TÜRK CEZA HUKUKUNDA FAİLLİK, AZMETTİRME VE YARDIM ETME: FAİLLİĞİN ŞERİKLİĞE ÖNCELİĞİ İLKESİ ÇERÇEVESİNDE SUÇA İŞTİRAK
TÜRK CEZA HUKUKUNDA FAİLLİK, AZMETTİRME VE YARDIM ETME: FAİLLİĞİN ŞERİKLİĞE ÖNCELİĞİ İLKESİ ÇERÇEVESİNDE SUÇA İŞTİRAK
1. GİRİŞ
Bir suçun tek kişi tarafından işlenmesi mümkün olduğu gibi, suçun hazırlanması, icrası veya tamamlanması sürecinde birden fazla kişinin farklı şekillerde katkıda bulunması da mümkündür. Birden fazla kişinin aynı suçun işlenmesine iradi olarak katılması ceza hukuku bakımından genel olarak “suça iştirak” başlığı altında incelenmektedir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, suça iştiraki 37 ila 41. maddeleri arasında düzenlemiştir. Bu sistem içerisinde temel ayrım, faillik ile şeriklik arasındadır. Faillik kapsamında doğrudan faillik, müşterek faillik ve dolaylı faillik söz konusu olurken; şeriklik ise azmettirme ve yardım etme biçimlerinde ortaya çıkmaktadır.
Bu ayrım yalnızca teorik değildir. Kişinin fail mi, azmettiren mi yoksa yardım eden mi olduğunun belirlenmesi; uygulanacak kanun maddesini, verilecek cezayı, kişisel cezasızlık sebeplerini, nitelikli halleri ve özgü suçlardaki sorumluluğu doğrudan etkilemektedir.
Özellikle bir kişinin aynı olayda hem suçun işlenmesini isteyen veya diğer kişileri suç işlemeye yönlendiren davranışlarda bulunması hem de suçun icrasına doğrudan katılması mümkündür. İşte bu durumda Türk ceza hukuku bakımından önem taşıyan “failliğin şerikliğe önceliği” ilkesi gündeme gelir. Bu ilkeye göre, kişinin davranışı faillik düzeyine ulaşmışsa artık aynı suç bakımından ayrıca azmettiren veya yardım eden sıfatıyla sorumluluğuna gidilmez; kişi fail olarak cezalandırılır.
2. TÜRK CEZA KANUNUNDA SUÇA İŞTİRAK SİSTEMİ
TCK’nın suça iştirake ilişkin düzenlemesi şu yapı üzerine kurulmuştur:
- TCK m.37: Faillik,
- TCK m.38: Azmettirme,
- TCK m.39: Yardım etme,
- TCK m.40: Bağlılık kuralı,
- TCK m.41: İştirak hâlinde gönüllü vazgeçme.
TCK m.37 uyarınca suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri fail olarak sorumlu tutulmaktadır. Aynı maddenin ikinci fıkrası, başka bir kişiyi suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin de fail olduğunu kabul etmektedir.
Buna karşılık TCK m.38 ve m.39’da düzenlenen azmettirme ve yardım etmede kişi suçun faili değildir. Bu kişiler şerik konumundadır.
Dolayısıyla iştirak sisteminin temelinde şu ayrım bulunmaktadır:
Fail, suçun işlenmesi üzerinde hâkimiyet kuran ve suçun icrasında belirleyici rol üstlenen kişidir.
Şerik ise başkasının işlediği suça azmettirme veya yardım etme şeklinde iştirak eden kişidir.
Bu ayrımın yapılmasında kişinin olay yerinde bulunup bulunmamasından ziyade, suçun işlenmesindeki fonksiyonu ve suç üzerindeki hâkimiyeti önem taşımaktadır.
3. FAİLLİK KAVRAMI
3.1. Doğrudan faillik
Doğrudan faillik, suçun kanuni tanımında gösterilen fiilin kişi tarafından bizzat gerçekleştirilmesidir.
Örneğin kasten öldürme suçunda mağdura silahla ateş eden kişi, hırsızlık suçunda başkasına ait taşınır malı bulunduğu yerden alan kişi veya kasten yaralama suçunda mağdura bizzat vuran kişi doğrudan faildir.
Doğrudan faillikte suçun maddi unsurlarını gerçekleştiren kişi ile cezai sorumluluğu bulunan kişi aynıdır.
Ancak bazı suçların yapısı gereği fail olabilmek için ayrıca belirli sıfatların bulunması gerekir. Kamu görevlisi olma, anne veya baba olma, belirli mesleğe sahip olma gibi özelliklerin arandığı suçlarda TCK m.40/2’de düzenlenen özgü suç hükümleri önem taşır.
