Single Blog Title

This is a single blog caption

Şirket Batar, Yönetici Hapse Girer mi? Hileli İflas Suçunda Şirket Yöneticisinin Cezai Sorumluluğu

Şirket Batar, Yönetici Hapse Girer mi? Hileli İflas Suçunda Şirket Yöneticisinin Cezai Sorumluluğu

Bir şirketin borçlarını ödeyememesi, faaliyetlerini durdurması veya iflas etmesi tek başına suç değildir. Ticari hayat doğası gereği risk içerir ve her başarısız girişimin arkasında cezai sorumluluk aranamaz.

Ancak şirketin mali durumunun kötüleştiği bir dönemde şirket mallarının başka kişilere aktarılması, malların gizlenmesi, gerçekte bulunmayan borçların yaratılması, ticari kayıtların ortadan kaldırılması veya şirket aktiflerinin muhasebe üzerinde olduğundan düşük gösterilmesi halinde mesele artık yalnızca ticaret ve iflas hukukunun konusu olmaktan çıkabilir.

Bu tür işlemler belirli şartların gerçekleşmesi halinde Türk Ceza Kanunu’nun 161. maddesinde düzenlenen hileli iflas suçunu oluşturabilir.

Üstelik şirketler bakımından en önemli soru çoğu zaman şudur:

Şirket iflas ettiğinde yönetim kurulu üyeleri veya şirket müdürleri otomatik olarak cezai sorumluluk altına girer mi?

Cevap hayırdır.

Şirket yöneticisinin cezai sorumluluğu yalnızca ticaret sicilindeki sıfatından değil; şirket içindeki gerçek yetkisinden, sorumlu olduğu dönemden, gerçekleştirdiği işlemlerden ve bu işlemlere ilişkin kastından hareketle belirlenmelidir.


Hileli İflas Suçu Nedir?

Hileli iflas suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 161. maddesinde düzenlenmiştir.

Kanuna göre malvarlığını eksiltmeye yönelik hileli tasarruflarda bulunan kişinin, bu tasarruflardan önce veya sonra hakkında iflas kararı verilmiş olması halinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası söz konusu olabilir.

TCK m.161 dört temel hileli davranış grubunu düzenlemektedir:

1. Şirket mallarının kaçırılması veya gizlenmesi

Alacaklıların alacaklarını tahsil edebilecekleri şirket mallarının;

  • başka kişilere geçirilmesi,
  • gizlenmesi,
  • muvazaalı şekilde devredilmesi,
  • ekonomik değerinin bilinçli biçimde azaltılması

hileli iflas bakımından en önemli risk alanlarından biridir.

Örneğin iflas tehlikesi ortaya çıktıktan sonra şirkete ait araçların, makinelerin veya stokların yöneticiye yakın başka bir şirkete gerçek değerinin çok altında devredilmesi ciddi bir cezai inceleme sebebi olabilir.

Buradaki temel soru şudur:

Gerçek bir ticari işlem mi yapılmıştır, yoksa şirket malvarlığı alacaklıların ulaşamayacağı bir yere mi aktarılmıştır?


2. Ticari defter ve belgelerin gizlenmesi veya yok edilmesi

Şirket yöneticisinin ticari defterleri teslim etmemesi her durumda otomatik olarak hileli iflas suçunu oluşturmaz.

TCK m.161/1-b açısından defter, kayıt veya belgelerin gizlenmesi ya da yok edilmesinin, malvarlığını kaçırmaya yönelik işlemlerin ortaya çıkmasını engellemek amacıyla gerçekleştirilmiş olması önem taşımaktadır.

Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 06.05.2024 tarihli, 2024/282 E. ve 2024/7022 K. sayılı kararında da bu husus özellikle vurgulanmıştır. Yargıtay’a göre ticari defterlerin istenmesine rağmen verilmemesi tek başına yeterli kabul edilmemeli; öncelikle mal kaçırmaya yönelik hileli bir tasarrufun bulunup bulunmadığı ve defterlerin bu işlemleri gizlemek amacıyla saklanıp saklanmadığı araştırılmalıdır.

Dolayısıyla;

“Defter bulunamadı = hileli iflas vardır”

şeklinde otomatik bir sonuca ulaşılması mümkün değildir.

Defterlerin nerede bulunduğu, muhasebeciye teslim edilip edilmediği, noter tasdiklerinin yapılıp yapılmadığı, şirket kayıtlarının geçmişte mevcut olup olmadığı ve kaybolmasının makul bir açıklamasının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.


3. Şirketin Gerçekte Olmayan Borçlarının Yaratılması

Hileli iflasın önemli görünümlerinden biri de şirketin pasifinin yapay biçimde artırılmasıdır.

