirketler hukuku ve sermayenin korunması ilkeleri bakımından ayrıca incelenmesi gerekir.
5. Kurucu Yatırım Parasını Başka Amaçla Kullanırsa Ne Olur?
Yatırım sözleşmelerinde sıklıkla Use of Proceeds hükümleri bulunur.
Örneğin 3 milyon dolarlık yatırımın;
- ürün geliştirme,
- çalışan maliyetleri,
- pazarlama,
- yurtdışı büyüme
için kullanılacağı kararlaştırılmış olabilir.
Kurucunun parayı şirket faaliyetleri yerine;
- kişisel harcamalarına,
- kendi başka şirketine,
- ortaklarının borçlarına,
- ilgisiz yatırımlara
aktarması halinde yalnızca yatırım sözleşmesine aykırılık değil, aynı zamanda yönetici sorumluluğu da doğabilir.
Kurucu yönetici sıfatıyla şirket malvarlığını zarara uğratmışsa TTK m.553 ve devamındaki sorumluluk hükümleri gündeme gelebilir.
Somut olayın özellikleri çok daha ağırsa ceza hukuku bakımından ayrıca değerlendirme yapılması da gerekebilir.
6. Kurucu Şirketin İşlerini Başka Bir Startup’a Aktarırsa Ne Yapılabilir?
Bu, yatırımcı açısından en tehlikeli ihlallerden biridir.
Örneğin yatırım yapılan şirketin;
- yazılım geliştiricileri,
- müşteri portföyü,
- internet sitesi,
- marka değeri,
- yazılım kodları,
- sözleşmeleri,
- iş fırsatları
kurucu tarafından yeni kurduğu başka bir şirkete aktarılabilir.
Eski şirket ise borçları üzerinde bırakılmış boş bir şirket haline getirilebilir.
Bu durumda olayın içeriğine göre yatırımcı;
sözleşmeye aykırılık nedeniyle tazminat, cezai şart, yönetici sorumluluğu ve ihlalin durdurulmasına yönelik tedbirler
talep edebilir.
Özellikle yatırım sözleşmesinde;
- rekabet yasağı,
- corporate opportunity hükmü,
- IP assignment,
- non-solicitation,
- exclusivity,
- kurucunun şirket faaliyetlerini yalnızca startup üzerinden gerçekleştireceğine ilişkin taahhüt
bulunması yatırımcının sözleşmesel konumunu güçlendirebilir.
Yargıtay’ın 2018/3864 E., 2020/996 K. sayılı kararında şirketin faaliyet alanına giren işlerin ortak tarafından şirket dışında gerçekleştirilmesinin sözleşmeye aykırılık ve cezai şart bakımından değerlendirilmesi gerektiğinin kabul edilmesi bu açıdan özellikle önemlidir.
7. Genel Kurul Kararının İptali İstenebilir mi?
Kurucu yatırımcıya verdiği sözleri ihlal ederek şirket içinde bir genel kurul kararı aldırmış olabilir.
Örneğin yatırımcıyı sulandırmak amacıyla sermaye artırımı yapılması veya yatırımcının şirket içindeki haklarını etkileyen hukuka aykırı kararlar alınması halinde yalnızca yatırım sözleşmesine dayanılması gerekmeyebilir.
TTK m.445 uyarınca kanuna, esas sözleşmeye ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı genel kurul kararlarına karşı şartları bulunan kişiler karar tarihinden itibaren üç ay içinde iptal davası açabilir.
Bu nedenle yatırım sözleşmesine aykırılık aynı zamanda esas sözleşme veya kanun hükümlerinin ihlali niteliğindeyse genel kurul kararının iptali de gündeme gelebilir.
Yatırım Sözleşmesine Aykırı Genel Kurul Kararı Otomatik Olarak İptal Edilir mi?
Hayır.
Bu ayrım özellikle önemlidir.
Örneğin pay sahipleri sözleşmesinde;
“Sermaye artırımı ancak yatırımcının onayıyla yapılabilir.”
hükmü bulunmaktadır.
Ancak bu hüküm esas sözleşmeye hiç aktarılmamış olabilir.
Kurucu yatırımcının onayını almadan genel kurulda sermaye artırım kararı aldırırsa yatırım sözleşmesi ihlal edilmiş olabilir.
Fakat yalnızca taraflar arasındaki pay sahipleri sözleşmesine aykırılık, genel kurul kararının otomatik olarak geçersizliği anlamına gelmez.
Kararın iptali için TTK’daki iptal veya butlan sebeplerinin ayrıca mevcut olup olmadığı incelenmelidir.
