Teşebbüs, İştirak ve Suçların İçtiması Halleri Nelerdir ?
TÜRK CEZA HUKUKUNDA TEŞEBBÜS, İŞTİRAK VE SUÇLARIN İÇTİMASI
Türk Ceza Kanunu (TCK) mülga 765 sayılı Kanun döneminden bu yana hem öğrtide hem de uygulamada en çok tartışılan, teorik temelleri en derin olan ve adli pratiği doğrudan etkileyen konuların başında teşebbüs, iştirak ve suçların içtiması gelmektedir. Bu üç kurum, failin işlediği fiilin cezalandırılabilirlik sınırlarını belirleyen, fail-fiil ilişkisini somutlaştıran ve ceza adaletinin sağlanmasında kilit rol oynayan temel yapı taşlarıdır.
SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ BİÇİMLERİ VE TEŞEBBÜS
1. Teşebbüsün Tanımı ve Yasal Düzenlemesi
Türk Ceza Kanunu’nun 35. maddesinde düzenlenen teşebbüs, “Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamayızsa teşebbüsten dolayı cezalandırılır” şeklinde tanımlanmıştır.
Suç teorisinde suç, genellikle “suç yoluna (iter criminis)” girilmesiyle başlar. Suç yolu şu aşamalardan oluşur:
-
Düşünce (Kasti düşünce – Fikri hazırlık)
-
Hazırlık hareketleri (Genellikle cezasızdır)
-
İcra hareketleri (Teşebbüsün başlangıcı)
-
Neticenin gerçekleşmesi (Suçun tamamlanması)
Hazırlık hareketleri ile icra hareketleri arasındaki sınır, teşebbüsün tespiti açısından hayati önem taşır. Kanun koyucu, kural olarak hazırlık hareketlerini cezalandırmaz; çünkü bu aşama henüz hukuki korunan değere somut bir tehlike oluşturmamıştır. Ancak bazı istisnai durumlarda (örneğin suç için anlaşma, silah bulundurma gibi) hazırlık hareketleri kanunda ayrı birer suç olarak tipikleştirilmiş olabilir.
2. Teşebbüsün Şartları
Bir fiile teşebbüs hükümlerinin uygulanabilmesi için şu unsurların bir arada bulunması zaruridir:
-
Kasıt: Teşebbüs ancak kasıtlı suçlarda söz konusu olabilir. Taksirli suçlara teşebbüs mantıken ve hukuken mümkün değildir.
-
İcra Hareketlerinin Doğrudan Doğruya Başlanması: Failin, suçu işlemeye yönelik elverişli hareketlerle icraya başlamış olması gerekir. Hareket, suç tipinin kanuni tanımındaki unsurları gerçekleştirmeye elverişli olmalıdır.
-
Elde Olmayan Nedenlerle Tamamlanamama: Suçun tamamlanamaması, failin iradesi dışındaki engellerden kaynaklanmalıdır. Eğer fail kendi özgür iradesiyle suçu tamamlamaktan vazgeçerse, bu durum teşebbüs değil gönüllü vazgeçme hükümlerini (TCK m. 36) gündeme getirir.
3. Eksik ve Tam Teşebbüs Ayrımı
Teşebbüs, icra hareketlerinin kesintiye uğrama biçimine göre ikiye ayrılır:
-
Eksik Teşebbüs: Failin, suçun kanuni tanımındaki icra hareketlerinin tamamını gerçekleştirememesi, dışarıdan gelen bir engel sebebiyle hareketlerin yarıda kalmasıdır (Örneğin; öldürmek amacıyla ateş edecekken mağdurun kaçması).
-
Tam Teşebbüs: Failin, suçun tamamlanması için yapılması gereken tüm icra hareketlerini gerçekleştirmesine rağmen, elinde olmayan bir nedenle neticenin meydana gelmemesidir (Örneğin; mağduru öldürmek için kafasına defalarca ateş eden failin, mağdurun şans eseri hayati organına kurşun isabet etmemesi veya zamanında ameliyata alınarak kurtulması).
