İspat Yükü ve İspat Standartları
1. Giriş
Medeni usul hukukunda uyuşmazlıkların çözümünde en temel sorunlardan biri, hangi vakıayı kimin ispat edeceği ve hakimin ne ölçüde ikna olması gerektiğidir. Taraflar, aynı olay hakkında tamamen zıt iddialarda bulunabilir; mahkeme ise kesin gerçeğe her zaman ulaşamayabilir. Bu noktada devreye ispat yükü ve ispat standartları girer.
Türk hukukunda, hem Türk Medeni Kanunu m. 6 hem de 6100 sayılı HMK’da yer alan ispat hükümleri, ispat yükünün hangi tarafa ait olduğunu ve hakimin delilleri hangi ölçüte göre değerlendireceğini düzenler. Yargıtay içtihatları ile de somutlaştırılan temel yaklaşım, medeni yargılamada “ağır basan ihtimal” (baskın olasılık) kriterini esas alır. Yani, bir vakıanın gerçekleşmiş olmasının, gerçekleşmemiş olmasına göre daha olası, daha akla yatkın, daha güçlü görünmesi hakimi iknaya yeter.
Bu makalede, ispat yükü kavramı, ispat standartları, özellikle de “ağır basan ihtimal” kriterinin teorik temeli ve uygulamadaki yeri ayrıntılı olarak incelenecek; Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımı, farklı dava türlerindeki yansımaları ve avukatlar için stratejik sonuçları ele alınacaktır.
2. Medeni Yargılamada İspat Kavramı
2.1. İspatın Amacı ve Fonksiyonu
Medeni usul hukukunda ispat, en genel anlamıyla, hakimin bir vakıanın varlığı veya yokluğu konusunda kanaate ulaşmasını sağlama faaliyetidir. Tarafların iddia ettikleri vakıalar, mahkeme tarafından “gerçekleşmiş” kabul edilmedikçe hukuki sonuç doğurmaz. Bu nedenle ispat, maddi hukuktaki hakların hayata geçirilmesi için zorunlu bir aşamadır.
İspatın iki temel fonksiyonu vardır:
-
Hakimin İkna Edilmesi:
Hakim, delilleri serbestçe değerlendirir ve uyuşmazlık konusu vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda kanaat oluşturur. -
İspat Yükü Dağılımı Yoluyla Risk Paylaştırılması:
İspat yükü kuralları, gerçeğe ulaşılamadığı hallerde hangi tarafın hukuki risk üstleneceğini belirler. Bir vakıa ispat edilemezse, ispat yükü kimin üzerinde ise o taraf davayı kaybeder.
Dolayısıyla ispat, sadece teknik bir delil sunma meselesi değil; aynı zamanda risk dağılımı ve hukuki güvenlik aracıdır.
2.2. Hakimin Delilleri Serbestçe Takdiri
Türk medeni usul sisteminde, kural olarak delillerin serbestçe takdiri ilkesi benimsenmiştir. Hakim, kanunda aksi öngörülmedikçe:
-
Deliller arasında serbestçe seçim yapar,
-
Hiçbir delile önceden üstünlük tanınmaz (örneğin tanık, yazılı belge, bilirkişi raporu arasında hiyerarşi yoktur; takdir hakime aittir),
-
Delillerin inandırıcılığı, tutarlılığı, hayatın olağan akışına uygunluğu çerçevesinde kendisine göre bir kanaat oluşturur.
Ancak bu serbestlik sınırsız değildir. Hakim:
-
Kanunun “kesin delil” saydığı hallerde bağlıdır (örneğin bazı hallerde senetle ispat zorunluluğu),
-
Gerekçeli kararda hangi delili neden üstün gördüğünü açıklamak zorundadır,
-
Keyfi değerlendirme yapamaz; değerlendirmesi hukuki denetime tabidir.
Bu çerçevede “ağır basan ihtimal”, hakimin delilleri serbestçe değerlendirirken varması gereken ikna seviyesinin ifadesi olarak öne çıkar.
3. İspat Yükü: Kim, Nezaman, Ne İspat Eder?
3.1. Genel Kural: İddia Eden İspatlar (TMK m. 6 ve HMK m. 190)
Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi, ispat yükünün genel kuralını koyar:
Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.
