YATIRIM YAPTI, ORTAK OLDUĞUNU SANDI, PARASI KAYBOLDU: YABANCI YATIRIMCI TÜRKİYE’DE NE YAPABİLİR?
YATIRIM YAPTI, ORTAK OLDUĞUNU SANDI, PARASI KAYBOLDU: YABANCI YATIRIMCI TÜRKİYE’DE NE YAPABİLİR?
Yabancı Yatırımcının Türkiye’deki Şirket Ortağı Tarafından Dolandırılması Halinde Hukuki ve Cezai Başvuru Yolları
Türkiye’de şirket kurmak veya mevcut bir Türk şirketine ortak olmak isteyen yabancı yatırımcılar çoğu zaman Türkiye’de bulunan bir kurucu, şirket yöneticisi veya yerel ortak üzerinden yatırım sürecini yürütmektedir.
Başlangıçta güven ilişkisi içerisinde başlayan bu ortaklık bazen ciddi uyuşmazlıklara dönüşebilir.
Örneğin yabancı yatırımcı;
- şirket hissesi satın almak için para gönderdiği hâlde hisseleri devralamamış,
- sermaye artırımı yapılacağı söylenmesine rağmen para başka amaçlarla kullanılmış,
- şirket ortağı olduğuna inanırken gerçekte ticaret sicilinde veya şirket kayıtlarında ortak olarak gösterilmemiş,
- yatırım yaptığı şirketin parasının diğer ortak tarafından başka şirketlere aktarıldığını öğrenmiş,
- şirket hesaplarına ve finansal kayıtlarına erişimi engellenmiş,
- kendisinden habersiz sermaye artırımı yapılarak payı sulandırılmış,
- sahte genel kurul kararları hazırlanmış,
- imzası taklit edilmiş,
- şirket varlıklarının ilişkili kişilere devredildiğini tespit etmiş,
- şirketin kâr ettiği hâlde kendisine hiçbir şekilde kâr payı ödenmediğini görmüş
olabilir.
Böyle bir durumda yabancı yatırımcının yalnızca;
“Ortağım beni dolandırdı, savcılığa şikâyet edeceğim.”
şeklinde hareket etmesi çoğu zaman yeterli değildir.
Çünkü asıl amaç yalnızca failin cezalandırılması değil;
yatırım parasını geri almak, şirket malvarlığının kaçırılmasını önlemek, gerçek hesapları ortaya çıkarmak ve yatırımcının şirketteki haklarını korumaktır.
Bu nedenle ceza soruşturması ile ticaret hukuku yollarının birlikte planlanması gerekir.
1. Yabancı Yatırımcı Türk Ortakla Aynı Haklara Sahip midir?
Kural olarak evet.
4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca yabancı yatırımcılar, aksi özel olarak düzenlenmedikçe, Türkiye’de doğrudan yatırım yapabilir ve yerli yatırımcılarla eşit muameleye tabi tutulurlar.
Dolayısıyla yabancı yatırımcı;
Türk vatandaşı olmadığı için şirket içerisindeki hukuki korumalardan mahrum değildir.
Şartları oluştuğu takdirde;
- şirket kayıtlarını inceleyebilir,
- genel kurul kararlarının iptalini isteyebilir,
- yöneticilere karşı sorumluluk davası açabilir,
- özel denetçi atanmasını talep edebilir,
- şirketin haklı sebeple feshini isteyebilir,
- ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz talep edebilir,
- zararının tazminini isteyebilir,
- savcılığa suç duyurusunda bulunabilir.
Önemli olan yatırımcının yabancı olması değil, şirket içerisindeki hukuki statüsünün ve yapılan işlemin niteliğinin doğru belirlenmesidir.
2. İlk Soru: Yabancı Yatırımcı Gerçekten Şirket Ortağı Oldu mu?
Bu tür uyuşmazlıklarda ilk incelenmesi gereken konu budur.
Çünkü;
“Şirket için 500.000 USD gönderdim.”
demek ile,
“500.000 USD karşılığında şirketin %30 hissesini hukuken devraldım.”
demek aynı şey değildir.
Yabancı yatırımcı para göndermiş olabilir ancak hisse devri hukuken tamamlanmamış olabilir.
Bu durumda kişinin şirket ortağı olarak kullanabileceği haklarla, yalnızca alacaklı veya yatırım sözleşmesinin tarafı olarak kullanabileceği haklar birbirinden farklı olacaktır.