İşte startup yatırımlarında yatırım sözleşmesi hazırlanırken kritik hükümlerin mümkün olduğu ölçüde esas sözleşme ve şirket içi mekanizmalara da yansıtılması bu nedenle önemlidir.
8. Yönetim Kurulu Kararı da İptal Edilebilir mi?
Anonim şirketlerde yönetim kurulu kararları bakımından genel kurul kararlarındaki gibi genel bir “iptal davası” sistemi bulunmamaktadır.
Ancak TTK m.391, belirli yönetim kurulu kararlarının batıl olduğunun tespitinin mahkemeden istenebileceğini düzenlemektedir.
Özellikle;
- eşit işlem ilkesine aykırı,
- anonim şirketin temel yapısına aykırı,
- sermayenin korunması ilkesini ihlal eden,
- pay sahiplerinin vazgeçilmez haklarını ihlal eden,
- başka organların devredilemez yetkilerine giren
yönetim kurulu kararlarının butlanı gündeme gelebilir.
Dolayısıyla yatırım sözleşmesine aykırı hareket eden kurucunun aynı zamanda şirket organlarını kullanarak hukuka aykırı kararlar alması halinde sözleşme davasının yanında şirketler hukukuna özgü hükümsüzlük talepleri de değerlendirilmelidir.
9. İhtiyati Tedbir İstenebilir mi?
Startup uyuşmazlıklarında bazen dava sonunda alınacak tazminat kararından daha önemli olan şey zararın hemen durdurulmasıdır.
Örneğin kurucu;
- şirketin markasını başka şirkete devretmek üzereyse,
- yatırımcıyı sulandıracak sermaye artırımını gerçekleştirmek üzereyse,
- şirketin kritik fikrî mülkiyet hakkını devredecekse,
- şirkete ait payları veya varlıkları satmaya hazırlanıyorsa
davanın sonucunu beklemek yatırımcı açısından anlamsız hale gelebilir.
Bu durumda HMK m.389 ve devamı kapsamında somut olayın şartlarına göre ihtiyati tedbir talep edilebilir.
Genel kurul kararının iptali veya butlanı davasında ise TTK m.449 uyarınca mahkeme, yönetim kurulu üyelerinin görüşünü aldıktan sonra dava konusu genel kurul kararının yürütülmesinin geri bırakılmasına karar verebilir.
Bu nedenle yatırımcı açısından dava açılırken yalnızca nihai talebin değil;
“Dava devam ederken kurucunun şirket üzerinde ne yapmasını engellemeliyiz?”
sorusunun da cevaplandırılması gerekir.
10. Yatırımcı Şirket Kayıtlarını Göremiyorsa Ne Yapabilir?
Kurucu yatırımcıyı şirketten dışlayabilir ve;
- banka hesaplarını,
- gelirleri,
- sözleşmeleri,
- mali tabloları,
- müşteri kayıtlarını
göstermeyebilir.
Anonim şirketlerde TTK m.437 pay sahibine kapsamlı bilgi alma ve inceleme hakları tanımaktadır.
Bilgi alma veya inceleme talebi cevapsız bırakılan veya haksız biçimde reddedilen pay sahibi kanunda belirtilen süreler içinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesine başvurabilir. TTK m.437/6 ayrıca bilgi alma ve inceleme hakkının esas sözleşmeyle veya şirket organı kararıyla kaldırılamayacağını ve sınırlandırılamayacağını düzenlemektedir.
Bu dava özellikle kurucunun yatırım parasını nerede kullandığının bilinmediği uyuşmazlıklarda son derece etkili olabilir.
11. Ortaklıktan Çıkma veya Şirketin Feshi İstenebilir mi?
Bazı durumlarda yatırımcı ile kurucu arasındaki güven tamamen ortadan kalkar.
Startup faaliyetlerinin devam ettirilmesi artık objektif olarak mümkün olmayabilir.
Şirket anonim şirket ise TTK m.531 uyarınca kanunda belirtilen sermaye oranını taşıyan azınlık pay sahipleri haklı sebeple şirketin feshini talep edebilir.
Mahkeme doğrudan fesih yerine yatırımcının paylarının gerçek değerinin ödenerek şirketten çıkarılması veya duruma uygun başka kabul edilebilir bir çözüm de geliştirebilir.
Limited şirketlerde ise daha farklı ve daha geniş bir düzenleme vardır.