4. MÜŞTEREK FAİLLİK
TCK m.37/1’e göre:
“Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur.”
Bu hüküm müşterek failliğin kanuni temelidir.
Müşterek faillik için esas itibarıyla iki temel unsurdan söz edilmektedir:
Birlikte suç işleme kararı ve fiil üzerinde ortak hâkimiyet.
4.1. Birlikte suç işleme kararı
Müşterek failler arasında suçun birlikte gerçekleştirilmesine yönelik ortak bir irade bulunmalıdır.
Bu iradenin olaydan uzun süre önce oluşması şart değildir. Olay sırasında da kişiler arasında müşterek suç işleme iradesi ortaya çıkabilir.
Örneğin iki kişinin birlikte hareket ederek mağduru darbetmeye başlaması durumunda önceden yapılmış açık bir anlaşma bulunmasa dahi olayın gelişimine göre birlikte suç işleme kararı kabul edilebilir.
Ancak kişinin suç mahallinde bulunması veya faillerden biriyle arkadaşlık ilişkisi içerisinde olması tek başına müşterek faillik için yeterli değildir. Kişinin suçun gerçekleştirilmesine bilinçli ve fonksiyonel bir katkısının bulunması gerekir.
5. FİİL ÜZERİNDE ORTAK HÂKİMİYET
Müşterek faillik bakımından en önemli ölçütlerden biri fiil hâkimiyetidir.
Fiil üzerinde ortak hâkimiyetten söz edilebilmesi için kişinin suçun gerçekleştirilmesi bakımından önemli bir fonksiyon üstlenmesi gerekir.
Bu nedenle müşterek faillikte bütün faillerin suçun kanuni tanımındaki hareketleri bizzat gerçekleştirmesi zorunlu değildir.
Örneğin banka soygunu gerçekleştirmek üzere yapılan iş bölümünde;
bir kişi banka görevlilerini silahla etkisiz hale getiriyor,
bir kişi kasadaki paraları topluyor,
diğer kişi ise plan doğrultusunda kaçış aracını hazır tutuyorsa,
somut olayın özelliklerine göre her üç kişinin de suç üzerinde ortak hâkimiyet kurduğu kabul edilebilir.
Bu durumda yalnızca kasadaki parayı alan kişinin fail olduğu, diğerlerinin ise yardım eden olduğu sonucuna otomatik olarak varılması mümkün değildir.
Belirleyici olan, suç planı içerisindeki katkının suçun gerçekleştirilmesi bakımından taşıdığı ağırlıktır.
6. MÜŞTEREK FAİLLİK İLE YARDIM ETME ARASINDAKİ SINIR
Uygulamadaki en önemli iştirak sorunlarından biri müşterek faillik ile yardım etmenin birbirinden ayrılmasıdır.
TCK m.37 müşterek failliği, TCK m.39 ise yardım etmeyi düzenlemektedir.
Aradaki temel fark şudur:
Müşterek fail suç üzerinde ortak hâkimiyet kurar.
Yardım eden ise suç üzerinde hâkimiyet kurmamakla birlikte failin suç işlemesini kolaylaştırır.
Örneğin failin kullanması için suçtan günler önce silah temin eden kişi, olayın diğer özellikleri aksini göstermedikçe yardım eden olabilir.
Buna karşılık suç planını birlikte hazırlayan, olay yerine faillerle birlikte giden, mağdurun kaçmasını engelleyen ve suç tamamlandıktan sonra diğer faillerle birlikte hareket eden kişinin katkısı yalnızca yardım olarak değerlendirilemeyebilir. Somut olayın koşullarına göre müşterek faillik kabul edilebilir.
Dolayısıyla iştirak statüsünün belirlenmesinde yalnızca kişinin yaptığı hareket değil, bu hareketin ortak suç planı içerisindeki fonksiyonu dikkate alınmalıdır.
7. DOLAYLI FAİLLİK
TCK m.37/2’ye göre:
“Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur.”
Kanun ayrıca kusur yeteneği olmayan kişilerin suçun işlenmesinde araç olarak kullanılması durumunda cezanın üçte birden yarısına kadar artırılmasını öngörmektedir.
Dolaylı faillikte kişi suçun icra hareketlerini kendi eliyle gerçekleştirmemekte, başka bir insanı suçun işlenmesinde araç olarak kullanmaktadır.
Örneğin bir kişinin, gerçeği bilmeyen kargo görevlisine uyuşturucu madde içeren paketi taşıtması halinde, paketin içeriğinden habersiz taşıyıcı suç işleme kastına sahip değildir. Uyuşturucuyu onun aracılığıyla gönderen kişi ise koşulları varsa dolaylı fail olarak sorumlu olabilir.
Dolaylı faillikle azmettirme arasındaki temel fark da burada ortaya çıkmaktadır.