Özellikle şu belgeler birlikte incelenmelidir:
- shareholders’ agreement,
- investment agreement,
- share purchase agreement,
- share transfer agreement,
- esas sözleşme,
- ticaret sicili kayıtları,
- pay defteri,
- genel kurul kararları,
- sermaye artırımı belgeleri,
- banka transferleri,
- ödeme açıklamaları,
- e-postalar ve WhatsApp görüşmeleri.
3. Limited Şirkette Sadece Para Göndermek Ortak Olmaya Yetmez
Özellikle limited şirketlerde bu konu son derece önemlidir.
TTK m.595 uyarınca limited şirket esas sermaye payının devri ve pay devri borcunu doğuran işlemler yazılı şekilde yapılmalı ve tarafların imzaları noterce onaylanmalıdır.
Ayrıca şirket sözleşmesinde aksi kararlaştırılmamışsa genel kurulun pay devrini onaylaması gerekir ve devir bu onayla geçerli hâle gelir.
Dolayısıyla yabancı yatırımcı;
“Ben şirket ortağı olmak için 300.000 Euro gönderdim.”
dese bile yalnızca para transferine bakılarak şirket ortağı olduğu sonucu çıkarılamaz.
Tam tersine, hukuken geçerli bir pay devri gerçekleşmemişse yatırımcının:
ödediği yatırım bedelinin iadesini istemesi
gündeme gelebilir.
Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2023/1265 E., 2024/4759 K. sayılı kararına konu uyuşmazlıkta da hisse devri için ödeme yapılmasına rağmen limited şirket pay devrinin hukuki şartlarının gerçekleşmemesi nedeniyle ödenen bedelin geri alınması meselesi değerlendirilmiştir.
4. Yatırım Parasının Kime Gönderildiği Davanın Kaderini Değiştirebilir
Bu ayrım uygulamada son derece önemlidir.
Yatırımcı parasını;
A) Şirketin banka hesabına göndermiş olabilir.
Bu durumda para kural olarak şirket malvarlığına girmiştir.
B) Şirket ortağının şahsi banka hesabına göndermiş olabilir.
Bu durumda;
“Para neden şirket hesabına değil de ortağın şahsi hesabına gönderildi?”
sorusu araştırılmalıdır.
C) Başka bir şirkete gönderilmiş olabilir.
Örneğin yatırımcıya;
“Bu bizim grup şirketimiz, parayı buraya gönderin.”
denilmiş olabilir.
Bu durumda yatırım sözleşmesinin tarafları ve para transfer zinciri ayrıntılı olarak analiz edilmelidir.
Yargıtay uygulamasında da hisse devri amacıyla ödemenin şirket yöneticisinin veya hâkim ortağın şahsi hesabına yapılmış olmasının, somut olayın özelliklerine göre o kişinin şahsen sorumluluğunun değerlendirilmesine neden olabileceği görülmektedir.
Bu nedenle yatırım dosyalarında SWIFT ve banka dekontları en önemli deliller arasındadır.
5. Şirket Ortağının Her Sözleşmeye Aykırı Davranışı Dolandırıcılık Değildir
Burada ceza hukuku açısından önemli bir ayrım bulunmaktadır.
Bir kişi sözleşmeden doğan borcunu yerine getirmedi diye otomatik olarak dolandırıcılık suçundan sorumlu olmaz.
Dolandırıcılığın temel unsuru hileli davranıştır.
TCK m.157’ye göre bir kişinin hileli davranışlarla başka bir kişiyi aldatması ve bunun sonucunda kendisine veya başka birisine yarar sağlayarak mağduru zarara uğratması gerekir.
Dolayısıyla;
“Ortak şirketi iyi yöneteceğini söyledi ama yönetemedi.”
ile,
“Şirketin 10 milyon dolar cirosu olduğunu gösteren sahte mali tablolar hazırlayıp yatırımcıdan 1 milyon dolar aldı.”
aynı hukuki durumda değildir.
İkinci olayda başlangıçtan itibaren yatırım kararını etkileyen hileli davranışlar söz konusu olabilir.
6. Şirket Yöneticisinin Yatırımcıyı Aldatması Nitelikli Dolandırıcılık Olabilir mi?
