Tedavi Türkiye’de, Hasta Yurt Dışında: Yabancı Hastanın Türk Hastanesine Dava Açma Süreci
Tedavi Türkiye’de, Hasta Yurt Dışında: Yabancı Hastanın Türk Hastanesine Dava Açma Süreci
Giriş
Türkiye’de ameliyat, estetik müdahale, diş tedavisi, saç ekimi, organ nakli, kanser tedavisi veya başka bir sağlık hizmeti alan yabancı hasta; hatalı teşhis, yanlış tedavi, yetersiz aydınlatma, komplikasyona geç müdahale, izinsiz tıbbi işlem, sağlık verilerinin hukuka aykırı kullanılması ya da vaat edilen hizmetin sunulmaması nedeniyle zarara uğrayabilir.
Hastanın yabancı ülke vatandaşı olması, Türkiye’de dava açmasına engel değildir. Türk mahkemelerinde davacı olabilmek için Türk vatandaşı olma, Türkiye’de ikamet etme veya Türkiye’de bulunma zorunluluğu yoktur. Buna karşılık izlenecek usul; tedavinin özel hastanede mi, kamu hastanesinde mi, vakıf üniversitesi hastanesinde mi yoksa bağımsız bir klinikte mi gerçekleştirildiğine göre değişir.
Yabancı hasta bakımından ilk ve en önemli işlem, doğrudan dava dilekçesi hazırlamak değil, sağlık kuruluşunun hukuki statüsünü ve hangi kişi ya da kurumların sorumlu tutulacağını doğru belirlemektir. Çünkü özel hastane aleyhine açılacak dava tüketici mahkemesinde görülürken, Sağlık Bakanlığına veya devlet üniversitesine bağlı bir hastaneden kaynaklanan zarar için kural olarak idare mahkemesinde tam yargı davası açılması gerekir.
Yabancı Hasta Türkiye’de Dava Açabilir mi?
Yabancı gerçek kişiler Türk mahkemelerinde dava açabilir, davaya katılabilir ve icra takibi yapabilir. Yabancının Türkiye’de adresinin bulunmaması veya tedaviden sonra ülkesine dönmüş olması dava hakkını ortadan kaldırmaz.
Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 40’ıncı maddesine göre Türk iç hukukundaki yer itibarıyla yetki kuralları üzerinden belirlenir. Sağlık hizmetinin Türkiye’de sunulması, tıbbi müdahalenin Türkiye’de gerçekleştirilmesi ve davalı sağlık kuruluşunun Türkiye’de bulunması, Türk mahkemelerinin uyuşmazlığı görmesi için güçlü yetki bağlantıları oluşturur.
Yabancı hasta davayı bizzat takip edebileceği gibi Türkiye’de bir avukata vekâlet vererek de yürütebilir. Hastanın her duruşmaya Türkiye’ye gelmesi genellikle zorunlu değildir. Ancak mahkeme, olayın özelliklerine göre hastanın isticvap edilmesine, dinlenmesine veya muayene edilmesine karar verebilir.
İlk Ayrım: Hastane Özel mi, Kamuya mı Ait?
Dava sürecinin doğru kurulması için sağlık kuruluşunun tabelasından çok hukuki statüsüne bakılmalıdır.
Özel hastane veya özel klinik
Özel hastane, özel tıp merkezi, özel diş kliniği, bağımsız çalışan hekim veya sağlık turizmi kapsamında ücretli hizmet sunan özel kuruluş ile hasta arasındaki ilişki kural olarak özel hukuk ilişkisidir.
Hasta, ticari veya mesleki olmayan amaçla sağlık hizmeti aldığı için tüketici; hastane ve hekim ise hizmet sunucusu konumundadır. Yargıtay uygulamasında özel hastanenin sunduğu tedavi hizmetinden kaynaklanan uyuşmazlıkların tüketici mahkemesinde görülmesi gerektiği kabul edilmektedir.
Bu durumda dava, kural olarak tüketici mahkemesinde açılır. Tüketici mahkemesinin bulunmadığı yerde asliye hukuk mahkemesi, tüketici mahkemesi sıfatıyla davaya bakar.
Sağlık Bakanlığına bağlı kamu hastanesi
Devlet hastanesi, şehir hastanesinin kamu sağlık hizmeti bölümü veya Sağlık Bakanlığına bağlı eğitim ve araştırma hastanesinde gerçekleştirilen tedaviden doğan zararlar kural olarak kamu hizmetinin kötü, geç veya eksik işlemesi kapsamında değerlendirilir.