HMK’daki ispat yüküne ilişkin düzenleme de bu genel prensibi usul hukuku bakımından tekrarlar. Buna göre:
-
Bir hak iddia eden taraf (davacı, karşı dava açan, savunmada defi ileri süren davalı),
-
Bu hakkın doğumuna, devamına veya sona ermesine sebep olan vakıaları ispat etmekle yükümlüdür.
Örneğin:
-
Alacak davasında: Alacaklı, borcun doğumuna yol açan sözleşmeyi, ifa edilmediğini, alacak miktarını ispatlar.
-
Tazminat davasında: Davacı zarar gören, hukuka aykırı fiili, zararı ve illiyet bağını ispatlar.
-
İstihkak davasında: Mal üzerinde üstün hak iddia eden davacı, mülkiyet veya ayni hakkını doğuran vakıaları ispatlar.
İspat yükü, vakıa bazlıdır; her vakıa için ayrı ayrı değerlendirilir.
3.2. Kanunda İspat Yükünün Yer Değiştirdiği Haller
Her zaman “iddia eden ispatlar” kuralı geçerli değildir. Bazı durumlarda:
-
Kanuni karineler aracılığıyla,
-
Kusursuz sorumluluk veya tehlike sorumluluğu düzenlemeleriyle,
-
İşverenin iş kazasındaki sorumluluğu, hekim sorumluluğu, taşıyıcının sorumluluğu gibi alanlarda,
İspat yükü fiilen veya doğrudan karşı tarafa geçebilir.
Örneğin:
-
Bazı haksız fiil hallerinde, zarar gören sadece zararı ve illiyet bağını ispatlar; kusur karine olarak kabul edilir ve kusursuz olduğunu ispat yükü faildedir.
-
İş kazası davalarında, Yargıtay uygulamasında işverenin iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almadığı karine olarak kabul edilmekte; işveren, gerekli tüm tedbirleri aldığını ispatla yükümlü sayılmaktadır.
Bu tür düzenlemeler, ispat yükü kurallarının hakkaniyet ve sosyal politika amacıyla esnek bir şekilde uygulandığını gösterir.
3.3. Sözleşme ile İspat Yükünün Değiştirilmesinin Sınırları
Taraflar, kural olarak sözleşme ile ispat yükünü değiştirme imkânına sahiptir. Ancak:
-
Tamamen zayıf tarafı koruyan emredici hükümlere aykırı,
-
Tüketici işlemlerinde tüketici aleyhine haksız şart niteliğinde,
-
İşçi aleyhine iş hukukunun koruyucu yapısını bozan,
şartlar geçersiz sayılabilir.
Örneğin, bir tüketici sözleşmesinde “üründeki her türlü ayıp bakımından ispat yükü tüketiciye aittir” şeklindeki ağır ve haksız şart, tüketici hukuku bakımından geçersiz kabul edilecektir. Zira tüketici hukukunda amaç, zayıf tarafın korunmasıdır.
4. İspat Standartları: Tam İspat, Yaklaşık İspat ve “Ağır Basan İhtimal”
4.1. İspat Standartlarının Anlamı
İspat standardı, hakimin hangi seviyede ikna olması gerektiğini ifade eder. Ceza yargılamasında bu seviye çok yüksektir; “her türlü şüpheden uzak, kesin kanaat” aranır. Buna karşılık medeni yargılamada ispat standardı daha düşüktür; zira:
-
Taraflar “özgür ve eşit” konumdaki özel hukuk süjeleridir,
-
Uyuşmazlık kamu barışını ceza yargılamasındaki kadar ağır etkilemez,
-
Hakimin kesin gerçeğe ulaşması çoğu zaman mümkün değildir; amaç makul bir ihtimal dengesine göre karar vermektir.
İşte bu noktada tam ispat, yaklaşık ispat ve özellikle “ağır basan ihtimal” kavramları ön plana çıkar.
4.2. Tam İspat
Tam ispat, hakimin, belirli bir vakıanın gerçekleşmiş olduğuna dair iç dünyasında kuvvetli ve istikrarlı bir kanaat oluşturmasıdır. Bu kanaat:
-
Matematiksel bir kesinlik gerektirmez,
-
“%100 emin olma” zorunluluğu yoktur,
-
Ancak sırf bir ihtimalden ibaret olmamalı, daha çok olmuşluğu daha ağır basan, güçlü bir olasılık olmalıdır.