4. İşlenemez Suç (Elverişsiz Suç) ve Gönüllü Vazgeçme
-
İşlenemez Suç (TCK m. 35/2): Suçun işlenmesinde kullanılan araçların elverişsiz olması veya suçun konusu yönünden neticenin hiçbir surette gerçekleşemeyeceği durumlarda işlenemez suç söz konusudur. Kanun, bu durumda suçun işlenemeyeceğinin bilindiği hallerde dahi teşebbüsten ötürü cezada indirim yapılmasını veya suçun işlenme potansiyeline göre değerlendirilmesini öngörmüştür.
-
Gönüllü Vazgeçme (TCK m. 36): Suçun icra hareketlerinden vazgeçen veya kendi çabalarıyla neticenin gerçekleşmesini önleyen fail, gönüllü vazgeçme hükümlerinden yararlanır. Bu durumda, o ana kadar işlenen fiil başka bir suçu oluşturuyorsa sadece o suçtan dolayı cezalandırılır.
SUÇUN İŞTİRAK (ORTAKLIK) BİÇİMLERİ
1. İştirak Kavramı ve Temel İlkeleri
Türk Ceza Kanunu’nun 37 ilâ 41. maddeleri arasında düzenlenen iştirak, bir suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesini ifade eder. TCK, iştirak konusunda “suç ortaklığı teorilerinden” ayrıntılı bir sistem benimsemiş ve faillik ile şeriklik ayrımını net bir şekilde ortaya koymuştur.
İştirak için temel şartlar şunlardır:
-
Birden fazla failin (en az iki kişinin) bulunması,
-
Ortak bir suç işleme kararının (maddenin niteliğine göre müşterek kastın) varlığı,
-
Suçun kanuni tanımındaki fiilin gerçekleştirilmesine katkıda bulunulması.
2. Faillik ve Türleri (TCK m. 37)
Türk Ceza Kanunu, failliği ikiye ayırmıştır:
-
Müşterek Faillik: Suçun kanuni tanımındaki fiili, diğer suç ortaklarıyla birlikte “birlikte hakimiyet kurarak” gerçekleştiren kişilerden her biri suçun failidir. Müşterek faillikte her ortak, suçun icra hareketleri üzerinde ortak bir kontrol mekanizmasına sahiptir. Fiilin tamamı üzerinde hakimiyet kurulduğu için, müşterek faillerin her biri sanki suçu tek başına işlemiş gibi aynı cezayla cezalandırılır.
-
Dolaylı Faillik: Başkasını suç işlemek amacıyla “araç” olarak kullanan kişi dolaylı faildir. Örneğin, akıl hastasını veya ceza ehliyeti olmayan bir çocuğu yönlendirerek suç işlettiren kişi dolaylı fail olarak cezalandırılır. Burada kullanılan kişi suçun maddi unsurlarını icra etse de, irade yeteneğinden yoksun olduğu için kusurluluğu yoktur; bu nedenle cezai sorumluluk tamamen dolaylı faile aittir.
3. Şeriklik (Yardım Etme ve Azmettirme) (TCK m. 38, 39)
Faillik düzeyinde olmayan ancak suçun işlenmesine katkı sunan kişiler şerik olarak adlandırılır. Şeriklik ikiye ayrılır:
A. Azmettirme (TCK m. 38)
Başkasını suç işleme kararına başkaca bir kararı yokken sevk eden kişi azmettirendir. Azmettiren, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır. Azmettirenin cezalandırılabilmesi için asıl failin hiç olmazsa suça teşebbüs etiketine ulaşmış olması gerekir.
B. Yardım Etme (TCK m. 40 – 39)
Suçun işlenmesine asli olmayan katkılarla destek olan kişidir. TCK m. 39’a göre yardım etme iki şekilde gerçekleşir:
-
Suç işlemeyi teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek ya da fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek,
-
Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek ya da kullanılacak araçları sağlamak,
-
Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak. Yardım edenin cezası, işlenen suçun ağırlığına göre indirilerek hükmolunur.
4. Bağlılık Kuralı (TCK m. 40)
İştirak hükümlerinin uygulanabilmesi için, kural olarak işlenmeye çalışılan fiilin hukuka aykırı ve kasıtlı olması gerekir. Asıl failin cezalandırılabilir olması (örneğin yaş küçüklüğü veya akıl hastalığı nedeniyle cezai ehliyetinin olmaması) şeriklerin cezalandırılmasına engel teşkil etmez; çünkü bağlılık kuralı açısından hukuka aykırı bir fiil ve bu fiile iştirak iradesi yeterlidir.