Azmettirmede suç işlemeye yönlendirilen kişi özgür iradesiyle ve kasten hareket eden bir faildir.
Dolaylı faillikte ise arka plandaki kişi, öndeki kişinin iradesi veya hukuki sorumluluğu üzerindeki üstünlüğü nedeniyle onu suçun işlenmesinde araç olarak kullanmaktadır.
8. AZMETTİRME
Azmettirme TCK m.38’de düzenlenmiştir.
TCK m.38/1’e göre:
“Başkasını suç işlemeye azmettiren kişi, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır.”
Dolayısıyla azmettiren kişi şerik olmasına rağmen, yardım edenden farklı olarak kural olarak fail için öngörülen ceza üzerinden cezalandırılmaktadır.
Azmettirmenin özü, daha önce suç işleme kararı bulunmayan bir kişide suç işleme kararının oluşturulmasıdır.
Bu yönüyle azmettirme, yardım etme kapsamında bulunan “suç işleme kararını kuvvetlendirme”den ayrılır.
8.1. Azmettirme için suç işleme kararının oluşturulması gerekir
Azmettirenin davranışı sonucunda failde suç işleme kararı meydana gelmelidir.
Örneğin A’nın B’ye:
“C’yi öldür, sana para vereceğim.”
demesi ve daha önce C’yi öldürme düşüncesi bulunmayan B’nin bu teklif üzerine suçu işlemeye karar vermesi azmettirmeye örnektir.
Buna karşılık B zaten C’yi öldürmeye kesin olarak karar vermişse, A’nın sonradan:
“Doğru yapıyorsun, mutlaka öldür.”
demesi kural olarak azmettirme değil, şartları bulunuyorsa suç işleme kararını kuvvetlendirmek suretiyle yardım etme niteliğindedir.
Bu nedenle failin suç işleme kararını ne zaman aldığı, azmettirme ile yardım etmenin ayrılması bakımından önemlidir.
9. AZMETTİRENİN CEZASI
Azmettiren, TCK m.38/1 gereğince işlenen suçun cezasıyla cezalandırılır.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, azmettirenin fail haline gelmediğidir. Kanun azmettireni şerik kabul etmekte fakat ceza bakımından işlenen suçun cezasını esas almaktadır.
TCK m.38/2 ayrıca üstsoy-altsoy ilişkisinden kaynaklanan nüfuzun kullanılması suretiyle gerçekleştirilen azmettirmelerde cezanın üçte birden yarısına kadar artırılmasını öngörür. Çocuğun suça azmettirilmesinde ise bu artırmanın uygulanması bakımından üstsoy-altsoy ilişkisinin bulunması aranmaz.
10. AZMETTİRMENİN SINIRLARI
Azmettirenin sorumluluğu bakımından fail tarafından gerçekleştirilen fiille azmettirme arasında bağlantı bulunmalıdır.
Azmettirilen kişi, azmettirenin iradesinin tamamen dışında farklı bir suç işlerse azmettiren otomatik olarak bu suçtan sorumlu tutulamaz.
Örneğin A, B’yi C’nin otomobiline zarar vermesi için azmettirmiş; B ise bağımsız bir kararla C’yi öldürmüşse A’nın kasten öldürmeden azmettiren olarak sorumlu tutulabilmesi mümkün değildir.
Buna karşılık failin hareketinin azmettirme kapsamında öngörülebilen ve azmettirenin kastı içerisinde bulunan bir davranış olması halinde sorumluluk farklı şekilde değerlendirilebilir.
Bu nedenle azmettirenin sorumluluğu belirlenirken kastının kapsamı ayrıca incelenmelidir.
11. YARDIM ETME
TCK m.39 yardım etmeyi düzenlemektedir.
Kanuna göre aşağıdaki davranışlar yardım etme niteliğindedir:
- Suç işlemeye teşvik etmek,
- Suç işleme kararını kuvvetlendirmek,
- Fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek,
- Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek,
- Suçun işlenmesinde kullanılacak araçları sağlamak,
- Suçtan önce veya suç sırasında yardım ederek icrayı kolaylaştırmak.
Yardım eden kişinin katkısı failin suç işlemesini kolaylaştırmakta, ancak suç üzerindeki hâkimiyeti müşterek faillik seviyesine ulaşmamaktadır.
12. MADDİ YARDIM VE MANEVİ YARDIM
Yardım etme davranışları genel olarak maddi yardım ve manevi yardım olmak üzere iki grupta incelenebilir.
12.1. Manevi yardım
Suç işlemeye teşvik etmek, suç işleme kararını kuvvetlendirmek ve suçun işlenmesinden sonra yardım edeceğini vaat etmek manevi yardım kapsamındadır.