Yargıtay’ın birçok kararında, medeni yargılamada ispat için gerekli düzeyin “ağır basan ihtimal” olduğu belirtilmekte; bu da aslında tam ispat standardının medeni yargılamaya uyarlanmış ifadesi olarak kabul edilmektedir.
4.3. Yaklaşık İspat
Bazı hallerde kanun, yaklaşık ispat ile yetinilmesine imkân tanır. Özellikle:
-
İhtiyati tedbir,
-
İhtiyati haciz,
-
Bazı geçici koruma tedbirlerinde,
Hakim, tam bir ispat aranmasını beklemeden, ilk bakışta haklılık veya “makul şüpheyi aşan güçlü olasılık” düzeyinde bir ispatla yetinebilir. Yaklaşık ispat:
-
Nihai hüküm kurulması için değil,
-
Geçici ve koruyucu nitelikte kararlar için uygulanır.
Burada da “ağır basan ihtimal” kavramı devrededir; ancak bu kez, nihai gerçeği tespit etmekten çok geçici koruma ihtiyacını değerlendirme açısından önem taşır.
5. “Ağır Basan İhtimal” Kriteri Nedir?
5.1. Teorik Tanım
“Ağır basan ihtimal”, kısaca şu şekilde tanımlanabilir:
Bir vakıanın gerçekleşmiş olmasının, gerçekleşmemiş olmasına göre daha yüksek, daha kuvvetli, daha baskın bir olasılık oluşturması.
Diğer bir ifadeyle:
-
İki olasılık karşılaştırılır (olmuş–olmamış),
-
Hakim, delillerin değerlendirilmesi sonucunda “olmuş olma ihtimali, olmamış olma ihtimalinden daha fazla” kanaatine ulaşıyorsa,
-
İspat yükü o vakıayı ileri süren lehine yerine getirilmiş sayılır.
Burada önemli nokta, hakimin tam bir matematiksel kesinlik aramaması, fakat salt “şüphe veya zayıf ihtimalle” de yetinmemesidir. “Ağır basan ihtimal”, “daha çok olmuş görünmesi” şeklinde özetlenebilir.
5.2. Salt İhtimal ile Ağır Basan İhtimal Arasındaki Fark
-
Basit ihtimal: “Olmuş olabilir, olmamış da olabilir; deliller dengeli.”
-
Ağır basan ihtimal: “Olmuş olma ihtimali daha güçlü; deliller, olmuş olma yönünde baskın.”
Eğer deliller tamamen eşit veya belirsiz ise, yani bir tarafın iddiasını diğerinden daha güçlü kılmıyorsa, bu durumda “ağır basan ihtimal”den söz edilemez. Bu durumda devreye ispat yükü kuralı girer; ispat yükü üzerinde olan taraf iddiasını ispat edememiş sayılır ve aleyhine karar verilir.
5.3. İspat Yükü ile İlişkisi
“Ağır basan ihtimal”, doğrudan ispat yükünün dağılımıyla bağlantılıdır:
-
Önce hangi vakıanın hangi tarafça ispatlanacağı belirlenir,
-
Daha sonra o tarafın sunduğu deliller, karşı delillerle birlikte değerlendirilir,
-
Eğer o tarafa ait vakıaların gerçekleştiği yönünde ağır basan bir ihtimal oluşuyorsa, ispat yükü yerine getirilmiş sayılır.
Dolayısıyla “ağır basan ihtimal”:
-
Bir ispat standardıdır (hukuki olgunun kabul edilmesi için gereken ikna düzeyi),
-
Aynı zamanda ispat yükü altında bulunan taraf için hedef niteliğindedir.
6. Türk Uygulamasında “Ağır Basan İhtimal”
6.1. Yargıtay’ın Yaklaşımı
Yargıtay’ın uzun yıllardır süregelen içtihat çizgisinde, medeni yargılamada ispat standardı çeşitli kararlarında özetle şu şekilde ifade edilmektedir:
-
Medeni yargılamada ispat için “gerçeğin tam ve kesin olarak ortaya konulması” gerekmez,
-
Hakimin, delillerden hareketle, olayın iddia edilen şekilde gerçekleşmiş olduğuna dair ağır basan bir kanaat edinmesi yeterlidir,
-
Şüphe halinde ve delillerin eşitliği durumunda ise ispat yüküne ilişkin kurallar uygulanır.
