Single Blog Title

This is a single blog caption

Yabancı İstihdamının Hukuki Altyapısı , Çalışma izinleri ve Turkuaz Kart

 YABANCI İSTİHDAMININ HUKUKİ ALTYAPISI, ÇALIŞMA İZİNLERİ VE TURKUAZ KART

Türkiye’de yabancı işgücü istihdamı, 6735 sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu ile modern ve seçici bir yapıya bürünmüştür. Devlet, bir yandan yerli işgücü piyasasını korumayı hedeflerken, diğer yandan ekonomik kalkınmaya katkı sunacak nitelikli yabancıları “Turkuaz Kart” gibi modellerle sisteme entegre etmeye çalışmaktadır. Bu bölümde, çalışma izinlerinin türleri, başvuru kriterleri ve sosyal güvenlik haklarını akademik bir çerçevede ele alıyoruz.

1.1. Çalışma İzni Türleri ve Maddi Hukuk Şartları

Türk hukukunda çalışma izinleri; süreli, süresiz ve bağımsız olmak üzere üç ana kategoriye ayrılır:

  • Süreli Çalışma İzni: Belirli bir işletme ve belirli bir meslek için ilk başvuruda en çok bir yıl süreyle verilir. Aynı işverene bağlı kalmak kaydıyla uzatılabilir. Burada “5 Türk vatandaşı istihdamı” şartı, işverenin en temel mali yükümlülüğüdür.

  • Süresiz Çalışma İzni: Türkiye’de uzun dönem ikamet izni veya en az sekiz yıl kanuni çalışma izni olan yabancılara verilir. Bu izin, yabancıya seçme-seçilme ve kamu görevlerine girme dışındaki tüm vatandaşlık haklarını (sosyal güvenlik dahil) tanır.

  • Bağımsız Çalışma İzni: Yabancının kendi adına yürüteceği ticari faaliyetler için verilir ve Türkiye’nin ekonomik kalkınmasına sunacağı katma değer baz alınarak puanlama sistemiyle değerlendirilir.

1.2. Turkuaz Kart: Nitelikli İşgücü İçin “Süresiz” İstisna

2017 yılında yürürlüğe giren Turkuaz Kart Yönetmeliği, Türkiye’nin küresel yetenek savaşındaki en stratejik aracıdır.

  • Kapsam: Yüksek eğitim düzeyi, mesleki deneyim, bilimsel ve teknolojik katkı veya yüksek yatırım potansiyeli olan yabancılara verilir.

  • Avantajları: Turkuaz Kart sahibi yabancı, Türkiye’de süresiz çalışma hakkına sahip olur. Ayrıca eşi ve bakmakla yükümlü olduğu çocuklarına da “Turkuaz Kart Sahibi Yakını Kartı” verilerek ikamet hakkı tanınır.

  • Geçiş Süresi: Kart, ilk üç yılı “geçiş süresi” olmak kaydıyla verilir. Bu süre zarfında yabancının faaliyetleri izlenir ve taahhüt edilen niteliklerin korunması halinde süresiz statü kalıcı hale gelir.

1.3. Yabancı Personelin Sosyal Güvenlik Hakları ve Uluslararası Sözleşmeler

Anayasa’nın 60. maddesi uyarınca sosyal güvenlik herkes için bir haktır. Yabancı çalışanlar için bu hak, ikili sosyal güvenlik sözleşmeleriyle özel bir rejime tabidir.

  • Zorunlu Sigortalılık: Türkiye’de hizmet akdiyle çalışan her yabancı, sosyal sigorta kapsamında olmak zorundadır. İşverenin yabancı personeli sigortasız çalıştırması, sadece idari para cezası değil, iş kazası durumunda ağır rücu davaları doğurur.

  • İstisnalar ve İkili Sözleşmeler: Türkiye’nin (Almanya, Fransa, İngiltere gibi) birçok ülke ile imzaladığı sosyal güvenlik sözleşmeleri uyarınca; kendi ülkesinde sigortalı olan ve geçici görevle Türkiye’ye gelen yabancılar, belirli bir süreyle (genellikle 24 ay) Türk sigorta sisteminden muaf tutulabilirler.

  • Emeklilik Hakkı: Yabancılar, prim gün sayılarını tamamlamaları halinde Türkiye’den emekli aylığı alabilirler. Ülkelerine döndüklerinde ise (sözleşme varsa) Türkiye’deki primlerini kendi ülkelerindeki hizmetleriyle birleştirebilirler.

