Tedavi Hatası Sınır Tanımaz: Yabancı Hastaya Yanlış Tedavi Uygulanmasında Malpraktis ve Tazminat Davaları
Tedavi Hatası Sınır Tanımaz: Yabancı Hastaya Yanlış Tedavi Uygulanmasında Malpraktis ve Tazminat Davaları
Türkiye’ye estetik ameliyat, saç ekimi, diş tedavisi, obezite cerrahisi, göz operasyonu veya başka bir sağlık hizmeti almak amacıyla gelen yabancı hastaya yanlış tedavi uygulanması; yalnızca hekim ile hasta arasındaki tıbbi bir uyuşmazlık değildir.
Sağlık hizmetinin özel hastane, hekim, aracı kuruluş, tercüman, sigorta şirketi ve sağlık turizmi organizasyonu tarafından birlikte sunulması hâlinde birden fazla kişinin veya kuruluşun sorumluluğu doğabilir. Hastanın kendi ülkesine döndükten sonra yeniden tedavi olması, çalışma gücünü kaybetmesi veya kalıcı bedensel zarara uğraması da tazminatın kapsamını genişletebilir.
Bu tür olaylarda sıkça sorulan temel soru şudur:
Malpraktis davası ile maddi ve manevi tazminat davası ayrı ayrı mı açılır, yoksa aynı davada birlikte mi talep edilir?
Malpraktis, başlı başına ayrı bir tazminat türü veya özel bir dava adı değildir. Malpraktis, sağlık hizmetinin tıp biliminin kabul ettiği standartlara aykırı biçimde yürütüldüğünü ifade eden sorumluluk sebebidir. Hasta, malpraktis iddiasına dayanarak maddi ve manevi tazminat, tedavi ücretinin iadesi ve somut olayın özelliklerine göre başka hukuki taleplerde bulunabilir.
Yabancı hastaya yanlış tedavi uygulanması ne anlama gelir?
Yanlış tedavi yalnızca hastaya başka bir ilaç verilmesi veya yanlış organın ameliyat edilmesi anlamına gelmez.
Aşağıdaki durumlar da tıbbi uygulama hatası iddiasına konu olabilir:
- Yanlış teşhis konulması,
- Gerekli tetkikler yapılmadan tedaviye başlanması,
- Hastaya uygun olmayan ameliyat yönteminin seçilmesi,
- Tıbbi endikasyon bulunmadan müdahale yapılması,
- Yanlış ilaç veya yanlış doz uygulanması,
- Ameliyatın yetkisiz personel tarafından gerçekleştirilmesi,
- Sterilizasyon kurallarına uyulmaması,
- Yanlış implant veya tıbbi malzeme kullanılması,
- Hastanın önemli riskler hakkında bilgilendirilmemesi,
- Tercüme hatası nedeniyle geçersiz onam alınması,
- Ameliyat sonrası komplikasyonların takip edilmemesi,
- Hastanın kontrol yapılmadan erken taburcu edilmesi,
- Acil müdahalenin geciktirilmesi,
- Hastanın uygun sağlık kuruluşuna sevk edilmemesi,
- Tıbbi kayıtların eksik veya gerçeğe aykırı tutulması.
Yanlış tedavi iddiasında yalnızca ortaya çıkan olumsuz sonuç değil, teşhisten taburculuğa kadar yürütülen bütün süreç incelenir.
Malpraktis nedir?
Malpraktis; hekimin veya diğer sağlık personelinin bilgisizlik, deneyimsizlik, dikkatsizlik, ilgisizlik ya da organizasyon eksikliği nedeniyle tıp biliminin kabul ettiği mesleki standarttan sapması ve hastanın zarar görmesidir.
Hekimin her tedaviyi başarıyla sonuçlandırma veya hastayı mutlaka iyileştirme borcu bulunmaz. Bununla birlikte hekim ve sağlık kuruluşu;
- Hastayı dikkatli biçimde değerlendirmek,
- Doğru tıbbi yöntemi seçmek,
- Güncel tıbbi standartlara uygun davranmak,
- Hastayı anlaşılır biçimde bilgilendirmek,
- Geçerli onam almak,
- Müdahaleyi özenle gerçekleştirmek,
- Komplikasyonları zamanında takip etmek,
- Tıbbi kayıtları eksiksiz tutmak,
zorundadır.
Türk Borçlar Kanunu’nun 112. maddesine göre sözleşmeden doğan borç hiç veya gereği gibi yerine getirilmezse borçlu, kendisine kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe zararı gidermekle yükümlüdür. Uzmanlık gerektiren ve izinle yürütülebilen mesleklerde hafif kusurdan sorumsuzluğa ilişkin önceden yapılan anlaşmalar da geçerli kabul edilmez.
Komplikasyon ile malpraktis arasındaki fark nedir?
Komplikasyon, tıbbi müdahale doğru biçimde gerçekleştirilse bile ortaya çıkabilecek, bilinen ancak her zaman önlenemeyen olumsuz sonuçtur.
Malpraktis ise komplikasyonun kendisinden çok;
- Riskin önceden değerlendirilmemesi,
- Hastanın risk hakkında bilgilendirilmemesi,
- Komplikasyonun zamanında fark edilmemesi,
- Gerekli tedavinin geciktirilmesi,
- Uygun merkeze sevk yapılmaması,
- Komplikasyon ortaya çıktıktan sonra hatalı müdahalede bulunulması,
nedeniyle doğabilir.