Örneğin şirketin gerçekte borcu bulunmadığı halde;

“Şirket bana 10 milyon TL borçludur.”

şeklinde bir belge düzenlenmesi ve böylece gerçek alacaklıların tahsil imkanlarının azaltılmaya çalışılması TCK m.161 kapsamında değerlendirilebilir.

Özellikle;

  • ortaklara,
  • yöneticilere,
  • yöneticilerin yakınlarına,
  • aynı ekonomik gruptaki başka şirketlere

olağan dışı büyüklükte borç kayıtları oluşturulması halinde işlemlerin ekonomik gerekçesinin araştırılması gerekir.

Gerçek bir ticari ilişkinin bulunması halinde suçtan söz edilemeyeceği gibi, muvazaalı bir borç yaratılması halinde cezai sorumluluk doğabilir.


4. Sahte Bilanço veya Gerçeğe Aykırı Muhasebe Kayıtları

Şirketin gerçek malvarlığının muhasebe kayıtlarında bilinçli olarak daha düşük gösterilmesi de hileli iflasın kanunda açıkça düzenlenen biçimlerinden biridir.

Örneğin şirketin;

  • banka hesaplarının,
  • ticari alacaklarının,
  • stoklarının,
  • araçlarının,
  • taşınmazlarının,
  • iştiraklerinin

bilançodan çıkarılması veya değerlerinin gerçeğe aykırı biçimde düşürülmesi suç bakımından önem taşıyabilir.

Ancak burada da muhasebe hatası ile kasıtlı manipülasyonun birbirinden ayrılması gerekir.

Bir muhasebe kaydının yanlış olması tek başına hileli iflas anlamına gelmez. Kaydın gerçeğe aykırı olduğunun bilinmesi ve şirket aktifinin olduğundan düşük gösterilmesine yönelik bilinçli bir davranış bulunması gerekir.


Hileli İflas İçin Şirketin Gerçekten İflas Etmesi Gerekir mi?

Evet.

Bu suçun en kritik şartlarından biri şirket hakkında iflas kararı bulunmasıdır.

Yargıtay uygulamasında iflas kararı, suçun cezalandırılabilmesi bakımından objektif cezalandırılabilme şartı olarak değerlendirilmektedir.

Nitekim Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 17.01.2019 tarihli, 2018/5301 E. ve 2019/848 K. sayılı kararında; kesinleşmiş iflas kararı bulunmadığı durumda hileli iflas suçunun objektif cezalandırma şartının gerçekleşmediği kabul edilmiştir.

Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 22.05.2023 tarihli kararında da kesinleşmiş iflas kararının dosyada denetime elverişli biçimde bulunması gerektiği belirtilmiştir.

Dolayısıyla şirketin;

  • borca batık olması,
  • konkordato istemesi,
  • hacizlerle karşılaşması,
  • faaliyetlerini durdurması,
  • borçlarını ödeyememesi

tek başına TCK m.161 anlamında hileli iflas mahkûmiyeti için yeterli değildir.


Hileli İşlemler İflas Kararından Önce Yapılmışsa Suç Oluşur mu?

Evet.

Hileli iflas bakımından en sık yapılan yanlışlardan biri, mal kaçırma işlemlerinin mutlaka iflas kararından sonra gerçekleştirilmesi gerektiğinin düşünülmesidir.

TCK m.161 açık biçimde hileli tasarrufların iflas kararından önce veya sonra gerçekleştirilebileceğini kabul etmektedir.

Bu nedenle şirket yöneticisinin iflastan aylar veya yıllar önce gerçekleştirdiği birtakım işlemler de inceleme konusu olabilir.

Örneğin:

Şirketin ekonomik durumunun ağır biçimde bozulduğu bir dönemde şirketin en değerli taşınmazının yöneticiye ait başka bir şirkete devredildiğini düşünelim.

Aradan altı ay geçtikten sonra şirket hakkında iflas kararı verilmiş olması halinde söz konusu devir, şartları bulunuyorsa hileli iflas soruşturmasında değerlendirilebilir.


Şirket Yöneticisi Hileli İflastan Ne Zaman Sorumlu Olur?

Hileli iflas dosyalarında en önemli sorunlardan biri budur.

Şirketin iflas etmesi halinde şirket müdürlerinin veya yönetim kurulu üyelerinin tamamının otomatik olarak sanık kabul edilmesi hukuken doğru değildir.

Türk Ceza Kanunu’nun temel ilkelerinden biri ceza sorumluluğunun şahsiliğidir.