Evet, somut olayın özelliklerine göre mümkün olabilir.
TCK m.158/1-h kapsamında dolandırıcılık suçunun;
tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında
işlenmesi nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir.
Bu durumda kanunda öngörülen ceza üç yıldan on yıla kadar hapis ve adli para cezasıdır.
Örneğin bir şirket kurucusu yabancı yatırımcıya;
- gerçekte bulunmayan müşterileri varmış gibi göstermiş,
- sahte gelir tablosu hazırlamış,
- gerçek olmayan sözleşmeler göstermiş,
- şirketin borçlarını gizlemiş,
- şirketin kendisine ait olmayan malları şirkete aitmiş gibi tanıtmış,
- hiçbir zaman devretmeye niyetli olmadığı hisseler için para almış
ise dolandırıcılık değerlendirmesi gündeme gelebilir.
7. Para Yatırım İçin Alınıp Şahsi Amaçlarla Kullanılmışsa Ne Olur?
Bu durumda olayın niteliğine göre yalnızca dolandırıcılık değil, güveni kötüye kullanma suçu da değerlendirilmelidir.
TCK m.155, belirli bir amaçla zilyetliği devredilmiş bir malın bu amaca aykırı şekilde kullanılmasını düzenlemektedir.
Suçun ticaret veya hizmet ilişkisi ya da başkasının mallarını yönetme yetkisi kapsamında işlenmesi hâlinde daha ağır yaptırım söz konusudur.
Örneğin yabancı yatırımcı;
“Bu 500.000 USD yalnızca fabrikanın kurulmasında kullanılacaktır.”
şeklinde özel bir yatırım sözleşmesi yapmış, ancak şirket yöneticisi parayı;
kişisel ev almak, başka borçlarını kapatmak veya kendi başka şirketine aktarmak
için kullanmışsa ceza hukuku açısından ayrıca değerlendirme yapılabilir.
Ancak hangi suçun oluştuğu, paranın teslim edildiği andaki irade ve taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğine göre belirlenir.
8. Şirket Parasının Başka Bir Şirkete Aktarılması Halinde Ne Yapılabilir?
Yabancı yatırımcıların karşılaştığı en ciddi durumlardan biri budur.
Örneğin:
A şirketine 2 milyon USD yatırım yapılır.
Bir süre sonra kurucu;
A şirketinin;
- müşteri portföyünü,
- markasını,
- yazılımını,
- ekipmanlarını,
- çalışanlarını,
- gelir üreten sözleşmelerini
kendisine ait B şirketine aktarır.
A şirketinde ise yalnızca borçlar bırakılır.
Bu durumda yatırımcı yalnızca hisselerinin değer kaybettiğini ileri sürmekle yetinmemelidir.
Yönetim kurulu üyeleri ve yöneticilerin sorumluluğu gündeme gelebilir.
TTK m.553 uyarınca kurucular, yönetim kurulu üyeleri ve yöneticiler kanundan veya esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ederlerse şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına verdikleri zarardan sorumlu olabilirler.
9. Yabancı Yatırımcı Yöneticiye Şahsen Tazminat Davası Açabilir mi?
Belirli şartlarda evet.
Ancak burada doğrudan zarar – dolaylı zarar ayrımı son derece önemlidir.
Örneğin yönetici;
yabancı yatırımcıya doğrudan sahte belge göstererek onun şahsi malvarlığından para çıkmasına neden olmuşsa yatırımcının doğrudan zararı gündeme gelebilir.
Buna karşılık şirket yöneticisi şirketten 5 milyon TL kaçırmışsa öncelikle zarar gören şirket tüzel kişiliğidir.
TTK m.555 uyarınca şirketin uğradığı zararın tazminini şirketin yanında her pay sahibi de isteyebilir; ancak pay sahibi tazminatın şirkete ödenmesini talep etmek zorundadır.
Bu ayrım dava dilekçesinde yanlış kurulursa dava önemli usul ve esas sorunlarıyla karşılaşabilir.
10. Şirket Hesapları Yabancı Yatırımcıdan Gizleniyorsa Ne Yapılabilir?
Bu durum genellikle daha ciddi problemlerin ilk işaretidir.
Anonim şirketlerde TTK m.437 pay sahiplerine bilgi alma ve inceleme hakkı tanımaktadır.