Örneğin ameliyattan sonra enfeksiyon gelişmesi tek başına hekimin kusurlu olduğunu göstermeyebilir. Ancak enfeksiyon belirtileri açıkça görülmesine rağmen hastanın taburcu edilmesi veya antibiyotik ve cerrahi müdahalenin geciktirilmesi malpraktis sorumluluğu doğurabilir.
Bu nedenle sağlık kuruluşunun yalnızca “Bu durum komplikasyondur” şeklindeki savunması yeterli değildir. Komplikasyonun öngörülüp öngörülemediği, hastaya açıklanıp açıklanmadığı ve ortaya çıktıktan sonra doğru yönetilip yönetilmediği ayrıca incelenmelidir.
Malpraktis Davası ile Tazminat Davası Aynı Şey midir?
Uygulamada “malpraktis davası” olarak ifade edilen dava, esasen hatalı tıbbi uygulamadan doğan maddi ve manevi tazminat davasıdır.
Dolayısıyla hasta genellikle;
- Bir taraftan malpraktis davası,
- Diğer taraftan ayrıca tazminat davası,
açmaz.
Malpraktis iddiası, açılan tazminat davasının hukuki ve tıbbi temelini oluşturur. Dava dilekçesinde tıbbi uygulamanın neden hatalı olduğu açıklanır ve bu hata nedeniyle doğan zararların giderilmesi talep edilir.
Aynı dava içerisinde;
- Maddi tazminat,
- Manevi tazminat,
- Tedavi ücretinin iadesi,
- Revizyon ameliyatı giderleri,
- Gelecekteki tedavi ve bakım giderleri,
- Kazanç kaybı,
- Çalışma gücü kaybı,
birlikte istenebilir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 60. maddesi, bir kişinin sorumluluğunun birden fazla hukuki sebebe dayanması hâlinde hâkimin, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar vermesini öngörmektedir. Bu nedenle aynı olay sözleşmeye aykırılık, haksız fiil ve tüketici hukuku hükümlerine birlikte dayandırılabilir.
Ancak aynı zarar iki kez tahsil edilemez. Hasta aynı tedavi giderini hem sözleşmeye aykırılık hem haksız fiil adı altında iki ayrı defa alamaz. Farklı hukuki sebepler alternatif veya birlikte ileri sürülebilir; fakat hükmedilecek toplam tazminat gerçek zararı aşamaz.
Aynı Davada Maddi ve Manevi Tazminat İstenebilir mi?
Evet. Maddi ve manevi tazminatın aynı dava dilekçesinde birlikte istenmesi mümkündür.
Hasta örneğin;
- 50.000 avro tedavi ve revizyon gideri,
- 20.000 avro kazanç kaybı,
- Sürekli iş göremezlik nedeniyle hesaplanacak tazminat,
- Ayrıca uygun miktarda manevi tazminat,
talep edebilir.
Tazminat kalemlerinin ayrı ayrı açıklanması ve her birinin hangi zarara dayandığının gösterilmesi gerekir.
Maddi tazminat kapsamında neler talep edilebilir?
Türk Borçlar Kanunu’nun 54. maddesinde bedensel zararlar kapsamında özellikle;
- Tedavi giderleri,
- Kazanç kaybı,
- Çalışma gücünün azalması veya yitirilmesinden doğan kayıplar,
- Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar,
sayılmıştır.
Yabancı hasta bakımından maddi tazminat kapsamına somut olayın özelliklerine göre şu giderler girebilir:
İlk tedavi için ödenen ücret
Tedavinin hiç yarar sağlamaması, yanlış kişiye veya yanlış bölgeye müdahale edilmesi ya da hizmetin bütünüyle amacına aykırı biçimde sunulması hâlinde ilk tedavi ücretinin tamamının veya bir kısmının iadesi talep edilebilir.
Türkiye’de ve yurt dışında yapılan ek tedavi giderleri
Hasta ülkesine döndükten sonra yeniden ameliyat olmuşsa hastane, hekim, ilaç, fizik tedavi ve rehabilitasyon giderleri istenebilir.
Yurt dışındaki tedavi giderlerinin ilgili ülke koşullarına göre yüksek olması, bunların kendiliğinden reddedilmesini gerektirmez. Ancak tedavinin gerekli ve makul olduğunun tıbbi belgelerle ortaya konulması gerekir.
Revizyon ameliyatı giderleri
Estetik cerrahi, diş tedavisi, implant, saç ekimi ve obezite cerrahisinde ortaya çıkan hatanın düzeltilmesi için gereken revizyon ameliyatı bedeli talep edilebilir.
Revizyon henüz yapılmamışsa bağımsız uzman raporu ve fiyat teklifleriyle gelecekteki giderin belirlenmesi istenebilir.
Ulaşım ve konaklama giderleri
Hastanın yeniden Türkiye’ye gelmesi veya başka bir ülkede tedavi olması gerekmişse;
- Uçak bileti,
- Otel,
- Yerel ulaşım,
- Tercüman,
- Refakatçi,
giderleri uygun illiyet bağı bulunması şartıyla zarara eklenebilir.