Bu yaklaşım, medeni yargılamada gerçeğe ulaşmanın olabilirlik düzeyinde sağlandığını; açık veya örtülü olarak “preponderance of evidence” (baskın delil/olasılık) standardının benimsendiğini göstermektedir.
6.2. Tipik Uyuşmazlık Alanları
“Ağır basan ihtimal” kriteri, özellikle şu uyuşmazlık türlerinde sıkça gündeme gelir:
-
Trafik Kazalarından Doğan Tazminat Davaları
-
Kusurun kimde olduğu,
-
Çarpmanın şekli,
-
Hız, yol durumu, ışıklandırma, emniyet kemeri kullanımı gibi hususlarda,
bilirkişi raporu, krokiler, tanıklar ve trafik tespit tutanakları birlikte değerlendirilerek ağır basan ihtimal üzerinden kusur dağılımı yapılır.
-
-
İş Kazası ve Meslek Hastalığı Davaları
-
Kazanın iş sırasında mı işyeri dışında mı olduğu,
-
İşverenin gerekli iş güvenliği önlemlerini alıp almadığı,
-
İşçinin kendi kusurunun bulunup bulunmadığı,
konularında deliller bir bütün olarak değerlendirilir. İş kazasında kusur karinesi ve işverenin ağırlaştırılmış sorumluluğu ile ağır basan ihtimal birlikte işletilir.
-
-
Tıbbi Malpraktis (Hekim Sorumluluğu) Davaları
-
Tıbbi müdahalenin tıp biliminin gereklerine uygun yapılıp yapılmadığı,
-
Komplikasyon–malpraktis ayrımı,
-
Aydınlatılmış onam verilip verilmediği,
tıp uzmanlarından alınan bilirkişi raporları, hasta dosyaları ve tanık beyanları ile değerlendirilir. Hekim lehine komplikasyon karinesi ile hasta lehine ispat yükü kolaylaştırmaları, ağır basan ihtimal standardı çerçevesinde denge bulur.
-
-
Tüketici Uyuşmazlıkları
-
Ayıplı mal veya hizmetin varlığı,
-
Ayıbın gizli mi açık mı olduğu,
-
Teslim tarihi, bildirim süresi gibi hususlar,
faturalar, mesaj kayıtları, servis formları ve tanık anlatımları ile değerlendirilir; tüketici lehine koruyucu yorum ilkesi ve ağır basan ihtimal birlikte uygulanır.
-
-
Kira ve Tahliye Davaları
-
Tahliye taahhüdünün irade fesadı ile alınıp alınmadığı,
-
Kiracının ödeme yapıp yapmadığı,
-
Tahliye sebebi olarak gösterilen ihtiyaç veya yeniden inşa–imar gibi vakıaların gerçekliği,
resmi belgeler, banka kayıtları, tanık beyanları ve bilirkişi incelemesi ışığında ağır basan ihtimal üzerinden değerlendirilir.
-
Bu örnekler, “ağır basan ihtimal”in soyut bir teori değil, günlük yargılama pratiğinde somutlaştırılan bir ölçüt olduğunu göstermektedir.
7. Delil Türleri ve “Ağır Basan İhtimal” Arasındaki İlişki
7.1. Bilirkişi Raporları
Teknik veya özel bilgi gerektiren konularda bilirkişi raporları, hakimin kanaat oluşumunda çok önemli bir rol oynar. Bilirkişi raporu:
-
Tutarlı, bilimsel, açıklayıcı ise,
-
Dosyadaki diğer delillerle uyumlu ise,
-
Taraf itirazları karşısında mantıklı açıklamalar içeriyorsa,
hakim nezdinde “ağır basan ihtimali” güçlendiren delil niteliği kazanır.
Ancak:
-
Raporda çelişki varsa,
-
Dosyadaki maddi olgularla bağdaşmıyorsa,
-
Varsayımlara dayanıyorsa,
hakim bu rapora dayanmak zorunda değildir; gerekirse ek rapor veya yeni bilirkişi atayabilir. Avukat açısından strateji, bilirkişi raporunu “ağır basan ihtimal” lehine çevirecek şekilde somut ve bilimsel itirazlar geliştirmektir.