TTK m.636/3 uyarınca haklı sebeplerin varlığında her ortak şirketin feshini isteyebilir; mahkeme fesih yerine ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine veya başka uygun bir çözüme karar verebilir. Ayrıca TTK m.638 uyarınca limited şirket ortağının haklı sebeple çıkma davası açması mümkündür.
Bu yollar özellikle kurucunun uzun süredir;
- şirketi kendi çıkarına kullanması,
- yatırımcıyı tamamen dışlaması,
- şirket malvarlığını başka yerlere aktarması,
- şirketin çalışmasını fiilen imkânsız hale getirmesi
gibi ağır uyuşmazlıklarda gündeme gelebilir.
12. Kurucunun Paylarına Tedbir Konulabilir mi?
Her yatırım sözleşmesi ihlalinde otomatik olarak kurucunun paylarının devrinin yasaklanması mümkün değildir.
Ancak yatırımcının açacağı davanın konusu kurucu paylarının devri, geri alım hakkı, vesting, call option veya benzeri bir hakla doğrudan bağlantılıysa ve HMK’daki ihtiyati tedbir koşulları mevcutsa payların üçüncü kişilere devrinin önlenmesine yönelik tedbir talebi değerlendirilebilir.
Özellikle yatırımcı;
“Bu dava devam ederken kurucu bütün paylarını üçüncü kişiye devrederse elde edeceğim karar anlamsız hale gelecek.”
diyebiliyorsa tedbir ihtiyacının somut biçimde ortaya konulması önem taşır.
Ancak tedbir talebinin sözleşmenin kendisinden çok uyuşmazlık konusu hak ile bağlantılı ve ölçülü olması gerekir.
Vesting İhlal Edilirse Kurucunun Payları Otomatik Olarak Yatırımcıya Geçer mi?
Hayır.
Startup sözleşmelerinde sıklıkla;
- four-year vesting,
- one-year cliff,
- good leaver,
- bad leaver,
- reverse vesting
hükümleri kullanılmaktadır.
Ancak Anglo-Amerikan yatırım sözleşmelerinde kullanılan bir hükmün doğrudan Türk hukukunda aynı teknik sonucu meydana getireceği varsayılmamalıdır.
Örneğin sözleşmede;
“Kurucu iki yıl içinde şirketten ayrılırsa kazanılmamış payları yatırımcıya döner.”
yazması tek başına her zaman pay mülkiyetini otomatik olarak değiştirmeyebilir.
Şirketin türü, payların niteliği, pay devrine ilişkin şekil şartları, call option mekanizması ve esas sözleşmedeki düzenlemeler birlikte değerlendirilmelidir.
Bu nedenle özellikle Türkiye’deki startup yatırımlarında vesting hükümlerinin yalnızca İngilizce sözleşmeye yazılması yerine, Türk şirketler hukukunda uygulanabilir bir pay devri veya geri alım mekanizmasıyla desteklenmesi önem taşır.
Kurucu “Şirket Başarısız Oldu” Diyerek Sorumluluktan Kurtulabilir mi?
Her başarısız startup sözleşme ihlali değildir.
Yatırımcı bir şirkete yatırım yaptığında ekonomik risk de üstlenmektedir.
Ürün beklenen başarıyı göstermeyebilir.
Satış hedefleri tutmayabilir.
Yeni yatırım turu gerçekleşmeyebilir.
Şirket zarar edebilir.
Bunların tek başına kurucunun tazminat sorumluluğuna yol açması mümkün değildir.
Ancak mesele;
“Şirket değer kazanmadı.”
değil,
“Kurucu sözleşmede açıkça üstlendiği yükümlülüğü bilerek yerine getirmedi.”
ise durum farklıdır.
Örneğin yatırım sözleşmesinde bir satış hedefinin yalnızca “business plan” olarak belirtilmesi ile kurucunun;
“Bu müşteri sözleşmelerini şirkete aktaracağım.”
şeklinde kesin taahhütte bulunması aynı değildir.
Bu nedenle mahkeme önündeki en önemli tartışmalardan biri sözleşmedeki hükmün;
garanti mi, taahhüt mü, hedef mi, beyan mı yoksa yalnızca bir beklenti mi
olduğunun belirlenmesidir.
Kurucunun Verdiği Beyanlar Gerçeğe Aykırı Çıkarsa Ne Olur?
Yatırım sözleşmelerinin önemli bölümlerinden biri Representations and Warranties, yani beyan ve garantilerdir.