Geçici kazanç kaybı
Hasta yanlış tedavi nedeniyle belirli süre çalışamamışsa bu dönemde elde edemediği gelirini talep edebilir.
Serbest çalışanlar, şirket ortakları veya değişken gelir elde eden kişiler bakımından geçmiş vergi kayıtları, banka hareketleri, iş sözleşmeleri ve önceki gelirler incelenir.
Sürekli iş göremezlik zararı
Yanlış tedavi kalıcı sakatlık, organ kaybı, fonksiyon kaybı veya sürekli çalışma gücü azalması doğurmuşsa gelecekteki kazanç kaybı aktüerya hesabıyla belirlenebilir.
Bakıcı ve yardımcı kişi giderleri
Hasta geçici veya sürekli olarak başka bir kişinin bakımına ihtiyaç duyuyorsa profesyonel bakıcı gideri talep edilebilir. Aile üyelerinin ücretsiz bakım vermesi de her durumda zarar bulunmadığı anlamına gelmez.
Ekonomik geleceğin sarsılması
Bedensel zarar kişinin mesleğini, kariyerini veya gelecekteki kazanç imkânlarını olumsuz etkileyebilir.
Örneğin kalıcı yüz izi oluşan model, oyuncu, kabin memuru veya müşteri ilişkileri alanında çalışan kişinin ekonomik geleceğinin sarsıldığı ileri sürülebilir.
Manevi tazminat kapsamında ne talep edilir?
Türk Borçlar Kanunu’nun 56. maddesine göre bedensel bütünlüğü zedelenen kişiye olayın özellikleri dikkate alınarak uygun miktarda manevi tazminat ödenebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde zarar görenin ya da ölenin yakınları da manevi tazminat talep edebilir.
Manevi tazminat belirlenirken;
- Müdahalenin türü,
- Kusurun ağırlığı,
- Kalıcı iz veya sakatlığın bulunması,
- Hastanın yaşı ve mesleği,
- Yeniden ameliyat gerekip gerekmediği,
- Tedavi süresinin uzunluğu,
- Hastanın yaşadığı korku ve psikolojik etkiler,
- Yanlış tedavinin günlük yaşama etkisi,
- Sağlık kuruluşunun olaydan sonraki tutumu,
dikkate alınabilir.
Manevi tazminatın amacı hastanın acısını parayla ölçmek veya cezalandırıcı bir ödeme yapmak değil; yaşanan manevi zarara karşı uygun bir giderim sağlamaktır.
Hekim, Hastane ve Aracı Kuruluşa Aynı Anda Dava Açılabilir mi?
Özel sağlık hizmetlerinde, sorumluluk şartlarının oluşması hâlinde hekim, özel hastane, klinik ve aracı kuruluşa aynı dava içerisinde birlikte husumet yöneltilmesi mümkün olabilir.
Hasta Hakları Yönetmeliği’nde kamu görevlisi olmayan sağlık personelinin sorumluluğunun doğrudan kendisine, personeli çalıştıran sağlık kuruluşuna veya her ikisine birlikte yöneltilebileceği açıkça belirtilmektedir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 61. maddesine göre birden fazla kişi aynı zarara birlikte sebep olmuş veya aynı zarardan farklı hukuki sebeplerle sorumlu olmuşsa müteselsil sorumluluk hükümleri uygulanabilir.
Ancak her davalının sorumluluğu otomatik değildir. Her birinin hangi davranışla zarara katkı sağladığı açıklanmalıdır.
Hekimin sorumluluğu
Hekim;
- Yanlış teşhis,
- Yanlış tedavi seçimi,
- Cerrahi teknik hatası,
- Yetersiz aydınlatma,
- Kontrol ve takip eksikliği,
- Komplikasyonun yanlış yönetilmesi,
nedeniyle kişisel mesleki kusurundan sorumlu olabilir.
Hekimin hastanede çalışan olması, kendi kusurlu davranışının tamamen önemsiz hâle geldiği anlamına gelmez. Ancak kamu hastanesinde çalışan kamu görevlisi hekimler bakımından doğrudan hekime dava açılması yerine idareye yönelme kuralı uygulanır.
Özel hastanenin sorumluluğu
Özel hastane yalnızca binayı ve ameliyathaneyi kullandıran bir işletme değildir. Hastaya karşı organizasyon, personel, güvenlik, kayıt ve bakım hizmetlerini gereği gibi yürütmek zorundadır.
Hastanenin sorumluluğu;
- Hekim ve sağlık personelinin seçimi,
- Yardımcı personelin davranışları,
- Ameliyathane ve sterilizasyon şartları,
- Tıbbi cihazların güvenliği,
- Yoğun bakım ve acil müdahale altyapısı,
- Hasta kayıtlarının tutulması,
- Taburculuk ve takip organizasyonu,
- Branşlar arası konsültasyonun sağlanması,
gibi kurumsal eksikliklerden doğabilir.
TBK’nin 116. maddesi uyarınca borcun ifasını çalışanlarına veya yardımcı kişilere bırakan kişi, bu kişilerin işi yürüttükleri sırada karşı tarafa verdikleri zararı gidermekle yükümlüdür. Uzmanlık ve izin gerektiren mesleklerde yardımcı kişilerin fiillerinden sorumsuzluğa ilişkin önceden yapılan anlaşmalar da geçerli değildir.