SUÇLARIN İÇTİMASI (BİRLEŞMESİ)
1. İçtisas ve İçtima Kavramı
Suçların içtiması (birleşmesi), bir kişinin birden fazla suç işlemesi durumunda bu suçların hukuki olarak nasıl değerlendirileceği, kaç kez cezalandırılacağı sorununu çözen ceza hukuku kurumudur. Ceza hukukunda temel kural “kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza” ilkesidir (Gerçek içtima). Ancak adalet ve hakkaniyet ilkeleri gereği bazı durumlarda kanun koyucu bu kurala istisnalar getirmiştir.
2. Gerçek İçtima (Gerçek Birleşme)
Failin hukuki anlamda birden fazla fiiliyle birden fazla farklı suç işlediği hallerde gerçek içtima uygulanır. Bu durumda her bir suç için ayrı ayrı ceza verilir ve bu cezalar toplanır (İçtima kuralı uygulanmaz, her suç bağımsızdır).
-
Örnek: Bir kimsenin Pazartesi günü hırsızlık yapması, Çarşamba günü ise adam yaralaması durumunda iki ayrı fiil ve iki ayrı suç vardır. Cezalar toplanarak infaz edilir.
3. Görünüşte İçtima (Görünüşte Birleşme / Normların Çatışması)
Görünüşte içtima, aslında failin tek bir fiiliyle birden fazla kanun maddesini ihlal ediyor gibi görünmesine rağmen, normların mantıki ve teleolojik yorumu sonucunda sadece tek bir suç hükmünün uygulanması gereken hallerdir. Görünüşte içtima ilkeleri şunlardır:
-
Önserim (Tüketen Norm – Özel Norm): Özel norm, genel normu tüketir. Örneğin, kasten öldürme suçu genel bir zarar suçu iken, altsoyunu öldürmek daha özel bir normdur. Sadece nitelikli hal (altsoyu öldürme) uygulanır.
-
Asli-Tali Norm İlişkisi: Bir norm diğerini kapsıyorsa veya daha hafif bir cezayı öngörüyorsa tali norm uygulanmaz, asli norm uygulanır (Örneğin, hırsızlık suçu malın zarara uğratılmasını kapsıyorsa mala zarar verme ayrıca cezalandırılmaz).
-
Kapsam (Eksiltili Norm) İlişkisi: Suçun unsurlarından biri diğer suçun doğal bir parçasıysa ayrı ceza verilmez.
4. Fikrî İçtima (Bileşik Suç ve Zincirleme Suç İstisnaları)
A. Zincirleme Suç (TCK m. 43/1)
Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, aynı kişiye karşı aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi durumunda zincirleme suç hükümleri uygulanır.
-
Sonucu: Fail hakkında tek bir ceza verilir ancak bu ceza, ¼’ünden ¾’üne kadar artırılır.
-
Not: Kasten öldürme, kasten yaralama, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar ve yağma suçlarında zincirleme suç hükümleri uygulanmaz.
B. Aynı Fiille Birden Fazla Suç İşleme (Fikrî İçtima – TCK m. 44)
İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.
-
Bu kuralın uygulanabilmesi için mutlak surette tek bir fiil (doğal veya hukuki anlamda tek hareket) bulunmalıdır.
-
Örnek: Failin tek bir yumrukla hem mağdurun burnunu kırması (yaralama) hem de gözlüğünü kırması (mala zarar verme) durumunda, tek fiille iki farklı suç işlenmiştir ve en ağır cezayı içeren (yaralama) suçtan ceza verilir.
UYGULAMADAKİ KRİTİK NOKTALAR VE ÖRNEK OLAYLAR
Teşebbüs, iştirak ve içtima kurumları teoride olduğu kadar uygulamada da yargı mercilerini en çok meşgul eden alanlardır. Yargıtay kararlarında bu üç kavramın birbirleriyle kesiştiği noktalar sıkça karşımıza çıkar.