Burada özellikle “teşvik” ile “azmettirme” arasındaki fark önemlidir.
Azmettirme, suç işleme düşüncesi bulunmayan kişide suç işleme kararının oluşturulmasıdır.
Teşvik veya kararın kuvvetlendirilmesinde ise kişide belirli ölçüde suç işleme düşüncesi zaten bulunmaktadır.
13. MADDİ YARDIM
Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek, suç araçlarını temin etmek veya suçtan önce ya da suç sırasında icrayı kolaylaştırmak maddi yardım niteliğinde olabilir.
Örneğin:
suçta kullanılacağını bilerek silah temin etmek,
mağdurun evinin adresini ve güvenlik sistemini faile bildirmek,
failin olay yerine ulaşmasını sağlamak,
suç sırasında gözcülük yapmak,
kaçış aracını sağlamak,
somut olayın özelliklerine göre yardım etme kapsamında değerlendirilebilir.
Ancak burada tekrar önemle belirtilmelidir ki bu davranışların kanunda yardım etme örneği olarak gösterilmiş olması, her olayda mutlaka TCK m.39’un uygulanacağı anlamına gelmez.
Kişinin suç planındaki rolü suç üzerinde ortak hâkimiyet kurmasını sağlıyorsa müşterek faillik gündeme gelir.
Tam da bu noktada failliğin şerikliğe önceliği ilkesi önem kazanmaktadır.
14. YARDIM EDENİN CEZASI
TCK m.39/1 uyarınca yardım eden hakkında;
işlenen suç ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiriyorsa on beş yıldan yirmi yıla,
müebbet hapis cezasını gerektiriyorsa on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası verilmektedir.
Diğer hâllerde ise işlenen suç için öngörülen cezanın yarısı indirilmekte; ancak yardım edene verilecek ceza sekiz yılı geçememektedir.
Dolayısıyla fail ile yardım eden arasındaki hukuki nitelendirme, sonuç ceza bakımından son derece önemli olabilir.
Bu nedenle mahkemelerin kişiyi yardım eden olarak kabul etmek yerine müşterek fail sayması veya tam tersine müşterek fail niteliğindeki kişiye yardım etme hükümlerini uygulaması ciddi hukuki sonuçlar doğurmaktadır.
15. BAĞLILIK KURALI
TCK m.40 iştirak hukukunun temel hükümlerinden biri olan bağlılık kuralını düzenlemektedir.
TCK m.40/1’e göre suça iştirak bakımından kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin bulunması yeterlidir. Her suç ortağı, diğer kişilerin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenlerden bağımsız olarak kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır.
Bağlılık kuralı özellikle azmettiren ve yardım edenlerin sorumluluğunun açıklanması bakımından önemlidir.
Şerikin cezalandırılabilmesi için ortada fail tarafından gerçekleştirilen kasten ve hukuka aykırı bir fiilin bulunması gerekir.
Ancak failin kişisel bir nedenle cezalandırılamaması, her durumda azmettiren veya yardım edenin de cezalandırılamayacağı anlamına gelmez.
16. ÖZGÜ SUÇLARDA İŞTİRAK
TCK m.40/2’ye göre:
“Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur.”
Özgü suç, fail olabilmek için belirli bir hukuki statü veya sıfatın aranmış olduğu suçtur.
Örneğin suçun faili olabilmek için kamu görevlisi sıfatının gerekli olduğu bir suçta, kamu görevlisi olmayan kişi suçun icrasına katkı sunsa dahi kural olarak müşterek fail sıfatını kazanamaz. Şartları varsa azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur.
Bu hüküm, failliğin şerikliğe önceliği kuralının da sınırlarından birini oluşturmaktadır. Çünkü kişinin fail olabilmesi için kanunun aradığı özel faillik niteliğine sahip olması gerekir.
17. İŞTİRAK İÇİN SUÇUN EN AZINDAN TEŞEBBÜS AŞAMASINA ULAŞMASI GEREKİR
TCK m.40/3’e göre:
“Suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir.”
Bu nedenle bir kişi diğerini suç işlemeye azmettirmiş ancak azmettirilen kişi suçun icrasına hiç başlamamışsa, kural olarak azmettirme hükümleri uygulanmaz.
İştirak bağımsız bir suç tipi değildir. Azmettirme ve yardım etme, işlenen asıl suça bağlı olarak cezalandırılan iştirak şekilleridir.
18. FAİLLİĞİN ŞERİKLİĞE ÖNCELİĞİ İLKESİ
Türk ceza hukukunda iştirak hükümlerinin uygulanmasında en önemli ilkelerden biri “failliğin şerikliğe nazaran önceliği” veya daha yaygın ifadeyle “failliğin şerikliğe önceliği” ilkesidir.