Pay sahibi;
şirketin işleri hakkında yönetim kurulundan bilgi isteyebilir ve belirli şartlarla şirketin ticari defterleri ve yazışmalarını inceleyebilir.
Bilgi alma veya inceleme talebi haksız şekilde reddedilirse şirket merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesine başvuru yapılabilir.
Üstelik TTK m.437/6 açıkça bu hakkın esas sözleşme veya şirket organlarının kararıyla kaldırılamayacağını ya da sınırlandırılamayacağını düzenlemektedir.
Dolayısıyla çoğunluk ortağının;
“Şirketi ben yönetiyorum, sana hesap göstermek zorunda değilim.”
şeklindeki yaklaşımı hukuken doğru değildir.
11. Limited Şirket Ortağının da Hesapları İnceleme Hakkı Var mıdır?
Evet.
TTK m.614’e göre limited şirkette her ortak;
müdürlerden şirketin bütün işleri ve hesapları hakkında bilgi isteyebilir ve belirli konularda inceleme yapabilir.
Genel kurul bu hakkı haksız olarak engellerse ortak mahkemeye başvurabilir. Mahkemenin bu konudaki kararı kesindir.
Dolayısıyla yabancı ortağın Türkiye’de bulunmaması, Türkçe bilmemesi veya azınlık pay sahibi olması bilgi alma hakkını ortadan kaldırmaz.
12. Şirket İçerisinde Yolsuzluk Olduğundan Şüpheleniliyorsa Özel Denetçi İstenebilir mi?
Anonim şirketlerde evet.
TTK m.438 uyarınca her pay sahibi, pay sahipliği haklarının kullanılması bakımından gerekli olması ve daha önce bilgi alma veya inceleme hakkını kullanmış olması şartıyla belirli olayların özel denetim yoluyla araştırılmasını genel kuruldan talep edebilir.
Bu mekanizma özellikle;
- ilişkili şirketlere para transferleri,
- gerçek olmayan danışmanlık faturaları,
- şirket varlıklarının düşük bedelle satılması,
- yöneticilere yapılan açıklanamayan ödemeler,
- kurucuların kendi şirketleriyle yaptığı işlemler
bakımından son derece önemlidir.
Çünkü yatırımcının iddiası;
“Bence şirketin parası kaçırılıyor.”
seviyesinden çıkarılarak muhasebe kayıtları üzerinden somutlaştırılabilir.
13. Sahte Genel Kurul Kararı Düzenlendiyse Ne Yapılabilir?
Yabancı yatırımcının Türkiye dışında bulunmasından yararlanılarak;
- genel kurul toplantısına katılmış gibi gösterilmesi,
- hazır bulunanlar listesindeki imzasının taklit edilmesi,
- oy kullanmış gibi gösterilmesi,
- gerçekte alınmayan kararların karar defterine yazılması
mümkündür.
Bu durumda ticaret hukuku ve ceza hukuku yolları birlikte gündeme gelir.
Genel kurul kararının hukuka aykırı olması hâlinde şartlarına göre iptal veya butlanın tespiti talep edilebilir.
TTK m.445 uyarınca kanuna, esas sözleşmeye veya dürüstlük kuralına aykırı genel kurul kararlarının iptali için kural olarak karar tarihinden itibaren üç aylık süre bulunmaktadır.
Ancak yokluk veya butlan iddiası ile iptal davası aynı şey değildir. Sahte toplantı veya hiç oluşmamış irade bakımından hukuki nitelendirme somut olaya göre ayrıca yapılmalıdır.
14. Yabancı Yatırımcının Hissesi Sermaye Artırımıyla Sulandırılmışsa Ne Yapılabilir?
Bu da uygulamada sık kullanılan yöntemlerden biridir.
Örneğin yabancı yatırımcının şirketin %40’ına sahip olduğunu düşünelim.
Çoğunluk ortak yeni sermaye artırımı yaparak yatırımcıya yeterli bilgi vermeden veya yeni pay alma hakkını hukuka aykırı şekilde sınırlandırarak onun payını %5’e düşürebilir.
Bu durumda;
- sermaye artırım kararının hukuka uygunluğu,
- genel kurul çağrısı,
- oy oranları,
- rüçhan/yeni pay alma hakkı,
- esas sözleşme,
- sermaye artırımının gerçek ticari gerekliliği
incelenmelidir.