Sağlık turizmi aracı kuruluşunun sorumluluğu
Aracı kuruluş tıbbi tedaviyi bizzat uygulamasa da kendi hizmet alanındaki kusurlarından sorumlu olabilir.
Örneğin aracı kuruluş;
- Yetkisiz veya uygun olmayan sağlık tesisine yönlendirme yapmışsa,
- Hekimin uzmanlığı hakkında yanlış bilgi vermişse,
- Tedavi sonucunu garanti etmişse,
- Hastanın tıbbi bilgilerini eksik aktarmışsa,
- Tercümanlık sürecini hatalı yürütmüşse,
- Hastanın şikâyetlerini hastaneye iletmemişse,
- Acil durumda gerekli organizasyonu sağlamamışsa,
- Ödemeyi almasına rağmen hizmeti sağlamamışsa,
sorumluluğu gündeme gelebilir.
Ancak aracı kuruluş, yalnızca hastayı mevzuata uygun biçimde yetkili sağlık tesisine yönlendirmiş ve tıbbi kararlara müdahale etmemişse, hekimin her teknik hatasından kendiliğinden sorumlu tutulamaz. Aracı kuruluşun kendi kusuru ile zarar arasındaki bağlantı ayrıca gösterilmelidir.
2025 tarihli Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik, sağlık tesisleri ve aracı kuruluşların yetkilendirilmesi, kayıt, organizasyon ve hizmet sorumluluklarını düzenlemektedir.
Sigorta şirketine doğrudan dava açılabilir mi?
Hekimin veya sağlık kuruluşunun geçerli bir sorumluluk sigortası bulunması hâlinde poliçenin kapsamı ayrıca incelenmelidir.
Türk Ticaret Kanunu’nun 1478. maddesine göre zarar gören, uğradığı zararın sigorta bedeline kadar olan kısmını doğrudan sigortacıdan isteyebilir. Zorunlu sorumluluk sigortalarında sigortacının sigortalıya karşı bazı savunmalarının bulunması, zarar gören bakımından ödeme borcunu her durumda ortadan kaldırmayabilir.
Bununla birlikte;
- Poliçe dönemi,
- Sigortalı hekim veya sağlık kuruluşu,
- Teminat limiti,
- İstisnalar,
- Olayın ihbar tarihi,
- Müdahalenin poliçe kapsamına girip girmediği,
ayrıca incelenmelidir.
Sigortanın bulunması hekimin veya hastanenin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Sigorta şirketinin sorumluluğu poliçe teminatıyla sınırlı olabilir; teminatı aşan bölüm asıl sorumlulardan talep edilebilir.
Kamu Hastanesi ile Özel Hastaneye Karşı Aynı Dava Açılabilir mi?
Kural olarak aynı yargı kolunda tek dava açılması mümkün olmayabilir.
Kamu hastanesindeki yanlış tedavi
Yanlış tedavi devlet hastanesi veya devlet üniversitesi hastanesinde gerçekleştirilmişse sağlık kamu hizmetinin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi nedeniyle idareye karşı tam yargı davası açılır.
İYUK’un 13. maddesine göre idari eylem nedeniyle hakkı ihlal edilen kişinin, eylemi öğrendiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurması gerekir. Başvuru reddedilir veya güncel düzenleme uyarınca otuz gün içinde cevap verilmezse, genel dava süresi içinde idare mahkemesinde dava açılabilir.
Kamu görevlisi hekimin görev sırasında gerçekleştirdiği tıbbi müdahale nedeniyle açılacak tazminat davası doğrudan hekime değil, ilgili idareye yöneltilir. Hasta Hakları Yönetmeliği de kamu personelinin görev sırasında verdiği zararlar bakımından davanın idareye karşı açılması gerektiğini belirtmektedir.
İdare tazminatı ödedikten sonra, şartları varsa sağlık çalışanına veya sigorta şirketine rücu edebilir. 3359 sayılı Kanun’un ek 18. maddesi, kamu kurumları ve devlet üniversitelerinde çalışan sağlık meslek mensupları bakımından rücu sürecinde Mesleki Sorumluluk Kurulunun görevini düzenlemektedir.
Özel hastanedeki yanlış tedavi
Özel hastane veya klinikte sunulan sağlık hizmetinden doğan uyuşmazlıklar kural olarak adli yargıda görülür.
Hasta ticari veya mesleki olmayan amaçla sağlık hizmeti aldığından, özel sağlık kuruluşuyla kurulan ilişkinin tüketici işlemi niteliği taşıması mümkündür. Bu durumda görevli mahkeme tüketici mahkemesidir.
Tüketici mahkemesinde açılacak davalarda, kanundaki istisnalar dışında dava öncesinde arabulucuya başvurulması dava şartıdır.
Bağımsız çalışan hekim, özel hastane, şirket ve aracı kuruluş arasındaki sözleşme yapısı görevli mahkemenin belirlenmesinde ayrıca incelenmelidir.
Kamu ve özel tarafların birlikte kusuru
Hasta önce kamu hastanesinde yanlış teşhis edilmiş, daha sonra özel hastanede hatalı ameliyat geçirmiş olabilir.