7.2. Tanık Beyanları
Tanık beyanları da özellikle:
-
Aile hukuku uyuşmazlıklarında,
-
İş ilişkisi, fiili çalışma olgusu, mobbing iddialarında,
-
Sözlü anlaşmalar, fiili kullanım, fiili teslim gibi yazılı belgeyle tam ispatı zor hallere ilişkin davalarda,
hayati öneme sahiptir.
Hakim tanık beyanlarını değerlendirirken:
-
Tanığın olayı görme ve algılama imkânını,
-
Beyanın tutarlılığını,
-
Taraflarla yakınlık ve menfaat ilişkisini,
-
Beyanın dosyadaki diğer delillerle uyumunu,
dikkate alır. Tanık beyanlarının birbiriyle ve diğer delillerle örtüşmesi, “ağır basan ihtimal”i güçlendirir. Aksi halde, tanıkların çelişkili anlatımları delillerin dengede kalmasına yol açabilir.
7.3. Karine ve Hayatın Olağan Akışı
İspat hukukunda karineler ve hayatın olağan akışı, ağır basan ihtimali şekillendiren en önemli araçlardandır. Hakim:
-
İnsan davranışlarını,
-
Ekonomik hayatın gereklerini,
-
Zaman–mekân ilişkisinin pratikteki sınırlarını,
dikkate alarak bazı olguları karine olarak kabul edebilir. Örneğin:
-
Hastanede tedavi gören kişinin tedavi süreci hakkında doktordan bilgi aldığını varsaymak,
-
İş yerinde uzun süre çalışan işçinin belirli rutin işlemleri bildiğini kabul etmek,
-
Bir kimsenin uzun süreli kira ödemesi karşısında kira ilişkisinin varlığını karine saymak.
Taraflardan biri, hayatın olağan akışına açıkça aykırı bir iddiada bulunuyorsa, bunu destekleyecek çok güçlü deliller sunmak zorundadır. Aksi halde, ağır basan ihtimal olağan olana göre belirlenir.
7.4. Elektronik Deliller ve Dijital İzler
Günümüzde:
-
WhatsApp yazışmaları,
-
E-posta kayıtları,
-
SMS’ler,
-
Banka hareketleri,
-
Kamera kayıtları,
sıklıkla ispat aracı olarak kullanılmaktadır. Bu deliller:
-
Gerçekliği (orijinalliği, manipüle edilip edilmediği),
-
Delil elde etme yöntemi (hukuka uygunluk),
-
Kayıtların bütünlüğü (seçmeci sunulup sunulmadığı),
açısından incelenir. Özellikle zaman damgaları, IP kayıtları, lokasyon verileri, hakimde “ağır basan ihtimal” oluşmasına katkı sağlar.
8. “Ağır Basan İhtimal” Kriterinin Sınırları ve Eleştiriler
8.1. Hukuki Güvenlik Açısından Sorunlar
“Ağır basan ihtimal” kavramı, doğası gereği soyut ve yoruma açık bir ölçüttür. Bu soyutluk, bazı eleştirilere yol açar:
-
Hangi durumda “ağır basan”, hangi durumda “eşit” veya “zayıf” ihtimal olduğu her zaman net değildir,
-
Farklı hakimler aynı delil setinden farklı sonuçlar çıkarabilir,
-
Bu durum, yargı kararlarının öngörülebilirliğini azaltabilir.
Ancak unutulmamalıdır ki, medeni yargılamada delillerin değerlendirilmesi her zaman belli ölçüde takdir yetkisi içerir. Önemli olan, hakimin:
-
Kararını mantıklı ve denetlenebilir gerekçe ile açıklaması,
-
Yargıtay denetiminin de esasen bu gerekçenin isabeti üzerine yoğunlaşmasıdır.
8.2. Gerekçeli Karar Yazma Yükümlülüğü
“Ağır basan ihtimal” standardı, hakimin gerekçeli karar yazma yükümlülüğünü ön plana çıkarır. Hakim:
-
Hangi vakıaları sabit kabul ettiğini,
-
Hangi delilleri neden üstün gördüğünü,
-
Neden diğer tarafın iddialarını yeterli görmediğini,
açıkça belirtmelidir. “Deliller birlikte değerlendirildi, davacının iddiası ispatlanamamıştır” gibi genel ve klişe ifadeler, ispat standardının somutlaştırılması bakımından yetersizdir.