Şartları varsa genel kurul kararının iptali veya butlanı ile birlikte ihtiyati tedbir talep edilmesi de gündeme gelebilir.
15. Mahkemeden Acil İhtiyati Tedbir Alınabilir mi?
Evet.
Bazı şirket uyuşmazlıklarında esas dava sonuçlanana kadar beklemek yatırımcı bakımından anlamsız olabilir.
Örneğin ortak;
- şirketin tek taşınmazını satmak üzereyse,
- markayı başka şirkete devrediyorsa,
- şirket hisselerini üçüncü kişilere geçiriyorsa,
- tartışmalı genel kurul kararını uygulamaya hazırlanıyorsa
geçici hukuki koruma gerekebilir.
HMK m.389 uyarınca mevcut durumdaki değişiklik nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı veya imkânsız hâle geleceği ya da ciddi zarar doğacağı endişesi bulunan durumlarda uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.
Mahkeme, acil durumlarda karşı tarafı dinlemeden de tedbir kararı verebilir; ancak talep eden kişinin hakkının varlığını yaklaşık ispat seviyesinde ortaya koyması gerekir.
16. Ortağın Kendi Mallarına İhtiyati Haciz Konulabilir mi?
Uyuşmazlık doğrudan bir para alacağına dönüşmüşse ihtiyati haciz son derece önemli olabilir.
İİK m.257 uyarınca rehinle temin edilmemiş ve muaccel para alacağının alacaklısı, şartların bulunması hâlinde borçlunun;
- banka hesaplarına,
- taşınmazlarına,
- araçlarına,
- alacaklarına,
- diğer malvarlığı haklarına
ihtiyati haciz konulmasını isteyebilir.
Vadesi henüz gelmemiş bir alacakta dahi borçlunun mallarını kaçırması veya alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunması gibi hâllerde ihtiyati haciz gündeme gelebilir.
Dolandırıcılık iddiası bulunan yatırım uyuşmazlıklarında çoğu zaman en kritik mesele davayı kazanmak değil, dava sonunda tahsil edilecek malvarlığı bırakılmasını sağlamaktır.
17. Ceza Soruşturmasında Malvarlığına Elkonulması İstenebilir mi?
Somut olayda suç geliri bulunduğuna ilişkin gerekli şartların oluşması hâlinde ceza soruşturması kapsamında da koruma tedbirleri gündeme gelebilir.
Ancak mağdurun savcılığa;
“Parasını kaçırabilir, tüm malvarlığına bloke koyun.”
demesi tek başına yeterli değildir.
Ceza muhakemesindeki elkoyma tedbirleri kendi kanuni şartlarına tabidir.
Bu nedenle yatırımcının para alacağını güvence altına almak bakımından hukuk mahkemesindeki ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir yolları çoğu olayda ayrıca değerlendirilmelidir.
Ceza şikâyeti, hukuk davasının yerine geçen bir tahsil yöntemi değildir.
18. Şirketin Kendi Malvarlığı Kaçırılmışsa Para Yatırımcıya mı, Şirkete mi Döner?
Bu ayrım çok önemlidir.
Örneğin yönetici şirket hesabından 2 milyon Euro’yu kendi şirketine aktardıysa doğrudan zarar gören kural olarak şirket tüzel kişiliğidir.
TTK m.555 uyarınca her pay sahibi yöneticilere karşı şirketin zararının tazminini talep edebilir; ancak mahkemenin hükmedeceği tazminatın şirkete ödenmesini istemek zorundadır.
Buna karşılık yönetici yabancı yatırımcıyı şahsen kandırarak onun kendi hesabından para almışsa yatırımcının kişisel ve doğrudan zararı gündeme gelebilir.
Bu durumda tazminat yatırımcının kendisine istenebilir.
Dolayısıyla dava açmadan önce;
“Kim zarar gördü?”
sorusu mutlaka cevaplandırılmalıdır.
19. Çoğunluk Ortağı Şirketi Tamamen Kontrol Ediyorsa Azınlık Yatırımcı Ne Yapabilir?
Yabancı yatırımcıların en büyük endişelerinden biri şudur:
“Ben %20 ortağım, karşı taraf %80. İstediği her şeyi yapabilir mi?”
Hayır.
Çoğunluk payına sahip olmak sınırsız yetki anlamına gelmez.
