Tüketici / İşçi Sözleşmelerinde Milletlerarası Yetki: Zayıf Tarafın Korunması
Tüketici ve işçi sözleşmeleri, taraflar arasında ekonomik ve bilgi bakımından dengesizlik barındıran sözleşme tipleridir. Bu nedenle milletlerarası yetki (hangi ülke mahkemesinin davaya bakacağı) belirlenirken zayıf tarafın korunması ilkesi öne çıkar. Aksi halde güçlü taraf, sözleşmeye koyduğu yetki şartı veya seçtiği dava yeri üzerinden tüketici/işçiyi fiilen dava açamaz hâle getirebilir; hak arama özgürlüğü kâğıt üzerinde kalır.
1) Milletlerarası yetkide temel yaklaşım: öngörülebilirlik + adil denge
Milletlerarası yetki kuralları iki hedef arasında denge kurar:
- Uyuşmazlık doğduğunda hangi mahkemenin yetkili olacağının öngörülebilir olması,
- Taraflardan birinin (özellikle tüketici/işçinin) korumasız kalmaması.
Bu denge, çoğu hukuk sisteminde ve uluslararası metinlerde “zayıf taraf lehine yetki” kurgusu ile sağlanır. Genel fikir şudur: Tüketici veya işçi, kendi yerleşim yeri/alışılmış iş görme yeri gibi kendisine yakın mahkemelerde dava açabilmeli; güçlü taraf ise zayıf tarafın ülkesinde dava riskiyle karşılaşabilmelidir.
2) Tüketici sözleşmelerinde yetki: tüketicinin forumu merkezdedir
Tüketici sözleşmelerinde koruma mantığı, tüketicinin kişisel ve ailevi yaşam çevresinden koparılarak uzak bir ülkede dava takip etmeye zorlanmamasıdır. Bu nedenle:
- Tüketici, çoğunlukla kendi yerleşim yerinde veya mal/hizmetin sunulduğu yerde dava açabilmelidir.
- Satıcı/sağlayıcı ise genellikle tüketicinin yerleşim yerinde dava edilme ihtimalini göze alır.
Yetki şartları (forum seçim klozu) neden sıkı denetlenir?
Tüketici sözleşmelerine “X ülke mahkemeleri yetkilidir” şeklinde bir şart konulması, pratikte tüketicinin dava açmasını imkânsızlaştırabilir. Bu yüzden zayıf tarafı koruyan sistemlerde:
- Uyuşmazlık doğmadan önce tüketicinin aleyhine yetki şartları sınırlanır,
- Ancak tüketicinin lehine veya uyuşmazlık doğduktan sonra açık rızasıyla yapılan seçimlere daha fazla alan tanınır.
3) İş sözleşmelerinde yetki: işçinin alışılmış iş yeri belirleyicidir
İş sözleşmeleri bakımından temel koruma noktası “işçinin işini fiilen gördüğü yer”dir. Çünkü işçi açısından deliller (tanık, bordro, işyeri kayıtları), sosyal çevre ve geçim düzeni çoğu zaman bu yere bağlıdır. Bu çerçevede:
- İşçi, genellikle alışılmış iş görme yeri mahkemesinde dava açabilmeli,
- İşveren, işçiyi uzak ülke mahkemelerine sürükleyecek yetki şartlarıyla avantaj sağlayamamalıdır.
Özellikle çok uluslu şirketlerde veya uzaktan çalışma düzenlerinde, “alışılmış iş yeri” tartışmalı hâle gelebilir. Böyle durumlarda değerlendirme; işin fiilen nerede örgütlendiği, işçinin işini ağırlıklı olarak nerede ifa ettiği, yönetim ve denetimin nereden yapıldığı gibi unsurlara göre yapılır.
4) Uygulamadaki kritik mesele: yetki şartının zayıf tarafı bertaraf etmesi
Hem tüketici hem işçi sözleşmelerinde en sık karşılaşılan risk, standart sözleşmelere eklenen yetki şartlarının zayıf tarafı davadan caydırmasıdır. Koruyucu yaklaşımın özü şudur:
- Zayıf tarafın yakın ve erişilebilir bir yargı yoluna sahip olması,
- Güçlü tarafın “sözleşme özgürlüğü” argümanıyla, zayıf tarafın fiili hak arama imkânını ortadan kaldıramamasıdır.
Sonuç olarak milletlerarası yetki tartışmalarında “kâğıt üzerindeki eşitlik” değil, fiili korunma esas alınmalıdır. Tüketici ve işçi bakımından yetki kuralları, ekonomik güç dengesizliğini yargısal düzlemde telafi eden bir güvenlik mekanizmasıdır.