Bu hâlde doğrudan hekim veya sağlık çalışanı aleyhine tüketici mahkemesinde tazminat davası açılması yerine, ilgili kamu idaresine karşı idare mahkemesinde tam yargı davası açılması gerekir.
Kamu görevlisinin görevinden ayrılabilen tamamen kişisel bir fiili bulunması hâli saklıdır. Ancak teşhis, ameliyat, takip, nöbet organizasyonu, hastane koşulları ve tıbbi ekip çalışmasından kaynaklanan olağan malpraktis iddiaları çoğunlukla hizmet kusuru kapsamında idareye yöneltilir.
Devlet üniversitesi hastanesi
Devlet üniversitesine bağlı tıp fakültesi hastanesinde sunulan sağlık hizmetinden doğan zararlar da kural olarak idari yargının görev alanındadır. Dava ilgili üniversite tüzel kişiliğine karşı açılır.
Vakıf üniversitesi hastanesi
Vakıf üniversitesi hastanelerinin durumu devlet üniversitelerinden farklı değerlendirilmelidir. Yargıtayın güncel yaklaşımında ücret karşılığı sağlık hizmeti alan hasta tüketici, vakıf üniversitesi hastanesi ise hizmet sağlayıcı olarak kabul edilmekte; bu uyuşmazlıklarda adli yargı ve tüketici mahkemesi görevli sayılabilmektedir.
Bu nedenle hastanenin isminde “üniversite” ibaresinin bulunması, uyuşmazlığın kendiliğinden idari yargıya ait olduğu anlamına gelmez. Üniversitenin devlet üniversitesi mi yoksa vakıf üniversitesi mi olduğu araştırılmalıdır.
Özel Hastaneye Dava Açmadan Önce Arabulucuya Başvurmak Zorunlu mudur?
Özel hastane, özel klinik veya hekim aleyhine tüketici mahkemesinde açılacak tazminat davalarında kural olarak dava açılmadan önce zorunlu arabuluculuğa başvurulmalıdır.
6502 sayılı Kanun’un 73/A maddesine göre, kanunda gösterilen istisnalar dışında tüketici mahkemelerinde görülecek uyuşmazlıklarda arabulucuya başvuru dava şartıdır. Adalet Bakanlığının sağlık hukuku arabuluculuğu çalışmasında da özel hastane ve hekimden kaynaklanan malpraktis tazminatlarının dava şartı arabuluculuk kapsamında olduğu belirtilmektedir.
Başvuru, adliyedeki arabuluculuk bürosuna veya arabuluculuk bürosu bulunmayan yerde bu görevi yürüten yazı işleri müdürlüğüne yapılır. Yabancı hasta, başvuruyu Türkiye’deki avukatı aracılığıyla gerçekleştirebilir.
Arabuluculuk başvurusunda talepler açık biçimde gösterilmelidir. Hastane dışında hekim, aracı sağlık turizmi kuruluşu veya başka bir şirketten de talepte bulunulacaksa mümkün olduğunca bütün sorumlular sürece dahil edilmelidir.
Taraflar anlaşamazsa arabuluculuk son tutanağı düzenlenir. Bu tutanak dava dilekçesine eklenerek tüketici mahkemesinde dava açılır. Arabuluculuğa başvurulmadan doğrudan dava açılması, dava şartı eksikliği nedeniyle davanın usulden reddedilmesi sonucunu doğurabilir.
Tüketici Hakem Heyetine Başvuru Gerekir mi?
Tüketici uyuşmazlığının parasal değeri yıllık olarak belirlenen sınırın altındaysa tüketici hakem heyetine başvuru zorunluluğu gündeme gelebilir. 2026 yılında değeri 186.000 TL’nin altında bulunan tüketici uyuşmazlıklarında tüketici hakem heyetleri görevlidir.
Ancak tıbbi malpraktis davalarında bedensel zarar, gelecekteki tedavi giderleri, iş gücü kaybı ve manevi tazminat talepleri çoğunlukla bu sınırın üzerinde olur. Ayrıca yalnızca ücret iadesi talebi ile bedensel zarardan kaynaklanan kapsamlı tazminat davası aynı hukuki nitelikte değildir.
Örneğin yalnızca hastadan haksız tahsil edilen düşük tutarlı bir tedavi ücretinin iadesi tüketici hakem heyetine götürülebilirken; kalıcı sakatlık, organ kaybı veya ölüm nedeniyle açılacak dava tüketici mahkemesinde görülür.
Kamu Hastanesine Karşı Dava Açmadan Önce Ne Yapılmalıdır?