TCK m.20 uyarınca kimse başkasının fiilinden dolayı cezalandırılamaz. Tüzel kişilerin de kural olarak ceza sorumluluğu bulunmamaktadır.

Bu nedenle soruşturmanın şu soruya cevap vermesi gerekir:

Hileli işlemi gerçekte kim gerçekleştirdi?


Sadece Yönetim Kurulu Üyesi Olmak Yeterli Değildir

Yargıtay’ın konuya ilişkin önemli kararlarından biri Yargıtay 23. Ceza Dairesinin 06.10.2016 tarihli, 2016/11899 E. ve 2016/8597 K. sayılı kararıdır.

Kararda anonim şirketlerde yönetim yetkisinin üyeler arasında dağıtılabileceğine dikkat çekilmiş ve suç teşkil eden işlemi hangi yönetim kurulu üyesinin gerçekleştirdiğinin belirlenmesi gerektiği ifade edilmiştir.

Somut olayda şirketi tek başına temsile yetkili başka bir kişinin bulunması ve hileli işlemlerin onun tarafından gerçekleştirildiğine ilişkin tespitler karşısında, diğer yönetim kurulu üyesinin eyleminin somut olarak ortaya konulmadan mahkûm edilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.

Bu karar şirket yöneticilerinin cezai sorumluluğu açısından son derece önemlidir:

Ticaret sicilinde yönetici görünmek tek başına hileli iflas suçundan mahkûmiyet için yeterli değildir.


Yönetim ve Temsil Yetkisinin Kimde Olduğu Araştırılmalıdır

Anonim şirketlerde TTK m.367 uyarınca yönetim, belirli şartlarla bir veya birkaç yönetim kurulu üyesine yahut üçüncü kişilere devredilebilir. Yönetimin devredilmediği durumda ise kural olarak tüm yönetim kurulu üyelerine aittir.

Ceza soruşturmasında bu nedenle yalnızca şirketin ticaret sicil kaydına bakılması yeterli olmayabilir.

Şunların birlikte araştırılması gerekir:

  • şirket esas sözleşmesi,
  • ticaret sicil kayıtları,
  • yönetim kurulu kararları,
  • imza sirküleri,
  • iç yönergeler,
  • temsil ve ilzam yetkileri,
  • banka hesaplarındaki imza yetkileri,
  • muhasebe talimatlarını kimin verdiği,
  • şirket mallarının satışını kimin gerçekleştirdiği,
  • şirketi fiilen kimin yönettiği.

Yargıtay’ın 2024 tarihli kararında da şirket yöneticilerinin hangi dönemlerde yetkili olduklarının ayrı ayrı belirlenmesi gerektiğine işaret edilmiştir.


Sonradan Yönetici Olan Kişi Eski İşlemlerden Sorumlu Tutulabilir mi?

Kural olarak hayır.

Örneğin şirketin malları 2022 yılında eski yönetici tarafından kaçırılmış, yeni yönetici ise şirkete 2024 yılında atanmışsa yeni yöneticinin yalnızca mevcut yöneticilik sıfatı nedeniyle 2022 yılındaki işlemden cezalandırılması mümkün değildir.

Ancak yeni yönetici;

  • eski işlemleri gizlemeye devam etmiş,
  • sahte kayıtlar oluşturmuş,
  • malvarlığının gizlenmesine iştirak etmiş,
  • iflas masasından malları saklamış

ise kendi gerçekleştirdiği fiiller bakımından ayrıca sorumluluk doğabilir.

Bu nedenle hileli iflas dosyalarında şirketin yönetim tarihçesinin çıkarılması son derece önemlidir.


“Patron Söyledi, Ben Sadece İmzaladım” Savunması Yeterli midir?

Her zaman değil.

Bir şirket yöneticisi suç teşkil eden işlemin mahiyetini bilerek gerçekleştirmişse, işlemi başka bir kişinin talimatıyla yaptığı savunması tek başına cezai sorumluluğunu ortadan kaldırmayabilir.

Örneğin yönetici, şirketin gerçekte borcu bulunmadığını bildiği halde 20 milyon TL’lik sahte borç belgesini imzalıyorsa;

“Şirket sahibi böyle istedi.”

savunması kural olarak tek başına yeterli değildir.

Buna karşılık yöneticinin işlemin hileli niteliğini bilmediği, yalnızca sınırlı teknik görev yürüttüğü veya işlem üzerinde gerçek karar yetkisi bulunmadığı ortaya konulabiliyorsa kast unsuru ayrıca tartışılmalıdır.


Muhasebeci veya Mali Müşavir Hileli İflastan Sorumlu Olabilir mi?

Şirketin muhasebecisinin her yanlış kayıttan dolayı hileli iflas suçundan sorumlu tutulması mümkün değildir.