Sağlıklı bir gerekçede:
-
Ağır basan ihtimalin hangi delillere dayanarak belirlendiği,
-
Taraf anlatımlarının çeliştiği noktalarda neden bir tarafa üstünlük tanındığı,
-
Karinelerin ve hayatın olağan akışının nasıl gözetildiği,
ayrıntılı biçimde açıklanmalıdır.
8.3. Adil Yargılanma Hakkı ve İspat Standartları
İspat standartlarının belirsiz uygulanması, adil yargılanma hakkı (hukuki dinlenilme hakkı, silahların eşitliği, gerekçeli karar hakkı) bakımından da sorun yaratabilir. Özellikle:
-
Zayıf tarafın (tüketici, işçi, hasta vb.) aleyhine, ispat yükünü fiilen ağırlaştıran yorumlar,
-
Delil sunma imkânlarının kısıtlanması,
-
Hakimin delilleri tek yönlü değerlendirmesi,
bu hakların ihlaline yol açabilir.
Bu nedenle “ağır basan ihtimal” kriteri uygulanırken, taraflar arasında denge gözetilmeli; zayıf tarafın korunması gereken alanlarda ispat yükü ve ispat standardı hakkaniyete uygun şekilde yorumlanmalıdır.
9. Avukatlar İçin Stratejik ve Pratik Öneriler
9.1. Davaya Başlamadan Önce İspat Haritası Çıkarmak
Bir davaya başlamadan önce avukatın yapması gereken en önemli şeylerden biri, “ispat haritası” çıkarmaktır:
-
Hangi vakıayı kim ispat etmek zorunda?
-
Müvekkilin elinde hangi deliller var?
-
Hangi deliller elde edilebilir, hangileri elde edilmesi çok zor veya imkânsız?
-
Mevcut deliller, karşı tarafın muhtemel delilleri karşısında ağır basan ihtimali müvekkil lehine sağlayabilecek güçte mi?
Bu analiz sonunda:
-
Dava açılıp açılmayacağı,
-
Açılacaksa hangi hukuki sebebe dayanılacağı,
-
Alternatif olarak ispat yükünü hafifletecek veya karine oluşturan talep tarzlarının mümkün olup olmadığı belirlenmelidir.
9.2. Dilekçelerde Sadece Olayı Değil, İspat Stratejisini de Kurgulamak
Özellikle ilk dava dilekçesi ve cevap dilekçesi, sadece olay anlatılan metinler olmamalı; aynı zamanda ispat stratejisinin iskeleti olmalıdır:
-
Hangi vakıa hangi delille ispat edilecekse, açıkça belirtilmeli,
-
İspat yükünün karşı tarafta olduğu durumlar hukuki gerekçesi ile ortaya konmalı,
-
Karine ve hayatın olağan akışı, açıkça dile getirilmeli,
-
Yargıtay’ın “ağır basan ihtimal” vurgusu, uygun cümlelerle hatırlatılmalı.
Böylece hakim daha baştan, uyuşmazlığı ispat kuralları ve ispat standardı çerçevesinde görmeye yönlendirilir.
9.3. Bilirkişi ve Tanık Delilini “Ağır Basan İhtimal” Lehine Şekillendirmek
Avukat, bilirkişi ve tanık delillerini sadece “sunmakla” yetinmemeli; bütünüyle senkronize hale getirmelidir:
-
Tanık listesi hazırlanırken, tanıkların olayı görme imkânı, tarafsızlıkları, olayın hangi yönünü aydınlatacakları planlanmalı,
-
Bilirkişi incelemesinde, sorular mümkün olduğunca somut ve yönlendirici olmayan fakat olguyu netleştirici şekilde formüle edilmeli,
-
Gelen rapora yapılacak itirazlar, sırf sonuç üzerinden değil, metodoloji, veri seti, varsayımlar üzerinden şekillendirilmelidir.
Amaç, hakim nezdinde şu izlenimi yaratmaktır:
“Bu dosyadaki deliller bir bütün olarak değerlendirildiğinde, müvekkilin anlattığı senaryo ağır basan ihtimalle doğrudur.”