Kamu hastanesinden kaynaklanan tıbbi zarar bakımından doğrudan idare mahkemesinde dava açılamaz. Önce ilgili idareye yazılı bir tazminat başvurusu yapılmalıdır.
İYUK’un 13’üncü maddesine göre idari eylem nedeniyle hakkı ihlal edilen kişi;
- zararı ve idari eylemi öğrendiği tarihten itibaren bir yıl,
- her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl
içinde ilgili idareye başvurarak zararının giderilmesini istemelidir.
Başvuru Sağlık Bakanlığına bağlı hastane bakımından ilgili idareye; devlet üniversitesi hastanesi bakımından ise üniversite rektörlüğüne yöneltilmelidir.
İdare tazminat talebini tamamen veya kısmen reddederse ret kararının tebliğini izleyen günden itibaren dava açma süresi işlemeye başlar. İdare otuz gün içinde cevap vermezse talep reddedilmiş sayılır ve bu sürenin bitiminden itibaren genel dava açma süresi içinde idare mahkemesinde tam yargı davası açılabilir. İdare mahkemelerinde genel dava açma süresi, özel bir düzenleme bulunmadıkça altmış gündür.
Bu süreler hak kaybı bakımından son derece önemlidir. Hastanın ülkesine dönmesi, başka bir ülkede tedavi görmeye devam etmesi veya sigorta şirketinden cevap beklemesi Türk hukukundaki süreleri kendiliğinden durdurmaz.
Dava Hangi Hastaneye ve Hangi Kişilere Karşı Açılır?
Özel hastane şirketi
Tedavi özel hastanede gerçekleştirilmişse hastaneyi işleten gerçek veya tüzel kişi davalı gösterilmelidir. Hastanenin ticari unvanı fatura, sözleşme, ticaret sicili ve sağlık turizmi yetki belgelerinden belirlenmelidir.
Hastanenin kamuoyunda kullandığı marka ismi ile şirketin ticaret sicilindeki unvanı farklı olabilir. Davanın yalnızca marka adına karşı açılması taraf teşkilinde sorun yaratabilir.
Tedaviyi gerçekleştiren hekim
Somut olayın özelliklerine göre tedaviyi gerçekleştiren hekim de davalı gösterilebilir. Hekimin yanlış teşhis, hatalı uygulama, yetersiz takip veya aydınlatma yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle kişisel sorumluluğu ileri sürülebilir.
Özel hastane ile hekimin sorumluluğu aynı hukuki sebebe dayanmak zorunda değildir. Hastane organizasyon, yardımcı personel, ekipman ve sözleşme sorumluluğu kapsamında; hekim ise mesleki kusuru nedeniyle sorumlu tutulabilir.
Sağlık turizmi aracı kuruluşu
Yabancı hasta çoğu zaman hastaneyle değil, sağlık turizmi acentesi veya aracı kuruluşla iletişim kurmaktadır. Aracı kuruluş;
- gerçeğe aykırı başarı garantisi vermiş,
- hekim veya hastanenin niteliği konusunda yanıltıcı bilgi sunmuş,
- vaat edilen tercümanlık, transfer veya konaklama hizmetini sağlamamış,
- ödemeyi kendi hesabına kabul etmiş,
- tedavi sonrası iletişimi ve takibi kesmiş
olabilir.
Bu durumda aracı kuruluşun sözleşmesel ve haksız fiil sorumluluğu ayrıca değerlendirilebilir.
26 Nisan 2025 tarihli Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik, sağlık tesisleri ile aracı kuruluşlar için ayrı yetkilendirme ve hizmet yükümlülükleri getirmiştir. Bu nedenle dava öncesinde kuruluşun yetki belgesine, HealthTürkiye kaydına ve hastaya hangi sıfatla hizmet sunduğuna bakılmalıdır.
Sigorta şirketi
Hekimin tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigortası veya sağlık tesisinin komplikasyon sigortası bulunabilir. Ancak sigortacının doğrudan davalı gösterilip gösterilemeyeceği, poliçenin kapsamına, uygulanacak hukuka ve talebin niteliğine göre belirlenir.
Sigortanın bulunması hastane veya hekimin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Poliçe yalnızca zararların belirli limit ve şartlar içinde karşılanmasını sağlar.
Kamu hastanesinde doğru davalı
Kamu hastanesinden kaynaklanan davada kural olarak tedaviyi gerçekleştiren doktor değil, sağlık hizmetini yürüten kamu tüzel kişisi davalı gösterilir.