Kurucu örneğin;
- şirkete ait bütün fikrî mülkiyetin şirkete ait olduğunu,
- şirkete karşı dava bulunmadığını,
- vergi borcu olmadığını,
- üçüncü kişilerin şirket üzerinde hak iddiasının bulunmadığını,
- finansal tabloların doğru olduğunu,
- şirketin belirli müşterilerle geçerli sözleşmeleri bulunduğunu
beyan etmiş olabilir.
Yatırım sonrasında bu beyanların gerçeğe aykırı olduğu ortaya çıkarsa yatırım sözleşmesindeki indemnification/tazmin mekanizmaları gündeme gelebilir.
Örneğin yatırımcı şirketin patentlerin sahibi olduğunu düşünerek 5 milyon dolar değerleme üzerinden yatırım yapmış ancak patentlerin aslında kurucunun eski işverenine ait olduğu ortaya çıkmışsa bu durum yatırım kararının temelini etkileyebilecek ciddi bir sözleşme ihlali oluşturabilir.
Ceza Davası da Açılabilir mi?
Her yatırım sözleşmesi ihlali suç değildir.
Bu ayrım son derece önemlidir.
Kurucunun;
“Şirket başarılı olacak.”
deyip daha sonra başarısız olması dolandırıcılık anlamına gelmez.
Borcu ödeyememesi de tek başına suç oluşturmaz.
Ancak kurucunun yatırım alınmadan önce;
- gerçekte olmayan müşteri sözleşmeleri hazırlaması,
- banka hesaplarını sahte göstermesi,
- şirket gelirlerini gerçeğe aykırı biçimde açıklaması,
- sahte belgeler kullanması,
- baştan itibaren yatırımcıyı yanıltmaya yönelik hileli bir planla hareket etmesi
gibi durumlar varsa somut olayın özelliklerine göre ceza hukuku bakımından ayrıca inceleme yapılabilir.
Dolayısıyla sözleşmenin sonradan ihlal edilmesi ile yatırım alınırken mevcut hileli davranışlar birbirinden ayrılmalıdır.
Yatırımcı Hangi Delilleri Toplamalıdır?
Startup uyuşmazlıklarında sözleşmenin tek başına incelenmesi çoğu zaman yeterli değildir.
Özellikle şu belgeler önemlidir:
- Investment Agreement,
- Shareholders’ Agreement,
- Share Subscription Agreement,
- şirket esas sözleşmesi,
- cap table,
- pay defteri,
- yönetim kurulu kararları,
- genel kurul tutanakları,
- banka hesap hareketleri,
- yatırım öncesi sunulan mali tablolar,
- pitch deck,
- data room belgeleri,
- e-postalar,
- WhatsApp ve Slack yazışmaları,
- yatırımcı raporları,
- fikrî mülkiyet devir sözleşmeleri,
- kurucunun başka şirketlerle yaptığı sözleşmeler,
- Ticaret Sicili kayıtları.
Özellikle kurucunun yatırım sözleşmesine aykırı şekilde başka bir şirket üzerinden ticari faaliyette bulunduğu iddia ediliyorsa;
müşteri faturaları, ticaret sicili kayıtları, çalışan geçişleri, alan adları, marka kayıtları ve şirketler arasındaki para transferleri kritik deliller haline gelebilir.
Dava Açmadan Önce Arabuluculuk Gerekir mi?
Talebin niteliğine göre gerekebilir.
TTK m.5/A uyarınca ticari davalardan konusu bir miktar para olan;
- alacak,
- tazminat,
- itirazın iptali,
- menfi tespit,
- istirdat
davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır.
Dolayısıyla yatırım sözleşmesinden doğan;
1 milyon dolar tazminat veya 500.000 dolar cezai şart
talebinde bulunulacaksa davanın niteliğine göre zorunlu arabuluculuk aşamasının dikkate alınması gerekir.
Buna karşılık genel kurul kararının iptali gibi para talebi niteliğinde olmayan şirketler hukuku davalarında aynı değerlendirme yapılmaz.
Dava Nerede Açılır?
Startup yatırım uyuşmazlıklarının önemli kısmı ticari uyuşmazlık niteliğindedir ve görevli mahkeme çoğu durumda Asliye Ticaret Mahkemesi olacaktır. TTK m.4 ticari davaları, m.5 ise kural olarak Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevini düzenlemektedir.
Ancak yatırım sözleşmesinde;
- tahkim şartı,
- yabancı mahkeme yetki şartı,
- yabancı hukuk seçimi
bulunabilir.
Özellikle yabancı yatırım fonlarının Türkiye’deki startuplara yaptığı yatırımlarda sözleşmede İstanbul Tahkim Merkezi, ICC, LCIA veya başka bir tahkim mekanizması öngörülmesi mümkündür.