 YABANCI UNSURLU DAVALARDA USUL HUKUKU, ULUSLARARASI TEBLİGAT VE İSTİNABE

Yabancı unsurlu hukuki uyuşmazlıkların çözümünde maddi hukuk kuralları kadar, usul hukuku kuralları da hayati önem taşır. Bir davanın ne kadar süreceği ve hükmün icra edilebilirliği, genellikle tebligat ve istinabe süreçlerinin doğru yönetilmesine bağlıdır. Bu bölümde, 5718 sayılı MÖHUK ve uluslararası sözleşmeler çerçevesinde yargılama usulünü analiz ediyoruz.

2.1. Milletlerarası Yetki ve Yabancılık Teminatı (Cautio Judicatum Solvi)

Türk mahkemelerinin yabancı unsurlu bir davaya bakabilmesi için milletlerarası yetkiye sahip olması gerekir. Yetki itirazları, davanın başında çözülmesi gereken en kritik usuli hamlelerden biridir.

  • Yetki Kuralları: MÖHUK uyarınca, Türk mahkemelerinin yerel yetki kuralları aynı zamanda milletlerarası yetkiyi de tayin eder. Ancak taraflar, uyuşmazlığın münhasır yetkiye girmediği hallerde (örneğin taşınmazın aynına ilişkin değilse), bir yabancı devlet mahkemesini yetkili kılabilirler.

  • Teminat Yükümlülüğü: Türkiye’de dava açan veya müdahil olan yabancılar, yargılama giderlerini karşılamak üzere bir teminat yatırmak zorundadır. Ancak, yabancının vatandaşı olduğu ülke ile Türkiye arasında “teminat muafiyeti” öngören bir ikili anlaşma veya Lahey Sözleşmesi üyeliği varsa, mahkeme bu teminattan muafiyete karar verir.

2.2. Uluslararası Tebligat: Süreçler ve Pratik Engeller

Yabancı bir ülkede bulunan davalıya tebligat yapılması, davanın “taraf teşkili” aşamasını doğrudan etkiler. Bu süreç genellikle aylar süren bir bürokratik trafiği beraberinde getirir.

  • Tebligat Yöntemleri: Tebligat, genellikle 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi veya ikili adli yardımlaşma sözleşmeleri çerçevesinde yapılır. Adalet Bakanlığı aracılığıyla diplomatik kanallardan gerçekleştirilen bu süreçte, tebligat metninin yabancı dile tercümesi ve ilgili devletin merkezi makamına iletilmesi şarttır.

  • Pratik Zorluklar: Adres araştırmasının yapılamaması, yabancı devlet makamlarının yavaş işleyişi veya tebligat evrakındaki teknik eksiklikler davanın sürüncemede kalmasına neden olur. Bu durumda, şartları oluşmuşsa “ilanen tebligat” yoluna gidilmesi bir stratejik seçenek olarak değerlendirilebilir.

2.3. Uluslararası İstinabe (Delil Toplama)

Yabancı bir devlet sınırları içinde bulunan bir tanığın dinlenmesi veya bir keşif yapılması gerektiğinde istinabe mekanizması devreye girer.

  • Hukuki Dayanak: İstinabe işlemleri, 1970 tarihli Lahey Delil Toplama Sözleşmesi uyarınca yürütülür. Türk mahkemesi, yabancı mahkemeden belirli bir hukuki işlemin kendi adına yapılmasını talep eder.

  • Kamu Düzeni Denetimi: İstinabe talepleri, talep edilen devletin kamu düzenine veya egemenlik haklarına aykırı olmamalıdır. Uygulamada, özellikle ticari sırların korunması veya bankacılık verileriyle ilgili istinabe taleplerinde yabancı devletlerin direnç gösterdiği görülmektedir.

 TANIMA VE TENFİZ: YABANCI MAHKEME KARARLARININ TÜRK HUKUKUNDA İCRASI VE KAMU DÜZENİ ENGELİ

Yabancı bir mahkeme tarafından verilen ilam, kural olarak sadece verildiği ülkenin sınırları içinde icra kabiliyetine sahiptir. Bu kararın Türk hukukunda sonuç doğurabilmesi, 5718 sayılı MÖHUK uyarınca açılacak bir “tanıma” veya “tenfiz” davasına bağlıdır. Tanıma, kararın kesin delil veya kesin hüküm gücünden yararlanılmasını sağlarken; tenfiz, kararın Türk icra organları eliyle zorla icra edilmesini (örneğin bir alacağın tahsilini) mümkün kılar.