Böyle bir durumda;
- Kamu hastanesine karşı idari yargıda,
- Özel hastane ve hekime karşı adli yargıda,
ayrı davalar açılması gerekebilir.
Her iki dava aynı olay zinciriyle bağlantılı olsa da farklı yargı kollarının görev alanına girdiğinden tek dosyada birleştirilemez. Buna karşılık her davada toplam zararın hangi bölümünün hangi kişinin veya kurumun eyleminden doğduğu bilirkişi incelemesiyle ayrıştırılmalıdır.
Hasta aynı zararı iki farklı dosyada mükerrer şekilde tahsil edemez.
Ceza Şikâyeti ile Tazminat Davası Aynı Anda Açılabilir mi?
Evet. Yanlış tedavi nedeniyle ceza soruşturması yürütülmesi, maddi ve manevi tazminat davası açılmasına engel değildir.
Somut olayın niteliğine göre;
- Taksirle yaralama,
- Taksirle ölüme neden olma,
- Yetkisiz sağlık hizmeti sunma,
- Belgede sahtecilik,
- Kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi veya açıklanması,
- Dolandırıcılık,
iddiaları gündeme gelebilir.
Ceza şikâyeti ile tazminat davası aynı dönemde yürütülebilir. Tazminat mahkemesi gerekli görürse ceza dosyasındaki bilirkişi raporlarını, ifade tutanaklarını ve diğer delilleri isteyebilir.
Ancak ceza mahkemesinin kararı hukuk mahkemesini her yönüyle bağlamaz. TBK’nin 74. maddesine göre hukuk hâkimi, ceza hukukundaki kusur değerlendirmesiyle ve beraat kararıyla bağlı olmadığı gibi ceza hâkiminin zarar miktarına ilişkin değerlendirmesiyle de bağlı değildir.
Bu nedenle ceza davasında beraat kararı verilmesi, tazminat sorumluluğunun mutlaka ortadan kalktığı anlamına gelmez. Ceza sorumluluğu için gereken ispat ölçüsü ile özel hukuk sorumluluğundaki değerlendirme farklı olabilir.
3359 sayılı Kanun’un ek 18. maddesi uyarınca sağlık meslek mensuplarının teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlemleri nedeniyle yürütülecek ceza soruşturmalarında Mesleki Sorumluluk Kurulunun soruşturma izni süreci gündeme gelebilir. Kurul kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir.
Yabancı Hasta Türkiye’de Dava Açabilir mi?
Yabancı hastanın Türk vatandaşı olmaması, Türkiye’de dava açmasına veya hasta haklarından yararlanmasına engel değildir.
Tedavinin Türkiye’de gerçekleştirilmiş olması, hastane ve hekimin Türkiye’de bulunması ve zarara neden olan tıbbi işlemin Türkiye’de yapılması Türk mahkemelerinin yetkisi bakımından güçlü bağlantılar oluşturur.
MÖHUK’un 40. maddesine göre Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi iç hukukun yer itibarıyla yetki kurallarına göre belirlenir. Tüketici sözleşmeleri bakımından karşı tarafın işyeri, yerleşim yeri veya mutat meskeninin Türkiye’de bulunması da yetki bağlantısı oluşturabilir.
Bununla birlikte yabancı davacının Türkiye’de teminat gösterme yükümlülüğü bulunup bulunmadığı; vatandaşlık, karşılıklılık, taraf olunan uluslararası anlaşmalar ve muafiyet şartlarına göre ayrıca değerlendirilmelidir.
Hangi ülke hukuku uygulanır?
Yabancı hastanın Türkiye’de tedavi edilmesi, uyuşmazlıkta yabancılık unsuru bulunduğunu gösterir.
Sözleşmeden doğan taleplerde tarafların geçerli hukuk seçimi bulunuyorsa kural olarak seçilen hukuk uygulanır. Hukuk seçimi yoksa sözleşmeyle en sıkı ilişkili hukuk belirlenir. Sağlık hizmetini sunan hastane veya hekimin işyerinin ve tedavinin Türkiye’de bulunması çoğu olayda Türk hukukuyla güçlü bağlantı oluşturabilir.
MÖHUK’un tüketici sözleşmelerine ilişkin 26. maddesi, tüketicinin mutat meskeni hukukunun korumasını belirli şartlarla muhafaza etmektedir. Ancak hizmetin tüketicinin mutat meskeninden başka bir ülkede sunulmasının zorunlu olduğu sözleşmeler, paket turlar hariç olmak üzere bu özel hükmün dışında kalmaktadır. Türkiye’de fiziksel olarak sunulan sağlık hizmetlerinde bu istisnanın somut olay yönünden ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Haksız fiile dayalı taleplerde ise kural olarak fiilin işlendiği ülke hukuku; fiilin işlendiği yer ile zararın ortaya çıktığı ülke farklıysa zararın meydana geldiği ülke hukuku uygulanabilir. İlişkinin başka bir ülkeyle daha sıkı bağlantılı olması hâlinde o ülke hukuku da gündeme gelebilir.
Hastanın ülkesine döndükten sonra zararının ağırlaşması, uygulanacak hukukun otomatik olarak hastanın ülke hukukuna dönüşmesi anlamına gelmez. Tedavinin, sözleşmenin, zararın ve tarafların bütün bağlantıları birlikte değerlendirilir.