Çoğunluk;
kanuna, esas sözleşmeye, dürüstlük kuralına ve pay sahiplerinin vazgeçilmez haklarına uygun hareket etmek zorundadır.
Azınlık yatırımcı şartlara göre;
- bilgi alma hakkını,
- özel denetim hakkını,
- genel kurul kararlarının iptalini,
- yönetici sorumluluk davasını,
- ihtiyati tedbiri,
- haklı sebeple fesih talebini
kullanabilir.
20. Şirketin Haklı Sebeple Feshi İstenebilir mi?
Bazı dosyalarda ortaklar arasındaki güven ilişkisi tamamen ortadan kalkabilir.
Özellikle;
- sistematik şekilde hesapların gizlenmesi,
- şirket parasının yöneticiler tarafından kullanılması,
- azınlık haklarının sürekli engellenmesi,
- gerçeğe aykırı genel kurul işlemleri,
- şirketin çoğunluk ortağının kişisel menfaatleri için kullanılması
gibi durumlarda fesih ihtimali değerlendirilebilir.
Anonim şirketlerde TTK m.531’e göre sermayenin en az onda birine, halka açık şirketlerde ise yirmide birine sahip pay sahipleri haklı sebeplerin bulunması hâlinde şirketin feshini isteyebilir.
Mahkeme şirketi mutlaka feshetmek zorunda değildir.
Mahkeme bunun yerine yatırımcının paylarının gerçek değerinin ödenerek şirketten çıkarılmasına veya somut olaya uygun başka bir çözüme karar verebilir.
Bu hüküm özellikle şirket içerisinde kalması artık fiilen mümkün olmayan yabancı yatırımcı bakımından önemli bir exit mekanizması hâline gelebilir.
21. Limited Şirkette Haklı Sebeple Çıkmak Mümkün müdür?
Evet.
TTK m.636/3 uyarınca haklı sebeplerin varlığı hâlinde her limited şirket ortağı şirketin feshini mahkemeden isteyebilir.
Mahkeme fesih yerine;
davacı ortağın payının gerçek değerinin ödenmesine ve şirketten çıkarılmasına
veya somut olaya uygun başka bir çözüme hükmedebilir.
Ayrıca TTK m.638 kapsamında limited şirket ortağının haklı sebeple doğrudan çıkma davası açması da mümkündür.
Bu yol özellikle çoğunluk ortağıyla ilişki tamamen bozulmuş ve yatırımcının şirket içerisinde kalması ekonomik olarak anlamsızlaşmışsa değerlendirilebilir.
22. Yabancı Yatırımcı Hisselerinin Gerçek Değerini İsteyebilir mi?
Bazı durumlarda evet.
Özellikle haklı sebeple fesih veya şirketten çıkış davalarında yatırımcının payının gerçek değeri önemli hâle gelir.
Buradaki en büyük tartışma çoğu zaman;
“Şirket kayıtlarında görünen değer mi, yoksa şirketin gerçek ekonomik değeri mi?”
sorusudur.
Teknoloji veya startup şirketlerinde şirketin gerçek değeri yalnızca bilançosundaki demirbaşlardan oluşmayabilir.
Değerleme yapılırken somut olaya göre;
- müşteri portföyü,
- yazılım ve fikrî mülkiyet,
- marka,
- recurring revenue,
- şirket sözleşmeleri,
- nakit akışı,
- yatırım turları,
- şirketin büyüme potansiyeli
gibi unsurlar da gündeme gelebilir.
Bu nedenle yabancı yatırımcı açısından doğru şirket değerlemesi bazen davanın en önemli ekonomik bölümünü oluşturur.
23. Şirket Ortağı Malvarlığını Başkasına Kaçırmışsa Ne Yapılabilir?
Örneğin yabancı yatırımcı parasını geri istemeye başladıktan hemen sonra karşı taraf;
- evini eşine,
- aracını kardeşine,
- şirket hisselerini arkadaşına,
- başka şirketlerdeki malvarlığını ilişkili kişilere
devretmeye başlamış olabilir.
Bu durumda yalnızca alacak davası değil;
ihtiyati haciz
ve sonrasında şartları oluşursa tasarrufun iptali gibi yollar da değerlendirilmelidir.
Çünkü mahkeme kararını iki yıl sonra kazanmak, borçlunun üzerinde hiçbir mal kalmamışsa yatırımcı bakımından yeterli koruma sağlamayabilir.