9.4. Karine ve Hayatın Olağan Akışı Üzerinden Argüman Kurmak
Pek çok dosyada yazılı delil veya doğrudan tanık bulunmayabilir. Bu hallerde avukat:
-
Maddi hayatın kurallarından,
-
Ekonomik–sosyal gerçeklerden,
-
İnsan davranışlarının psikolojik ve sosyolojik özelliklerinden,
yararlanarak “ağır basan ihtimal” lehine argüman geliştirebilir.
Örneğin:
-
Bir kimsenin uzun yıllar boyunca hiçbir itirazda bulunmadan kira ödemesi, kira ilişkisinin varlığı lehine güçlü bir karine oluşturur.
-
Bir işçinin, uzun süre aynı işyerinde düzenli çalışması, fiili iş ilişkisi ve ücret alacağı iddialarını destekler.
Bu tür argümanlar, özellikle yazılı delil yokluğunda, hakimin zihninde olayın yaşanma biçimi konusunda makul ve baskın bir senaryo oluşturmayı amaçlar.
9.5. Gerekçeli Kararı İstinaf/Temyizde İspat Standardı Üzerinden Tartışmak
İstinaf veya temyiz aşamasında avukatın sadece “delil takdirinde hata var” demesi yeterli değildir. Şu sorular sorulmalıdır:
-
Mahkeme, hangi delili neden üstün gördüğünü gerekçede açıkça açıklamış mı?
-
Deliller arasında mantık dışı, hayatın olağan akışına aykırı değerlendirmeler var mı?
-
Mahkeme, ispat yükünün hangi tarafta olduğunu doğru belirlemiş mi?
-
“Ağır basan ihtimal” değerlendirmesi somut gerekçelerle mi yoksa klişe ifadelerle mi yapılmış?
Bu çerçevede, istinaf/temyiz dilekçelerinde:
-
Hem usul hukuku bakımından ispat yükü hataları,
-
Hem de esasa ilişkin delil değerlendirme yanlışları,
sistematik şekilde ortaya konulmalıdır.
10. Sonuç
Türk medeni usul hukuku bakımından, bir davanın sonucunu belirleyen en kritik unsurlardan biri ispat yükü ve ispat standartlarıdır. Kanun koyucu, TMK m. 6 ve HMK’daki ispat hükümleriyle ispat yükünün genel çerçevesini çizmiş; Yargıtay içtihatları ise bu çerçeveyi “ağır basan ihtimal” standardı ile somutlaştırmıştır.
Bu makalede görüldüğü üzere:
-
İspat yükü, bir vakıanın ispat edilememesi halinde kimin kaybedeceğini belirleyen bir risk dağılım aracıdır.
-
Medeni yargılamada ispat standardı, ceza yargılamasındaki gibi “her türlü şüpheden uzak kesin kanaat” değil; “ağır basan ihtimal” seviyesindedir.
-
Hakim, delilleri serbestçe takdir ederken bilirkişi raporlarını, tanık beyanlarını, elektronik kayıtları, karineleri ve hayatın olağan akışını birlikte değerlendirir; bu süreçte inandırıcı ve tutarlı delil seti “ağır basan ihtimal”i belirler.
-
Gerekçeli karar, hangi delillerin hangi gerekçeyle üstün tutulduğunu ve ağır basan ihtimalin nasıl belirlendiğini açıklamak zorundadır.
-
Avukat bakımından ise ispat, yalnızca delil sunmak değil; stratejik bir planlama, argümantasyon ve delil yönetimi sürecidir. Davaya başlamadan ispat haritası çıkarılması, dilekçelerde ispat stratejisinin kurgulanması, bilirkişi–tanık delillerinin uyumlu hale getirilmesi ve karine/olağan akış üzerinden argüman kurulması, müvekkilin lehine ağır basan ihtimal yaratmanın temel araçlarıdır.
Sonuç olarak, “ispat yükü ve ispat standartları” kavramlarına hâkim olmak, pratikte çoğu zaman “davanın kazanılması veya kaybedilmesi” anlamına gelir. “Ağır basan ihtimal” kriterini bilinçli ve sistematik şekilde kullanan avukat, hem ilk derece yargılamasında hem de istinaf/temyiz aşamasında müvekkilinin haklarını çok daha etkin şekilde koruyabilecektir.