Davalı idare yanlış gösterilmiş olsa bile idari yargıda mahkeme gerçek hasmı belirleyerek dilekçeyi doğru idareye tebliğ edebilir. İYUK, yanlış hasım gösterilmesi hâlinde davanın doğrudan reddi yerine gerçek hasmın belirlenmesine imkân vermektedir.
Türkiye’de Hangi Mahkeme Yetkilidir?
Özel hastaneye karşı açılacak davada davalı hastane veya hekimin yerleşim yeri, sağlık hizmetinin sunulduğu yer ve zararın meydana geldiği yer mahkemeleri değerlendirilebilir.
MÖHUK’un 45’inci maddesi, yabancılık unsuru taşıyan tüketici sözleşmelerinde tüketicinin seçimine göre karşı tarafın işyeri, yerleşim yeri veya mutad meskeninin bulunduğu Türk mahkemelerini yetkili kabul etmektedir. Tüketici lehine belirlenen bu yetki, sözleşmeyle kolayca ortadan kaldırılamaz.
Yabancı hastanın kendi ülkesinde ikamet ediyor olması, davayı mutlaka kendi ülkesinde açması gerektiği anlamına gelmez. Hastanenin Türkiye’de bulunması ve hizmetin Türkiye’de gerçekleştirilmesi nedeniyle Türk mahkemelerinde dava açılması mümkündür.
Kamu hastanesine karşı açılacak tam yargı davasında ise idari eylemin gerçekleştirildiği veya zararın meydana geldiği yere göre yetkili idare mahkemesi belirlenir.
Sözleşmede Yabancı Mahkeme veya Tahkim Şartı Varsa Ne Olur?
Sağlık turizmi sözleşmelerinde bazen uyuşmazlığın yabancı bir mahkemede veya tahkim yoluyla çözüleceğine ilişkin hükümler bulunabilir.
Ancak sözleşmede böyle bir hükmün bulunması, Türk mahkemelerinin her durumda yetkisiz hâle geldiği anlamına gelmez. MÖHUK, tüketici sözleşmelerinde tüketiciyi koruyan yetki kurallarının taraf anlaşmasıyla bertaraf edilmesini sınırlandırmaktadır.
Ayrıca genel işlem koşulu niteliğindeki, yabancı dilde hazırlanmış, hastaya açıklanmamış veya hak aramayı aşırı derecede güçleştiren yetki ve tahkim şartlarının geçerliliği ayrıca incelenmelidir.
Davada Türk Hukuku mu Uygulanır?
Mahkemenin Türkiye’de bulunması ile uyuşmazlığa mutlaka Türk hukukunun uygulanması aynı konu değildir. Yabancılık unsuru bulunan sağlık uyuşmazlıklarında uygulanacak hukuk MÖHUK hükümlerine göre belirlenir.
Tarafların geçerli bir hukuk seçimi yapmış olması hâlinde sözleşmeden doğan talepler bakımından seçilen hukuk gündeme gelebilir. Hukuk seçimi bulunmadığında sözleşmeyle en sıkı ilişkili hukuk uygulanır. Sağlık hizmetini karakteristik olarak sunan hastane veya hekimin işyerinin Türkiye’de olması ve tedavinin Türkiye’de gerçekleştirilmesi çoğu dosyada Türk hukukuyla güçlü bağlantı oluşturur.
Sağlık hizmetinin hastanın mutad meskeni dışında, Türkiye’de sunulması zorunlu olduğundan MÖHUK’taki tüketici sözleşmelerine ilişkin özel kuralın bütün sağlık turizmi sözleşmelerine doğrudan uygulanacağı söylenemez. Kanunun 26’ncı maddesi, hizmetin tüketicinin mutad meskeninden başka ülkede sunulmasının zorunlu olduğu sözleşmeleri özel tüketici hukuku kuralının dışında bırakmaktadır.
Talep haksız fiile dayanıyorsa kural olarak haksız fiilin işlendiği ülke hukuku; fiil ile zararın meydana geldiği ülke farklıysa zararın meydana geldiği ülke hukuku uygulanır. Tıbbi müdahalenin Türkiye’de gerçekleştirilmesi hâlinde çoğu uyuşmazlıkta Türk hukukunun uygulanması gündeme gelir.
Yabancı Davacıdan Teminat İstenir mi?
MÖHUK’un 48’inci maddesine göre Türk mahkemelerinde dava açan veya icra takibi yapan yabancı gerçek ve tüzel kişilerden, yargılama giderleri ile karşı tarafın olası zararlarını karşılamak üzere teminat gösterilmesi istenebilir.