24. Yatırımcı Hangi Belgeleri Hemen Toplamalıdır?
Bu tür uyuşmazlıklarda deliller çoğu zaman birden fazla ülkede bulunmaktadır.
Bu nedenle yatırımcı mümkün olduğunca hızlı şekilde şunları güvence altına almalıdır:
- yatırım sözleşmesi,
- shareholders’ agreement,
- share purchase agreement,
- share transfer agreement,
- banka dekontları,
- SWIFT kayıtları,
- yatırım sunumları,
- pitch deck,
- şirket değerleme raporları,
- due diligence belgeleri,
- şirket esas sözleşmesi,
- ticaret sicili kayıtları,
- pay defteri,
- genel kurul ve yönetim kurulu kararları,
- banka hesap hareketleri,
- şirket mali tabloları,
- faturalar,
- muhasebe kayıtları,
- e-postalar,
- WhatsApp ve diğer mesajlaşmalar,
- yatırım öncesinde verilen finansal vaatler,
- ses veya görüntü kayıtlarının hukuka uygun olanları,
- diğer yatırımcılarla yapılan yazışmalar.
Özellikle karşı tarafın yatırım öncesinde söylediği sözlerle yatırım sonrasında ortaya çıkan gerçekler arasındaki fark belgelenmelidir.
25. “Şirket 10 Milyon Dolar Değerinde” Denilip Aslında Borç İçindeyse Dolandırıcılık Olur mu?
Her yanlış şirket değerlemesi dolandırıcılık değildir.
Startup yatırımlarında geleceğe ilişkin projeksiyonların gerçekleşmemesi tek başına suç oluşturmaz.
Ancak şirket yöneticisi yatırımcıya bilerek;
1 milyon USD nakit var
deyip gerçekte hesapta para bulunmadığını biliyorsa,
100 aktif müşteri var
deyip müşterilerin gerçekte mevcut olmadığını biliyorsa,
şirketin borcu yok
deyip milyonlarca liralık borcu saklıyorsa,
bu bilgiler yatırımcının kararını etkileyen hileli davranışlar kapsamında değerlendirilebilir.
Dolandırıcılık incelemesinde temel soru şudur:
Yatırımcı yanlış ticari tahminde mi bulundu, yoksa karşı tarafın bilinçli olarak yarattığı sahte gerçekliğe güvenerek mi para yatırdı?
26. Sözleşmede Tahkim Şartı Varsa Türkiye’de Dava Açılabilir mi?
Yatırım ve shareholders’ agreement sözleşmelerinde sıklıkla;
- ICC tahkimi,
- ISTAC tahkimi,
- LCIA tahkimi,
- Londra mahkemeleri,
- İsviçre hukuku,
- İngiliz hukuku
gibi hükümler bulunabilir.
Bu nedenle yatırım uyuşmazlığında ilk işlerden biri uyuşmazlık çözüm maddesini incelemektir.
Geçerli bir tahkim şartı varsa sözleşmesel tazminat uyuşmazlığının devlet mahkemesi yerine tahkimde görülmesi gerekebilir.
Ancak ceza soruşturması bundan farklıdır.
Taraflar arasında tahkim şartı bulunması, dolandırıcılık veya başka bir suç iddiası bakımından Cumhuriyet savcılığına başvurulmasını engellemez.
Geçici hukuki korumalar bakımından da tahkim anlaşmasının niteliğine ve uygulanacak mevzuata göre Türk mahkemelerinden tedbir talep edilmesi ayrıca mümkün olabilir.
27. Yabancı Yatırımcı Türkiye’ye Gelmeden Dava Açabilir mi?
Çoğu işlem bakımından Türkiye’de sürekli bulunması gerekmez.
Usulüne uygun düzenlenmiş vekâletname ile Türkiye’deki avukat üzerinden;
- dava,
- icra takibi,
- ihtiyati haciz,
- ihtiyati tedbir,
- ticaret sicili işlemleri,
- savcılık başvuruları
yürütülebilir.
Yurt dışında düzenlenen vekâletnamenin Türkiye’de kullanılabilmesi bakımından ise düzenlendiği ülkeye göre apostil, konsolosluk tasdiki ve noter onaylı Türkçe tercüme işlemleri gerekebilir.