3.1. Tenfiz Kararı Verilebilmesinin Esaslı Şartları

MÖHUK m. 50 ve devamı maddeleri, tenfiz için mahkemenin esasa (merit) giremeyeceği bir “şekli denetim” rejimi öngörmüştür:

  • Kesinleşmiş İlam: Kararın verildiği ülke hukukuna göre kesinleşmiş olması şarttır. Henüz kesinleşmemiş veya ihtiyati tedbir niteliğindeki kararlar tenfiz edilemez.

  • Karşılıklılık (Reciprocity): Kararın verildiği devlet ile Türkiye arasında ya bir anlaşma olmalı ya da o devletin hukukunda Türk mahkeme kararlarının tenfizini mümkün kılan fiili bir uygulama bulunmalıdır. (Tanıma davasında karşılıklılık şartı aranmaz).

  • Savunma Hakkına Riayet: Davalının yabancı mahkemede usulüne uygun şekilde temsil edilip edilmediği ve savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığı mahkemece re’sen incelenir.

3.2. Kamu Düzeni (Public Policy) Engeli ve Yargıtay’ın Dar Yorumu

Tenfiz talebinin reddedilmesindeki en yaygın gerekçe “Türk Kamu Düzenine Aykırılık” iddiasıdır. Ancak Yargıtay, son yıllardaki içtihatlarında bu kavramı oldukça dar yorumlamaktadır.

  • Esas Denetimi Yasağı (Révision au Fond): Mahkeme, yabancı hakimin kararı doğru verip vermediğini, hukuku yanlış uygulayıp uygulamadığını tartışamaz. Kamu düzenine aykırılık; kararın sadece sonucu itibarıyla Türk toplumunun temel değerlerini, genel ahlakı veya temel hak ve özgürlükleri ağır biçimde zedelemesi durumunda söz konusu olur.

  • Örnekler: Örneğin, bir yabancı ilamın gerekçesiz olması tek başına kamu düzenine aykırılık teşkil etmezken; savunma hakkının hiç tanınmaması veya Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine giren (örneğin taşınmazın aynına ilişkin) bir konuda karar verilmesi kamu düzeni engeline takılır.

3.3. Pratik Sonuç: Kesin Hüküm ve İcra Edilebilirlik

Tanıma ve tenfiz davası sonucunda verilen karar kesinleştiğinde, yabancı mahkeme ilamı artık bir Türk mahkemesi kararı gibi hüküm ve sonuç doğurur. Bu aşamadan sonra yabancı ilamla doğrudan icra müdürlüğüne gidilerek takip başlatılabilir.

MİLLETLERARASI TAHKİM VE NEW YORK SÖZLEŞMESİ

Ticari uyuşmazlıklarda taraflar, devlet mahkemelerinin hantallığından ve yerel yargı risklerinden kaçınmak için genellikle tahkim yolunu seçerler. Türkiye, bu alanda oldukça “tahkim dostu” bir yaklaşım sergilemektedir.

4.1. Milletlerarası Tahkim Kanunu (MTK) ve Uygulama Alanı

Eğer uyuşmazlıkta bir yabancılık unsuru varsa ve tahkim yeri Türkiye olarak belirlenmişse, 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu uygulanır.

  • Ayrılabilirlik İlkesi: Ana sözleşmenin geçersiz olması, tahkim şartını kendiliğinden geçersiz kılmaz. Tahkim anlaşması bağımsız bir hukuki varlığa sahiptir.
  • Hakemin Yetkisi (Kompetenz-Kompetenz): Hakem heyeti, kendi yetkisi hakkında bizzat karar verme yetkisine sahiptir.

4.2. Yabancı Hakem Kararlarının Tenfizi ve New York Sözleşmesi

Türkiye, 1958 tarihli New York Sözleşmesi‘ne taraftır. Bu sözleşme uyarınca, yabancı bir ülkede verilen tahkim kararları, mahkeme ilamlarına kıyasla çok daha hızlı ve kolay bir şekilde Türkiye’de tenfiz edilebilir.

  • Sınırlı İnceleme: Mahkeme, hakem kararının içeriğini (esası) denetleyemez. Sadece tahkim sözleşmesinin geçerliliği, savunma hakkı ve kamu düzeni gibi usuli şartlara bakar.