Ancak muhasebeci;

  • şirket aktiflerinin bilerek gizlenmesine,
  • sahte bilanço hazırlanmasına,
  • gerçekte bulunmayan borçların muhasebeleştirilmesine,
  • mal kaçırma işlemlerinin gizlenmesine

bilerek ve isteyerek iştirak etmişse genel iştirak hükümleri kapsamında cezai sorumluluk tartışılabilir.

Burada da belirleyici unsur kişinin sıfatı değil, suça ilişkin bilgisi, kastı ve katkısıdır.


Şirket Malının Başka Bir Şirkete Devredilmesi Her Zaman Hileli İflas mıdır?

Hayır.

Ekonomik sıkıntıya giren şirketlerin varlık satması ticari hayat bakımından olağan olabilir.

Örneğin şirket;

10 milyon TL değerindeki bir makinesini 10 milyon TL karşılığında satıp elde ettiği parayı çalışan ücretlerine ve banka borçlarına kullanmışsa tek başına bu satıştan hareketle hileli iflas sonucu çıkarmak mümkün değildir.

Ancak aynı makine;

  • şirket ortağının başka şirketine,
  • gerçek bedelin çok altında,
  • ödeme yapılmaksızın,
  • görünürde bir sözleşmeyle,
  • iflas masasına girmesini önlemek amacıyla

devredilmişse durum tamamen değişebilir.

Dolayısıyla ceza hukukunda işlemin yalnızca şekline değil gerçek ekonomik içeriğine bakılması gerekir.


Hileli İflas ile Ticari Başarısızlık Birbirinden Ayrılmalıdır

Şirket yöneticisinin yanlış yatırım yapması, piyasanın daralması, müşterilerin ödeme yapmaması, yüksek faiz nedeniyle finansman maliyetlerinin artması veya şirketin ticari kararlarının başarısız olması kural olarak hileli iflas değildir.

Hatta yöneticinin kötü işletmecilik yapması dahi tek başına TCK m.161 kapsamına girmez.

Hileli iflasın merkezinde malvarlığını eksiltmeye yönelik bilinçli ve hileli davranış bulunmaktadır.

Bu nedenle soruşturmalarda:

“Şirket neden battı?”

sorusundan çok,

“Şirketin malvarlığı alacaklıların ulaşamayacağı şekilde bilinçli olarak azaltıldı mı?”

sorusu önem taşımaktadır.


Hileli İflas ile Taksirli İflas Arasındaki Fark Nedir?

Türk Ceza Kanunu iki ayrı iflas suçuna yer vermektedir.

TCK m.161’de hileli iflas, TCK m.162’de ise taksirli iflas düzenlenmiştir.

Taksirli iflasta mesele mal kaçırmaya yönelik bilinçli hile değil; tacir olmanın gerektirdiği dikkat ve özenin gösterilmemesi nedeniyle iflasa sebebiyet verilmesidir.

Taksirli iflasın cezası iki aydan bir yıla kadar hapis iken hileli iflasın cezası üç yıldan sekiz yıla kadar hapistir.

Bu nedenle iki suç arasındaki ayrım ceza sorumluluğunun ağırlığı bakımından son derece önemlidir.


İcra ve İflas Kanunu’nda Hileli İflas

Hileli iflas yalnızca TCK’da değil, İcra ve İflas Kanunu’nda da ele alınmaktadır.

İİK m.311’de alacaklıları zarara uğratma kastıyla gerçekleştirilen birtakım hileli işlemler belirtilmiş; malların kaçırılması, muvazaalı işlemler yapılması ve gerçeğe aykırı borç ikrarları gibi davranışlara yer verilmiştir.

Ancak cezai sorumluluk değerlendirilirken suçta ve cezada kanunilik ilkesi gereğince özellikle TCK m.161’de düzenlenen suç unsurlarının somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği incelenmelidir.


Hileli İflas Davasına Hangi Mahkeme Bakar?

Hileli iflas suçunun yargılamasında Ağır Ceza Mahkemesi görevlidir.

5235 sayılı Kanun’un 12. maddesinde TCK m.161’de düzenlenen hileli iflas suçu, ağır ceza mahkemelerinin görev alanına açıkça dahil edilmiştir.

Bu nedenle suçun cezasının üst sınırının sekiz yıl olması görev konusunda yanıltıcı olmamalıdır; hileli iflas kanun gereği özel olarak Ağır Ceza Mahkemesinin görev alanındadır.


Hileli İflas Soruşturmasında Hangi Deliller Önemlidir?