Bu ilkeye göre bir kişinin aynı suç bakımından davranışları hem faillik hem de şeriklik kapsamında değerlendirilebiliyorsa faillik sıfatı esas alınır.
Başka bir ifadeyle:
Bir kişi müşterek fail olarak suç üzerinde hâkimiyet kurmuşsa, aynı kişinin suçtan önce diğer failleri teşvik etmiş, azmettirmiş, suç araçlarını temin etmiş veya suçun işlenmesini kolaylaştırmış olması nedeniyle ayrıca azmettiren veya yardım eden sıfatıyla cezalandırılması mümkün değildir.
Kişi yalnızca fail olarak sorumlu tutulur.
19. İLKENİN HUKUKİ GEREKÇESİ
Faillik, şerikliğe göre daha ileri düzeyde bir suç katılımıdır.
Şeriklik, esas itibarıyla başkasının gerçekleştirdiği suç fiiline bağlı bir sorumluluk biçimidir. Fail ise suçun gerçekleştirilmesi üzerinde doğrudan veya ortak hâkimiyet kurmaktadır.
Bu nedenle bir kişinin davranışı faillik seviyesine ulaştığında daha tali nitelikte bulunan şeriklik hükümlerine başvurulması gereksiz hale gelir.
Örneğin A, B’yi C’yi öldürmeye ikna etmiş ve ardından B ile birlikte plan yaparak olay yerine gitmiş, C’nin kaçmasını engellemiş ve B ile birlikte öldürme eyleminin icrası üzerinde ortak hâkimiyet kurmuşsa artık A’nın yalnızca “azmettiren” olarak kabul edilmesi doğru değildir.
A’nın davranışı müşterek faillik düzeyine ulaşmıştır.
Dolayısıyla TCK m.38 değil, TCK m.37 uygulanmalıdır.
20. YARGITAY’IN FAİLLİĞİN ŞERİKLİĞE ÖNCELİĞİ İLKESİNE YAKLAŞIMI
Yargıtay uygulamasında da bu ilke açık biçimde benimsenmektedir.
Yargıtay 6. Ceza Dairesi bir kararında, TCK’nın kabul ettiği iştirak sistemini değerlendirirken, azmettiren kişinin aynı zamanda azmettirdiği kişilerle birlikte suçu müşterek fail olarak işlemesi durumunda “failliğin, şerikliğe nazaran önceliği prensibi” gereğince kişinin azmettiren değil yalnızca müşterek fail sıfatıyla cezalandırılması gerektiğini açıkça belirtmiştir.
Yargıtay’ın bu yaklaşımı iştirak hukukunun sistematiğiyle uyumludur.
Bir kişinin suçun meydana gelmesinde yalnızca zihinsel bir etkisi bulunmayıp aynı zamanda suçun icrasına müşterek fail niteliğinde iştirak ettiği durumda, cezai sorumluluğun TCK m.37 üzerinden kurulması gerekir.
21. YARGITAY’IN KASTEN ÖLDÜRME SUÇUNA İLİŞKİN UYGULAMASI
Yargıtay 1. Ceza Dairesinin bir kararında iki kişinin yaptıkları iş bölümü doğrultusunda hareket ettiği, mağdurların belirlenen yere getirilmesi ve öldürme eyleminin gerçekleştirilmesi sürecinde eylem ve irade birliği bulunduğu kabul edilmiştir.
Daire, kişi hakkında azmettirmeye ilişkin TCK m.38’in uygulanmasını doğru bulmamış; failliğin şerikliğe önceliği ilkesi gereğince müşterek faillik hükümlerinin uygulanması gerektiğine karar vermiştir.
Bu yaklaşım özellikle uygulama bakımından önemlidir.
Bir kişinin “öldür” demesi ilk bakışta azmettirme olarak görülebilir. Ancak aynı kişi daha sonra ortak suç planına dahil olmuş ve öldürme fiilinin icrası üzerinde ortak hâkimiyet kurmuşsa, önceki azmettirme hareketi artık bağımsız bir iştirak statüsü yaratmaz.
Kişi müşterek faildir.
22. SUÇ ARAÇLARININ SAĞLANMASI VE FAİLLİĞİN ŞERİKLİĞE ÖNCELİĞİ
TCK m.39’da suç araçlarının sağlanması yardım etme örnekleri arasında gösterilmiştir.
Ancak araç sağlamak her durumda yardım etme anlamına gelmez.
Örneğin suç planını yapan, suç işlenecek yeri gösteren, suçun icrasını gerçekleştiren kişileri olay yerine götüren ve onları araç içerisinde bekleyen kişinin bütün davranışları birlikte değerlendirildiğinde suçun icrası üzerindeki hâkimiyetinin müşterek faillik seviyesine ulaştığı kabul edilebilir.