28. Yabancı Yatırımcı Açısından En Etkili Strateji Nedir?
Bu dosyalarda tek bir dava yerine çok yönlü bir hukuki strateji daha etkili olabilir.
Örneğin:
1. Ticaret sicili ve şirket kayıtları derhâl incelenir.
2. Paranın hangi hesaba ve hangi hukuki amaçla gönderildiği belirlenir.
3. Şirket malvarlığının başka kişilere aktarılıp aktarılmadığı araştırılır.
4. Bilgi alma ve inceleme hakkı kullanılır.
5. Gerekirse özel denetçi talep edilir.
6. Genel kurul kararlarında hukuka aykırılık varsa iptal veya butlan davası açılır.
7. Şirket yöneticilerine karşı sorumluluk davası değerlendirilir.
8. Yatırımcının şahsi alacağı varsa ihtiyati haciz istenir.
9. Şirket malvarlığının devri söz konusuysa ihtiyati tedbir talep edilir.
10. Hileli davranışlara ilişkin somut deliller varsa ceza şikâyeti hazırlanır.
Buradaki amaç karşı taraf hakkında mümkün olduğu kadar çok dava açmak değildir.
Amaç, yatırımcının parasını ve pay sahipliği haklarını koruyacak doğru hukuki araçları aynı anda devreye sokmaktır.
SONUÇ: YABANCI YATIRIMCI İÇİN EN BÜYÜK HATA YALNIZCA SAVCILIĞA ŞİKÂYET EDİP BEKLEMEKTİR
Türkiye’deki şirket ortağı tarafından aldatılan yabancı yatırımcının önünde yalnızca ceza hukuku yolu bulunmamaktadır.
Hatta birçok olayda ceza şikâyetinden daha acil mesele;
paranın ve şirket varlıklarının korunmasıdır.
Bu nedenle ilk olarak;
yatırımcının gerçekten şirket ortağı olup olmadığı, yatırım parasının şirkete mi yoksa ortağın kişisel hesabına mı gönderildiği, şirket malvarlığında neler olduğu ve yatırım sırasında yatırımcıya hangi bilgilerin verildiği
tespit edilmelidir.
Eğer başlangıçtan itibaren yatırımcıyı para göndermeye yönelten hileli davranışlar bulunuyorsa dolandırıcılık veya nitelikli dolandırıcılık gündeme gelebilir.
Şirket yöneticisinin şirket malvarlığını hukuka aykırı şekilde kullanması hâlinde ise yönetici sorumluluğu, güveni kötüye kullanma ve tazminat talepleri ayrıca değerlendirilmelidir.
Şirket içerisindeki işlemler yatırımcıdan gizleniyorsa bilgi alma, inceleme ve özel denetim mekanizmaları kullanılabilir.
Hukuka aykırı genel kurul kararları varsa iptal veya butlan davası; şirketin malvarlığının veya yatırımcının alacağının tehlikede olması hâlinde ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz talep edilebilir.
Ortaklık ilişkisinin artık devam ettirilemeyecek derecede bozulması hâlinde ise şirket türüne ve pay oranına göre haklı sebeple fesih, şirketten çıkma veya payların gerçek değerinin ödenmesi seçenekleri gündeme gelebilir.
Temel Hukuki Dayanaklar
- 4875 sayılı Kanun m.3: Yabancı yatırımcıların yerli yatırımcılarla eşit muamele görmesi
- TCK m.157: Dolandırıcılık
- TCK m.158: Nitelikli dolandırıcılık
- TCK m.155: Güveni kötüye kullanma
- TBK m.49: Haksız fiilden doğan tazminat
- TTK m.437: Anonim şirketlerde bilgi alma ve inceleme hakkı
- TTK m.438-444: Özel denetim
- TTK m.445 vd.: Genel kurul kararlarının iptali
- TTK m.531: Anonim şirketin haklı sebeple feshi
- TTK m.553: Yönetici ve yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu
- TTK m.555: Şirketin uğradığı zararın tazmini
- TTK m.595: Limited şirket pay devri
- TTK m.614: Limited şirkette bilgi alma ve inceleme hakkı
- TTK m.636 ve 638: Limited şirkette haklı sebeple fesih ve çıkma
- HMK m.389 vd.: İhtiyati tedbir
- İİK m.257 vd.: İhtiyati haciz