Bu suç genellikle yalnızca tanık anlatımları üzerinden ispatlanabilecek bir suç değildir.

Şirketin yıllara yayılan mali hareketlerinin incelenmesi gerekebilir.

Özellikle;

  • ticari defterler,
  • banka hesap hareketleri,
  • BA/BS ve vergi kayıtları,
  • faturalar,
  • şirketler arasındaki para transferleri,
  • tapu kayıtları,
  • araç kayıtları,
  • stok kayıtları,
  • ortak cari hesapları,
  • genel kurul ve yönetim kurulu kararları,
  • imza sirküleri,
  • ticaret sicil gazeteleri,
  • şirketler arasındaki ortaklık bağlantıları

önemli delillerdir.

Nitekim Yargıtay, hileli iflas dosyalarında yalnızca genel bir bilirkişi değerlendirmesiyle yetinilmemesi; şirket aktif ve pasiflerinin, mal devirlerinin ve yöneticilerin sorumluluk dönemlerinin uzman bilirkişi kurulu aracılığıyla ayrıntılı şekilde araştırılması gerektiğini belirtmektedir.


Şirket Yöneticileri Açısından En Büyük Risk Nedir?

Hileli iflas bakımından şirket yöneticilerinin en büyük yanılgılarından biri, şirket malvarlığının şirket ortaklarına ait olduğu düşüncesidir.

Oysa şirket ayrı bir tüzel kişidir.

Özellikle mali sıkıntı başladıktan sonra şirket parasının veya malvarlığının ortaklara, yöneticilere veya ilişkili şirketlere hukuki ve ekonomik gerekçesi bulunmaksızın aktarılması ciddi risk yaratır.

Bir şirket yöneticisinin;

“Şirket zaten benimdi, kendi paramı aldım.”

şeklindeki yaklaşımı şirketler hukuku ve ceza hukuku bakımından doğru değildir.

Şirket malvarlığı, şirket tüzel kişiliğine aittir ve özellikle iflas sürecinde alacaklıların tahsil imkanını doğrudan ilgilendirir.


Sonuç: Her İflas Suç Değildir, Ancak Mal Kaçırma İşlemleri Ciddi Cezai Sonuç Doğurabilir

Bir şirketin iflas etmesi şirket yöneticilerinin otomatik olarak suç işlediği anlamına gelmez.

Hileli iflas suçundan söz edilebilmesi için TCK m.161 kapsamında malvarlığını eksiltmeye yönelik hileli davranışların ve kanunun aradığı diğer koşulların somut olayda gerçekleşmesi gerekir.

Şirket yöneticileri bakımından ise en önemli ilke şudur:

Ceza sorumluluğu yöneticilik unvanına değil, kişisel fiile dayanır.

Bu nedenle bir yönetim kurulu üyesinin veya şirket müdürünün cezai sorumluluğunun belirlenmesinde;

hangi tarihlerde yönetici olduğu, hangi yetkilere sahip bulunduğu, hangi işlemleri gerçekleştirdiği, işlemlerden haberdar olup olmadığı, hileli tasarrufa katılıp katılmadığı ve malvarlığını alacaklılardan kaçırmaya yönelik kastının bulunup bulunmadığı ayrı ayrı araştırılmalıdır.

Yargıtay’ın yaklaşımı da yalnızca şirket yöneticisi sıfatından hareketle mahkûmiyet kurulamayacağını; gerçek failin ve sorumluluk döneminin somut deliller üzerinden belirlenmesi gerektiğini göstermektedir.

Öte yandan alacaklılar açısından şirketin iflasından hemen önce gerçekleştirilen olağan dışı mal devirleri, ilişkili şirketlere yapılan yüksek tutarlı ödemeler, şirket aktiflerinin kaybolması, sahte borçlandırmalar veya ticari defterlerin ortadan kaldırılması söz konusuysa mesele yalnızca alacak davası veya iflas tasfiyesi olarak görülmemelidir.

Somut olayın özelliklerine göre hileli iflas yönünden cezai sorumluluğun ayrıca değerlendirilmesi gerekebilir.

Temel Hukuki Dayanaklar

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu: m.20, m.161 ve m.162
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu: m.311
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu: özellikle m.367
5235 sayılı Kanun: m.12
Yargıtay 2. Ceza Dairesi: 06.05.2024, 2024/282 E., 2024/7022 K.
Yargıtay 2. Ceza Dairesi: 22.05.2023, 2022/8400 E., 2023/2890 K.
Yargıtay 23. Ceza Dairesi: 06.10.2016, 2016/11899 E., 2016/8597 K.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi: 17.01.2019, 2018/5301 E., 2019/848 K.

Leave a Reply

Call Now Button