Yargıtay 6. Ceza Dairesinin bir kararında da suç konusu eşyanın bulunduğu evi diğer kişilere gösteren ve araçta bekleyen kişinin fiilleri incelenmiş; Daire, failliğin şerikliğe önceliği prensibine vurgu yaparak eylemin iştirak statüsünün TCK m.37 çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmiştir.
Bu karar, iştirak değerlendirmesinde tek bir davranışın soyut olarak ele alınmaması gerektiğini göstermektedir.
Önemli olan kişinin olayın bütünündeki rolüdür.
23. AZMETTİRME İLE MÜŞTEREK FAİLLİK ARASINDAKİ AYRIM
Azmettirme ile müşterek faillik arasındaki fark şu şekilde özetlenebilir:
Azmettiren, başka bir kişinin suç işleme kararını oluşturmaktadır.
Müşterek fail ise suçun gerçekleştirilmesi üzerinde diğer fail veya faillerle birlikte hâkimiyet kurmaktadır.
Dolayısıyla bir kişinin suç fikrini ortaya atması veya diğer kişileri suç işlemeye yönlendirmesi tek başına müşterek faillik yaratmaz.
Ancak kişi bununla yetinmeyip ortak suç planı içerisinde suçun icrasına esaslı katkı sağlamışsa müşterek faillik söz konusu olabilir.
Örneğin:
A, B’ye C’yi öldürmesini söylüyor ve B tek başına giderek öldürme fiilini gerçekleştiriyorsa A azmettiren, B faildir.
Buna karşılık A ve B birlikte plan yapıyor, A mağduru olay yerine getiriyor, kaçışını engelliyor ve B ölümcül hareketi gerçekleştiriyorsa A’nın durumu müşterek faillik kapsamında değerlendirilebilir.
24. YARDIM ETME İLE MÜŞTEREK FAİLLİK ARASINDAKİ AYRIM
Uygulamadaki daha zor sorun ise yardım eden ile müşterek failin ayrılmasıdır.
Burada esas ölçüt fiil hâkimiyetidir.
Kişinin katkısı suçun icrasını yalnızca kolaylaştırıyorsa yardım etme;
kişinin katkısı suçun başarıyla gerçekleştirilmesinin esaslı bir parçası haline gelmiş ve kişi ortak suç planı kapsamında suçun seyri üzerinde belirleyici bir konuma ulaşmışsa müşterek faillik söz konusu olabilir.
Bu değerlendirmede özellikle;
suç planının hazırlanmasına katılım,
olay yerindeki rol,
iş bölümü,
suçun icrasındaki fonksiyon,
diğer faillerle eylem ve irade birliği,
suçun gerçekleşmesi üzerindeki belirleyicilik,
kişinin suçun tamamlanmasını engelleyebilme veya yönlendirebilme imkânı
birlikte değerlendirilmelidir.
25. OLAY YERİNDE BULUNMAK TEK BAŞINA MÜŞTEREK FAİLLİK DEĞİLDİR
Önemle belirtilmelidir ki olay yerinde bulunmak veya faili destekleyici davranışlarda bulunmak tek başına müşterek faillik için yeterli değildir.
Ceza sorumluluğu şahsidir.
Kişinin suçun icrası üzerinde ortak hâkimiyet kurduğunun somut delillerle ortaya konulması gerekir.
Aksi halde yalnızca faille birlikte bulunmuş olmak, faille önceden tanışmak veya suçtan sonra birlikte hareket etmek suretiyle kişinin müşterek fail ilan edilmesi ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesiyle bağdaşmaz.
Bu nedenle özellikle çok sanıklı dosyalarda her sanığın hangi somut hareketi yaptığı ayrı ayrı tespit edilmelidir.
26. FAİLLİĞİN ŞERİKLİĞE ÖNCELİĞİ VE CEZANIN BELİRLENMESİ
Faillik ile yardım etme arasındaki ayrım ceza miktarı açısından da son derece önemlidir.
Yardım eden bakımından TCK m.39 kapsamında önemli ceza indirimleri öngörülmüşken müşterek fail, kural olarak suç için kanunda öngörülen cezanın tamamından sorumludur.
Bu nedenle örneğin kişinin suç üzerindeki hâkimiyetinin bulunmadığı bir olayda sırf faillerle birlikte hareket ettiğinden hareketle müşterek fail kabul edilmesi, TCK m.39’daki yardım etme hükümlerinin uygulanmasını engelleyerek daha ağır sonuç doğurabilir.
Tersinden bakıldığında ise fiilen suçun müşterek faili olan bir kişinin yalnızca yardım eden olarak nitelendirilmesi de iştirak sistemine aykırı olacaktır.