Aydınlatılmış Onam Eksikliği Tek Başına Sorumluluk Doğurabilir mi?
Evet. Tıbbi müdahale teknik olarak doğru yapılmış olsa bile hastanın önemli riskler hakkında yeterince bilgilendirilmemesi hukuki sorumluluk doğurabilir.
Hasta Hakları Yönetmeliği’ne göre hastanın tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilmesi esastır. Müdahale hastanın verdiği rızanın sınırları içerisinde gerçekleştirilmelidir. Rıza formundaki bilgiler hastaya sözlü olarak aktarılmalı, formun bir nüshası hastaya verilmelidir.
Yabancı hasta bakımından bilgilendirmenin hastanın anlayabileceği dilde yapılması özellikle önemlidir.
Şu durumlarda geçerli onamdan söz edilmesi güçleşebilir:
- Hastaya yalnızca Türkçe form imzalatılması,
- Tercümanın yeterli dili bilmemesi,
- Tıbbi risklerin aracı kuruluş personeli tarafından eksik çevrilmesi,
- Formun ameliyattan hemen önce baskı altında imzalatılması,
- Alternatif tedavi yöntemlerinin açıklanmaması,
- Kalıcı iz, organ kaybı veya ölüm gibi önemli risklerin gizlenmesi,
- Kararlaştırılandan farklı ameliyat yapılması.
Genel nitelikteki “Bütün komplikasyonları kabul ediyorum” ifadesi, hekim ve hastaneye sınırsız sorumsuzluk sağlamaz.
Onam, tıbbi hataya verilmiş bir izin değildir. Hasta tıbbi müdahalenin özenli ve standartlara uygun biçimde yapılmasını bekleme hakkını korur.
Estetik Müdahalelerde Sorumluluğun Kapsamı Farklı mıdır?
Estetik amaçlı operasyonlarda hastanın beklentisi yalnızca hastalığın tedavisi değil, belirli bir fiziksel sonucun elde edilmesidir.
Burun estetiği, saç ekimi, diş kaplama, implant, meme estetiği ve yüz germe gibi işlemlerde;
- Reklamlarda verilen vaatler,
- Öncesi-sonrası görselleri,
- Hastaya özel çizim ve simülasyonlar,
- Sonuç garantisi içeren yazışmalar,
- Tedavi paketinin kapsamı,
sözleşmenin niteliği ve sorumluluğun belirlenmesi bakımından önem taşır.
Ancak estetik işlem yapılması, hekimin her durumda kusursuz ve hastanın zihnindeki görüntüyle tamamen aynı sonucu garanti ettiği anlamına gelmez.
Sorumluluğun belirlenmesinde;
- Somut bir sonuç taahhüt edilip edilmediği,
- Operasyonun teknik olarak doğru yapılıp yapılmadığı,
- Sonucun objektif olarak kabul edilebilir olup olmadığı,
- Hastanın kişisel iyileşme özellikleri,
- Revizyon gerekliliği,
- Hastanın talimatlara uyup uymadığı,
birlikte incelenir.
Tazminat Sorumluluğunun Şartları Nelerdir?
Malpraktis nedeniyle tazminata hükmedilebilmesi için genel olarak dört temel unsur aranır:
Tıbbi standarda aykırılık
Hekim veya sağlık kuruluşunun somut olayda kendisinden beklenen mesleki özeni göstermemiş olması gerekir.
Değerlendirme, müdahale tarihindeki tıbbi bilgi ve imkânlara göre yapılır. Sonradan gelişen tıbbi yöntemler geçmişteki müdahaleyi otomatik olarak kusurlu hâle getirmez.
Zarar
Hastanın bedensel, ekonomik veya manevi zarara uğramış olması gerekir.
Yalnızca hekimin kurala aykırı davranması, hiçbir zarar doğmamışsa yüksek tutarlı tazminat için tek başına yeterli olmayabilir. Aydınlatılmış onam ve kişilik hakkı ihlallerinde ise bağımsız manevi zarar değerlendirmesi yapılabilir.
Nedensellik bağı
Hastanın zararı ile yanlış tedavi arasında uygun bağlantı bulunmalıdır.
Hastanın daha önce mevcut olan hastalığı, başka bir hekimin sonraki müdahalesi veya hastanın tıbbi tavsiyelere uymaması nedensellik değerlendirmesini etkileyebilir.
Kusur veya sorumluluğu doğuran başka sebep
Hekimin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması gerekir. Hastane yönünden organizasyon ve yardımcı kişi sorumluluğu; aracı kuruluş yönünden yanlış bilgilendirme ve koordinasyon kusuru değerlendirilebilir.
Aynı zarardan birden fazla kişi sorumluysa hasta, şartları oluştuğunda zararın tamamını müteselsil sorumlulardan talep edebilir. Sorumluların kendi aralarındaki kusur paylaşımı ise iç ilişki ve rücu meselesidir.
Hastanın Kendi Kusuru Tazminatı Etkiler mi?
Hasta;
- Hastalık geçmişini gizlemiş,
- Kullandığı ilaçları bildirmemiş,
- Ameliyat sonrası talimatlara uymamış,
- Kontrole gitmemiş,
- Doktorun açık uyarısına rağmen yasaklanan davranışlarda bulunmuş,
- Yeni bir müdahaleyi tıbbi gereklilik olmadan yaptırmışsa,
zararın doğmasına veya artmasına katkıda bulunmuş olabilir.