Ancak bu yükümlülük her yabancı hasta için otomatik değildir. Hastanın vatandaşı olduğu ülke ile Türkiye arasında karşılıklılık bulunması veya teminattan muafiyete ilişkin uluslararası sözleşme olması hâlinde mahkeme yabancı davacıyı teminattan muaf tutar.
Türkiye’nin çok sayıda ülkeyle yaptığı adli yardımlaşma sözleşmesinde, taraf devlet vatandaşlarının yalnızca yabancı olmaları veya Türkiye’de ikamet etmemeleri nedeniyle teminat göstermek zorunda bırakılamayacağı kabul edilmiştir. Bu nedenle dava açılmadan önce hastanın vatandaşlığı ve Türkiye ile ilgili ülke arasındaki anlaşmalar incelenmelidir.
Adli yardım şartlarının bulunması hâlinde yabancı hasta harç ve yargılama giderleri bakımından adli yardım talebinde de bulunabilir.
Yabancı Belgeler Türkiye’de Nasıl Kullanılır?
Yabancı hastanın ülkesinde düzenlenen;
- hastane raporları,
- engellilik belgeleri,
- gelir ve çalışma belgeleri,
- iş göremezlik raporları,
- tedavi faturaları,
- sigorta yazıları,
- nüfus ve mirasçılık belgeleri
Türk mahkemesine sunulabilir.
Ancak yabancı dildeki belgelerin Türkçe tercümeleri hazırlanmalıdır. Resmî belgelerin düzenlendiği ülkeye göre apostil şerhi veya konsolosluk tasdiki gerekebilir.
Özel hekim raporları tek başına kesin bilirkişi raporu niteliğinde değildir. Bununla birlikte hastanın yabancı ülkede gördüğü düzeltici tedaviyi, kalıcı zararı ve yaptığı masrafları göstermesi bakımından önemli delil oluşturur.
Dava Öncesinde Hangi Deliller Toplanmalıdır?
Tıbbi malpraktis davasının başarısı yalnızca hastanın kötü bir sonuç yaşamasına değil, sağlık hizmetindeki kusur ile zarar arasındaki illiyet bağının ortaya konulmasına bağlıdır.
Bu nedenle dava açılmadan önce mümkün olduğunca şu belgeler toplanmalıdır:
- hasta kabul ve kayıt belgeleri,
- sağlık turizmi sözleşmesi,
- tedavi planı ve fiyat teklifi,
- aydınlatılmış onam formları,
- anestezi belgeleri,
- ameliyat notları,
- hemşire takip formları,
- laboratuvar ve patoloji sonuçları,
- radyolojik görüntüler,
- epikriz ve taburculuk belgeleri,
- kullanılan implant ve tıbbi malzeme kayıtları,
- reçeteler,
- ödeme dekontları ve faturalar,
- hastane ve aracı kuruluş yazışmaları,
- reklam ve başarı vaatlerine ilişkin ekran görüntüleri,
- ameliyat öncesi ve sonrası fotoğraflar,
- yabancı ülkedeki düzeltici tedavi raporları,
- seyahat ve konaklama giderleri,
- çalışma ve gelir kaybını gösteren belgeler.
Sağlık kuruluşunun kayıtları vermemesi hâlinde mahkemeden bu kayıtların celbi istenebilir. Kayıtların değiştirilmesi veya kaybolması riski varsa dava açılmadan önce delil tespiti yapılması da değerlendirilebilir.
Aydınlatılmış Onam Formu Hastanenin Sorumluluğunu Kaldırır mı?
Hastanın onam formunu imzalamış olması, hastane ve hekimin her türlü sorumluluktan kurtulduğu anlamına gelmez.
Onamın geçerli olabilmesi için hastaya;
- uygulanacak işlemin niteliği,
- önemli ve olağan riskler,
- alternatif tedavi yöntemleri,
- iyileşme süreci,
- tedavinin reddinin sonuçları
anlayabileceği dilde açıklanmalıdır.
Yabancı hastaya yalnızca Türkçe hazırlanmış bir form imzalatılmışsa ve tercüman kullanılmamışsa gerçek anlamda aydınlatma yapılıp yapılmadığı tartışmalı hâle gelebilir.
Ayrıca hasta riskleri kabul etmiş olsa bile hekim standart dışı, özensiz veya teknik olarak hatalı bir uygulama yapamaz. Onam, tıbbi kusura önceden verilmiş bir izin değildir.