Doğru hukuki nitelendirme bu nedenle cezalandırmanın temel şartlarından biridir.
27. FAİLLİĞİN ŞERİKLİĞE ÖNCELİĞİ VE AZMETTİRME
Failliğin şerikliğe önceliği ilkesi azmettirme bakımından da geçerlidir.
Yargıtay 6. Ceza Dairesi, çeşitli kararlarında açık şekilde:
Azmettiren kişinin aynı zamanda azmettirdiği kişilerle birlikte suçun müşterek faili olması durumunda TCK m.38 yerine TCK m.37’nin uygulanacağını kabul etmektedir.
Dolayısıyla aynı suç nedeniyle kişiye hem;
“bu suçu sen azmettirdin”
hem de
“bu suçun müşterek failisin”
denilerek iki ayrı iştirak statüsü yüklenemez.
Faillik statüsü azmettirmeyi tüketir.
28. FAİLLİĞİN YARDIM ETMEYE ÖNCELİĞİ
Aynı prensip yardım etme açısından da geçerlidir.
Bir kişi suçtan önce silah temin etmiş olabilir. Normal koşullarda bu davranış TCK m.39/2-b kapsamında yardım etmedir.
Ancak aynı kişi daha sonra faille birlikte olay yerine gidip suçun gerçekleştirilmesine müşterek fail sıfatıyla iştirak etmişse artık silah sağlama davranışı nedeniyle ayrıca yardım eden olarak cezalandırılmaz.
Kişi TCK m.37 kapsamında müşterek faildir.
Önceki yardım hareketleri müşterek faillik içerisindeki suç planının parçaları olarak değerlendirilir.
29. FAİLLİĞİN ŞERİKLİĞE ÖNCELİĞİ İLKESİNİN SINIRLARI
Bu ilke sınırsız değildir.
Her aktif davranış müşterek faillik anlamına gelmez.
Özellikle failin suç işleme kararını kuvvetlendiren, suç aracını sağlayan veya failin işini kolaylaştıran kişinin davranışı suç üzerinde hâkimiyet yaratmıyorsa kişi yardım eden olarak kalmalıdır.
Benzer şekilde yalnızca suç fikrini oluşturan ancak suçun icrası üzerinde herhangi bir hâkimiyeti bulunmayan kişinin azmettiren olarak değerlendirilmesi gerekir.
Dolayısıyla failliğin şerikliğe önceliği ilkesi:
“Her yardım eden aslında faildir.”
veya
“Suç planına katkısı olan herkes müşterek faildir.”
anlamına gelmemektedir.
Öncelik ilkesi ancak failliğin şartlarının gerçekten oluştuğu durumlarda uygulanabilir.
30. İŞTİRAK HALİNDE KİŞİSEL SORUMLULUK
TCK m.40/1 gereğince her suç ortağı kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır.
Yargıtay da özellikle iştirak halinde işlenen suçlarda kişisel nedenlerin her sanık yönünden ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmektedir.
Bu nedenle suç ortaklarından biri bakımından bulunan şahsi cezasızlık nedeni veya cezayı azaltan kişisel neden, diğer suç ortaklarına otomatik olarak uygulanamaz.
Aynı şekilde kişisel ağırlaştırıcı nedenlerin de kural olarak ilgili kişi bakımından değerlendirilmesi gerekir.
Bu husus, iştirak halinde suç işlenmesinin toplu bir cezai sorumluluk yaratmadığını göstermektedir.
31. İŞTİRAK HALİNDE GÖNÜLLÜ VAZGEÇME
TCK m.41 iştirak halinde işlenen suçlarda gönüllü vazgeçmeyi özel olarak düzenlemektedir.
Buna göre iştirak halinde işlenen suçlarda yalnızca gönüllü vazgeçen suç ortağı gönüllü vazgeçme hükümlerinden yararlanır.
Dolayısıyla bir kişinin suç planından vazgeçmiş olması diğer faillerin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Ancak gönüllü vazgeçmenin hukuki sonuç doğurabilmesi için kişinin yalnızca “ben vazgeçtim” demesi yeterli değildir. Suçun işlenmesini engellemeye yönelik davranışlarının TCK m.41 kapsamında ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
32. UYGULAMADA İŞTİRAK STATÜSÜ BELİRLENİRKEN İNCELENMESİ GEREKEN HUSUSLAR
Birden fazla sanıklı ceza dosyasında sanığın iştirak statüsünün doğru belirlenebilmesi için şu sorulara cevap aranmalıdır:
Sanığın suç işleme kararı ne zaman oluşmuştur?
Suç planını kim hazırlamıştır?
Sanığın suç planının oluşturulmasına katkısı nedir?
Sanık suçun icra hareketlerinden herhangi birini gerçekleştirmiş midir?