TBK’nin 52. maddesine göre zarar görenin zararın doğmasında veya artmasında etkili olması hâlinde tazminatta indirim yapılabilir.
Ancak hastanın tedavi talimatına uymadığı iddiasını ileri sürmek tek başına yeterli değildir. Hangi talimatın verildiği, hastanın anlayacağı dilde açıklanıp açıklanmadığı ve zararın bu davranış nedeniyle ne ölçüde arttığı ispatlanmalıdır.
Zamanaşımı Süresi Ne Kadardır?
Malpraktis dosyalarında tek bir zamanaşımı süresi yoktur. Süre, talebin hukuki dayanağına göre değişir.
Haksız fiil sorumluluğu
TBK’nin 72. maddesine göre tazminat istemi;
- Zararın ve sorumlunun öğrenilmesinden itibaren iki yıl,
- Her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıl,
içinde ileri sürülmelidir.
Fiil ceza kanunlarına göre daha uzun zamanaşımı süresine tabi bir suç oluşturuyorsa daha uzun ceza zamanaşımı süresi uygulanabilir.
Sözleşmeden doğan sorumluluk
Kanunda başka bir süre bulunmayan alacaklar için genel zamanaşımı on yıldır. Bununla birlikte vekâlet sözleşmesinden doğan alacaklar ile bazı eser sözleşmesi talepleri için TBK’nin 147. maddesinde beş yıllık süre öngörülmüştür. Tıbbi ilişkinin bağımsız hekim, özel hastane veya estetik sonuç taahhüdü bakımından nasıl nitelendirildiği bu nedenle önemlidir.
Kamu hastanesine karşı süre
Kamu sağlık hizmetinden doğan zararlarda, eylemin öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde idareye başvuru yapılmalıdır. İdarenin açık veya zımni ret cevabından sonra idari dava süresi içerisinde tam yargı davası açılmalıdır.
Özellikle malpraktis zararının yıllar sonra ortaya çıktığı dosyalarda zararın ve sorumlunun hangi tarihte öğrenildiği ayrıca tartışılabilir. Ancak süre hesabının yalnızca hastanın zararı kesin olarak öğrendiği varsayımına bırakılması ciddi hak kaybı yaratabilir.
Dava Açılmadan Önce Hangi Deliller Toplanmalıdır?
Yabancı hastanın Türkiye’den ayrılmadan veya mümkün olan en kısa sürede şu belgeleri temin etmesi önemlidir:
- Hasta dosyasının tamamı,
- Ameliyat ve operasyon notları,
- Anestezi kayıtları,
- Epikriz,
- Laboratuvar sonuçları,
- Röntgen, MR ve diğer görüntüler,
- Kullanılan implant veya tıbbi malzeme kayıtları,
- Aydınlatılmış onam formları,
- Tercüman kayıtları,
- Reçeteler,
- Fatura ve ödeme belgeleri,
- Sağlık turizmi sözleşmesi,
- Aracı kuruluş yazışmaları,
- WhatsApp ve e-posta kayıtları,
- Reklam ve sosyal medya içerikleri,
- Öncesi-sonrası fotoğrafları,
- Hastanın ülkesindeki hekim raporları,
- Yeniden tedavi ve revizyon faturaları,
- Çalışamadığı dönemi gösteren belgeler.
Sağlık kuruluşunun yalnızca kendi seçtiği birkaç belgeyi vermesi yeterli olmayabilir. Hastanın tıbbi kayıtlarına ulaşma ve tedavi planının bir örneğini alma hakkı bulunmaktadır. Hasta Hakları Yönetmeliği, taburculuk sonrasında tedavi planını içeren epikrizin hastaya verilmesini de öngörmektedir.
Delil tespiti yapılabilir mi?
Tıbbi durumun zamanla değişmesi, revizyon ameliyatı yapılması veya kayıtların kaybolma riski bulunması hâlinde dava açılmadan önce delil tespiti talep edilebilir.
Delil tespiti kapsamında;
- Hastanın mevcut durumu muayene edilebilir,
- Fotoğraf ve görüntüler kayda alınabilir,
- Tıbbi kayıtlar getirtilip incelenebilir,
- Tedavi hatasının ve revizyon ihtiyacının belirlenmesi istenebilir.
Ancak delil tespiti nihai tazminat davasının yerine geçmez. Asıl davada daha kapsamlı bilirkişi ve kusur incelemesi yapılabilir.
Bilirkişi Raporunda Hangi Sorular Cevaplandırılmalıdır?
Malpraktis dosyasında yalnızca “Hekim kusurludur” veya “Olay komplikasyondur” şeklinde kısa değerlendirme yeterli olmamalıdır.
Bilirkişi kurulundan şu hususların açıklanması istenmelidir:
- Hastaya konulan teşhis doğru mudur?
- Müdahale için tıbbi endikasyon var mıdır?
- Hastanın ameliyat için uygunluğu yeterince araştırılmış mıdır?
- Seçilen tedavi yöntemi doğru mudur?
- Müdahale güncel tıbbi standartlara uygun yapılmış mıdır?
- Hastaya hangi riskler anlatılmalıydı?
- Onam yeterli ve geçerli midir?