YABANCILARIN TAŞINMAZ EDİNİMİ VE MİRAS HUKUKU

Yabancıların Türkiye’de mülk sahibi olması, beraberinde karmaşık mülkiyet ve miras ihtilaflarını getirmektedir.

5.1. Karşılıklılık Şartının Kaldırılması ve Sınırlamalar

2012 yılında yapılan değişiklikle, yabancıların taşınmaz ediniminde “karşılıklılık” şartı büyük ölçüde kaldırılmıştır. Ancak bazı “kamu hukuku” engelleri devam etmektedir:

  • Yüzölçümü Sınırı: Bir yabancı, Türkiye genelinde en fazla 30 hektar taşınmaz edinebilir.
  • Askeri Yasak Bölgeler: Stratejik bölgelerde taşınmaz edinimi için Genelkurmay Başkanlığı’ndan (veya yetkilendirilmiş makamlardan) izin alınması şarttır.

5.2. Yabancı Unsurlu Miras Hukuku (MÖHUK m. 20)

Bir yabancı Türkiye’deki taşınmazını bırakarak vefat ettiğinde, mirasın nasıl paylaşılacağı en büyük tartışma konusudur:

  • Taşınmazlar (Gayrimenkuller): Ölen kişinin milli hukukuna bakılmaksızın, Türkiye’deki taşınmazlar hakkında Türk Miras Hukuku uygulanır. Yani miras payları ve saklı paylar Türk Medeni Kanunu’na göre belirlenir.
  • Taşınır Mallar (Banka hesabı, araç vb.): Ölen kişinin vefat anındaki milli hukuku (kendi ülke kanunları) uygulanır.

 YATIRIM UYUŞMAZLIKLARININ ULUSLARARASI KORUNMASI (ICSID VE BİT ANLAŞMALARI)

Yatırımcı müvekkiller için en büyük güvence, devlet ile yaşayacakları uyuşmazlıklarda yerel mahkemelerin ötesine geçebilme imkanıdır.

6.1. İkili Yatırım Anlaşmaları (BIT – Bilateral Investment Treaties)

Türkiye’nin 80’den fazla ülke ile imzaladığı bu anlaşmalar, yabancı yatırımcıya “en çok gözetilen ulus” ve “adil ve hakkaniyete uygun muamele” gibi standartlar sunar. Eğer devlet, yatırımcının mülkiyetine dolaylı yoldan el koyarsa veya hukuki istikrarı bozarsa, yatırımcı uluslararası tazminat yoluna gidebilir.

6.2. ICSID Tahkimi

Dünya Bankası bünyesindeki bu merkez, devletler ile yabancı yatırımcılar arasındaki uyuşmazlıkları çözer. ICSID kararları kesin olup, Türkiye dahil üye devletlerde doğrudan bir yerel mahkeme ilamı gibi icra edilebilir. Yatırımcı müvekkillere sözleşme hazırlarken tahkim şartı olarak ICSID’in önerilmesi, projenin “bankalanabilirliğini” (bankability) artırır.


 TAŞINMAZ EDİNİMİNDE “HUKUKİ RİSK ANALİZİ” (DUE DILIGENCE)

Yatırımcıların gayrimenkul alımlarında sadece tapu kaydına bakmaları yeterli değildir. Yabancı unsurlu işlemlerde şu üç risk katmanı akademik ve pratik açıdan kritiktir:

7.1. İmar ve Proje Uygunluk Denetimi

Yabancının aldığı taşınmazın “kat mülkiyeti” veya “kat irtifakı” kurulu olması kadar, taşınmazın yabancıların edinimine yasaklı bölgede kalıp kalmadığının önceden MSB verileriyle teyit edilmesi gerekir. Aksi halde, bedeli ödenmiş olsa dahi mülkiyetin tescili mümkün olmayabilir.

7.2. Vatandaşlık Sürecinde Taşınmazın Statüsü

400.000 USD tutarındaki yatırımın vatandaşlığa esas teşkil etmesi için taşınmazın daha önce bir başka yabancı tarafından bu amaçla kullanılmamış olması ve ekspertiz değerinin gerçek piyasa koşullarını yansıtması şarttır. Yanlış değerleme, yatırımcının hem vatandaşlık başvurusunun reddine hem de vergi cezalarıyla karşılaşmasına yol açar.

Leave a Reply

Call Now Button