Komplikasyon ile Malpraktis Arasındaki Fark
Her olumsuz tıbbi sonuç malpraktis değildir. Tıp biliminin kabul ettiği bütün önlemler alınmasına rağmen ortaya çıkabilen istenmeyen sonuç komplikasyon olarak nitelendirilebilir.
Ancak başlangıçta komplikasyon olarak ortaya çıkan durumun;
- zamanında fark edilmemesi,
- hastaya açıklanmaması,
- gerekli konsültasyonun yapılmaması,
- uygun tedavinin başlanmaması,
- hastanın erken taburcu edilmesi,
- iletişim taleplerinin cevapsız bırakılması
hâlinde komplikasyon yönetimindeki kusur nedeniyle sorumluluk doğabilir.
Dolayısıyla mahkemenin yalnızca sonucun bilinen bir komplikasyon olup olmadığını değil, komplikasyon ortaya çıktıktan sonra hastanenin nasıl hareket ettiğini de incelemesi gerekir.
Bilirkişi İncelemesi Nasıl Yapılır?
Tıbbi malpraktis davalarında kusur, illiyet bağı, iş gücü kaybı ve tedavi giderleri çoğunlukla bilirkişi incelemesiyle belirlenir.
Mahkeme dosyayı;
- Adli Tıp Kurumuna,
- üniversitelerin ilgili uzmanlık bölümlerinden oluşturulacak kurula,
- bağımsız uzman hekimlerden oluşan bilirkişi heyetine
gönderebilir.
Bilirkişi raporunda yalnızca “komplikasyondur” veya “hekimin kusuru yoktur” şeklinde sonuç bildirilmesi yeterli değildir. Hangi tıbbi standardın uygulandığı, hangi kayıtların incelendiği, alternatif müdahalelerin neler olduğu ve zararın önlenebilir olup olmadığı bilimsel gerekçelerle açıklanmalıdır.
Rapor eksik, çelişkili veya uzmanlık alanı yetersiz kişilerce hazırlanmışsa ek rapor ya da yeni bir bilirkişi heyeti talep edilebilir.
İspat Yükü Kime Aittir?
Kural olarak hasta;
- zararın meydana geldiğini,
- sağlık hizmetinde sözleşmeye veya tıbbi standarda aykırılık bulunduğunu,
- kusurlu eylem ile zarar arasında uygun illiyet bağı olduğunu
ispatlamalıdır.
Bununla birlikte tıbbi kayıtların tutulması ve saklanması hastane ile hekimin yükümlülüğündedir. Dosyanın eksik tutulması, ameliyat notlarının bulunmaması, onam formunun içeriğinin belirsiz olması veya önemli kayıtların sunulmaması hastane aleyhine değerlendirmeye konu olabilir.
Aydınlatmanın gereği gibi yapıldığını ve geçerli rıza alındığını ispat yükü ise uygulamada sağlık hizmeti sunucusu üzerinde değerlendirilmektedir.
Hangi Zararlar Talep Edilebilir?
Yabancı hasta yalnızca Türkiye’de ödediği tedavi ücretini değil, kusurlu sağlık hizmetinden doğan bütün uygun zararlarını talep edebilir.
Tedavi ücretinin iadesi
Hizmet hiç sunulmamış, eksik sunulmuş veya temel amacına aykırı biçimde yerine getirilmişse tedavi bedelinin tamamen veya kısmen iadesi istenebilir.
Düzeltici tedavi giderleri
Hastanın kendi ülkesinde veya başka bir ülkede yaptırdığı;
- yeni ameliyat,
- implant değişimi,
- rehabilitasyon,
- ilaç,
- psikolojik tedavi,
- fizik tedavi,
- bakım ve kontrol
giderleri talep edilebilir.
Gelecekte yapılması zorunlu tedavilerin tahmini bedeli de uzman raporuyla hesaplanabilir.
Seyahat ve konaklama giderleri
Kusurlu tedavi nedeniyle hastanın yeniden Türkiye’ye gelmesi veya başka bir ülkede tedavi görmesi gerekiyorsa uçak, konaklama, refakatçi ve transfer giderleri zarar kapsamında istenebilir.
Kazanç ve çalışma gücü kaybı
Hasta tedavi nedeniyle çalışamamışsa geçici iş göremezlik zararı; kalıcı sakatlık meydana gelmişse sürekli çalışma gücü kaybı talep edilebilir.
Hastanın yabancı ülkedeki kazancı, iş sözleşmesi, bordro, vergi kaydı, banka hareketleri veya mesleki gelir belgeleriyle ispatlanabilir. Yabancı para cinsinden gelirlerin hangi tarih ve kur üzerinden hesaplanacağı bilirkişi incelemesinde ayrıca belirlenir.