Örnek Olay Analizi: Banka Soygunu Senaryosu
-
Olay: Üç kişi (A, B ve C) bir bankayı soyma kararı alır. A ve B bankaya girerek silah tehdidiyle paraları toplar. C ise dışarıda gözcülük yapar ve kaçış arabasını çalışır vaziyette bekletir. Soygun sırasında A, direnen güvenlik görevlisini korkutmak amacıyla bacağına ateş eder ancak kurşun ana atardamara isabet ederek görevlinin ölümüne yol açar. Polislerin erken gelmesi üzerine A ve B kasadaki paraların sadece yarısını alarak kaçmak zorunda kalır; ancak kaçış arabasının aküsü bittiği için paralarla birlikte yakalanırlar.
Bu olayda hukuki analiz şu şekilde yapılacaktır:
-
İştirak Boyutu: A, B ve C ortak bir suç işleme kararı ile hareket etmişlerdir. A ve B banka içinde icra hareketlerini bizzat gerçekleştirdiklerinden müşterek faildir. C ise dışarıda gözcülük yaparak suçun icrasını kolaylaştırmış ve suç ortaklığı iradesiyle hareket etmiştir; bu nedenle C hakkında da yardım etme veya şartlarına göre müşterek faillik hükümleri tartışılabilir, ancak temel kural olarak suçun asli maddi hakimiyetine katılmayan C’nin durumu somut olaya göre değerlendirilir (Yargıtay içtihatlarında gözcülük genellikle müşterek faillik veya yardım etme olarak nitelendirilir).
-
Teşebbüs Boyutu: Suçun tamamlanması için paraların tamamının ele geçirilmesi ve olay yerinden uzaklaşılması hedeflenmiştir. Paraların yarısı alınmış ancak yakalanmışlardır. Hırsızlık suçu yönünden suç tamamlanmış mıdır yoksa teşebbüs aşamasında mı kalmıştır? Yargıtay içtihatlarına göre malın zilyetliğinin tamamen ele geçirilip geçirilmediği önem taşır; burada hırsızlık suçu tamamlanmıştır (Zilyetliğin devri gerçekleşmiştir). Ancak tasarlanan diğer planlar yönünden eksik kalan kısımlar değerlendirilebilir.
-
İçtima Boyutu: Fail A, banka soygunu (yağma) sırasında güvenlik görevlisini öldürmüştür. Yağma suçu neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama veya öldürme sonucunu doğurabilir. TCK m. 396/1 veya kasten öldürme ile yağma suçlarının içtimaı gündeme gelecektir. Yağma suçunun işlenmesi sırasında gerçekleşen ölüm fiili, yağma suçunun nitelikli halini oluşturur veya gerçek içtima kurallarına göre ayrı ayrı cezalandırılabilir (TCK m. 39/2 ve ilgili yağma hükümleri gereği neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç kuralları uygulanır).
SONUÇ
Ceza hukukunda suçun özel görünüş biçimleri olan teşebbüs, iştirak ve suçların içtiması, failin işlediği fiilin hukuki kalıplara oturtulmasında ve hakkaniyete uygun bir cezanın tayin edilmesinde hayati bir işleve sahiptir.
-
Teşebbüs, failin iradesi ile netice arasındaki kopuşu ve eksik kalan suç iradesini cezalandırma sınırına taşırken;
-
İştirak, suçun tek bir kişi tarafından değil, bir organizasyon veya topluluk halinde işlenmesi durumunda sorumluluğun paylaştırılmasını ve her ortağın katkısının karşılığını bulmasını sağlar;
-
Suçların içtiması ise birden fazla suçla veya fiille karşılaşan hakimin, adalet ilkesine ve kanunilik prensibine uygun olarak cezaları nasıl tayin edeceğini matematiksel ve mantıki bir düzene bağlar.
Bu üç kurumun doğru anlaşılması ve uygulanması, hem bireysel hak ve özgürlüklerin korunması hem de ceza adaletinin eksiksiz bir şekilde tesis edilmesi açısından son derece önemlidir. Ceza hukuku uygulayıcılarının bu kavramları bir bütün olarak ele alması, adaletin hem maddi hem de hukuki anlamda gerçekleşmesini sağlayacaktır.