Bu nedenle dava açmadan önce sözleşmenin Dispute Resolution / Governing Law bölümü mutlaka incelenmelidir.
Yatırımcı Açısından Hangi Dava En Doğru Dava?
Tek bir cevap yoktur.
Örneğin kurucu yatırım aldıktan sonra aynı işi yeni şirketine aktarmışsa;
tazminat + cezai şart + yönetici sorumluluğu + ihtiyati tedbir
birlikte değerlendirilebilir.
Kurucu yatırım karşılığında vermeyi taahhüt ettiği payları vermemişse;
aynen ifa/pay devri + alternatif olarak bedel iadesi ve tazminat
gündeme gelebilir.
Kurucu yatırımcıyı şirket yönetiminden dışlamış ve hukuka aykırı genel kurul kararları almışsa;
genel kurul kararının iptali/butlanı + yürütmenin geri bırakılması + bilgi alma ve inceleme hakkı
öne çıkabilir.
Şirket içindeki güven ilişkisi tamamen ortadan kalkmışsa;
haklı sebeple çıkma veya şirketin feshi
son çare olarak değerlendirilebilir.
Sonuç: Startup Kurucusuna Karşı Tek Bir Dava Değil, Bir “Hukuki Müdahale Paketi” Gerekebilir
Yatırım sözleşmesine aykırı davranan startup kurucusuna karşı yatırımcının kullanabileceği hukuki yollar yalnızca basit bir tazminat davasından ibaret değildir.
Somut olayın niteliğine göre yatırımcı;
sözleşmenin aynen ifasını,
uğradığı zararın tazminini,
sözleşmedeki cezai şartın ödenmesini,
yatırım bedelinin iadesini,
yönetici sorumluluğu nedeniyle şirket zararının giderilmesini,
genel kurul kararlarının iptalini veya hükümsüzlüğünü,
hukuka aykırı yönetim kurulu kararlarının butlanının tespitini,
bilgi alma ve inceleme hakkının kullanılmasını,
kurucunun hukuka aykırı işlemlerinin ihtiyati tedbirle durdurulmasını,
limited şirkette haklı sebeple çıkmayı,
ve çok ağır uyuşmazlıklarda şirketin haklı sebeple feshini
talep edebilir.
Ancak startup yatırım uyuşmazlıklarında en önemli nokta doğru hukuki sebebi seçmektir.
Çünkü aynı davranış üç farklı hukuki sonuç meydana getirebilir.
Örneğin kurucu şirketin müşterilerini kendi yeni şirketine aktarıyorsa;
yatırım sözleşmesini ihlal ettiği için yatırımcıya karşı,
şirketi zarara uğrattığı için şirkete karşı,
yönetici yükümlülüklerini ihlal ettiği için Türk Ticaret Kanunu kapsamında
ayrı ayrı sorumluluk gündeme gelebilir.
Yargıtay’ın şirket ortakları arasındaki sözleşmeye aykırılık nedeniyle 500.000 USD cezai şart talebini konu alan 2018/3864 E., 2020/996 K. sayılı kararı da ortaklar arasında yapılan sözleşmelerin “kağıt üzerinde kalan centilmenlik anlaşmaları” olmadığını açık biçimde göstermektedir.
Bu nedenle yatırımcı açısından en doğru strateji;
“Kurucu sözleşmenin hangi maddesini ihlal etti?”
sorusuyla yetinmek değil;
“Bu ihlal nedeniyle yatırımcı, şirket ve pay sahipliği hakları ayrı ayrı nasıl zarar gördü ve her zarar için hangi hukuki yol kullanılabilir?”
sorusunu cevaplandırmaktır.
Özellikle milyonlarca liralık veya döviz cinsinden startup yatırımlarında tazminat davası, şirketler hukuku davası ve ihtiyati tedbir taleplerinin birlikte planlanması, yatırımcının şirket değerinin tamamen kaybolmasını önleyebilmesi açısından belirleyici olabilir.
Temel Hukuki Dayanaklar
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu: m.112, m.113, m.117 ve devamı, m.125, m.179, m.180 ve m.182
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu: m.4, m.5, m.5/A, m.391, m.437, m.445 ve devamı, m.449, m.531, m.553, m.555, m.595, m.636 ve m.638
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu: m.389 ve devamı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi: 06.02.2020, 2018/3864 E., 2020/996 K.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi: 2023/1265 E., 2024/4759 K.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi: 2018/5069 E., 2019/8173 K.