Bakıcı giderleri
Hastanın geçici veya sürekli olarak başka bir kişinin yardımına ihtiyaç duyması hâlinde bakıcı gideri istenebilir. Aile üyesinin ücretsiz bakım sağlaması, zararın hiç doğmadığı anlamına gelmez.
Manevi tazminat
Bedensel bütünlüğü ihlal edilen, kalıcı iz veya sakatlık yaşayan, ağır acı ve kaygıya maruz kalan hasta manevi tazminat talep edebilir.
Ölüm hâlinde hastanın eşi, çocukları, anne ve babası ile somut yakınlık ilişkisini ortaya koyan diğer kişiler de uygun koşullarda destekten yoksun kalma ve manevi tazminat taleplerinde bulunabilir.
Estetik Müdahalelerde Sorumluluk Farklı mıdır?
Tedavi edici tıbbi müdahalelerde hekim kural olarak belirli bir sonucu garanti etmez; gerekli dikkat ve özeni göstermekle yükümlüdür.
Buna karşılık estetik ameliyat, diş protezi, implant, saç ekimi veya belirli bir görünüm sonucunun ağırlık kazandığı işlemlerde ilişkinin eser sözleşmesine yaklaştığı kabul edilebilir. Bu tür işlemlerde vaat edilen sonucun kapsamı, hastaya gösterilen görseller, reklamlar ve yazılı tedavi planı daha büyük önem taşır.
Ancak estetik işlemde de her memnuniyetsizlik otomatik olarak kusur oluşturmaz. Sonucun objektif olarak vaat edilenden veya tıbbi standarttan sapıp sapmadığı uzman bilirkişi tarafından değerlendirilir.
Dava Açma Süresi Nedir?
Özel hastane ve hekim aleyhine açılacak davalarda tek bir süre bütün talepler için uygulanmaz. Süre;
- sözleşmeye aykırılık,
- vekâlet ilişkisi,
- eser sözleşmesi,
- ayıplı hizmet,
- haksız fiil,
- sigorta talebi
gibi hukuki nitelendirmelere göre değişebilir.
Haksız fiil taleplerinde zarar görenin zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki yıllık ve her hâlde fiil tarihinden itibaren on yıllık süre gündeme gelir. Fiil aynı zamanda daha uzun ceza zamanaşımına tabi bir suç oluşturuyorsa daha uzun sürenin uygulanması söz konusu olabilir.
Sözleşmeye dayalı taleplerde genel zamanaşımı süresi ve ilişkinin özel niteliğine bağlı hükümler ayrıca incelenmelidir.
Kamu hastanesinde ise İYUK m.13’teki bir yıllık öğrenme ve beş yıllık üst süre ile idari başvurudan sonra başlayan dava süresi uygulanır.
Hukuki nitelendirme mahkemeye ait olmakla birlikte, hak kaybı yaşanmaması için en kısa ihtimal esas alınarak gecikmeden başvuru yapılmalıdır.
Ceza Soruşturması da Başlatılabilir mi?
Tıbbi uygulama hastanın yaralanmasına veya ölümüne neden olmuşsa taksirle yaralama ya da taksirle öldürme yönünden Cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunulabilir.
Sahte belge, kayıtlarda değişiklik, yetkisiz tıbbi müdahale, kişisel sağlık verilerinin hukuka aykırı paylaşılması veya dolandırıcılık iddiası varsa bunlar ayrıca soruşturulabilir.
Ancak ceza soruşturması ile tazminat davası aynı süreç değildir. Savcılığa şikâyet edilmesi, tüketici mahkemesindeki arabuluculuk veya idari başvuru şartını ortadan kaldırmaz. Ceza soruşturmasının sonucu beklenmeden de özel hukuk veya idari tazminat süreci başlatılabilir.
Sağlık Bakanlığına Şikâyet Dava Yerine Geçer mi?
Hastane Hasta Hakları Birimine, İl Sağlık Müdürlüğüne, Sağlık Bakanlığına, SABİM’e veya CİMER’e yapılan şikâyetler idari denetim ve disiplin incelemesi başlatabilir.
Ancak bu şikâyetler kural olarak tazminat davası yerine geçmez. Özellikle kamu hastaneleri bakımından İYUK m.13’e uygun açık bir tazminat talebi içermeyen genel şikâyet dilekçesi, zorunlu idari başvuru olarak kabul edilmeyebilir.