- Komplikasyon öngörülebilir midir?
- Komplikasyon zamanında tespit edilmiş midir?
- Tedavi ve sevk işlemleri doğru yapılmış mıdır?
- Erken taburculuk söz konusu mudur?
- Hastanenin organizasyon eksikliği var mıdır?
- Aracı kuruluşun tercüme veya bilgilendirme hatası zarara katkı sağlamış mıdır?
- Hastada geçici veya kalıcı iş göremezlik oluşmuş mudur?
- Gelecekte revizyon, tedavi veya bakım ihtiyacı var mıdır?
- Yanlış tedavi ile zarar arasında nedensellik bağı bulunmakta mıdır?
Bilirkişilerin müdahalenin yapıldığı branşta uzman olması ve raporun denetime elverişli tıbbi gerekçeler içermesi gerekir.
Yabancı Hasta Nasıl Bir Hukuki Yol İzlemelidir?
Yanlış tedaviye uğrayan yabancı hasta bakımından uygulanabilecek temel yol şu şekildedir:
Birinci aşama: Acil sağlık ihtiyacı giderilmelidir
Öncelik, hastanın güvenli şekilde tedavi edilmesidir. Zararı büyütmemek amacıyla bağımsız bir sağlık kuruluşundan değerlendirme alınmalıdır.
İkinci aşama: Tıbbi kayıtlar temin edilmelidir
Hastane, hekim ve aracı kuruluştan bütün belgeler yazılı olarak istenmelidir. Dijital görüntüler ve mesajlaşmalar güvenli biçimde saklanmalıdır.
Üçüncü aşama: Bağımsız tıbbi inceleme yapılmalıdır
Tedaviyi gerçekleştiren hekim veya hastaneyle bağlantısı bulunmayan uzmanlardan malpraktis ve revizyon ihtiyacı hakkında görüş alınmalıdır.
Dördüncü aşama: Sorumlular belirlenmelidir
Hekim, hastane, aracı kuruluş, sağlık turizmi şirketi ve sigorta poliçeleri incelenmelidir. Ödemeyi alan şirket ile tedaviyi yapan kuruluşun farklı olması hâlinde sözleşme ilişkisi ayrıca araştırılmalıdır.
Beşinci aşama: Zarar kalemleri hesaplanmalıdır
İlk tedavi bedeli, revizyon gideri, uçuş ve konaklama giderleri, gelir kaybı, iş göremezlik ve manevi zarar ayrı ayrı belirlenmelidir.
Altıncı aşama: Görevli yargı yolu seçilmelidir
- Özel hastane ve klinik için adli yargı,
- Kamu hastanesi için idari yargı,
- Sigortacı için poliçe ve doğrudan dava hükümleri,
- Ceza yönünden savcılık başvurusu,
değerlendirilmelidir.
Yedinci aşama: Süreler korunmalıdır
Arabuluculuk, idari ön başvuru ve zamanaşımı süreleri takip edilmelidir. Ceza şikâyeti yapılması, tazminat davası süresini her durumda kendiliğinden korumaz.
Sonuç
Yabancı hastaya yanlış tedavi uygulanması hâlinde “malpraktis davası” ile “tazminat davası” birbirinden tamamen bağımsız iki ayrı dava değildir.
Malpraktis, sağlık hizmetinin tıbbi standarda aykırı yürütüldüğü iddiasıdır. Bu iddia esas alınarak;
- Maddi tazminat,
- Manevi tazminat,
- Tedavi ücretinin iadesi,
- Revizyon ve gelecekteki tedavi giderleri,
- Kazanç ve çalışma gücü kaybı,
- Bakıcı ve ulaşım giderleri,
aynı dava içerisinde birlikte talep edilebilir.
Hekim, özel hastane, aracı kuruluş ve sigorta şirketi, kendi sorumluluk şartları oluştuğu ölçüde aynı uyuşmazlıkta davalı gösterilebilir. Ancak kamu hastanesinin sorumluluğu idari yargıda tam yargı davasına tabi olduğundan kamu ve özel taraflara yöneltilecek talepler farklı yargı kollarında yürütülebilir.
Ceza şikâyeti ile tazminat davası da eş zamanlı olarak yürütülebilir. Bununla birlikte ceza soruşturması, tazminat davasının yerine geçmez ve dava sürelerini her durumda durdurmaz.
Sağlık turizmi malpraktis dosyalarında yalnızca ameliyatın teknik olarak hatalı olup olmadığı değil;
- Hastaya hangi vaatlerin verildiği,
- Tedavinin kim tarafından planlandığı,
- Onamın hangi dilde alındığı,
- Aracı kuruluşun ne ölçüde sürece katıldığı,
- Hastanenin organizasyon yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği,
- Komplikasyonun nasıl yönetildiği,
- Hastanın ülkesine döndükten sonra hangi zararlara uğradığı,
birlikte değerlendirilmelidir.
Bu nedenle doğru hukuki soru yalnızca “Doktor hata yaptı mı?” değildir. Asıl değerlendirilmesi gereken husus şudur:
Yabancı hastanın Türkiye’ye yönlendirilmesinden tedavi sonrası takibine kadar bütün süreç tıbbi standartlara, sözleşmeye ve hasta haklarına uygun biçimde yürütülmüş müdür?