Diğer faillerle arasında iş bölümü bulunmakta mıdır?
Sanığın hareketi suçun gerçekleşmesi bakımından zorunlu veya önemli midir?
Sanık suçun işlenişi üzerinde yönlendirici veya engelleyici bir hâkimiyete sahip midir?
Sanığın katkısı yalnızca suçu kolaylaştırmakla mı sınırlıdır?
Suç işleme kararını sanık mı oluşturmuştur, yoksa fail zaten suç işlemeye karar vermiş midir?
Sanığın özel faillik sıfatına sahip olması gereken bir özgü suç söz konusu mudur?
Bu hususlar belirlenmeden yapılan iştirak nitelendirmesinin sağlıklı olması mümkün değildir.
33. SAVUNMA HUKUKU BAKIMINDAN İŞTİRAK AYRIMININ ÖNEMİ
İştirak biçiminin belirlenmesi özellikle savunma açısından kritik öneme sahiptir.
Bir sanığın müşterek fail olarak cezalandırılabilmesi için salt suç mahallinde bulunmasının veya diğer sanıklarla irtibatının ortaya konulması yeterli değildir.
İddia makamı ve mahkeme, sanığın suç üzerinde ortak hâkimiyet kurduğunu gösteren somut olguları ortaya koymalıdır.
Sanığın davranışı yalnızca suçun icrasını kolaylaştırmışsa TCK m.39’un;
failde suç işleme kararını oluşturmuş ancak suçun icrasına ortak hâkimiyet düzeyinde katılmamışsa TCK m.38’in;
suç üzerinde diğer faillerle ortak hâkimiyet kurmuşsa TCK m.37’nin
uygulanması gerekir.
Bu ayrım yapılmaksızın bütün sanıkların genel ifadelerle “fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettikleri” gerekçesiyle müşterek fail kabul edilmesi, somut olayın özelliklerine göre hukuken tartışmalı hale gelebilir.
34. SONUÇ
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu bakımından suça iştirak sistemi esas itibarıyla faillik ve şeriklik ayrımına dayanmaktadır.
TCK m.37 kapsamında doğrudan fail, müşterek fail ve dolaylı fail; suçun gerçekleştirilmesi üzerinde hâkimiyet kuran kişilerdir.
Azmettirme ve yardım etme ise şeriklik biçimleridir.
Azmettirmede kişi, suç işleme kararı bulunmayan failde bu kararı meydana getirmektedir. Yardım etmede ise failin suç işlemesine maddi veya manevi katkı sağlanmakta, ancak yardım eden suç üzerinde müşterek fail düzeyinde hâkimiyet kurmamaktadır.
Bu nedenle iştirak hukukunda yapılması gereken temel değerlendirme, kişinin suça herhangi bir katkısının bulunup bulunmadığından çok, bu katkının niteliği ve suçun gerçekleştirilmesindeki fonksiyonudur.
Bu noktada “failliğin şerikliğe önceliği” ilkesi belirleyici hale gelmektedir.
Bir kişinin aynı suç bakımından davranışları hem azmettirme veya yardım etme hem de faillik kapsamında değerlendirilebiliyorsa ve faillik için gerekli şartlar gerçekten gerçekleşmişse, kişi şerik olarak değil fail olarak cezalandırılmalıdır.
Yargıtay da yerleşik uygulamasında, suç işlemeye azmettiren kişinin daha sonra azmettirdiği kişilerle birlikte suç üzerinde ortak hâkimiyet kurması halinde TCK m.38’in değil, TCK m.37’nin uygulanması gerektiğini kabul etmektedir.
Bununla birlikte failliğin şerikliğe önceliği ilkesi, yardım eden veya azmettiren herkesin müşterek fail kabul edilmesini haklı göstermez. Müşterek faillik için suç üzerinde ortak hâkimiyet, birlikte suç işleme kararı ve ortak suç planı içerisinde fonksiyonel bir katkının ortaya konulması gerekir.
Sonuç olarak iştirak değerlendirmesinde doğru yöntem; failin yalnızca olay öncesindeki veya olay anındaki tek bir davranışına odaklanmak değil, suçun hazırlanmasından tamamlanmasına kadar geçen süreçte üstlendiği rolü bütüncül biçimde incelemektir. Kişinin bu süreç içerisindeki fonksiyonu suç üzerinde hâkimiyet oluşturuyorsa faillik; başka bir failin suçuna bağlı ve tali nitelikte kalıyorsa azmettirme veya yardım etme hükümleri uygulanmalıdır.
Bu ayrım, hem suç ve cezanın şahsiliği ilkesi hem de sanığa fiiliyle orantılı bir ceza verilmesi bakımından Türk ceza hukukunun temel güvencelerinden biridir.