Başvuruda;
- olay,
- kusur iddiası,
- zarar kalemleri,
- talep edilen tazminat,
- belgeler
açık biçimde gösterilmelidir.
Dava Sonucunda Verilen Karar Yurt Dışında Nasıl Kullanılır?
Dava Türkiye’de açıldığı için mahkeme kararı Türkiye’de icra edilir. Hastane veya hekimin Türkiye’deki banka hesapları, taşınmazları ve diğer malvarlığı üzerinde icra takibi yapılabilir.
Sigorta şirketi sorumluluğu bulunuyorsa poliçe kapsamında ödeme talep edilebilir.
Kararın hastanın kendi ülkesinde de hukuki sonuç doğurması gerekiyorsa ilgili ülkenin tanıma ve tenfiz hükümleri incelenmelidir. Örneğin Türk mahkemesinin sakatlık veya tazminat tespiti, yabancı ülkedeki sigorta ya da sosyal güvenlik işlemlerinde kullanılacaksa kararın kesinleşme şerhi, apostili ve tercümesi gerekebilir.
Dava Sürecinin Aşama Aşama Özeti
Yabancı hastanın Türkiye’deki hastane aleyhine izleyeceği süreç genel olarak şöyledir:
Birinci aşamada, hastanenin özel, kamu, devlet üniversitesi veya vakıf üniversitesi hastanesi olup olmadığı belirlenir.
İkinci aşamada, hasta dosyası, onam belgeleri, görüntüler, faturalar, yazışmalar ve yabancı ülkedeki düzeltici tedavi kayıtları toplanır.
Üçüncü aşamada, sorumlular belirlenir. Özel hastane, hekim, aracı kuruluş ve sigorta şirketinin hukuki konumları ayrı ayrı incelenir.
Dördüncü aşamada, özel hastane uyuşmazlığında tüketici hakem heyeti veya zorunlu arabuluculuk; kamu hastanesinde ise İYUK m.13 uyarınca idari tazminat başvurusu tamamlanır.
Beşinci aşamada, görevli ve yetkili tüketici mahkemesinde veya idare mahkemesinde dava açılır.
Altıncı aşamada, tıbbi kayıtlar celbedilir; Adli Tıp Kurumu veya uzman bilirkişi heyetinden kusur ve illiyet raporu alınır.
Yedinci aşamada, maddi zararlar aktüerya, mali müşavirlik ve tıbbi bilirkişi incelemeleriyle hesaplanır.
Sekizinci aşamada, karar kesinleştikten sonra hastane, hekim veya sigorta şirketine karşı Türkiye’de icra işlemleri yürütülür.
Sonuç
Yabancı hastanın Türkiye’deki bir hastaneye dava açması mümkündür ve hastanın Türkiye’de ikamet etmesi şart değildir. Ancak doğru yargı yolu, hastanenin hukuki statüsüne göre belirlenir.
Özel hastane, özel klinik, bağımsız hekim ve çoğu vakıf üniversitesi hastanesi uyuşmazlığında tüketici mahkemesi görevlidir. Dava açılmadan önce kural olarak zorunlu arabuluculuk süreci tamamlanmalıdır. 2026 yılında 186.000 TL’nin altındaki uygun tüketici uyuşmazlıklarında tüketici hakem heyeti görevli olabilir.
Kamu veya devlet üniversitesi hastanesinden kaynaklanan zarar bakımından ise ilgili idareye, zararın öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde başvurulmalı; ret veya otuz günlük cevapsızlık sonrasında idare mahkemesinde tam yargı davası açılmalıdır.
Davada yalnızca ameliyatın başarısız olduğu ileri sürülmemelidir. Tıbbi standarda aykırılık, aydınlatma eksikliği, komplikasyon yönetimindeki hata, zarar ve illiyet bağı somut belgelerle ortaya konulmalıdır.
Yabancı hastanın vatandaşı olduğu ülkeye göre mahkemece teminat istenmesi mümkün olmakla birlikte, karşılıklılık veya uluslararası sözleşme bulunması hâlinde teminat muafiyeti uygulanabilir.
Başarılı bir dava stratejisi; sağlık kuruluşunun statüsünün, doğru davalının, zorunlu başvuru yolunun, uygulanacak hukukun ve dava süresinin daha başlangıçta doğru belirlenmesine bağlıdır. Yanlış mahkemede dava açılması veya zorunlu başvuru süresinin geçirilmesi, tıbbi kusur açık olsa dahi yabancı hastanın tazminat hakkını ciddi biçimde tehlikeye düşürebilir.